Mezarlıktan dönerken anneme telefonla haber veriyorum. Berklere gittiğimi öğrenince annemin mutluluğunu görmeden hissediyorum, sesine yansıyor sanki.
Kapıda Berk karşılıyor beni. Eskiden olduğu gibi hafifçe sarılıyor bana. Daha birkaç gün önce olsaydı bu sarılma, ona daha sıkı sarılma arzumla cebelleşiyor olurdum. Şimdiyse böyle bir istek duymuyorum. Başak’la öpüşmesine şahit olduğumdan beri durumu daha bir kabullendim galiba.
“Hadi içeri geç. Açlıktan ölüyorum burada.”
“Bakıyorum gayet iyisin.”
Aramızdaki bu tuhaflık en sonunda ortadan kaybolacak gibi görünüyor. Berk’in neşesi yerinde. Ben de daha normalim. Başak’a hâlâ uyuz olsam da Berk seviyor, yapacak bir şey yok.
Akşam yemeğini Berklerde yiyorum. Annesi çaylarımızı Berk’in odasında içmemize izin veriyor. Tabii kapıyı açık bırakmamız kaydıyla. Bu bizim için problem değil. Konuştuklarımızı kimse dinlemiyor ne de olsa.
“Evet arkadaşım, anlat bakalım.”
Buraya gelmeden yaşadıklarım akşam yapacağım konuşmayı hiç prova edememe neden oldu. Şimdi nereden başlayacağım? Cevap bekleyen gözleri üzerimde. Acele ettirmiyor ama biliyorum, cevabını almadan beni göz hapsinden bırakmayacak.
“Berk, bunu nasıl söylemeliyim? Gerçekten benim için de zor.”
“Zor olan ne Ece? Sanki birbirimizi bilmiyoruz.”
“O zaman önce bir şeyi itiraf edeyim. Sana yalan söylemek istemiyorum.”
“Sevgilin yok, değil mi?”
Berk’in bunu söylerken duyduğu memnuniyet sinirlerimi bozsa da muhtemelen en başından haklı olduğunu itiraf ediyor olmamdan kaynaklanıyor. Başka ne olabilir?
“Haklısın, sevgilim yok.”
“Peki neden böyle bir yalan söyledin?”
“İşte tüm sorun da burada başlıyor zaten. Başak yüzünden!”
“Sen de taktın Başak’a. Ne alakası var şimdi?”
“Bak Berk o, senin sevgilin olabilir ama benim hiçbir şeyim değil. Ve bu asla değişmeyecek.”
“Sevgilimden bu kadar nefret ettiğini bilmiyordum Ece.”
İmalı bakışı beni rahatsız etse de sırf onun sevgilisi diye öyle uyuz bir kızı sevmek zorunda değilim. Gerçek karakterini göremiyor oluşu Berk’in sorunu. Hıh!
“Bana gözlerini dikme Berk, bilmiyorsun.”
“Neyi?”
“O... Sen yokken çok farklı.”
“Nasıl farklı?”
“Bak direkt söyleyeyim. Asıl benden hoşlanmayan o.”
“Bunu da nereden çıkardın?”
“Bana inanmayacaksan boşuna anlattırma.”
İkimizin de neşesi kaçtı. Devam etmeli miyim? Berk’e baktığımda onu da düşünceli görüyorum. Karar vermekte zorluk çekiyor sanırım.
“Tamam, devam et.”
“Bizim dostluğumuz Başak’ı rahatsız ediyor.”
“Buna inanmamı beklemiyorsun değil mi?”
“İnanması senin için güç. Belki senin yerinde olsam ben de inanmam. Ama durum bu. O, benden rahatsız oluyor. Seninle yakın olmam onun öfkesini bana doğrultuyor.”
“Yani Ece daha bir kez bile bir şey demedi kız. Kavgamıza her şahit olduğunda seni savunuyor.”
“Çünkü senin yanında.”
“Ne demek istiyorsun? Açık konuş.”
“Bak Berk sevgilin senin olmadığın hatta senin görmediğin zamanlarda bana kötü davranıyor. Sana benimle arkadaşlığını bitir diyemediği için beni zorluyor.”
“Başak’ı senin anlattığın gibi hayal edemiyorum. Kusura bakma Ece.”
“İşte sorun da bu. Sen onun gerçek yüzünü göremediğin için bana inanamıyorsun.”
“Tamam, hadi diyelim sen haklısın. Neden en başında söylemedin de aramıza mesafe koymayı seçtin?”
“Çünkü...”
Eee şimdi ne diyeceğim? Çok haklı. Elimde nasıl bir sebep var ki gerçekten başka? Bunu söyleyeceğime Berk’le uzak olmayı tercih ederim. Düşünsenize yakın olduğunuzu sandığınız dostunuz meğer size aşıkmış. Dostluğunuz için yaptığınız her şey onun gözünde acaba bana aşık diye mi yaptıya dönüşmez mi? Zaten dostluğumuzu kaybetmekten korktuğum için iki yıldır kendimi tutuyordum şimdi böyle bir şey için açıklayamam. Hayır, olmaz.
“Ne düşünüyorsun Ece? Daldın gittin. Çünkü, diyordun en son.”
“Dostluğunu kaybetmek istemedim.”
“Ve bu yüzden aramıza mesafe mi koydun?”
“Hayır, öyle değil. Sadece zaman kazanmak istedim.”
“Ne kadar zaman mesela? Ben senden soğuyup seninle olan dostluğumu bitirene kadar mı?”
“Sinirlenme Berk. Öyle değil dedim ya. Bunu söylemek de korkunç. Belki ilişkiniz o kadar da uzun sürmez dedim kendi kendime. Yahut benim bir erkek arkadaşım olursa Başak daha rahat hisseder.”
“Pes doğrusu. Böyle belirsiz bir ana kadar bana soğuk mu davranacaktın yani?”
“Başka ne yapabilirdim ki?”
“Şimdi olduğu gibi gerçeği söyleyebilirdin.”
“Evet, sonra da Başak beni ispiyonlasın.”
Sinirden ağzımdan kaçırdım işte. Of!
“Bu da ne demek şimdi?”
En yakın arkadaşıma tekrar yalan söylemek istemiyorum. Gerçeği azıcık gizleyerek durumumu anlatmak en doğrusu. Ona yalan söyleyemem artık.
“Başak benim bir sırrımı biliyor. Eğer seninle arama onun istediği mesafeyi koymazsam beni sırrımı ortaya çıkarmakla tehdit ediyor.”
Berk’in şok olmuş yüzü afallamama neden oluyor. Başak’a cidden bu kadar mı güveniyor? Onun gözünde Başak bir melek mi?
Melek... Dilimin ucuna kadar gelip o akşam söyleyemediğim kelime. O gün Karmen için düşündüğüm tam da buydu. Nasıl da aklıma gelmedi. Filmlerde rol alan bir melek gibi görünüyordu o akşam. Niye birden o anı düşündüysem, çağrışım dedikleri bu olsa gerek.
“Ece sana diyorum,” Berk elini yüzüme doğru sallayarak konuşuyor. En son ne dedi?
“Ne, efendim Berk?”
“Yine daldın gittin Ece, burada bir şey konuşuyoruz.”
“Ne dedin en son?”
“Ooo Ece kendi kendime mi konuşuyorum ben?”
“Affedersin Berk, tekrar eder misin?”
“Diyorum ki şu sır ne? Başak nereden biliyor?”
“Adı üstünde Berk, sır. Başak’ın nereden bildiğini inan ben de bilmiyorum. Ama öğreneceğim.”
“Bana bile söyleyemediğin bir sırrın var ve Başak bunu bir şekilde öğrendi.”
“Evet, aynen öyle. Şimdi bana inanıyor musun?”
“Yani yalan söyleyecek değilsin tabii. Yine de Başak’la aranızda bir yanlış anlaşılma var gibi hissediyorum daha çok.”
“Tamam Berk, inanma.”
Sinirle ayağa kalkıp odadan çıkmaya yelteniyorum. Berk durduruyor hemen.
“Otur bi Ece. Nereye gidiyorsun hemen?”
“Bana inanmayacaksan konuşmanın alemi yok,” desem de yerime tekrar oturup kollarımı önüme kavuşturuyorum. Beden dilinde iletişime kapanma dedikleri bu hareket doğruymuş meğer. Bir süre Berk de benim gibi sadece oturuyor. Anlattıklarımı tartıp kendince bir sonuç çıkarmaya çalışıyor galiba. Sonunda konuşmaya karar verip duymak istediğim o cümleyi söylüyor.
“Sana inanıyorum,” diyor önce. İfadesi beni tam tatmin etmese de buna da şükür diye iç geçirmekten başka bir şey gelmiyor elimden.
“Artık aramızda mesafe olmayacak, yine eskisi gibi olacağız değil mi?”
“Başak yokken evet,” diyorum çaresizce. Sonuçta bu anlattıklarım bile Başak’ın kulağına asla gitmemeli.
“Nasıl yani?”
“Berk az önce söyledim. Zamana ihtiyacım var.”
“Eskisi gibi olabilmek için senin sevgilin olmasını mı bekleyeceğiz yani?”
“Belki de sen ayrılmış olursun.”
Karşılıklı atışmamız nereye varacak? Berk’in sevgilim olup olmamasıyla ilgili takındığı tavır normal değil gibi hissediyorum artık. Daha önce böyle bir şey konuşmamış mıydık hiç? Belki de ben hissettiklerimden farkına varamadım konuştuysak bile.
“Benim ayrılma gibi bir durumum yok. Üzgünüm mü, demeliyim?”
“Hayır, tabii ki de. Ama bir gün benim de sevgilim olacak. Merak etme,” deyip imalı bir bakış atıyorum.
“Hayırdır, görüştüğün biri mi var?”
Karmen, aklımdan geçti bir an. Hemen başımı sallayıp aklımdan bu düşünceyi kovdum. Neler düşünüyorum böyle? Bu iki oldu.
“Yorum yok,” deyip gülümsüyorum. Bu konu hakkında daha fazla konuşmayacağımı anlamıştır sanırım.
“Başak’a anlatmayacaksın değil mi?”
“Söz verdim ya Ece, uzatma.”
“Tamam, ben tekrar altını çizeyim de tekrar bozuşmayalım.”
“Tamam tamam, anlaştık.”
“Eh konuyu tatlıya bağladığımıza göre artık ben gideyim. Yarın okul var.”
“Tamam görüşürüz,” deyip yine çok yakın olmadan sarıldık.
Kapıdan çıkarken evime geçmemi izledi. Birbirimize el salladık. Umarım Başak’tan gizli yürüteceğimiz arkadaşlığımız ayağıma dolanmaz.