17. Kara Büyü Yolculuğu

1737 Kelimeler
Kıpırtısız caddede, hayatta başıboş kalmış gibi hisseden Tarnish küçük bir çocuk edasıyla dizlerini karnına çekmiş oturuyordu. Uzun bacaklarına yasladığı kafasıyla gelen geçenlerin ayaklarını seyrederken Maximillian evden çıkıp ona baktı. “Kahin kızı?” diyerek ona seslendiğinde Tarnish kaşlarını çatarak ona döndü. Maxi heyecanlı bir şekilde gülümsediğinde yüz kaslarının seğirdiğini fark etti. Hatırlıyor muydu yoksa sadece bir tek bu muydu? “Ne oldu küçük büyücü?” diyerek karşılık verdiğinde Maxi dudaklarını birbirine bastırıp yanına geldi ve basamağa oturdu. Yarım yamalak giydiği çizmenin ipleri yerleri süpürüyordu. “Hani şu bahsettiğin kara büyü-“ “Evet. İşte bu! Yapmamız gereken bir şey var!” Bir anda heyecanla yerinden kalkan Tarnish hedefini bulmuşçasına sevindi. Maxi şaşkınca ona baktı. “Haydi bu defa hazırlanmana yardım edeceğim küçük büyücü!” Hızla eve girdi ve diğer kadının kıyafetlerini karıştırdı hunharca. Bulduğu kalın kumaştan yapılma siyah elbiseyi üzerine geçirdiğinde güzelliğine güzellik katmak için makyaj yapmayı düşündü. Maxi arkasından eve girdiğinde hala şaşkınca ona bakıyordu. Tarnish hedefi olmadan yaşamaya alışkın değildi bunu fark etmişti. “Kara büyü yapmak için günlerdir hevesle bekliyordun neden unuttun ki?” dedi. Tarnish ile konuşmaktan daha çok kendi kendine muhasebesini yapıyordu durumun. Tarnish bu sözlerle durakladı. Elindeki kırmızı duj yere düşmüştü. Tahta zemini boylayan ruj kırıldığında Maximillian bugün Tarnish’te bir sorun olduğunu düşünmeye başlamıştı.”Sahi… Nasıl unuttum ki?” diyen Tarnish aynadaki aksine baktı. “Unutabilirsin gayet doğal.” dedi Maximillian. Gidip üzerine uygun bir şeyler giyindi ve saçlarını taradı. Geri geldiğinde Tarnish hala aynadaki suratına bakıyordu. “İmkansız.” dedi hipnotize olmuş sesiyle. “İmkansız olan ne Tarnish?” “Ben asla unutmam…” dedi aynı mekanik sesini kullanarak. Afallamış bir halde nefesi sıklaştığında Maximillian anlam veremiyordu. “İnsanlar unuturlar Tarnish. Bu normal.” dedi Maximillian. Verdiği abartı tepkiye anlam veremediği için onu umursamadı ve Lavender’ı görürsem diye düşünerek parfüm sıktı. “Ben insan değilim.” dedi Tarnish. Gözlerini tekrar kendine çevirdi ve daha da yakınlaşarak yüzünü inceledi. “Belki de artık insansındır.” diyen Maximillian gidip botlarını ayağına geçirdi. Tarnish afalladı. Kendi bedenine döndü diye artık sıradan bir insan mıydı? Dorcas’ın dediği gibi küllere dönüşmeden ölecek miydi? Normal insanlar gibi eski yaşadığı önemsiz şeyleri unutacak mıydı? Birine aşık mı olacaktı? Yaşlanıp ölecek miydi? “Vaktim kalmadı…” dedi birden. Kalp atışları hızlanmış elleri ayakları boşalmıştı. “Ruth’un hafızasını kolayca silemedim. O canavarı Dorcas ile savaşacak kadar güçlendiremedim… Sürekli ışınlanmam gerektiği zaman zorlanıyorum… Daha fazla insan gibi hissediyorum…” Kendi kendine konuşuyordu ama Maximillian onu duymuştu. Kaşları çatık dinlerken tüylerinin ürperdiğini hissetti. İnsan olmaktan korkar gibi bir hali olan Tarnish’in söylediklerini bir yerlere oturtmaya çalıştı. İçeride kopan gürültünün ardından kapıyı kapadı ve sakinleşmesi için ona zaman tanıdı. Muhtemelen evin altını üstüne getirmişti. Sokakta öylece bekleyen Maximillian yakışıklı yüz hatları ve vücuduyla dikkatleri üzerine çekiyordu. İnsanlar ona baktıkça başıyla selam verip gülümsüyordu ama Tarnish biraz daha çıkmaya karar vermezse gülmekten kasılmış suratını rahatlatmak için içeri dalacaktı. Buna gerek kalmamıştı neyse ki. Tarnish toparlanmış bir vaziyette dışarı çıktı ve yarım kalmış rujunu tamamlamış olarak döndü. Siyah, vücudunu saran elbisesinin üzerine saçlarını kapatacak bir pelerin geçirmişti. “Gidelim.” Maximillian iyi misin diye soracak olduysa da vazgeçti. Onun yerine kolunu Tarnish’e uzattı. Ne de olsa Tarnish nereye gidileceğini bilen tek kişiydi. Tarnish, Maximillian’ın koluna girdi ve onu istasyona ışınladı. Kentin istasyonu diğer yerlerine nazaran daha düzenliydi ve Maximillian bunu görünce biraz şaşırmıştı. Buraya kabusu kovalamaya geldiğinde ışınlanmıştı ve pek bir yerini görememişti. İstasyondaki tren Altemur’dakinden daha yeni görünüyordu. Siyah parlak renginin üzerinde kentin adeta simgesi yerine geçen kemik resimleri vardı. Az ileride on kişinin sığabildiği küçük otobüsler sıra sıra diziliydi. Trene nazaran renkleri ağarmıştı ve yapıştırılan resimler güneşten nasibini almıştı. Önlerinde yazan tuhaf yer isimlerini okuyan Maxi merakla gözlerini kıstı. “Biz bununla gideceğiz.” dedi Tarnish Maxi’yi çekiştirerek. Maxi kafasını çevirip Tarnish’in yönlendirdiği şeye baktı. Küçük eski bir traktörün arkasına yerleştirilmiş vagonda ipsiz sapsız insanlar oturuyordu. Vagonun kenarlarına yerleştirdikleri aralıklı kalaslarla vagonun açıkta kalan yerlerini güvene almış gibilerdi ama o aralıklardan biri atılmak istese pekala sığardı. En azından Tarnish oradan sığabilecek kadar inceydi. Maximillian kendisine tersçe bakan adamlarla göz gözeyken suratını buruşturdu. “Neden bu?” dedi üzerindeki yeni kıyafetlere üzülerek. “Çünkü beyefendi biz şu an kara büyü yapmaya gidiyoruz.” Tarnish yeterli açıklamayı yaptığına inanarak şoföre ödeme yaptı. Maxi’nin kesesini çalmıştı. Sonra da Maxi’yi vagona itti. Maxi itildiğinden ötürü düşmemek için elleriyle vagonun zeminine tutunmuştu. “Lanet olsun.” dedi eli bir şeye bulaştığında. Sinirleri gerilmiş bir şekilde vagona girdi ve kirlenen ellerini cebinden çıkardığı mendille sildi. Ona uzaylı görmüş gibi bakan insanlara suratını astı ve en sonunda dayanamadı. “Tanrı aşkına ilk defa mı sarışın birini görüyorsunuz! Önüne dönmeyen herkesin kabusu olabilirim!” Ve bu konuda ciddiydi. Tarnish arkasından vagona bindiğinde insanlar Maxi’ye inanmamıştı. Onun Koruyucu Büyücü olduğunun farkında değillerdi elbette. Tarnish vagondaki çiçekli mindere oturup Maxi’yi yanına çekti. Poposu şap diye mindere yapışan Maxi bacaklarını sığdırmak için yerinde büzüldü. “İnsanları tehdit etmeyi bırak onlar işimize yarayabilir. Buraya elbette seyahat etmek için binmedim!” Maxi onu duymazdan geldi. Tarnish’in ince sesi beynine adeta işkence ediyordu. Kendisine bakmakta olan insanlara önce zararsızca gülümsedi. Gülümsediğini görenler tuhafça kaşlarını çatmıştı. “Hanginizden başlayalım?” dedi yumuşak bir sesle. İnsanlar kararsızca