Baran o lüks arabanın arka koltuğunda oturmuş kalp atışlarını saymaya çalışıyordu.
Dışarıda İstanbul gece yarısı sisiyle kayıp giderken içinde tek bir soru dönüyordu: Bu bir tuzak mıydı? Ama tuzak olsa bile — gidecek başka yeri yoktu. Selim'in adamları peşindeydi, para bitmişti, Melike kapıyı yüzüne kapamıştı. Hakan'ın dikiz aynasından attığı o soğuk, profesyonel bakış her şeyi özetliyordu: Sen zaten ölü adamsın, sadece henüz farkında değilsin.
Araba Boğaz'a bakan o büyük malikanenin demir kapılarından geçtiğinde Baran içini çekti.
Burası Erkan'ın otoparklarından çok daha yukarıdaydı. Bu şehrin görünen yüzünün değil, asıl sahibinin evideydi. Yüksek tavanlar, ağır tablolar, asaletin taşa işlendiği her köşe — bunlar başka bir düzenin sessiz diliyle konuşuyordu.
Hakan onu en üst kattaki çalışma odasına götürdü.
Kapı açıldığında Baran durdu.
Odanın ortasında bir kadın vardı. Sırtı dönüktü — Boğaz'ın karanlık sularına bakıyordu. Elindeki kristal kadehten buz parçaları cama vuruyordu, o ince ses odadaki tek sestı.
"Geldi efendim," dedi Hakan.
Kadın döndü.
Baran hayatında çok kadın görmüştü — güçlü, zayıf, kırılgan, sert. Ama bu bakışı hiç görmemişti. Ceyda ona bakırken yüzüne değil, ruhunun en karanlık köşelerine bakıyordu. Baran'ı bir biyolog mikroskop altında bir örneği inceler gibi süzdü — eski deri ceket, düzensiz sakal, kaçak gözler. Ve saniyeler içinde bir karara vardı.
Karşısındaki adam Melike için ölmeye gelmemişti. Melike üzerinden yaşamaya gelmişti.
"Seni buraya ben getirttim," dedi Ceyda. Sesi en kaliteli ipek kadar pürüzsüz, bir o kadar da keskin. "Çünkü Selim'in elinden kurtulacak kadar zeki olmadığını biliyordum. Bu gece Hakan seni almamış olsaydı, yarın sabah bedenin Boğaz'da bir otopark borcu olarak bulunacaktı."
Baran yutkundu. "Neden kurtardınız? Erkan'ın karısısınız. Beni neden—"
"Kurtarmak mı?" Ceyda güldü. Bu gülüş şefkatten uzaktı — bir avcının, avının köşeye sıkışmasından aldığı o soğuk tatmin gibiydi. Yaklaştı. Adım attıkça odadaki hava ağırlaştı. "Ben kimseyi kurtarmam Baran. Ben piyonları doğru kareye yerleştiririm."
Masadaki tableti açtı. Ekranı Baran'a çevirdi.
Park. Puslu ama net. Melike ve Baran, sarılmış.
"Selim bu görüntüyü buldu. Erkan'ın senin kim olduğunu öğrenmesi an meselesi." Sesi düşüktü, neredeyse nazikti. "Erkan, mülküne izinsiz dokunanları affetmez. Öğrendiğinde seni de Melike'yi de aynı betonun altına gömer."
Baran dizlerinin tutmadığını hissetti. "Ben sadece Melike'yi oradan çıkarmak istiyordum. Ona yardım etmek—"
Ceyda'nın kahkahası odada buz gibi yankılandı. "Yardım mı?" Kadehe uzandı, bir yudum aldı. "Sen asalak gibi onun üzerine yapıştın Baran. Parasını istedin, şantaj yaptın, köşeye sıkışınca bana kadar geldin. Bunu 'yardım' diye mi adlandırıyorsun?"
Suskunluk.
Ceyda tekrar konuştu — bu kez daha alçak, daha kesin. "Ama bu işime yarar. Ben Erkan'ın karısıyım, evet. Ama her şeyden önce Kudret Bey'in kızıyım. Erkan bu imparatorlukta sadece bir 'damat.' Yöneticiler işlerini aksattığında, hanedanın onurunu zedelediğinde yerlerine yenileri gelir."
Baran anladı.
Bu kadın Erkan'ı sevmiyordu. Erkan'ı kullanıyordu — tıpkı herkesi kullandığı gibi.
"Benden ne istiyorsunuz?"
Ceyda tableti bıraktı. "Melike'yi o evden çıkarmanı istiyorum. Erkan'ın o rezidansı — tek gerçek zafiyeti bu. Eğer Melike oradan giderse, Erkan hem sığınağını kaybeder hem de Kudret Bey'in önünde kendi evine hâkim olamayan bir adam hâline düşer." Durdu. "Karşılığında sana para vereceğim. Selim'den koruyacağım. Melike'ye giden yolu temizleyeceğim."
"Yani," dedi Baran yavaşça. "Melike'yi geri almamı istiyorsunuz."
"Geri almanı istiyorum." Ceyda'nın sesi şimdi neredeyse bir vasiyet tonundaydı. "Erkan'ı kendi geçmişiyle vuracağız."
Baran köşeye sıkışmıştı.
Selim dışarıda ölüm emri bekliyordu. Ceyda içeride hem hayatını hem Melike'yi vaat ediyordu. Bedeli neydi bilmiyordu — ama başka seçeneği kalmamıştı.
"Kabul ediyorum."
Ceyda gülümsedi. O zafer dolu, soğuk gülümseme. "Güzel. Hakan, Baran Bey'i güvenli bir eve götür. Her ihtiyacını karşıla. Selim'in araştırmalarını yavaşlat — Erkan görüntüyü kendi gözleriyle görmeden önce piyonumuz hamlesini yapmalı."
Hakan Baran'ı kapıya yönlendirdi.
Baran çıkarken Ceyda arkasını döndü. Yeniden o Boğaz'a baktı. Tableti eline aldı — ekranda Melike'nin yüzü.
"Ayna..." diye fısıldadı. "Aynı adama aşık olan iki kadınız. Ama farkımız şu: Sen onun sığınağısın, ben onun sonuyum." Parmağıyla ekrandaki yüzü kapattı. "Ve senin o sığınağını, senin kendi eski kahramanınla yıkacağım."
Satranç tahtasındaki en tehlikeli hamle yapılmıştı.
Artık geri dönüş yoktu.