ERKAN'IN ADAMLARI

641 Kelimeler
Selim, masanın üzerindeki siyah deri eldivenlere bakıyordu. Dışarıda İstanbul'un kirli yağmuru asfaltı döverken, zihninde tek bir soru dönüp duruyordu: Kim bu Baran? Rezidansın önünden paketledikleri iki serserinin ağzından bu isim bir kurtuluş duası gibi çıkmıştı. Henüz bir yüzü yoktu bu ismin, bir geçmişi yoktu. Ama Erkan Bey'in dünyasında açılan o ince çatlağın tam ortasında duruyordu. Selim, Baran'ı araştırmaya başladığında şehrin yeraltı labirentlerinde tuhaf bir sessizlikle karşılaştı. Sanki biri hep bir adım önde gidiyordu, izleri titizlikle süpürüyordu. Görünmez bir el. Kim olduğunu kestiremiyordu — ama fırtınanın yaklaştığını hissediyordu. Erkan ofise sert adımlarla girdi. Yüzü mermer kadar soğuk ve cansızdı. Kudret Bey'le olan görüşmenin ağırlığını hâlâ taşıyordu. Ceyda'nın o imalı "aksaklık" uyarısı ise zihninde saatli bomba gibi tik tak ediyordu. "Selim." Viski şişesine uzandı. "Son durum nedir? Kapıdaki adamlardan bir şey çıktı mı?" Selim sigara paketine uzandı, Erkan'ın gözlerinden kaçtı. "Temizlik tamam efendim. Araçlarıyla birlikte ortadan kalktılar." Durdu. "Ama ağızlarından tek bir isim döküldü: Baran. Bu adamın sizinle ya da başkasıyla olan davasını çözemedik. Kimse tanımıyor, sanki biri onu koruyor." Erkan viskisinden derin bir yudum aldı. Baran. Yüzünde hiçbir kas oynamadı — yılların verdiği o maske yerli yerindeydi. Ama içindeki karanlık mahzende büyük bir gürültü koptu. Melike'nin yedi yıl önce bıraktığı o hayalet, şimdi et ve kemik olarak kapısına dayanmıştı. Bu zayıflığı Selim'e bile gösteremezdi. "Üzerine git," dedi Erkan, sesi buz kesti. "Ama ne Kudret Bey'in ne Ceyda Hanım'ın kulağına gitsin. Kendi çöplüğümüzde halledeceğiz. Bulduğunda bana getirme — sadece bitir." Erkan çıktıktan sonra Selim gülümsedi. Erkan Bey bir şey saklıyordu. Yıllardır birlikte yürüdükleri bu yolda Selim, onun korkuyu nasıl gizlediğini ezberlemişti. O viskinin yudum hızı, o çene kasılması, o "sadece bitir" emrinin altındaki o ince titreşim. Yanındaki adama döndü. "Rezidansın son 48 saatlik kamera kayıtlarını istiyorum. Ana kapıyı değil — otopark çıkışını, yangın merdivenlerini ve Melike Hanım'ın tek başına çıktığı saati." Sesi alçaldı. "Erkan Bey'den gizli. Bu işin içinde bir kadın kokusu var." Aynı saatlerde malikanede Ceyda tabletinin başındaydı. Ekranında sadece Baran'ın fotoğrafı yoktu — adli sicil kayıtları, eski mahalle kayıtları, terminal görüntüleri. Hepsi yan yana, düzenli, titiz. Ceyda için bilgi mermiden daha öldürücü bir silahtı. Melike Erkan'ın tutkusuysa, Ceyda Erkan'ın gerçeğiydi. Ve gerçek, tutkuyu boğmaya hazırlanıyordu. "Hakan." Sesi yüksek tavanlarda buz gibi yankılandı. "Selim o hayaleti arıyor. Erkan 'bitir' emri verdi. Ama biz bitirmeyeceğiz." Ayağa kalktı. "O Baran denilen serseriyi Selim'den önce bulmamı istiyorum. Ona kurtuluş vaat edeceksin. Para, can güvenliği — ne istiyorsa." "Karşılığında?" Ceyda hafifçe gülümsedi. Bir celladın son nezaketi gibiydi bu gülüş. "Baran bizim için o kapıyı içeriden açacak. Erkan'ı kendi silahıyla vuracağız — geçmişiyle." Gece yarısına doğru Baran köşeye sıkışmıştı. Parası bitmişti. Umudu tükenmişti. Dışarıdaki her ayak sesini Selim'in adamları sanıyor, elindeki boş silahın kabzasını sıkıyordu. Melike'den cevap yok, şebekeden hesap soruluyor, Erkan'ın ağı her an kapanabilirdi. O köhne sokağa uymayan lüks siyah bir araç durduğunda Baran pencereden baktı. Kapı çalındı. Açtı — ölmeyi bekliyordu, ama karşısında cellat yoktu. Mesafeli, saygılı bir adam. "Baran Bey. Patronum sizinle görüşmek istiyor." Adam durdu. "Erkan'ın namlusundan kurtulup Melike'ye kavuşmak istiyorsanız bizimle gelmelisiniz." Baran'ın içinde her şey çıkrıktan çıkmıştı. Tuzak mıydı, mucize miydi — ayırt edemeyecek kadar bitikti. "Kim bu patronun?" Adam gülümsedi. "Erkan'ın sahip olamadığı tek şeye sahip olan kadın. Ceyda Hanım." Baran o lüks araca bindi. Karanlık sokaklarda süzülürken, şehrin diğer ucunda Selim rezidansın kamera kayıtlarını inceliyordu. Görüntüler birbiri ardına geçti — sonra durdu. Ekranda bir park. İki insan. Puslu ama net. Melike ve Baran. Selim o görüntüye uzun süre baktı. Gözleri ekranın ışığında parlıyordu. İçinde bir şeyler yerli yerine oturuyordu — ama bu yerleşme, Erkan Bey'in bilmesini istediği türden değildi. Telefonu çıkardı. Bilinmeyen bir numara tuşladı. "Elimde Erkan Bey'i bitirecek bir görüntü var," dedi alçak sesle. "Müzayede başlasın mı?" O gece şehirde dört ayrı hamle yapılmıştı. Erkan "bitir" demişti. Ceyda "bul" demişti. Baran ruhunu satmaya hazır arabaya binmişti. Selim ise en tehlikeli kararı almıştı — efendisine ihanet. Dört hamle. Birbirinden habersiz. Ama hepsi aynı merkeze doğru yaklaşıyordu. Melike'ye doğru.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE