Bölüm Şarkısı - Yüzyüzeyken Konuşuruz / Uykusuz ve Dengesiz
Bugünki yaşadığımız rezillikten sonra müdürün odasını bulma konusunda kimseden yardım almadan, kendi çabalarımızla odasını bulmuş; bulduğumuzda ise durumu özet geçerek sınıfımızı sormuştuk. İkinci dönemin ilk haftasında olduğumuz için, sınıfların tekrar düzeleceğini kayıtlarımızın da henüz alınmadığı ve bu sürede herhangi bir sınıfa gidebileceğimizi söylemişti. Bu kadar umursamaz olması bizi şaşırtırken birbirimize baktık. Üçümüzün de böylesine bir konuşma beklemediği âşikardı.
"Peki o halde." diyerek çıktığımız müdür odasının kapısını kapatarak yan yana koridorda yürüdük.
Herkesin derste olmasının avantajın kullanıp, sessiz olan koridorda gün hakkında değerlendirmelerde bulunduk. İlk günden okulun çoğuna rezil olmamız iyi olmasa da, hiç birimiz bunu dert edip neşemizden ödün vermemiştik.
On birinci sınıfların olduğu kata çıktığımızda Lila, dahiyane sorusunu yöneltti. "Ee, biz hangi sınıfa gireceğiz?" Omuzlarımı bilmem dercesine kaldırırken Asel dudak büzdü.
"Güzel bir fikrim var." Tek kaşımı kaldırıp söylemesini belirtecek şekilde baktım. "Şimdi herkes gözlerini kapatıp koridorda ilerleyecek. Sağa ya da sola döndüğünde hangi kapı karşısına çıkarsa oraya girecek." diye sözlerini tamamladı Asel.
Bakışlarım koridorun diğer ucuna kaydı. Aşağı yukarı on tane kapı vardı ve koridor geniş olduğu için birbirimize çarpma ihtimalimiz de oldukça düşüktü.
"Kabul."
Hemen koridorun başında yan yana geçip ve Asel'den gelecek komutu bekledik.
"İleri!"
Ellerimi öne doğru uzatarak karşıma çıkarabilecek herhangi biri ya da bir şey karşısında önlem aldım. Sessiz koridorda üçümüzün ayakkabılarının sesinin dışında ses çıkmazken, sınıftaki öğrencilerden hafif uğultular geliyordu.
Birkaç adım sonra durarak sağa mı yoksa sola mı diye düşündüm. Sağ tarafı seçerek gözlerimi açtığımda, sınıf kapısı birkaç adım ilerimdeydi. Kapıyı tıklatmadan hemen önce koridorun öbür tarafına yürüyen Asel'e ve koridorun ortasında durmuş ne yapacağın karar vermeye çalışan Lila'ya gülerek bakmayı da ihmal etmemiştim.
"Gel."
Aldığım komutla, kapıyı açarak önce kafamı daha sonra da tüm bedenimi içeri soktum. Otuzlu yaşlarının ortasında olduğu belli olan kadın öğretmenin soran gözlerle bakması üzerine açıklamada bulundum.
"Yeni öğrenciyim."
Bakışlarımı kısa bir süreliğine hocadan alarak uğultuların yükseldiği sınıfta gezdirdim. Dakikalar öncesinde yaşanan olaydan haberdar olduklarını kanıtlayan ayrıntıdan biri buyken, gülüşerek laf atma çabaları da ikincisiydi. Gözlerimi devirmemek için direnirken "Tanıt bakalım kendini." diyen hocayla sınıfa çevirdiğim gözlerim tekrar hocayı buldu.
"Çakıl Erva Alkan." demekle yetindiğimde, ismin dışında başka ne diyebileceğimi düşünüyordum. Fakat aklıma gelen bir şeyler yoktu.
"Pekâlâ, geç bakalım bir yere."
Gözlerim direkt en arka sıralarda gezinirken dolu olduklarını gördüğümde üzüldüm. En arka sıralar her zaman favorimdi.
Cam kenarından üçüncü sıranın boş olduğunu gördüğümde oraya ilerledim.
El mahkum buraya oturacaktım artık. Çantamı masanın üzerine koyup cam kenarına yaslandım.
"Selam!" Ön sıramda oturan kız arkasını dönerek konuştu.
"Selam." dedim samimi tutmaya çalıştığım sesimle.
"Ben Gökçen."
Uzattığı elini tutarak sıktım. "Çakıl. Memnun oldum."
Gökçen önüne döndüğünde tahtaya bir şeyler yazan hocayı umursamayıp sınıfı süzmeye başladım. Çatık kaşlarımla "Kız sayısı ne kadarda az." diye mırıldandığımda "Sınıfta ve okulda kızlar azınlıktadır ama zamanla artış göstermeye başladı." dedi önüne dönmeden. Anladığımı belirten mırıltılar çıkardım.
Tam kızlara bir şey söylemek için alışagelmiş olduğum şekilde yanıma baktığımda kimseyi görememek gözlerimin kocaman açılmasıyla sonuçlandı. Hay Allah belamızı..
Kızlarla aynı sınıfa girmemiştik ki! Asel'in aklına uyarsak böyle olurdu işte.
Hocaya kısa bir bakış atıp, hâlâ tahtaya anlamsız şeyler yazdığını görünce telefonumu elime aldım. w******p grubumuza girdiğimde durumu ilk kendimin fark ettiğini anladım.
"Gökçen, teneffüse ne kadar var?" Bir öğrencinin kurtarıcısı olan zil tam şu anda kahramanım olarak işe başlamalıydı.
Telefonun ekranı açarak saate baktı. "Kırk geçe çalıyor, beş dakika kalmış." Beş dakika beklenirdi herhalde?
"Tamamdır. Çok teşekkürler." dedikten sonra kızlara azarlamalarımla dolu bir mesaj gönderdim.
Daha sonra, dersi dinlemeye çalışabileceğime karar verdim. Sonuçta dersin son beş dakikası, dersi dinlesem bir şey kaybetmezdim diye düşünüyorum fakat tahtadaki rakamlardan dersin matematik olduğunu anladığım on saniyelik dilimde dinlemekten hemen vazgeçip kafamı sıraya gömdüm.
-
Zilin sesini duymamla ayaklandım. Onları aramak için telefonumu sıranın altından almıştım ki ekranda Asel'den gelen arama belirdi.
"Neredesin?"
Sorusuyla bulunduğum ortama göz attım. Birkaç kişi hariç herkes kendi halindeydi. O birkaç kişi ise dedikodu yaptıklarını belli etmek istercesine yüzüme baka baka konuşuyorlardı. Bir de dedikoduyu kadınlara özgü kılmaya çalışırlardı!
"Sınıftayım, asıl siz nerdesiniz?"
"Aynı sınıfa girmediğimizi fark edip, sizi bulmak için koridora çıktım." Söylediğine istemsizce güldüm. Ne kadar da akıllıydık böyle!
"Acaba Lila nerede?" Sorusuyla onu araması gerektiğini söyleyecektim ama tam o saniye telefonun diğer ucundan "Lila!" diye bağırdığında onu bulduğunu anlayıp vazgeçtim.
"Kanka, onu buldum, şimdi senin yanına geleceğiz. Hangi sınıftasın?"
Sınıfın adını anımsamak için kısa süreli düşündüm. Emin olamadığımda ise kapının önüne gelerek tabelaya baktım.
"11-E."
"Tamamdır bebek, görüşürüz."
Kızları burada bekleme fikri cazip gelsede, koridordan geçenlerin bakışlarına maruz kalmak gerilememe sebep olduğundan kapının önünden uzaklaşıp az önce oturduğum sıraya adımladım. Sınıfa adımımı attığımdan beridir ismimin geçtiği konuşmalar bir an olsun azalmamıştı.
Bir süre bekledikten sonra ismimi duymamla Asel ve Lila'nın gelmiş olduğunu gördüm.
Hararetli hararetli konuşan erkek grubunun ilgi odağı benim üzerimden kızlara çevrildiğinde; onlar çoktan ön sırama oturmuştu ve Lila, bir şeyler anlatmaya başlamıştı.
Yaptığımız saçmalığı konuşup gülüşürken, birinin "İlk günden rezil olmak nasıl bir duygu acaba?" dediğini duydum.
"Nasıl olduğunu onlara sormak lazım ama baksana şunlara rezilliklerine ağlayacakları yerde gülüyorlar."
"Karışmayın oğlum kızlara, rezil olmaya alışık oldukları içindir belki."
Her kafadan farklı bir ses çıkıyor, sanki burada değilmişiz gibi bizimle ilgili atıp tutuyor, üstüne üslük lavabodaki taklidimiz yapıyorlardı. Kızlarla gözlerimiz birleştiğinde, farkında olmadan ayaklanmıştık bile.
"Bana baksana sen çakma mukallit!" diye bir kuz sesi geldiğinde, gülüşme sesleri azalırken taklit yapma konusunda berbat olan çocuk sesin geldiği yöne bakıp "Ben mi?" diye sordu. Az önce konuşan kız kafa salladı. Ben de ona destek vermek için konuştum, "Burada senden başka junior mukallit mi var?"
Kullandığımız kelimeyi anlamadığı yüz ifadesinden anlaşılıyordu. Alayla güldüm. "Ne oldu, anlamadın mı yoksa?" Lila lafı ağzımdan alıp söylediğinde Gökçen devam ettirdi. "Deminden beri saçma sapan konuşurken her şeyi biliyor gibi davranıyordun oysa."
Ne diyeceğini bilemeyerek afalladı. Dudakları birkaç kez aralanıp geri kapandı. Kelimenin anlamını bilmediği için yorum yapamadığını farz ediyordum.
Asel, "Bir daha ki sefere bilgin olmayan şeylerle ilgili konuşmak yerine, bence böyle sessiz kalmalısın." dedi. "Çünkü emin ol biz o zaman bu kadar sakin kalamayabiliriz."
Asel'in sesinin duyulması ardından kapının önünden başka bir ses geldi. Bu, bize oyun oynayan oğlanlardan biriydi. Kapının pervazına yaslanmış, gevşekçe sırıtıyordu. "Ne yaparsınız? Bizi kızlar tuvaletine götürüp intikam mı alırsınız?" Erkeklerden büyük bir kahkaha yükselirken gülümsedim.
"Aslında sizi erkekler tuvaletine götürerek intikam almayı düşünüyorduk."
-
Sınıftakilere karşı bizi savunan kızlar ve onlara karşı sergilediğimiz tavır sayıca az da olsak geri adım atmayacağımızı belli eder nitelikteydi. Bunun yanı sıra açık ve net bize bulaşacakları takdirde karşılığını alacaklarını belirtmiştik. Buna ilk adım olarak bugünün intikamını alacaktık. O konuyla ilgili fikirlerim de vardı. Lila'dan öğrendiğimiz kadarıyla o üç çocukla aynı sınıftaydı. Biz de onlara meydan okuyacağımızı göstermek için ilk iş olarak o sınıfına geçmiştik.
Günün geri kalanındaki gözlemlerimize dayanarak kızlar ve erkekler arasında bir düşmanlık olduğunu sezmiş, bundan emin olmak için de Gökçen'e sorular sormuştuk. Anlattıklarına göre yaklaşık iki buçuk yıl önce, okul yalnızca erkek lisesiymiş. Fakat daha sonra başarı durumuna göre sınıflar oluşturulduğunda, kızlar tarafından da tercih edilecek okul olmuş. Kızların kendilerinden daha başarılı olmasına dayanamayan erkekler de onlara bir oyun oynamış ve her şey bu şekilde başlamış.
"Yani anlayacağınız, kızlara olan kıskançlıkları yüzünden okul ikiye ayrılmış bir durumda.
"Peki hiç sıkılan yok mu? Yani bu düzeni değiştirmeye çalışan birileri?"
"Bak, şöyle düşün. Sen yan sınıftan birileriyle kavgalıysan eğer, çevrendeki arkadaşların da ister istemez ya cephe alır ya da onlara senin yaklaştığın gibi yaklaşır. Bu durum da aynen öyle. Alt sınıflar yeni olduklarından ve eziklenmek istemediklerinden bu durumu değiştirmeye çalışmayıp bize uyuyorlar. On birinci sınıfların da geneli sıkı fıkı olduğu için, birbirlerini destekliyorlar. Az önce de bunu gördünüz zaten. Ama on ikinci sınıflar için durum biraz farklı..."
Asel, "Nasıl farklı?" dedi merakla.
"Son sınıf oldukları için, 'Nasılsa seneye gidiyoruz.' mantığı var onlarda. Kimse kendini ortaya atmıyor, uğraşmaya tenezzül etmiyor anlayacağınız."
"Peki kızlar bu durum hakkında ne düşünüyor?"
Parmaklarıyla sırada ritim tutmayı sonlandırıp gözlerini yüzüme çevirdi. "Kızlar erkeklere oranla daha barışçıldı önceden. Böyle saçma oyunlara gerek olmadığını, arkadaşça eğilim göstermelerini istiyorlardı. Ama işte katır inadı mı dersiniz, nuh diyor peygamber demiyor mu dersiniz yoksa kıskanç köpekler mi bilmem." Son söylediğine gülüştük. "Ama bir süre sonra bizi de çileden çıkardılar ve karşılık vermeye başladık. Artık her iki taraf da birbiri hakkında iyi şeyler düşünemiyor." diyerek omuz silkti.
"Bunlar çete gibi bir şey o zaman?"
Kendi kendime yürüttüğüm fikir Gökçen'i güldürmüştü. "İlahi Çakıl," dedi. "Hepimiz on yedi yaşında bir avuç ergeniz. Bazılarımız olgun olsa da, kanımız deli aktığından mıdır bilmem çoğumuz işin eğlencesine kapılıyoruz. Yani sandığın gibi kötü çocuklar falan yok. Sadece bazen dozu kaçırıyorlar, hepsi bu."
"Endüstri Meslek deyince aklımda böyle keko, elinde tesbih, çakı... Ne bileyim böyle anormal tipler canlanıyor."
Lila aklına gelenleri hızlı hızlı sıralarken Gökçen gülmeye devam ederek tepkilerini izliyordu.
"Nerdeyse herkesin zihinden canlanan ve meslek liselerinin genelinde olan bu. Fakat burası normal bir lise değil."
Normal olmadığını zaten anlattıklarıyla ve gördüklerimle gayet iyi anlamıştım.
O anlatmayı sürdürürken daha farklı neler duyacağımı tahmin etmeye çalışıyordum. Lakin bir adım sonrasında bile ne yapacağımı hesaplayamazken, bunu düşünmek aptallıktı.
Asel'in sorusuyla tekrar ilgimi onlara verdim. "Peki ya şu Tuğra'nın yanındaki diğer ikisinin ismi ne?"
"Kumral olan Yalın." dediğinde Tuğra ile yazıları değiştirenin o olduğunu hatırlamıştım.
"Diğeri ise Yargı." demesiyle, duyduğum şeyin gerçekliğini test etmek maksatlı "Cidden mi?" diye sordum. Kafasını sallayarak onayladığında, ağzımdan firar eden kahkahayı engelleyememiştim.
"Neden gülüyorsun?" diye sordu Gökçen merakla harmanlanmış gözlerini ilgiyle bana çevirip.
"Ben de Yasama Yürütme!"
Asel ve Lila bezmiş ifadelerini takınırken, Gökçen 'Oldu o zaman.' tavrını takınıp sıradan kalktı ve tahminen kendi sınıfının yolunu tuttu.
Bense hiçbirini takmadan gülmeye devam ettim. Bu isimle daha çok dalga geçecektim.
-
Okul çıkışı eve gitmeden önce kızlarla konuştuğumuz gibi ilk onların evlerine uğramış, taşınacağımız için eşyalarımı toparlamamda yardıma ihtiyacım olduğunu söyleyerek gece bizde kalmalarına dair annelerinden izin kopartmıştık.
Sabah eve uğramadan okula geçecekleri için de ihtiyaçları olan eşyaları almıştık. Bizim eve gelene kadar birkaç kere kızlara arabanın önüne atlayıp ölme düşüncesi yaşatacak espriler yapmış, daha sonra canlarını bağışlayıp susma kararı almıştım.
Nihayet eve vardığımızda hemen yemeğe gömülmüş, sonra odama çekilmiştik.
Geçen yaz aldığım mavi askılımı da katlayıp valize koyarken erkeklere karşı yaptığım planı anlatmayı henüz bitirmiştim.
"Üçümüzün bu planın üstesinden gelebileceğini sanmıyorum." dedi Asel.
"Bence de." diye onayladı Lila.
Yavaşça kafamı salladım. "Bize kimin yardım edeceğini biliyorum."
Bir müddet bakıştık. Ardından üçümüzün de sinsi sırıtışlarıyla beraber aynı anda kurbanımızın adını söyledik.
"Gökçen!"
Kötü kadın kahkahaları atarak telefonumu kaptığım gibi okul çıkışı numarasını aldığım Gökçen'e mesaj attım.
-
Planın heyecanıyla yanıp tutuşurken, kahvaltıyı aceleyle etmiştik. Öncesinde karar verdiğimiz eşyaları yanımıza alırken bir şeyleri unutmamak adına fazlasıyla temkinli davranmayı ihmal etmedik. Gece geç saatlere kadar her ayrıntısını düşünüp kararlaştırdığımız planda aksilik çıkmasını istemiyorduk
Babamın kahvaltısını bitirmesiyle vakit kaybetmeden evden çıktık. Babamın anlamaz bakışlarıyla birlikte sırıtarak ayakkabılarımızı giydikten sonra hemen arabaya doğru ilerledik. Arabanın önüne geldiğimizde ben hemen ön koltuğa kurulurken, Lila ve Asel arkaya oturdu.
Sessiz geçen araba yolcuğu, dakikalar sonra okula geldiğimizde son buldu.
Sınıfa uğramadan eski sınıfıma, yani Gökçen'in yanına gidip onu telefonuyla oynarken bulmuştuk.
"Günaydın!" diye cıvıldayan Asel'e aynı şekilde karşılık verdi. Kenara kayarak yanına oturmamızı belirttiğinde Lila yanına, Asel ve ben ön sıralarına oturduk.
"Plan için birkaç kızın daha yardımı gerekiyor."
"Selin, Duygu! Gelsenize." diyerek anında yanımıza iki kızı çağırdığında tebessüm ettim.
Lila, Duygu ve Selin'e bakarak "Bir intikam planımız var." dedi kısaca. Kızlar sinsi bakışlarıyla arka sıradaki erkeklere baktıktan sonra yüzlerinde bir gülümseme oluştu.
"Varız."
Sırıtarak etrafa göz atıp bizi dinleyen birilerinin olmadığına emin olduktan sonra öne eğildim ve dâhiyane planımı anlatmaya başladım.
-