9

1609 Kelimeler
Yargı'nın kırılan telefonuyla uzunca bir süre dalga geçmiştik. Tuğra ve Yalın'da bunu nasıl başardığını sorup durmuşlardı. Verdiği cevap ise; zürafa bacaklı biri bacağına çarpınca elimden düştü oldu. Burdaki zürafa bacaklı biri tabikide ben değildim. Neden olayım ki! Yargı bunun bedelini ödeyeceğimi ve ona yeni bir telefon almamı da söylüyordu. Peki ben takıyor muydum? Tabiki de hayır! Ben mi dedim ona telefonunu aşağı doğru bırakta kırılsın diye? Yine hayır! Her şekilde ben masumum yani! Yargı'yla bir süre tartıştıktan sonra Egemen ve kızlar artık gitmemiz gerektiğini söylemiş ve oyuncakların olduğu kattan alt kata inmiştik. Çantamın yanımda olmadığını fark ettiğimde nerde bırakmış olabileceğimi düşündüm. En son pizza yerken yanımdaydı, yani sanırım. Bizimkilere çantamı unuttuğumu on dakikaya geleceğimi söyleyerek yanlarından ayrıldım. Pizza yediğimiz yerdeki masaya baktığım da orada olmadığını gördüm. Görevlilerden birine sorduğumda ise kimsenin kayıp bir çanta getirmediyi cevabını almıştım. Burda yoktu. Karta para yüklerken cüzdanından çıkardığına göre, cüzdanınıda çantandan çıkarmış oluyorsun. Yani çantan oyuncakların olduğu yerde canım. Yine fazla zekiyim! İç sesimin egosu Yargı'nın egosuyla yarışacaktı yakında. Gerçi onun egosuna ulaşmak,Dünya-Mars arası kara yolunun yapılması gibi imkansız bir durumdu. Yürüyen merdivene ilerleyerek üst kata çıktım. Tabi bu sırada, yürüyen merdivende gerçekten yürüyen ergenler görmüştüm. Acaba yanlış mı anlamışlardı? Mesela yürüyen merdivende yürümeleri gerektiğini, koşan merdivende ise koşmaları gerektiğini falan mı sanıyorlardı? Koşan merdivenin olduğu konusunda şüphelerim vardı tabi! Buna daha sonra kafa yormayı aklımın bir kenarına not ederek az önce bindiğimiz ama adını hala bilmediğim oyuncağın çevresine bakındım. Bulamayınca kartlara para yükleyen yani masa başındaki görevliye sordum. "Pardon çantamı burda bir yerde kaybettim sanırım. Acaba buraya bırakan oldu mu?"konuşmamı bitirmemi bekleyen abla, masanın çarprazına kısa bir bakış atarak konuştu. "Çantan ne renkti canım? Ve içinde ne vardı?". Çantanın gerçek sahibinin ben olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. "Koyu yeşildi. İçinde siyah küçük bir cüzdan, deodorant ve birkaç tane de makyaj malzemesi vardı."başıyla beni onaylayıp yerinden kalktı ve az önce bakış attığı yerden çantamı alarak uzattı. Teşekkür ederek yürüyen merdivenlere yöneldim. Alt kata inip diğer kata inen yürüyen merdivene ilerleyeceğim sırada, karşı masada oturan kişiler çekti dikkatimi. Milas? Onun burada ne işi vardı? Daha doğru bir tabirle Yargı'larla aynı masada ne işi vardı? Bu duruma anlam vermeye çalışıyordum fakat kafam karışmıştı. Okula başlayalı çok uzun bir zaman olmamış, geldiği ilk gün Yargı'yla ters düşmüşlerdi zaten. Lakin şuan aynı masada gülerek sohbet ediyorlardı. Bu nasıl çelişkiydi böyle? Ne ara yanlarına gelmiştim bilmiyorum ama beni ilk farkeden, yüzü benden tarafa dönük olarak oturan Milas olmuştu. "Çakıl?"sesi şaşkınlığını gün yüzüne çıkarmıştı. Adımı söylemesiyle masadaki tüm bakışlar bana dönmüştü. "Milas?"dedim soru soran ses tonumla. Masadakilere bakış atarken Milas'ın kuzeni olan ama daha tanışmadığımız çocuğunda burada olduğunu fark ettim. Milas'ı göz hapsine almış şekilde gözlerimi kısarak baktım. Telaşa kapılmış yüz ifadesini normal hale sokmaya çalışır gibiydi. Neden telaş yapmıştı anlamıyordum. "Ne yapıyorsun burada?"aslında bu soruyu soran kişi ben olmalıydım. "Bizimkilerle geldik."yanında oturan Yargı'ya göz ucuyla bakarak konuşmaya devam etti "Sizinkiler?". "Egemen ve kızlar."dedim omuz silkerek. Neden beni sorguya tuttuyordu ki? Belki ileride sorgu memuru olmayı düşünüyordun! diyen iç sesimi ağzını burnunu kırmakla tehdit ederek kovdum. Başımdan gitmesi için şiddet kullanmakla mı tehdit etmeliydim yani? Şiddet kullanılmaz, uygulanır! Çünkü eşya değil! Burdan anladığım şey ise şiddetin çözüm olmadığı! İç sesimle girdiğim saçma muhabbetten gerçek hayata döndüm. "Egemen? Canlı yayındaki çocuk mu?"iç sesim, ileride sorgu memuru olmayı düşünmesi konusunda haklı olabilirdi. Acaba ön prova falan mıydı onun için? Bir dakika ya.. Milas benim canlı yayınımı mı izlemişti? Kesin bana aşık! Şaka şaka.. "Evet"diye yanıtladım sorusunu. "Peki sen?"diye sordum. Anlamadığı belli eden bir bakış attı. Boğazımı temizleyerek konuştum. "Senin burada bunlarla ne işin var?" 'bunlar' kısmını bastırarak söylemiştim. Bende olan bakışlarını Yargı'ya çevirdi usulca. Anlandırmadığım şekilde bakmayı sürdü. "Koray'la buralarda geziyorduk, Yargı'larda kibarlık göstererek masalarına davet etti!"Koray kuzeninin adıydı büyük ihtimal. Ayakkabısının adı olacak hali yok ya! Belki senin gibi sayko bir iç sesi vardır ve adı Koray'dır diyerek iç sesimi sus pus ettim. Yargı'dan bu kibarlığı beklemiyordum. "Aynı Yargı'dan bahsettiğimize emin miyiz?"diye sordum şüpheci şekilde. Soruma soruyla karşılık verdi "Neden?" Nedeni mi vardı sanki. Yargı aptalı hiçte kibar biri değildi. "Her neyse, seni yanlarında görmek tuhafıma gitmişti doğrusu. Ki hala gidiyor.. Neyse görüşürüz"Yargı ve grubu sizinle görüşmeyelim mümkünse! "Bizde kalkıyorduk, bekle istersen beraber gidelim"fark etmez demek istercesine omuz silkmekle yetindim. Oturduğu sandalyeye asmış olduğu siyah deri montunu alarak ne fazla yapılı, ne de fazla cılız olan bedenine geçirerek fermuarını çekti. Koray'da ayaklanarak montunu giydi. Yargı'lara baş selamı veren Milas referans (nasıl yazılır bilmiyorum kfşsözğzş) yaparak önden beni buyur etti. Tebessüm edip başımla teşekkür ederim işareti yaptım. Umarım bu hareketi yaparken kafasını üç yüz altmış derece döndürmeye çalışan baykuş gibi durmamışımdır! Milas ve Koray'la AVM'nin çıkışına ulaştığımızda beni beklemekten ağaç olmuş hatta kök salmaya hazırlanan bizimkileri gördüm. İlk isyan Egemen'den geldi. "Nerdesin be kızım? İki saattir seni bekliyoruz"bu haline göz devirmeye çalıştım. Evet! çalıştım diyorum çünkü artık beceremediğim gerçeğini kabullendim. "Patlama be! Geldik işte". Asel ve Lila'dan herhangi bir isyan cümlesi