birbirine baktığında bazıları hala ona dik dik bakmaya devam ediyordu. Maxi avucunu açıp ufak bir büyüyü elinde tuttuğunda Tarnish göz devirmişti. Elinde tuttuğu şey küçük yaramaz bir kabusa benziyordu. Hipnoz olmuş gibi o varlığa bakarken insanlar korkmaya başlamıştı. “Hanginiz ister?” dedi Maxi ısrar ederek. “Sen koruyucusun.” dedi arkalardan bir ses. Maxi elindeki kabusu yok edip sesin geldiği köşeye kafasını çevirdi. Şoför traktörü çalıştırdığında sarsılmamak adına kalaslardan tutunmuştu hemen. “Bu kentin insanları kolay kolay korku hissetmezler. Yanlış yerdesin Koruyucu.” Diyerek devam eden adamı hala tam olarak göremiyorlardı. “Çekilir misiniz?” dedi Maximillian onu görmesini engelleyen adamı iterek. Tarnish de merakla kafasını uzatmıştı. Köşede bastonuyla oturan adam kafasına geçirdiği pelerinden ötürü fark edilmiyordu. Elleriyle bastonu sıkıca tutuyordu ve kambur olduğu belliydi. Pelerininin saklayamadığı gri sakalları epey uzundu. Maxi’nin büyük büyücü olduğunu duyan yolcular çoktan aralarında fısıldamaya başlamıştı bile. “Fakat buraya bir kabusun peşinden geldim.” dedi Maximillian. Yaşlı adam merakla kafasını kaldırdı ve yorgun mavi gözlerini Maxi’ye dikti. Küçük Büyücü onun suratını inceleme fırsatını yakaladığı için memnundu. Düşmüş göz kapakları, sarkık göz torbaları ve ağzını kapatan bıyıklarıyla sıradan bir ihtiyara benziyordu. “Bir kara büyücü!” dedi Tarnish fısıldayarak ama coşkuyla. Adam onu duymuş gibi bakışlarını ona çevirdi. Gözlerini kısmış Tarnish’e bakarken bastonu elinden düşmüştü. “Sen…” dedi sesi titrerken. Maxi yaşlı adamın Tarnish’i tanıdığını fark etti o an. Diğerlerine çaktırmasa iyi olurdu zira bu Wren’in kulağına giderse bir baskına uğrayabilirlerdi. Vagon tünele girince etraf kararmıştı. “Ben Tarnish Teraw.” dedi Tarnish adamın zihnine konuşarak. Bir süre daha tünelde gitmeye devam ettikleri için adamın yüz ifadesini görememişti ama hayal edebiliyordu. Birkaç dakika sonra tünelden çıktıklarında yaşlı adam hala onlara doğru dönüktü. “Bu imkansız.” dedi adam hala Tarnish’e bakarak. Tarnish gülümseyip arkasına yaslandı ve kollarını göğsünde kavuşturup tatmin olmuş gözlerle etrafı izledi. Dağ eteklerinin altında görünen evlerin ışıkları bir bir yanarken gökyüzü maviliğin esiri altına girmişti. Geçtikleri yolun üzerindeki sokak lambası yandığında soğuk rüzgar pelerininin içine girip tüylerini ürpertiyordu. Kara büyücülerin cirit attığı dövüş merkezine gidiyorlardı. Kentin yasadışı yapılan dövüşlerinde yüksek bahisler oynanır ve kara büyücüler, kazanmak uğruna insanları lanetlerdi. Tarnish bunu Rowen sayesinde biliyordu daha önce buraya hiç gelmemişti ama tıpkı Rowen’ın anlattığı gibiydi. Soğuk rüzgar, sarı ışıklar ve dağ eteklerindeki çam ağaçları… “İlk durak!” diye bağıran şoför traktörü aniden durdurdu. İlk durakta inen iki kişi sırtlarında heybeleriyle indiklerinde adam hemen yola devam etti. Yaklaşık dört durak daha geçtikten sonra darlaşan caddeye girmişlerdi. “Son durağa gidiyoruz!” diye bağıran adam sıkılmış bir şekilde sigarasından nefes çekti ve tek eliyle direksiyonu çevirip son durakta durdu. Tarnish ve Maximillian vagondan inerlerken popolarının uyuştuğunu hissediyordu. Dövüşmeye gelen diğer yolcular da vagondan indiğinde yaşlı adam da peşleri sıra indi. İner inmez Tarnish onu kenara çekmişti. Maxi yaşlı adama davranışı karşısında şaşkına dönse de ağzını açmadı. “Eee John. Bize yardım etmek ister misin? Güçlü bir ödeme yaparız ya da her ne istersen?” “Kara büyüyü bu şekilde kazanamazsın.” dedi yaşlı adam bilmişçe kafasını kaldırıp. Maximilian anlamaya çalışarak kenarda durdu. “Adımı nereden bildin?” dedi sonra fark ederek. “Ben yarı kahinim. Şimdi uzatma da devam et.” John peki dercesine kafasını salladı. Belli ki vagonda geçirdiği zaman boyunca Tarnish’i gördüğü anı normalleştirmişti. “Ancak biriniz ringe girer ve dövüşüp kazanırsanız kara büyü konusunda yardım ederim.” “Bu saçmalık!” dedi Maximillian birden hiddetlenerek. Tarnish ona bıkkınca bakıp nefesini verdi ve soğuk havaya lanet ederek pelerine daha sıkı sarındı. “Bir konuşma sen Maximillian. Şu son birkaç günde saçma bulmadığın herhangi bir şey yok zaten! Ayrıca ringe sen çıkacaksın.” “Bu daha da saçmalık! Güçlüyüm güçlüyüm deyip duruyorsun neden ben çıkacakmışım?” Yaşlı John onları kaşları çatık izledi. Tarnish ve Küçük büyücü neden bir aradaydı? Sonradan dank ettiğinde ağzı bir karış açık kalmıştı. “Sen onu öldürmüştün!” Maximillian kafasını Tarnish’ten çevirip adama döndü. Evet onu zamanında öldürüp küllerini kavanoza hapsetmişti ama şimdi ev arkadaşıydı ve suç ortağıydı. “Uzun hikaye John.” dedi elini havada savuşturarak. John kararla konuştu. “Maximillian’ın dövüşte kazandığı parayı alacağım ve kara büyüyü yapacağım.” “Sizler… Para dediniz mi gözünüz bir şey görmez zaten.” dedi Tarnish tiksinti dolu bir sesle. John omuz silkip bastonuna daha da fazla yaslandı ve anlaşma için elini uzattı. “Bir dakika henüz benim çıkacağıma karar vermedik!” Tarnish onu kaile almadan adamla el sıkıştığında Maximillian kafayı yemiş gibiydi. John onlara yön göstermek için önden ilerlediğinde Maxi, Tarnish’in kollarını yakaladı ve onu kendine çevirdi. “Kimseyle dövüşmeyeceğim!” “Bir sakin ol aptal sarışın. Şöyle yapacağız. Sen dövüşeceksin kazanacaksın. Sonra kazandığını gören başka biri seninle bahis oynayacak ve sen yenileceksin.” “Anlamadım?” “Anlamazsın tabi… Zarar göreceksin. Kara büyüyle uğraşan biri tarafından mağlup edileceksin ve lanetleneceksin. İşte hikayemiz tamamlanıyor görmüyor musun?” “Ya da bu olayı yaşanmış gibi Wren’e anlatabilirim.” “Hayır yapamazsın çünkü inandırıcı olmak lazım. Yenilirsen ve bir şey olursa dilden dile yayılır.” Maximillian bu fikirden nefret etmiş bir şekilde kafasını gökyüzüne çevirdi ve sinirle nefesini bıraktı. Dün gece Lavender ile yaşadığı sıcak dakikaları hatırlayıp bunu tekrar etmek için kendinde güç aradı. Lavender’ı bir an önce oradan çıkarmak için buna katlanması gerekiyorsa hikayeye göre gitmeliydi. Bu defa Tarnish’in yaptığı plana sadık olması gerekiyordu. Kafasını indirip elini uzattı. Tarnish kendisine uzatılan eli sıktı ve tatminkar bir gülüş sergiledi. Maximillian’ın dövüşünü görmek heyecan verici olacaktı ve Lavender’ın bunu görmesini sağlayacaktı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE