Maximillian ringdeydi. Kare biçimli ringin etrafı esneyen lastik yerine tahtalarla çevrelenmişti. Maxi’nin üzerine koyu mavi bir şort giydirmişlerdi ama üstü çıplaktı. Herkes onun büyük büyücü olduğunu omzundaki balıklardan anlayabiliyordu. İnsanların heyecandan nefesi kesilmişti. Büyük Büyücünün beyaz bedeni tek bir çizik dahi barındırmıyordu ve sarı saçlarıyla adeta orada parlıyordu. Yüzüne bakıldığında kolay lokma gibi görünebilirdi ama vücudu güçlü olduğunu ispat ediyordu.
“Senin için yapıyor.” dedi Tarnish ringin ortasında bekleyen Maxi’yi başıyla işaret ederek. Lavender pelerinine iyice saklanmıştı. Görülmek istemiyordu ve kızıl saçları pelerinden dahi gözükmesin diye de onları sıkıca toparlamıştı. Heyecan ve korku dolu gözleri sadece küçük büyücünün üzerindeydi. Bir yandan da korkuyordu. Ringte başarılı olacağı ne malumdü? Tarnish’ten öğrendiği kadarıyla açık açık büyü kullanmak yasaktı bu yüzden kara büyüye başvuruyorlardı. Maximillian büyük büyücü olduğu için büyüyle bir şey yaparsa anına ifşa olup maçtan atılırdı.
“İşin bu raddeye geleceğini tahmin etmemiştim.” dedi itiraf ederek. Stresle ellerini ovuşturdu ve yutkundu. “Rahatla kızıl şifacı! Koca adam o!” Tarnish umursamazca elini savuşturup John’a bakındı. Ringin yakınlarında bir yerde oturmuş merakla maçın başlamasını bekliyordu. Etraflarında iri yarı izbandut gibi adamlar oturuyordu ve ellerindeki kese kağıtlarında yağlı patates cipsi vardı. Kimisi gazeteye sardığı içkisine sıkıca sarılmış ahmakça şarkı mırıldanıyor kimisi kan ister gibi hararetle ringe bakıyordu. Yanlarında oturan dövmeli adam soğuktan etkilenmiyormuşçasına sıfır kollu giymişti. Kocaman kollarından yağ sarkıyordu adeta. Kir barındıran siyah kıvırcık saçları elinde tuttuğu kese kağıdının içine giriyordu. Diğer elindeki bira şişesini arada bir kafasına dikiyor her dikişinde sakalına da bir miktar içiriyordu.
“Bahse var mısın büyücü yenemez.” dedi birden adam. Tarnish kendisiyle mi konuşuyor gibi etrafına bakındı. Cevap vermeyince adam ona döndü ve ağzındaki cips kırıntısını fışkırtarak devam etti. “Kara John günlerdir bahis için adam arıyordu. Bunu mu bulmuş bula bula…” John’ın lakabına burun kıvıran Tarnish kaşlarını çattı. “Şunun dövmesine bak! Bebek cildinde parlayan balıklar!” Ağzını yumup çocukmuş gibi konuşan adamla beraber daha da kaşlarını çattı. “Şunu görüyor musun?” dedi birden kese kağıdını bırakıp kolunun iç kısmını uzatarak.
Dorcas’ın kılıcını dövme yaptırmış adam bundan gurur duyduğunu gösterir biçimde sırıtıyordu. “Çeker misin şunu!” dedi Tarnish tiksinerek. Adam anlamsızca kolunu çekti ve cipsini yedi. “Buraların efendisi Canavar Avcısıdır bu zengin züppe değil.”
“Senin zengin züppe dediğin beş büyük büyücüden biri!” dedi Lavender dayanamayarak. Adam onu fark edince durakladı. Kızın sinirden parlayan yeşil gözlerine ve solmuş dudaklarına baktı. Bu da kimdi böyle? Bu iki tuhaf tipin arenada ne işi vardı? “Yani?” dedi adam anlamsızca kafa sallayıp. Lavender ağzını tekrar açmıştı ki maçın başlayacağına dair bir anons geçildi. “Dövüşten sonra bakalım yine böyle ahkam kesebilecek misin?” demişti anons bitince. Adam bir hah sesi çıkardı ve göreceğiz diyerek arkasına yaslandı.
Tarnish olan biteni şaşkınca izlemişti. Maximillian’ın karşısına çıkan adama baktılar. Maximillian’in iki katıydı ve kaslarının zorladığı damarları her yerden fışkırıyordu. Kafasını tamamen kazıtmıştı ve tıpkı yanındaki adam gibi sakalını uzatıp küçük kemiklerden bağlamıştı. Kaslı vücuduna iğrenmiş bir şekilde bakan Tarnish sabah yaşadığı şeyden bahsetmeye karar vermişti. “İnsana dönüşüyor olma ihtimalim var…”
Lavender hızla ona döndü. “Nasıl?” dedi şaşkınca. Tekrar anons sesini duyunca kafasını ringe çevirmek zorunda hissetmişti. Maxi’nin maçına odaklanmışken Tarnish neden bu konuyu açıyordu şimdi! “Hafızam eskisi gibi iyi değil. Küle dönüşmeme ihtimalim var biliyorsun.”
“Sadece bu mu? Bunda ne var bu normal bir şey.” dedi Lavender umursamazca. Tarnish derin bir nefes aldı fakat neden kendisi de bunun normal olduğunu hissedemiyordu. Şimdilik kafaya takmamaya karar verip Maximillian’a döndü. Bir anda birbirlerinin omuzlarına yapışan adamlara bakarken nefesi kesilmişti. Adam yapılı olsa da boyu Maximillian ile aynıydı.
Maxi’ye yumruk atacağı sırada Maxi geri çekilip adamın yumruğunu boşa çıkarmış o da yetmezmiş gibi adama arkadan saldırmıştı. Nasıl bu kadar hızlı olabilir diye düşünen Lavender’ın ağzı açık kaldı. Güçlü kuvvetli adam Maxi’nin darbesiyle yere yüzüstü düştüğünde acı bir ses yankılandı. Göz ucuyla yanlarında duran adamın ifadesini izledi. Biraz morarmışa benziyordu ama yine de beklentisinin yüksek olduğu belliydi. Lavender Maximillian’a güvenerek önüne döndü ve onu izlemeye devam etti.
Her zaman düzenli olan sarı saçları dağılmıştı ve alnındaki ter yüzünden saçları koyu renge bürünmüştü. Nefes nefese olan yüzü, şişip inen göğsüyle usta bir dövüşçüye benziyordu. Göğsü çoktan kızarmıştı ve yumrukları sıkılıydı. Yerdeki adama kalkması için müsaade etmişti. Adam kalkar kalkmaz aniden Maxi’nin suratına yumruğunu geçirince Lavender ufak bir çığlık attı.
Çığlığı duyan Maximillian kafası yana düşse de onu gördü. Birkaç basamak yukarıda Tarnish ile oturan kadın Lavender değil miydi? Dalgınlığına denk gelince adam karnına da yumruğunu geçirmişti. “Benim yüzünden!” dedi Lavender alt dudağını ısırarak. Darbe karşısında yere kapaklanan Maximillian ağzından kan tükürdü ve nefes nefese toparlanmaya çalıştı. Kendisinin aksine diğer adam ona toparlanmak için zaman tanımamıştı. Acımasızca Maximillian’ın bacağına tekme attığında Lavender kırılmış olmasından endişe etti.
“Devam et!” diye tezahürat yapan yanlarındaki adamla birlikte kalabalık coşmuş diğer adama övgüler yağdırmaya başlamıştı bile. Maximillian tekrar tükürüp hırsla yerinden kalktı ve topallayan bacağını umursamadan tahta korkuluklara tırmanıp adamın üzerine hopladı. Tarnish’in ağzı açık kalmıştı. Maximilllian’ı bu şekilde göreceğini hiç düşünmemişti. Belki de bu hayatta görmesi gereken başka şeyler vardı ve hepsini aptal hırslar uğruna mahvetmişti. Şimdi telafi etmek için bir şansı olabilirdi işte o zaman insan olmakta sorun olmaktan çıkardı.
Adam yere düşer düşmez Maxi acımasızca adamın üzerine oturup yumruklarını ardı ardına vurmaya başladı. Yetmeyince ayağa kalkıp kendisine yaptığı gibi onu teklemedi. “Dur!” Kenardan biri bağırınca tekmesi havada asılı kalmıştı. Sinirlenmiş bir halde kafasını kendisine dur diyen kişiye çevirdi ve ne var dedi asi bir sesle. Belki de az önce fazla centilmenlik yaptığını fark etmişti ve şimdi onu devre dışı bırakmıştı. “Bayıldı!” dedi hakem.
İçeri girip Maxi’nin kolunu kaldırdı ve “Ve karşınızda yirmi kişiyi deviren adamı yenmiş Koruyucu Büyük Büyücü Maximillian Owen!” diye bağırdı. Lavender gururla dolmuştu. Tebessümü suratında genişlediğinde kafasını yan tarafa çevirdi ama kendini beğenmiş Canavar Avcısı taraftarı olan adam çoktan gitmişti. Tatmin olmuşça geriye yaslanıp Maximillian’a baktı. Kendisini izliyordu. Bir an nefesi içine kaçan Lavender yutkundu. Maxi kendisinden tamamen uzak vahşi bir savaşçı izlenimi içerisindeydi. Kanlı suratı, çıplak göğsü ve sarılı elleriyle kocasına değil yabancı birine bakar gibi hissetti. Onun hakkında yeni şeyler görmek heyecanla dolmasına sebep olmuştu.
Hakemle bir şeyler konuşan Maxi kafa sallayıp ringten çıkınca Lavender ayaklandı. Tarnish arkasından gelirken kalabalığı yarmaya çalışıyorlardı. Maxi sargılı ellerindeki sargıyı çözerken yüzünü yıkamak için lavaboya gidiyordu. Lavaboya girdiğini gören Lavender bir an durdu. Fazla kişi yoktu ama yine de erkekler tuvaletine girebilir miydi emin değildi. “Bekleyelim.” dedi Tarnish Lavender’ın aklından geçeni tahmin ederek.
Maximillian soğuk suyla ağzını çalkaladı ve ısırdığı diline baktı. Acı vericiydi. Suratındaki yumruğun izi henüz taze olduğu için morarmamıştı. Göğsüne soğuk su çarpıp saçlarını geriye attı ve lavabodan çıktı. Çıktığı anda Lavender ve Tarnish’i görmüştü. “Lavender…” dedi şaşkınca. Tarnish böyle bir şey yapacağından bahsetmediği için neredeyse maçı kaybedecekti! “Dur…” dedi Lavender elini kaldırırken. Maxi ne yaptığına baktı. Lavender’ın narin parmakları yumruk yediği yerde gezindiğinde bir karıncalanma hissetmişti. Bacağına da büyü yaptığında kendini yenilenmiş hissediyordu. Sevinçle göğsünü kabarttı. “Vay canına teşek-“ Lavender sözünü yarıda bırakarak Maximillian’ın dudaklarına kapandı.
Maxi beklemediği hamle karşısında afallasa da hemen Lavender’ın belinden yakalamıştı. Sonra birden acıyan dilindeki karıncalanmayı hissetti. Lavender geri çekildiğinde çatık kaşlarıyla kalakalmıştı. “Şimdi çok daha iyi teşekkür edebilirsin…” dedi Lav gülümseyerek. Maxi utanarak kafa salladı ve gülümsemesine engel olamayarak gözlerini kaçırdı. “Asıl amacımızdan sapmayalım ha ne dersiniz?” dedi Tarnish bıkkınca. Maxi sıkıntılı bir nefes verdi.
“Gerçekten canım yanacak değil mi şimdi?”
“Evet babacık açıkçası hiçte üzgün değilim.” Diye karşılık veren Tarnish Lavender’ı kolundan tutarak eski yerlerine çekti. Lavender merakla lavaboya giden tarafa bakıyordu. Maximillian omuzlarını düşürmüş olarak çıktığında heyecanla dolduğunu hissetti. John ile çoktan konuşmuşlardı ve John Maxi için bir başkasıyla konuşmuştu. Adam Maximillian’ın yeneceğini zannederek onu oynatırken mutluydu. Maxi bilerek yenileceği ringe tekrar girdiğinde insanlar bu defa onu alkışlıyordu.
Biraz sonra diğer adam girdiğinde anonslar yapılmıştı. Kara büyüyle uğraştığı belli olan adamın vücudunda siyah izler vardı. Sanki damarlarında simsiyah kan dolaşıyormuş gibi duruyordu. Maxi başta adamla düzgünce dövüşüp ardından yorulmuş gibi numara yapmıştı. Belli ki diğer rakipten daha düşük seviye biriyle karşı karşıyaydı bu yüzden numara yapmak zorunda kalmıştı. Kara büyü yapan adam çekinmeden büyü kullanınca Lavender yerinde kıpırdandı. Büyü yapmamalıydı!
Maxi yere pat diye kapaklanınca ve vücudu zangır zangır titreyince Lavender yanına gitmemek için kendini zor tuttu. Gerçekten kara büyü yemişti. Bu plana dahil değildi! “Ona büyü yaptı!”
“Ve cezasını da çekecek.” dedi Tarnish ayağa kalkarak. Kara büyü yapan adamı metreler öteden boğarken adam ringte yere dizleri üzerine çöktü. Maximillian yerde debelenip ağzından kara şeyler fışkırtırken insanlar korkuya kapılmıştı. Kara büyü yaptığı için lanetlendi diye bağıranlar bile vardı. Herkes ayaktaydı.
“Lanet olsun durdurun şunu!” dedi bahsi oynayan kişi. Hakem olaya karıştığında Tarnish hedefi göremiyordu. İnsanlar önüne geçmişti. “İşim daha bitmemişti!” dedi Tarnish çemkirerek. Lavender ile beraber aşağı inmeye başladıklarında Maxi ölü gözlerle havaya bakıyordu. Onu eski bir sedyeye yatırdıklarında Maxi’nin eli yanlardan sarkmıştı. Cildi soluktu ve damarları belli oluyordu. Lavender’ın canı hiç olmadığı kadar yanıyordu şimdi. Onu sedyede ölü gibi yatarken görmeyi istemiyordu. Siyah sıvının bulaştığı suratı hep tertemiz olmalıydı.
John, sedyeyi devralıp arenadan çıkarırken Tarnish diğer adamı boşverip John’un peşisıra ilerledi. Transa girmiş Lavender’ı da kolundan çekiştiriyordu. “Senin dönmen gerek gerisini ben halledeceğim Lavender.” dedi endişeyle. Lavender’ı ilk maçtan sonra buradan götürmeliydi hata etmişti. Şimdi gözyaşları yanaklarını süsleyen Lavender’ı teselli edecek zaman değildi.
“Onu evine götür seni bulacağım daha sonra Kara John.” Diyen Tarnish kalabalığı umursamadan Lavender’ı zindanlara ışınladı. Lavender hemen isyan etmişti. “Beni ona götür! İyi olduğundan emin olmam gerekiyor Tarnish! Beni burada bırakamazsın!” Tarnish üzgünce Lavender’a baktı. Dudaklarıyla sessiz bir üzgünüm dedi ve Lavender’ın ellerinden kurtulup arenaya ışınlandı.
John’un evini ararken caddedeki insanlar Maximillian hakkında konuşup duruyorlardı. “Kara John’un evi nerede?” dedi ilk karşılaştığı kişiye. Adam evi tarif ettiğinde hızlı davranıp evi bulmaya çalıştı. Dağa doğru çıkan evlerden birinde kalıyor olmasına lanet ederek kararan havaya baktı. Dağ yolunu tırmanırken nefes nefese kalmıştı. İlk düzlüğe vardığında dumanı tüten evin kapısını tıklattı.