bekliyordum fakat onlar Milas'ı göstererek imalarda bulunmaya fırsat bulamadıkları için cümle bile kuramamışlardı. Yalandan öksürerek bu hallerine son vermeleri konusunda kızlara mesaj göndererek, uyarıda bulundum. Vermiş olduğum mesajı anlayan Asel konuştu. "Aa Milas sende mi buradaydın?"biraz daha bağırsaydın da duyma kaybı yaşasaydık! "Aynen"diye yanıtladı sorusunu. Kendimi tutmaya çalışmadığım için olsa gerek saçma bir kelime döküldü dudaklarımdan "Güneşnen!"söylediğim şey üzerine herkes sanki tuttuğu takıma küfretmişim gibi bakmaya başladı. ▪ Dün olanların üzerinden birgün geçmişti. Dün olduğuna göre dört gün geçmesi gerekmez miydi?diyen iç sesim tüm keyfimi kaçırdı. Yani tamam saçma bir cümle kurmuş olabilirdim fakat böyle saçma bir espriye ne gerek vardı değil mi? Her neyse! Yargı'nın telefonunu kırmamın üzerinden birgün geçmiş, yeni bir okul gününe merhaba demiştim. Sabah uyanmak ne kadar zor olsada okulu seviyordum. Eğlenceli olduğu zamanlarda! Gerçi o zamanlarda kim sevmiyordu ki? Derse gireli on dakika olmasına rağmen bana on gün gibi geliyordu. Sebebi hocanın gıcık olmasından mı uyuşuk olmasından mı bilinmez! Sağ elimi çeneme yaslayarak ofladım. İnşAllah hoca üç cümleyi dersin sonuna kadar söyleyebilirdi. Bu yakınışlarım tembel bir öğrenci olduğumdan değil aksine başarılı bir öğrenci olduğum içindi. Mesela bu hoca derste on cümleyi zor kurarken, başka hoca bir kitabı anlatırdı. "Evet Tuğra?"bakalım ne soracaktı? "Hocam konuyla alakası yok ama yinede soracağım. Sormazsam eğer cevabını bulamam bulamazsam da kafayı yerim"hoca 'yemişsin zaten yiyeceğin kadar'bakışları attı. "Hocam danışmaya danışmak için danışmak mı lazım? Birçok kişiye sordum ama cevap alamadım. Sizce danışmak mı lazım?" danışmak mı lazımdı ki? Aslında bizim danışmaya danışacağımızdan kime neydi? Ne gerek vardı yani danışmaya danışmadan önce gidip başka birine danışmaya? Bence danışmaya danışmak için başka birine danışmaya gerek yoktu. Sınıfta büyük bir sessizlik hakimdi. Herkes sorunun cevabını düşünüyordu herhalde. Hoca sandayesine oturarak düşünme pozisyonunu aldı. Evet düşünmenin de bir pozisyonu var! Sağ elinin işaret parmağını çenesine yaslamış kaşları çatık şekilde duruyordu. İşte bu düşünme pozisyonuydu! "Şimdi evladım! Danışmaya danışıp danışmamak sana kalmış ister danış ister danışma!" tamda hocadan beklenecek bir cevaptı bu. Tuğra konuşmak için ağzını açtığı sırada hocanın bakışlarıyla ağzını geri kapattı. Açık kalsaydı da sinek mi kaçsaydı? Sevgili iç ses; acısıyla tatlısıyla seninle on yedi yılımız geçti. Lütfen artık geçmesin defol git! Ne yüzsüz bir iç sesim vardı. İç sesimi gitmesi konusunda ikna etmeye çalışıyordum ki tenefüs zili çaldı. Bunu bekliyormuşcasına ayağa kalkarak kendimi koridora attım. Asel ve Lila'da aynı şekilde soluğu koridorda aldıklarında bahçeye çıktık. Her yeri net görebileceğimiz bir banka oturduk. Her yeri net görmek önemli çünkü kim ne yapıyor anında fark ediliyordu. Asel Lila'ya yeni açılan oyun salonundan bahsediyordu. Konuşmalarının sıkıcılığıyla telefonumu açarak sırayla sosyal medya hesaplarıma giriş yaptım. i********: da son bildirimlerde beni takibe başlayan kişiler vardı. Yargıadal_ seni takip etmeye başladı. Tuğracan seni takip etmeye başladı. Milas_Alsancak seni takip etmeye başladı. Cool-be(y)alınn seni takip etmeye başladı. Ve birkaçı daha. Hesabımı gizli hesap olarak değiştirdim. Önüne gelen takip etmeye başlamış resmen. Aaaa yol geçen hanı mı burası ayol? İçimde bir yerlerde mahalle karısının yattığını biliyordum. "Evladım in bak aşağı.."ne olduğu konusunda pek bir fikrim yoktu. Kim aşağı inecekti? Sen değilsin bence. Egon falan malum... Ne kadar da komik bir iç ses. Sanane hasham! "Oha! biri intihar ediyormuş hadi gelin bakalım"diyerek yanımıza geldi Gökçen. Okulun çıkışının karşısındaki binanın önündeki kalabalığın içine girdik. Bizim okuldan kim gördüyse buraya doluşmuş resmen! Kafamı kaldırarak beş altı katlı binanın son katına çıkmış aşağı doğru bakan çocuğa baktım. Çocuk diyorum ama benden en fazla bir iki yaş büyüktür. "Oğlum in aşağı konuşalım"diye atıldı amcanın biri. "Nee konuşması yaa!"harfleri uzatarak ve ağzını yayarak konuşuyordu. Sarhoş mu bu? Teyzelerin 'yavrum daha gençsin' amcaların 'evladım sorununu böyle çözemezsin'gibi dil dökmelerinin sonucunda çocuk hala yukarıdaydı. Burda mal mal onu izlerken kaç gündür doğmayan güneşin doğarak yakmasına mı yansam yoksa yukarı bakmaktan ağrımaya başlayan boynuma mı yansam şaşırmıştım doğrusu. "Oğlum sen sarhoş musun?"diye bağırdı teyzenin biri hayretler içinde. "Ne teyzesi sarhoşcum"diye cevap verdi harfleri uzatarak. "Yok evladım sarhoşsun sen sarhoş"dedi teyze inatla. Çocuk sarhoş olduğunu kabul etmeyen yakarışlarda bulundu. "Pişt çocuk! Sarhoş değilsen in aşağı beraber sarhoş olana kadar içeceğiz!"diye bağırdım. Tabiki de öyle bir şey olmayacaktı. Sadece ona ters psikoloji uyguluyordum. "Söz ver!"dedi. Tek ayağımı kaldırarak "söz ulan söz"diye bağırdım. "Bekle beni o halde"dedikten sonra sırıttı. Sırıtmasında ki amaç neydi? Çocuk görüş alanımdan çıkarken etraftakiler bana değişik bakışlar atıyorlardı. Hele teyzenin biri 'o kadar laf dedim indiremedim, içki dedi çocuğun kanına girdi' dermiş gibi bakıyordu. Gözlerimi teyzeden kaçırarak binanın giriş kapısına çevirdim. Siyah çelik kapının açılmasıyla içeriden az önce sarhoş olan ama şimdi pekte sarhoş gibi durmayan çocuk gülerek çıktı. Bu kadar kısa sürede ayılması normal miydi? Sarhoş kişiler yalpalayarak yürümez miydi? Bu niye aynı benim gibi normal? Sarhoş olupta olmayan çocuk yanıma gelerek konuştu. "Sözünü unutma fıstık!"ne sözü? Söylediğini es geçerek merak ettiğim soruyu sordum."Sen sarhoş değil miydin?"kafasını iki yana salladı. "İddiaya girmiştik bende kaybettim ve şuan buradayım"dedi omuz silkerek. Bir iddaa için mi bu kadar kişiyi korkutmuştu? "Gerçektende çok malmışsın"söyleyeceklerimi söyleyip yanından ayrıldım. Sırf bir iddaa için insanları korkutmayı bırak küçücük bir karıncayı incitmeye hakkı yoktu. Bu düşüncesizlikti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE