BARAN'IN PLANI

660 Kelimeler
Köhne otel odasında rutubet ve ucuz tütün kokusu vardı. Baran son sigarasını titreyen parmaklarıyla dudaklarına götürdü. Telefonu kapalıydı — açarsa Melike'nin o mesajını yeniden görecekti. "Para yok. Ne halin varsa gör." O cümle zihnine öyle kazınmıştı ki telefona bakmasına bile gerek yoktu. Dışarıdaki siyah araç yoktu artık. Sabah kalktığında cadde boştu — Erkan'ın adamları onları süpürmüştü, başka açıklaması yoktu. Bu, Baran için hem bir rahatlama hem de yeni bir felaketti. Şebekenin adamları gitmişti — ama şebeke hâlâ ayaktaydı. Adamlarının başına gelenlerden Baran'ı sorumlu tutacaklardı. Borçlu bir serseri olmaktan çıkmıştı; şimdi "adam yiyen" bir belaydı. Tavandaki rutubet lekesine baktı. "Kolay lokma değilsin demek Melike," diye mırıldandı. "Ama senin o sahte cennetini yıkacak bir cehennem elbet bulunur." Masanın üzerindeki not defterine bir numara karaladı. Şebekenin liderine aitti bu numara. Onlara bir şey vermesi gerekiyordu — Melike'yi değil, başka bir şey. Daha büyük bir şey. Erkan'ın gizli kalesinin anahtarını verebilirim. Aynı saatlerde, şehrin diğer ucunda bambaşka bir dünya vardı. Boğaz'a bakan o malikane — Erkan'ın Melike'ye sunduğu modern rezidansa hiç benzemiyordu. Burada her şey ağırdı, eskiydi, asalet kokuyordu. Duvarlardaki yağlı boya tablolar, gümüş şamdanlar, antika eşyalar; Kudret Bey'in bu şehri kanla ve parayla nasıl şekillendirdiğinin sessiz tanıklarıydı. Ceyda, kristal kadehindeki içeceğini yudumlarken aynada kendi yansımasını izliyordu. Kudret Bey'in tek kızı. Bu imparatorluğun gerçek mirasçısı. Erkan ile evliliği dışarıdan bir güç birliğiydi, içeriden ise babasının mirasını güvenilir ellere teslim etme protokolü. Ceyda güzeldi — ama bu güzellik bir kış sabahının ayazı kadar keskin ve soğuktu. Duyguları çok küçük yaşta bir kasaya kilitlemeyi öğrenmişti. Bu ailenin kızı olmak başka türlü mümkün değildi. Erkan'ın dışarıdaki "kaçamaklarından" haberi var mıydı? Elbette vardı. Ama Ceyda için sadakat yatak odasında biten bir kavram değildi. Soyadının lekelenmemesi, babasının kurduğu çarkın gıcırdamadan dönmesi — bunlar önemliydi. Geri kalan ayrıntılar değildi. Kapı tıklandı. Erkan içeri girdi. Üzerinde o günün ağırlığını taşıyordu — yorgun, gergin, ama her zamanki gibi kusursuz. Yanağına buz gibi bir öpücük kondurdu. "Hoş geldin," dedi Ceyda. Sesi en kaliteli ipek kadar pürüzsüzdü. "Babam bugün seninle görüşmüş. Pek memnun görünmüyordu. Otopark işlerindeki pürüzler canını sıkmış." "Cemil meselesini hallettim. Düzen sağlandı." Ceyda hafifçe güldü — takdir değil, sorgulama. "Düzen mi? Selim'in rezidansın önünde yaptığı sessiz temizlik de düzenin parçası mıydı?" Kadehini bırakıp Erkan'ın arkasına geçti. Elleri omuzlarına konduğunda Erkan şefkat değil, bir tasma hissetti. "Birkaç serseri, bir borç meselesi için senin en özel mülkünün kapısına kadar gelebildiyse, orada bir zafiyet var demektir." "Önemsiz bir mesele. Temizlendi." "Umarım öyledir." Ceyda eğildi, sesi fısıltıya düştü. "Çünkü babam benim mutsuzluğuma dayanamaz. Ve ben eşimin özel hayatındaki bir aksaklık yüzünden mutsuz olursam — otoparklar yanar Erkan. Galeriler kapanır. Bunu biliyorsun." Bu bir tehditten fazlasıydı. Ceyda, Melike'nin varlığını yıllardır biliyor ama sessiz kalıyordu — çünkü bu aksaklık henüz kendisine dokunmamıştı. Ama şimdi, o rezidansın önüne serseri dayanan, Selim'in gece vakti temizlik yaptığı bu tablo — bu artık sadece Erkan'ın sorunu değildi. Erkan odadan çıktığında Ceyda masanın üzerindeki tabletine uzandı. Ekranda bir fotoğraf vardı. Uzaktan çekilmiş, puslu — ama yüzü netti. Baran. Ceyda bu ismi Melike'den çok önce biliyordu. Kudret Bey'in istihbaratı şehre giren her yabancıyı fişlerdi. Baran şehre geldiği andan itibaren takipteydi — ve o parkta, o puslu görüntüde, Erkan'ın en büyük açığının tam ortasında duruyordu. Ceyda tableti bıraktı. Yavaşça ayağa kalktı. Özel koruması Hakan kapıda bekliyordu — her zaman olduğu gibi, sessizce. "Hakan," dedi Ceyda. Sesi malikanenin yüksek tavanlarında buz gibi yankılandı. "O Baran denilen adama ulaşmamı istiyorum. Selim'in adamlarından önce. Ona bir teklif götüreceğiz." Hakan tek kaşını kaldırdı. "Ne tür bir teklif?" "Kurtuluş." Ceyda penceresine döndü, Boğaz'ın karanlık sularına baktı. "Baran paraya ve can güvenliğine muhtaç. Bizimse Erkan'ın o rezidansındaki kadını oradan söküp atmaya. İkisi birbirini çok güzel tamamlıyor." O gece üç ayrı yerde, üç ayrı insan birer karar verdi. Köhne otel odasında Baran, not defterindeki numarayı çevirdi. Şebekeye bir isim verecekti — Erkan'ın en gizli adresi. Hayatta kalmak için başka seçeneği kalmamıştı. Rezidansta Melike, balkonda durmuş o boş caddeye bakıyordu. Araç gitmişti. Tehlike geçmişti — ya da öyle sanıyordu. Malikanede Ceyda, Boğaz'a bakarken satranç tahtasındaki taşları sessizce yeniden diziyordu. Fırtına daha yeni başlıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE