16. Yeniden Birlikte

2184 Kelimeler
Gece ilerliyordu. Dorcas’ı oturma odasına taşıyıp şömineyi tutuşturmuşlardı. Tarnish hiç çekinmeden dışarıdan odun getirmiş ve kendi gücü olmasına rağmen odunları kibritle yakmıştı. Ağzını bıçak açmayan Dorcas, Tarnish’in istese o an kendisini öldürebileceğinin bilincinde yatarken Lavender başka otlar karıştırıyordu. Harıl harıl bir şeyleri döverken ve elleriyle ezerken yorgun görünüyordu. Hala daha üzerindeki çamurdan arındırmamıştı kendini. Tarnish şöminenin yanındaki koltuğa oturup suratına yansıyan alevle gözlerini kapadı. “Rahat bir koltukta oturmayalı çok olmuş gibi…” diye mırıldanıp elini yanan yanağına koydu. Çamurlu paltodan ve çizmelerden kurtulmuştu. Lavender otları karıştırmayı bırakıp Dorcas’ın yanına oturdu. Dorcas dikkatini Tarnish’ten çekip ona verdi. Ağrılarını hissetmiyordu hatta neredeyse kafasından başka hiçbir yeri hissedemiyordu. Sargılarla dolu vücudunun her zerresinde tuhaf kokular saçan çiçekler vardı. “Bu sonuncu.” dedi Lavender elindeki kaseyi göstererek. Dorcas usulca kafa salladı ve gözlerini yine Tarnish’e çevirdi. Tarnish ona bakıyordu. Bir an ürktüğünü hissetti. Alevin ışıltısıyla parlayan mavi gözleri sanki ona baktığı her dakika kara büyüyle doluyordu. “Korkuyor musun?” dedi Tarnish. Sesi oldukça soğukkanlı çıkmıştı. Dorcas yutkundu. Lavender sargılarını açarken acısını hissedip bakışlarını çekmek zorunda kalmıştı. Tarnish ile konuşmak istemiyordu belki de Lavender gibi onunla konuşursa kendisini ikna edeceğinden endişe duyuyordu. “Canavarlar dilini ısırmadı ya Avcı?” dedi Tarnish esneyerek. Yorgunca şömineye bakıp Maximillian’ın ne yaptığını düşündü. O soğuk otel odasında battaniyeye sarınmış tir tir titriyor olmalıydı. “Lavender’ı öldürmek istediğin günün arkası şimdi ona ve bana yardım mı ediyorsun? Ne istiyorsun bizden?” Lavender durakladı. Parmağına sürdüğü kreme bakarken Dorcas’ın hızla inip kalkan göğsünü fark etti. Korkuyordu. “Bir şey öğrendim çünkü…” dedi Tarnish. Derin bir nefes aldı ve hüzünlenen ifadesiyle Dorcas’a döndü. “Lavender’ın bebeğinin ölmesinin sebebiyim. Lavender’ın elinden büyük bir şeyi aldım…” Lavender dolan gözleri yüzünden kremi yaraya tam olarak sürememişti. Sargı bezini hızlıca sardı ve acısının yeniden ortaya çıkmasıyla yutkundu. Dorcas ile tekrar bu konu hakkında konuşmayacaktı. Sargıyı hızlıca sardığı için Dorcas’ın canı acısa da sesini çıkarmadı. Lavender gidip ellerini yıkadı ve diğer koltuğa oturup katılaşmış saçlarına dokundu. Rezil bir haldeydi. “Peki ben?” “Seni öldürürsem Lavender beni asla affetmezdi.” dedi Tarnish. Dorcas şaşkınca kaşlarını çattı. “Seni affetti mi? Annesinin kalp krizi geçirmesine sebep oldun, bebeğini öldürdün, hayatını mahvettin.” Ağzı açık kalan Tarnish gözlerini devirip sinirlenmemeye çalıştı. “Lavender’ın büyük bir kalbi var demek ki…” dedi cevap olarak. Haklıydı. Birden Lavender’dan şüphe duymaya başlamıştı. Ya Lavender zindanlardan çıktıktan sonra kendisini öldürmek için de plan yaparsa? Ya sadece kaçmak için onu affetmiş numarası yapıyorsa? Maximillian’ın hafızasını geri getirmesi için kendisini kullanıyorsa? Kaşları çatık halde dalgın görünen Lavender’a baktı. Aklından neler geçtiğini okuyamıyordu. “İyi biri olmaya çalışıyorum.” dedi Tarnish Lav’ı izlemeye devam ederken. Dorcas’ı ikna etmek oldukça zor görünüyordu. Lavender hala duygusuzca halıyı izliyordu. “İyileştiğim zaman seni kavanoza geri koyacağım İblis.” dedi Dorcas tiksinti hissedilen kelimeleriyle. Yüzü kırışmış korkunç bir hal almıştı. Tarnish’i yenen kişi olmak istediği açık seçik suratında okunabiliyordu. Tarnish güldü. Koltuğun yanına bıraktığı kavanozu eline aldı ve Dorcas’a doğru tuttu. “Bu kavanoza mı?” dedi alay edercesine. Daha sonra da kavanozunun alev almasını sağlayıp şöminenin içine fırlattı. Gelen alev takviyesiyle harıl harıl yanan odunların çatırtısı odada çıkan tek sesti. “Önemli değil. Artık kendi bedeninde olduğuna göre belki de ölürsen geriye hiçbir şeyin kalmayacaktır.” Dorcas’ın sözleriyle durakladı. Bu doğru olabilir miydi? Şu an ölümlü bir vücuda mı sahipti? Korku tüm bedenini ele geçirdiğinde aniden ayağa fırladı. Buradan gitmesi gerekiyordu. Bedeni tehlikedeydi! “Tarnish ne yapıyorsun?” dedi Lavender dalgınlığından kurtularak. Tarnish afallamış halde kirpiklerini kırpıştırırken birden ışınlanmıştı. Arkasından bakakaldılar sadece. “Neden uzlaşmıyorsunuz?” dedi Lavender sıkıntıyla alnını kaşıyarak. Dorcas sen ne saçmalıyorsun dercesine bir ifade takınınca Lavender bıkmış bir nefes verdi. “Çabaladığını görmüyor musun? Görmediğini söyleme!” “Lavender kendine gel! Tarnish çabalasa ne olur? Onun hayatta olmasına ne gerek var? Zaten hepimizden fazla yaşamadı mı? Bir sürü insanı öldürdü, Altemur’u ikinci kez mahvetti sen çabalıyor diyorsun! İnsanlar hatalarından ders çıkarırlar ama Tarnish bir canavar o asla hatalarından ders çıkarmaz. Görüyorum ki sende insan olmaktan uzaksın!” Nefes almadan konuşan Dorcas karşısında şaşkınca baktı Lavender. Tarnish’i affetmek kendisi için yeterince zordu zaten ama onsuz olduğunu da düşünemiyordu. Belki de efendilik yüzünden ona bu kadar bağlı hissediyordu bilmiyordu. Lavender hırsla kafasını kaldırdı. “Sen ne anlarsın ki Avcı?” Dedikten hemen sonra ışınlanmıştı. Nerede olduğunu bilmiyordu. Kentin başıboş sokaklarından birinde ağzından buharlar çıkararak yürüyordu. Aklına gelen ihtimalle Dorcas’ın canavarı öldürdüğü alana doğru yürüdü. Karanlık sokağı aydınlatan sokak lambası bir yanıp bir sönerken etrafına baktı. Nerede olduklarını bilmiyordu. Dorcas’ı yaralı halde evde bırakmıştı ışınlanmasına ihtimal yoktu ve Wren’in de onun dışarıda olduğundan haberi yoktu. Belki de kaçmak için iyi bir fırsattı. Her şeyi bırakıp Altemur’a gidebilir Jaxon’ı görebilirdi. Tanıdık ve suçsuz birileriyle vakit geçirirse kendini toparlayabilirdi ama Maxi’yi görme isteği yüzünden bir yere gidememişti. “Lavender!” Adını duyduğunda arkasına baktı. Maxi koşar adım ona doğru gelirken o gün geldi aklına. Kemik Ambarında Rowen yüzünden öldürülen adamı bulduklarında Maxi yine ona böyle gelmemiş miydi? Lavender gergince tebessüm etti ve kendisine yaklaşan Maxi için kollarını açmak istedi ama yapamadı. Küçük Büyücü yanına geldiği an paltosunu çıkarıp Lavender’ın titreyen omuzlarına bırakmıştı. “Donmuşsun!” dedi elini Lavender’ın yanaklarına koyarak. Lavender şaşkınca bakıyordu. Maxi, Lav’ın çamurla kaplı saçlarına bakındı. Yüzündeki kan lekesini parmağıyla ovalamayı denedi. Tüm bu süre zarfında kendisini izleyen kadının gözlerine bakamadı. Bakarsa ne olacağını biliyordu. Kendini kaybetmiş gibi yavaşça gözlerini Lav’ın beklentiyle parlayan yeşil gözlerine çevirdi. Yutkundu. Elleri hala yanaklarındaydı. “Seni sıcak bir yere götürelim…” diye fısıldadığında Lav sadece kafa salladı. Tarnish otel odasının penceresinden ne yaptıklarını seyrediyordu. Korku doluydu. Bedeni ölürse toz haline bir daha kavuşamayacak mıydı gerçekten? Dorcas ne biliyordu ki? Teorisi yanlış olabilirdi bu sadece ihtimaldi ama ihtimali bile Tarnish’in ödünü koparmaya yetmişti. Artık herkes gibiydi. Ne başka birinin bedenindeydi ne de toz olmayı göze alabiliyordu. Herkes gibi kendi bedeninde yaşıyor ve normal insanlar gibi yemek yiyip uyuyordu. Kimseyi incitmemeye çalışıyordu. “İnsana mı dönüştüm?” dedi kendi kendine onları izlerken. Korkuyu böyle hissetmek dizlerini titretiyordu. Ayakta duramayacak kadar bitik hissediyor ama oturunca da diken üstünde gibi oluyordu. Kalbi korkuyla kasılıp dururken aç midesini bile umursamıyordu. Maximillian, Lav’ı birkaç gündür kaldığı eve götürdüğünde ev sessizdi. Diğer kadından iz yok gibiydi. Maxi gidip ışıkları açtığında Lavender dalgınca etrafı inceledi. Bir yatak odası bir de oturma odası olan küçük evin mutfağı oturma odasıyla birlikteydi. “Ben banyoyu kullanabilir miyim?” dedi Lavender çekinerek. Maxi kafa sallayarak onu yönlendirdi. “Sen gir sana kıyafet getiririm. Dönerim hemen.” Lav kafa sallayarak banyoya girdi ve kapıyı kapayıp aynaya baktı. Berbat haldeydi. Yanağına bulamış kan lekesini hemen yok etti ve çamurla kaplı saçlarına iğrenerek baktı. Elindeki yarayı iyileştirmek için bir büyü yaptıktan sonra küvete girdi. Üzerindeki tüm pisliği çıkarıp ferahladığında sonunda normal bir yerde temizlendiği için iyi hissetti. Küvetteki pis suyu boşaltıp askılıktaki havluyu sarındı ve ıslak saçlarını aynanın yanında duran tarakla hızlıca taradı. Kapısı tıklatıldığında birden irkilmişti. “Kapının önüne kıyafetleri bırakıyorum.” Maxi’nin sesiyle gidip kapıyı açtığında Maxi yere kıyafet bırakıyordu. Kafasını kaldırıp Lavender’a baktı. Hayır bu çok tehlikeliydi. Bir anda nefesi kesildiğinde gözlerine engel dahi olamamıştı. Koyulaşan gözleriyle Lavender’ın su damlayan saçlarını takip etti. Damlacıklar omzuna düşüp havlunun gizlediği balıklara doğru ilerliyordu. Dili damağı kurumuştu. “Ben…” dedi ve duruşunu düzeltip ne yapması gerektiğini düşündü. Ne demeliydi? “Neden balıkları keşfe çıkmıyorsun?” dedi Lavender titreşen gözbebekleriyle. Maxi’nin ağzı açık kaldı. Kızıl şifacı kast ettiği şeyin farkında mıydı? “Lavender sen ne dedi-“ Birden Maxi’nin boynuna atlayan Lavender onu hunharca öptü. Maxi’nin elleri havada kalmıştı. Üzerine atlayan kızın sıcak dudaklarıyla mest olmak üzereydi. Lavender’ın ıslak saçlarından damlayan su her yerindeydi. Bunu yapmamalıydı. Lavender’ı hatırlamıyordu bile peki neden bu kadar çok istiyordu? Lavender’ı itti. Lav şaşkınca ve hayal kırıklığı dolu gözlerle ona bakıyordu. “Ne yaptığının farkında değilsin.” dedi Maxi nefes nefeseyken. Sonra da Lavender’ın hiç beklemediği bir şeyi yapıp havlusunun kenarından kavradı. Havluyu Lav’ın vücudundan kurtarıp kenara fırlattığında Lav yutkundu. “Ben de farkında değilim.” diyen Maxi’nin gözleri kopkoyuydu. Lavender’ın göğsünde parlayan balıklara baktı. Lavender’ı hızla belinden yakaladı ve kendine çekti. Dudaklarına kapanıp kızı hafifçe kaldırdı. Lavender’ın ayakları yerden kesilmişti. Düşmemek için kollarını Maxi’nin boynuna doladı ve ona yaslandı. Maxi onu yatak odasına taşıyıp yatağa bıraktığında Lavender heyecandan hiçbir şeyi düşünemiyordu. Maxi onu hatırlamıyor olsa bile eskisi gibi onu istiyordu. Bütün acılarını unutup kendisinin küçük büyücü olduğunu bile hatırlamayan bu adama kendini bıraktı. Maxi balıklar üzerinde parmaklarını gezdirirken gıdıklanmıştı. Dudaklarını bastırdığında alev aldığını hisseden Lav, Maxi’nin üzerindeki gömleğin düğmelerine götürdü ellerini. Maxi ona yardımcı olarak üzerini çıkardığında oda soğuk olmasına rağmen ter içinde kalmışlardı. Dorcas çaresizce oturma odasında Lavender’ın geri dönmesini bekliyor ama gelmediği her dakika da daha da endişe ediyordu. Gelmeyecekti değil mi? Kaçmıştı. Belki de yanlış zamanda ve yanlış yerde üzerine gitmişti. Şimdilik konuşmayıp zindanlara gittiklerinde bunu tartışsalardı kaçacak bir yeri olmayacaktı. Tarnish’i kabul etmediği için kendisine sinirlenmeye hakkı yoktu ama neden kendini suçlu hissediyordu. Tarnish onu canavarların arasından canlı canlı yenmekten kurtarmıştı. Lavender yaralarını tedavi etmişti ve şimdi ikisi de yanında değildi. Wren’in hiçbir şeyden haberi yoktu ve hapı yutmuştu. Işınlanmaya gücü yoktu ve Lavender’ın büyüsü olmadan ağrılar kendisini belli etmişti. Kendine lanet etti. Neden şu anda Tarnish’i kabul edebilirim diyebilecek kadar aciz hissediyordu? Büyük bir Canavar Avcısıydı ama bir mahkumu bile elinde tutmayı becerememişti. Canavarları yenememişti ve Tarnish gibi bir iblisin yardımına muhtaç olmuştu. Daha ne kadar rezil hissedebilirdi ki… Tarnish hala ortalarda olmayan Maxi ve Lavender’ı merak ederek Maxi’nin evine gitmeye karar vermişti. Hala daha korku içerisindeydi ama biraz olsun dinmişti. Maxi’nin evine ışınlandığında oturma odasındaki havluyu gördü. Banyo buhar içindeydi. Ayrıca kapının önünde neden erkek kıyafetleri vardı. Kuşkulanarak yatak odasına doğru yürüdü. Duyduğu seslerle ağzı açık kaldığında öylece dikildi. Kapı kapalı bile değildi. Aralık kapıdan kafasını uzattığında Maxi yüksek sesle “Lanet olsun!” demişti. Hızla kendini çekip çarşafı Lavender’ın üzerine kapadı ve nefesini düzene sokmaya çalıştı. Lavender dağılmış haldeydi. “Pardon ama ben orada olanları düşünürken siz burada?” diyerek kapıyı tamamen açtı ve içeri girdi. “Burada ne işin var Tarnish?” dedi Lavender kuruyan dudaklarını ıslatarak. Yanakları al aldı ve çarşafı sıkıca tutuyordu. “Bilmek istersen Lavender. Düne kadar bu adam o yatakta başka bir kadınlaydı.” Lavender gözlerini devirdi. Maxi ise kızgınca bakıyordu. “Bunu neden-“ Bocalayarak bir şeyler söylemeye çalıştı ama sonra hırsından sustu. Lavender yatakta doğrulup dizlerini kendine çekti. Tarnish salona girip yerdeki erkek kıyafetlerini aldı ve Lavender’ın suratına fırlattı. “Dorcas’ı uyutmadan buraya gelip küçük büyücü ile böyle şeyler-“ “Tarnish? Biraz özel hayata saygı duyabilir misin?” diyen Lavender elini saçları arasından geçirdi. Tarnish afallamış bir ifadeyle odayı terk etti ve kapıyı sertçe kapadı. O gittikten hemen sonra rahat bir nefes alan Maximillian geriye yaslandı. Lavender ile az önce ne yaparsa yapsın şu an yine ondan çekiniyordu. Utanç dolu bir ifadeyle kafasını ona çevirdi. Düşünceli görünen Lavender yorgunca tebessüm etti. “Bundan sonra başkalarıyla birlikte olmazsın değil mi Maximillian?” dedi gözlerini dikerek. Maxi şaşkınca ona baktı. “Elbette ben… Sonuçta biz…” Devam edemiyordu. Tam olarak hatırlamadığı bir şeyi dile getirecekti ama hatırlamıyor olması bunu tuhaf kılıyordu. “Biz evliyiz.” dedi Lavender Maxi’nin devam edemediği cümleyi tamamlayarak. Maxi kafa salladı. Lavender uzanıp Maxi’nin dudaklarına hafif bir öpücük bıraktı ve geri çekilip Maxi’nin kapanan gözlerine baktı. Hatırlamıyor olması artık umurunda bile değildi. Gerekirse yeniden hatıralar yaratırlardı hem de Lavender’ın yaptığı aptal hataları bilmeden. Tamamen yeni bir başlangıçla… Yatağa fırlatılan erkek kıyafetlerini alıp giyindi ve hala yatakta oturan Maximillian’a baktı. Yapılı vücudunu yatak başlığına dayamış utangaç bir ifadeyle oturuyordu. Beyaz göğsü kızarmıştı ve sarı saçları darmadağındı. Yeni çıkmış kirli sakalıyla Lavender’ın kesik bir nefes almasına yetecek bir görüntüsü vardı. Ona birkaç saniye özlemle bakınca Maxi mavi gözlerini ona çevirdi. “Sanırım bende giyinsem iyi olur. Kahin kızını fazla bekletmesek iyi olur!” Neşeyle kurduğu cümleyi idrak ettiklerinde donakaldılar. Maxi de Lavender de durumu fark etmişti. “Hatırlamaya başladın…” dedi Lavender beklentiyle. “Ağzımdan kaçtı…” dedi Maximillian da şaşkınca. “Vay canına! Sonunda iyi bir haber ha!” diyen Tarnish odaya girdi. Maxi kıyafetlerini hızlıca giyindi ve ayağa dikildi. “Şimdi Dorcas’ın yanına dönmen gerekiyor Lavender. Kaçtığını zannederse plan mahvolur.” Tarnish bu defa mantıklı konuşmuştu. Kafa sallayan Lavender alt dudağını ısırarak kocasına baktı ve ondan yine ayrılacak olmanın verdiği üzüntüyle suratını astı. “Plan mahvolamaz…” dediğinde Maxi gözlerini kaçırmadan ona baktı. “Öyleyse siz gidin. Bu arada Tarnish, Madison buraya dönmeyeceğe benziyor. O otel odasında kalmaktansa burada kalalım.” “Madison demek…” diyen Lavender arkasına bakmadan odadan çıktığında Maxi ne oldu şimdi dercesine Tarnish’e baktı. “Az önce karının yanında ettiğin laf… Yazık sana.” dedi Tarnish ve Lavender’ın peşinden gitti. Yanlış cümle kurduğunu fark eden Maxi az önce sıcak dakikalar yaşadığı yatağa baktı. Hatırlamıyor olsa bile balıkları keşfe çıktığı için inanılmaz mutlu hissediyordu. Lavender ve Tarnish, Dorcas’ın evine ışınlandıklarında Tarnish sıkıca Lavender’ın omuzlarından tutuyordu. “Kaçağı yakaladım.” diyen Tarnish Lavender’ı itti. Dorcas şaşkınca onlara baktı. Lavender’ın üzerindeki bu kıyafetler de neyin nesiydi böyle? “Ee Dorcas biz yokken düşündün mü bakalım? Hala daha beni kavanoza koymak istiyor musun? Bir canavarmışım gibi…” Korkmuyormuş numarası yaparak koltuğa tekrar oturdu ve bacak bacak üstüne attı. Lavender da gidip diğer koltuğa oturduğunda Dorcas yutkundu. “Düşündüm.” dedi üzgün bir sesle. “Şimdilik canımı kurtardığın için sana bir şey yapmayacağım. Ne sen beni gördün ne de ben seni…”
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE