19. Dağ Eteklerindeki Giz

2876 Kelimeler
Tarnish, Maximillian’ın başında oturuyor ve elinden tutuyordu. Baygın yatan adam, gözleri açık halde tavanı izliyordu ve tek bir mimiği dahi oynamıyordu. Tüm cildi solmuştu, dudakları kabuk bağlamıştı ve arada sırada ağzından siyah sıvı akıp yastığa damlıyordu. “Onu iyileştirebilirsin.” dedi yaşlı John sobaya odun atarak. Dışarıdan gelen rüzgarın sesi ıslık gibi çıkıyordu. Perdeleri yarı açık olan camdan karşı dağlardaki evin ışıkları görülebiliyordu. “Şimdilik yapamam.” dedi Tarnish derin bir nefes alarak. Plan böyle gittiyse onu bozamazdı ama bir yandan da laneti kırmamak için kendini zor tutuyordu. John eline bulaşan isi beline sardığı beze sildi ve kömür kovasını odunluğa taşımak için evden ayrıldı. Kapı ufacık bir an açık kaldığında dahi içeriye soğuk girmişti. Tüyleri ürperen Tarnish Maxi’nin elini bırakıp ayağa kalktı ve camın yanındaki somyaya oturdu. John içeri geri geldiğinde duruşunu düzeltip kırılgan gibi gösterdiği imajını düzeltmeye çalıştı. “Gelelim anlaşmamıza.” dedi soğuk bir sesle. John bastonunu eline alıp Tarnish’i duymazdan geldi ve mutfağa girdi. Çat pat seslerinden sonra su sesini işiten Tarnish karnının acıktığını yeni fark ediyordu. John elinde patates olan bir tavayla çıkageldiğinde yutkundu. Patates tavasını gürüldeyen sobanın üzerine bıraktı ve Tarnish’e döndü. “Maximillian dışında kime büyü yaptırmak istiyorsun?” dedi sobanın yanındaki mindere çökerek. Bacaklarındaki ağrıyı gidermek için onları ovalarken yüzü dalgındı. Tarnish derin bir nefes çekti ve konuşmaya başladı. “Wren’in kızı Ruth.” John anında kaşlarını çatmıştı. “Bunu yaptığım öğrenilirse-“ “Kimse bilmeyecek.” dedi Tarnish hemen sözünü kesip. John birkaç kez itiraz etse de Tarnish onu bir şekilde ikna etmeyi başarmıştı. Kem küm etmeyi kesip sobadan tarafa döndü ve ısınan koluna dokundu. “Anlaştığımıza göre en geç yarın bu işi hallediyorsun.” “Yarın mı? Bu gece mi yapmamı istiyorsun?” “Acelemiz var. Seni Ruth’un evine ışınlayabilir sonra geri getirebilirim.” Dışarıdan duyduğu seslerle birden cama döndü. Lavender’ın sesiydi bu. “Umarım geç kalmamışımdır Wren!” Abartılı bir şekilde yüksek sesle konuşuyordu belki ki içerideki Tarnish’i uyarmaya çalışıyordu ve başarmıştı. Tarnish telaşla John’a baktı. “Gece yarısı plan için yanına geleceğim.” dediği anda ışınlanarak ortadan kaybolmuştu. John arkasından şaşkınca baktı. Maximillian sayesinde epey bir para kazanmıştı ve adam lanetlenmişken Tarnish’in isteğini geri çeviremezdi. Kapısı tıklatıldığında gidip kapıyı açtı. Lavender telaşla içeri fırladı ve sobanın diğer tarafındaki somyada yatan Maximillian’a koştu. Arkasında duran Wren ihtiyatla John’a baktı. “İzniniz olursa Maximillian’a bakmak istiyoruz.” John şaşkınca kafasını sallayıp Wren’e yol verdiğinde Wren takım elbisesinin düğmesini açtı ve içeri geçti. Uzun boyu yüzünden kapıdan geçerken boynunu eğmek zorunda kalmıştı. Lavender gözyaşlarını tuttu ve ağlamamak için direndi. Maximillian’ın ağzından sızan kara sıvıyı yanındaki peçeteyle silip yüzünü avucuna aldı. “Nasıl öğrendiniz?” dedi John Lavender’ı daha önce görmemiş gibi yaparak. Wren az önce Tarnish’in oturduğu somyaya oturdu ve saygılı bir ifade ile gülümsedi. “Maximillian’ın arenada dövüşüp para kazandığı kentin ana konusu olmuş durumda. Ayrıca ikinci dövüşünde kara büyüyle lanetlendiği de…” Dedikodular yayıldığında Wren, sorumluluk hissederek Lavender’ın zindanına gitmişti. Lavender sanki hiçbir şeyden haberi yokmuşçasına yatağında uzanıyordu. Ona sakince Maximillian’ın hala kentte olduğunu ve lanetlendiğini açıkladığında Lavender’ı Maximillian’a götürmemek zalimlik olurdu. Böylelikle arenaya gelmiş ve Maximillian’ın yerini gören duyana sorarak öğrenmişlerdi. Dorcas’ın bir canavar avında kötü yaralandığını da duymuştu ama henüz ziyaret etmeye vakti olmamıştı. “Onu iyileştirebilir misin?” dedi Wren Lavender’a. Lavender kararsızca kafasını ona çevirdi ve birkaç dakika kafasında hesap yaptı. İyileştirecek gücü var mıydı? Şifacı değil miydi? Tarnish’e ihtiyaç duyulması gerektiği yerde Maximillian’ı iyileştirirse o zaman planları mahvolmaz mıydı? Tereddüt ediyordu. “Sen şifacısın Lavender. Kendine güvenebilirsin.” dedi Wren sanki Lav bunu düşünüyormuş gibi hissederek. Lavender bilmiyorum edasıyla kafasını eğdi ve Maximillian’a baktı. “Deneyebilirim…” demişti kısık bir sesle. Kara büyüyü yenecek gücü var mıydı bilmiyordu. Gemma büyülendiğinde tek şifacı kendisiydi belki bu yüzden kendini iyileştirememişti ama şimdi Lavender’ın elinde bir engel yoktu. Maximillian’a odaklanarak kara büyüyü geri çekmeye çalıştı. Birkaç dakika sonra alnındaki ter dudağına aktığında ne kadar uğraştığını o an fark etmişti. Gerçekti. Ne kadar uğraşırsa uğraşsın gücü kara büyüyü yok etmeye yetecek kadar iyi değildi. Kara büyü bir büyüydü ve hastalık olmadığı sürece onu iyileştiremezdi. Pes etmiş bir halde omuzlarını indirdi ve Wren’e baktı. “Merak etme bir çözümü vardır.” dedi Wren fakat kendi dediğine kendisi de inanmamıştı. Lavender yenilgiyle sobanın yanına gitti ve küçük delikten görünen korlara baktı. “Olmalı…” dedi sessizce fakat Wren duymuştu. Endişeli olduğunu belli eden kaşları çatılıydı. John, Wren buradayken az önce onun kızı üzerine anlaşma yaptığına inanamıyordu. Tarnish ile uğraşan herkesin geçmişi kirleniyordu hoş kendisi de tertemiz sayılmazdı ama büyük büyücünün çocuğuna bulaşmak mı? Bu fazlaydı… “Bir çözümü var.” dedi Wren birden aklına gelerek. Lavender hızla ona döndü. Beklenti dolu bakışları yaşlarla kaplanmıştı ve dudakları titriyordu. Maximillian’ın iyileşebileceğini elbette biliyordu ama burada yine de onun için canı yanıyordu. Annesine yaşanan şey şimdi onun başındaydı. Farklıydı daha ufak bir boyutuydu ama yine de lanetlenmişti. “Neler oluyor?” Maximillian’ın sesiyle hepsi hızla ona döndüğünde Maxi yattığı yerde doğrulmuş kafasını tutuyordu. Lavender hayretler içerisinde kalmıştı. Hala rengi iyi değildi hala gözleri baygın bakıyordu ama uyanmıştı ve konuşuyordu. Çıplak göğsündeki ince örtüyü yavaşça üzerine tuttu ve zonklayan başını tutarak kafasını kaldırdı. Lavender sobanın yanında ona şeytan görmüş gibi bakıyordu. “Lavender?” dedi şaşkınca gözlerini kırpıştırarak. Üzerindeki kara büyünün laneti güçlükle konuşmasına neden olurken boğazı karıncalanıyordu. Midesinde hareket eden sıvıyı hissetti. Kusmak üzere olduğunu anlayan John hızla yerinden kalkıp somyanın altındaki plastik kovayı çıkardı ve Maxi’nin ağzına tuttu. Maxi ağzından fışkıran siyah sıvıyı kovaya boşalttıktan sonra feri gitmiş gözlerini Wren’e çevirdi. “Yargıcın Viserly’de ne işi var?” dediğinde Lavender’ın tüyleri ürpermişti. Bacakları boşalmıştı sanki. Dizleri tutmuyordu. “Lavender sen… En son… İyi misin? Tanrım kafam…” Kafasını tekrar tuttu ve gözlerini kapadı. Hatırlıyor muydu bu da neydi? “Maximillian sen geçmişini hatırlıyor musun?” dedi Wren ayağa kalkarak. Maxi ona aksi bir bakış attı ve ne saçmalıyorsun dercesine kaşlarını çattı. Lavender şimdi kalp krizi geçirmek üzereydi. “Geçmişimi neden unutayım Wren. Lavender buraya gelir misin iyi misin sen?” Lavender ayaklarına güç vererek yanına gittiğinde Maxi onun elinden tuttu ve yeşil gözlerine baktı. “Hastaneden çıkmışsın. Tamamen iyisin değil mi?” Lavender konuşmak için kendinde derman aradı. Hatırlıyor olmasına sevinmişti ama son zamanlarda yaptıklarını unutmuş muydu şimdi de… Bu iyi miydi kötü müydü anlamıyordu. Kara büyü zihnini geri açmıştı. “Maxi ben zindanlarda hapisim. Neredeyse iki aydır… Sense buraya tesadüfi bir kabusu kovalamak için gelmiştin. Geldiğinde beni hatırlamıyordun…” Maxi kaşları çatık olan biteni dinledikten sonra burnunda hissettiği şeyle kafasını eğdi. Şimdi de kara sıvı burnundan akıyordu. Lavender hızlı davranarak peçeteyi uzattı. Maxi yutkunup silkindi ve geriye yaslanıp Lavender’ı yanına oturttu. Kızı kendine çekip sıkıca sarılırken Wren şaşkındı. Kollarını Lavender’ı doladı ve kafasını boynuna gömüp kokusunu içine çekti. “Benden tiksinmiyorsun ya…” demişti sadece Lav’ın duyacağı bir sesle. Lav kafasını ona çevirdi. Maxi’nin her şeyi hatırlayan mavi gözlerine baktı. Hatırlıyordu. Hem de her şeyi. Usulca kafasını salladı. Lav anlamıştı. Maxi geçmişi de kaç aydır yaşadıklarını da hatırlıyordu fakat Wren’e oynadıkları oyun için burada geçirdiği zamanı unutmuş taklidi yapıyordu. “Seninleyim kızıl şifacı.” dedi tebessüm ederek. Lavender bir anda gözyaşlarına boğulduğunda Maxi afallayarak ellerini Lav’ın yanaklarına koydu. Gözyaşlarının hızına yetişemiyordu. “Ağlama Lavender… Hem nasıl olurda hafızam yerinde değilken balıkları keşfe çıkmama izin verirsin…” Lavender bir anda ağlamayı kestiğinde Wren şaşkınca somyada oturmaya devam ediyordu. “Ne fark ederdi yine de sendin.” dedi Lav pütürlü sesiyle. Maxi omuz silkip Lav’a iyice sokulduğunda Wren yalandan öksürük sesi çıkarmıştı. “İyi görünüyorsun Maximillian. Lavender izninle zindanlara dönmek zorunda.” Maxi, Wren’e gözdağı vermek ister gibi bir bakış attığında Lav ürkmüştü. İşte gerçek Maximillian buradaydı. Korumacı ve cesur... “Bu gece şifacımın burada kalmasını istiyorum henüz neden burada olduğuma dair bir fikrim hala yok.” Wren itiraz etmek üzere ağzını açtığında Maximillian onun sözünü kesti. “Üstelik burada birinin şifacılığına ihtiyaç duyar haldeyim. Gece aniden siyah sıvıyla boğularak ölmek istemezdim bu zincirin kırılmasına sebep olabilir sonuçta.” Wren açık kalan ağzını kapadı ve Maxi’nin meydan okuyan gözlerine baktı bir süre. “Öyleyse izin verirseniz yapmam gereken bir şey var.” demişti. Ayağa kalkıp Lavender’ın yanına geldi ve elini Lav’ın yüz hizasına tutarak anlamadıkları bir şeyler mırıldandı. “Artık bir yerlere ışınlanamayacaksın Lavender. Gücünü aldım. Buradan kaçmaya kalkarsan terminalde yakalanma ihtimalin oldukça yüksek.” Lavender afallamış ifadesiyle öylece Wren’e baktı. Yargıcın büyücülerin güçlerini ellerinden alabilme özellikleri vardı ve Lav bunu bilmiyordu. Wren bir baş selamı verip kapıya gittiğinde John’a misafirperverliği için teşekkür ediyordu. Lavender açık kalan ağzını kapatıp küçük büyücüye döndü. “En azından benimlesin.” dedi Maxi gözleri sulanarak. İstemsiz bir damla yanağına düştüğünde Lav ne yapacağını şaşırmıştı. “Özür dilerim seni nasıl unutup başkalarıyla…” Burnunu çekti ve kendi yaptıklarına hayret ederek gözlerini kaçırdı. Şimdi mavi gözleri gözyaşlarıyla ışıl ışıl parlıyor ağladığı için gözlerinin içi kan çanağına dönüşüyordu. “Tarnish’in suçuydu…” dedi Lavender Maxi’yle göz teması kurmaya çalışarak. Maxi kendinden tiksinir gibi bir yüz ifadesi takındı ve burnunu çekti yine. “Neredeyse kara büyüye yakalandığım için sevineceğim…” dedi kısık bir sesle. Alt dudağını güçlü bir şekilde ısırıp üzerindeki çarşafa bakarken son zamanlarda yaptığı şeyleri düşünüyordu. Tarnish ve Lavender hayatında yokken ne kadar boş olduğunu fark etmişti. “Neredeyse ben de!” dedi Lavender biraz olsun tebessüm ederek. Maxi kafasını kaldırıp ona baktı ve ağlamaklı bir ifadeyle sırıttı. Tuhaf bir görüntüsü vardı. “Bu gece Ruth’un kızını büyüleyeceğiz ve anlaşılan Tarnish tek başına gitmek zorunda kalacak.” dedi Maximillian. Lavender şaşkınca John’a döndü. “Bu gece mi? Wren şu an eve gidiyor olabilir. En azından Wren’i oyalayabilirdik.” John bilmiyorum edasıyla omuz silkip sobanın üzerindeki patatesleri yokladı. Kiminin altı çoktan yanmıştı. “Tarnish ne derse o.” Tarnish’e hizmet etmek için bir anda köle kesilmişti adeta. Lavender kaşlarını çatarak Maximillian’a döndü tekrar. Maxi kötü hissetse bile bunu Lavender’a çaktırmamak için büyük çaba sarf ediyordu. Gözyaşları çektiği acı yüzünden yanaklarındaydı. Tarnish geri geldiğinde Lavender sobanın yanına gitmiş ısınıyordu. Maximillian’ın acı çeken suratına bakmamaya karar vermişti ne de olsa Maxi kendini kasıp acı çekmiyorum demek için gülümsemeye zorluyordu kendini. John ile beraber patates soyup ağzına atarken düşünceler beynini kemiriyordu. Bir yanda Dorcas kemikleri görünecek vaziyette yaralıydı bir yanda Maximillian kara büyü yüzünden acı çekiyordu. “Dondum!” dedi Tarnish hemen sobanın yanına gelip ellerini tenekeye yaklaştırarak. John baygın gözlerini ona çevirdi ardından sobanın üzerinden aldığı sıcak patatesi Tarnish’e uzattı. Çekinmeden alan Tarnish kabuğunu soyma zahmetine girişmeden patatesi ağzına atmış ardından ağzı yandığı için odada tuhaf hallere bürünmüştü. O an Maximillian’ın uyanık olduğunu fark ederek ona döndü. “Uyanmışsın babacık.” Maximillian histerik bir gülüş sergiledi. “Uyandım aptal sarışın.” Tarnish gözlerini kıstı. “Onu ancak ben sana kullanabilirim! Sen bana aptal diyemezsin.” Diyerek somyaya oturdu ve eliyle camın ilerisinde bir yeri işaret etti. “Odunluğun içinde Wren’in gitmesini beklerken soğuktan donmak üzereydim.” “Büyü yapabilirdin.” dedi Lavender tebessüm ederek. Tarnish onun böyle tebessüm ediyor olmasına şaşırarak kafasını yana yatırdı. “Bir şey olmuş…” dedi gittikçe azalan sesiyle. Kafasını Maxi’ye çevirdi ve onu inceledi. Maxi güven verici bir şekilde dudaklarını yukarı kaldırdı. Gözleri yorgun düştüğü için baygın bakıyordu ve ağzını silmekten yorulmuştu. “Geri döndüm.” dedi sakince. Tarnish birkaç saniye idrak etmek için bekledi ardından Lavender’a döndü. “Bir büyüyü başka bir büyü bozdu o halde…” dedi sessizce. Lavender kafasını salladı mutlu mutlu. Birkaç saat önce Maxi hatırlamasa bile sorun etmeyeceğine dair kendini ikna etmişti ama bakıyordu da hiçte ikna olmamıştı ne de olsa Maxi hatırladığı için şu an çok mutluydu. “Gece yarısını bekleyemeyiz haydi gidelim!” dedi Tarnish hevesle kalkıp. Maxi kafasını yastığa bırakıp yan döndü ve çarşafa iyice sarındı. John’un bu küçük evinde bıraksalar ömür boyu yatabilecek gibi hissediyordu. Lavender’ı hatırladığı için bile doğru düzgün sevinemiyordu. “Ben gelemem Maxi’ye göz kulak olmam lazım.” dedi Lavender ağzına patates atarak. Tarnish kaş çattı. “Bütün ceremeyi gerçekten ben çekiyorum değil mi?” “Emin misin?” dedi Maxi kapalı gözleriyle mırıldanarak. Hepsi ona baktı. Tir tir titriyordu. John kalkıp yatak odasından ona battaniye getirdi ve üzerini örttü. Maxi memnun mırıltılarla gülümsedi. “Şimdi kendimi uyutacağım…” dedi sessizce. Lav ve Tarnish onu izledi. Kendine büyü yapan Maxi biraz sonra ağzı açık halde uyuyakalmıştı. Derin bir uykunun içinde olduğunu sezebiliyorlardı zira battaniyeyi sıkı sıkı tutan eli gevşemişti. Lavender gidip Maxi’nin sarı saçlarını okşadı ve alnına bir öpücük kondurdu. “Wren ışınlanma gücümü elimden aldı.” “E ne olmuş yani? Benimkine bir şey yapmadı ya!” dedi Tarnish itiraz ederek. Henüz sınırlarına ulaşmamıştı ve ışınlanabilecek enerjisi de yerindeydi. John’u da ışınlaması gerekiyordu ama onu dert etmiyordu. Kendini güçlü hissetmeye ihtiyacı vardı. “Gelemem Tarnish. Wren beni orada görecek olursa başım olduğundan daha fazla belaya girer.” “Lanet olsun sana da biricik kocana da! Gidiyoruz John.” John’a dokunup bir anda ışınlandığında Lavender kafasını çevirip baktı. Küçük odada şimdi sadece ikisi kalmıştı. Derin bir nefes alıp Maxi’nin bıraktığı boşluğa uzandı ve battaniyenin altına girdi. Maxi’nin damarları görünen kızarmış gözkapaklarına ve titreşen sarı kirpiklerine baktı. “Hiç geri gelmeyeceksin sandım…” dedi üzgün bir surat ifadesiyle. Gemma olsaydı tüm bu olanları ona anlatır ve beraber birbirlerinden teselli bulurlardı ama olan biteni antacak bir tek Tarnish’i vardı o da teselliden daha çok zarar vermeye alışkın bir tipti. Maxi’nin battaniye altında tuttuğu ellerini bulup avuçlarına hapsetti ve göğsüne doğru uzandı ve balıkların olduğu kısma kafasını yaslayıp gözlerini kapadı. Büyük bir huzur kalbine yayılırken sobanın çıtırtı sesiyle gevşemiş ve gözkapakları ağırlaşmıştı. Sıcacık ve güven vericiydi… Tarnish John ile Wren’in evine vardığında John doğru hatırlayıp hatırlamadığını görmek için evden uzağa doğru yürüdü. Büyük taştan ev adeta kaleyi andırıyordu. Tarnish evi görür görmez Wren’i kıskanmıştı. Ne Maxi’nin evi ne de Gemma’nın evi böyle ihtişamlıydı. Wren adeta kendisine yıkılmaz bir kale inşa etmişti. Büyük demir kapısından bahçesi görünüyordu ve yeşillikler içindeki bahçenin bazı yerlerinde canavar heykelleri vardı. Bir süs havuzu ve köpek kulubesi dikkatini çekmişti. “Burası olduğu bariz belli John.” dedi Tarnish. Açık kalan ağzını kapadı ve John’un aheste aheste kendisine doğru yürümekte olduğunu gördü. Yaşlılara tahammülü yoktu. Nihayet John yanına geldiğinde demir kapıyı açmışlardı. Görünürlerde kimse yoktu ve evin odalarından birinin ışığı yanıyordu sadece. “Ruth…” dedi Tarnish seslice. “Wren evde olabilir.” dedi John çekingen bir ifadeyle. Tarnish ona göz devirip parke üzerinde yürümeye başladı. Eve girilen kapının üzerindeki işaretleri görünce durakladı. Parmakları istemsiz işaretler üzerinde gezinirken John etrafı gözetliyordu. “Kalkan, yargıç tokmağı, ateşten kelepçeler, şifalı bir bitki ve kılıç… Benim simgem ne olurdu sence John!” dedi John’a dönerek. “Bilmem ateş falan mı?” dedi John endişe ederek. Wren’e yakalanırsa yargıç büyücü güçlerini alabilirdi ve o zaman ekmeğinden olurdu. Simgelerin ortasında parlayan beş kuyruklu yıldıza baktı ve derin bir iç çekti. Kapının kilidini açmak yerine John’a dokunup içeriye ışınlandı ve karanlık salona baktı. Duvarlarda şamdanlar ve pahalı tablolar asılıydı. Evin içi adeta huzur ve güzellik kokuyordu. Derin bir nefes alan Tarnish, Ruth’un odasından gelen tütsü kokusunu aldı. “Bu taraftan.” Diyerek altın kaplamalı merdivene yöneldiğinde eli istemsizce tırabzanın kaygan yüzeyinde dolanıyordu. Merdivene döşeli kırmızı halının dokusunu ayakkabısının üstünden bile hissedebiliyordu. İçi kıskançlıkla dolup taşmıştı Wren’e karşı. Lavender’ın annesi Viserly gibi küçük bir kasabada dökülen evlerinde yaşarken o adeta şatoda yaşıyordu. Amber’ın yaşam şartlarından bihaberdi fakat onunda iyi bir yaşamı olmadığını biliyordu. Üst kata çıktıklarında Ruth’un odasından gelen seslerle durdular. “Sakın ses yapma!” dedi Tarnish John’u adeta azarlayarak. Odadan iki kişinin sesi geliyordu. Birlikte gülüşen kadın sesleriyle gözlerini kısan Tarnish, Ruth’un annesinin de evde olduğunu fark etti. Bunu hesaba katmamıştı. Gizlice aralık kapıdan içeriyi gözetledi. Odanın ortasına oturmuş halının üzerinde ortalarındaki küreyle bir şeyler yapıp gülüyorlardı. Kürenin etrafına serdikleri kartlarla büyü yapmaya çalıştıkları belli oluyordu. Odayı aydınlatmak için üç tane mum kullanmışlardı. Ruth’un annesi kıvırcık saçlara sahip melez bir kadındı fakat güzelliği gözle görülür cinstendi. Wren’in mutlu bir ailesi olduğu belli oluyordu. Anne kızın sevinçle gülüşmesini hasetle izleyen Tarnish’in kalbi bir tuhaf olmuştu. Kalp atışlarının hızından memnun olmayarak John’a baktı. “Gösteriye hazırlan.” dedi usulca. Hafifçe üfleyerek mumların sönmesine neden olduğunda John karanlığın içinde kara büyü yapmaya hazırlanmıştı. Ruth’un annesi ne olduğunu anlamak için cama bakındı ve kibriti eline aldı. Ruth merakla kartları topluyordu ne olduğunu anlamamıştı. “Unutma sadece birazcık!” dedi Tarnish uyararak. John kafasını salladı ve buruşuk elleriyle bir şeyler yapmaya devam etti. Ruth’un annesinin yaktığı kibrit bir türlü alev almıyordu. Bu yaktığı beşinci kibrit çöpüydü. “Işıkları açacağım.” dedi yerden kalkıp. “Hayır anne aurayı bozarsın!” Ruth itiraz ettiğinde Tarnish bir ritüelin ortasında olduklarını hissetti. Küçük Ruth başından büyük işlere bulaşıyor gibiydi sanki. “Peki peki! Karanlıkta yap o halde ritüelini! Ben aşağı iniyorum.” Kadın kapıya yöneldiğinde Tarnish afallayarak duvara sindi. John’un görülmesini umursamadan ışınlandığında dışarıdaki heykellerin yanındaydı. Alt dudağını ısırdı ve John’un büyüyü bitirip bitirmediğini merak etti. Biraz sonra alt katın ışıkları yandığında tekrar ışınlanıp üst kata gitti. John sehpanın altında gizlenmiş oturuyordu. “Ne yapıyorsun!” dedi sessizce yanına giderek. “Büyüyü bitirdim!” Tarnish emin olmak için Ruth’un odasını gözetledi ve kızın halının üzerinde yattığını fark etti. Yavaşça kapıyı itekleyip içeri girdi ve eğilip yüzünü kendisine çevirdi. Gözleri açık uyuyor gibi duruyordu. “İyi uykular Ruth.” Dedikten sonra John’un yanına döndü ve ona dokunarak evine ışınladı. Eve vardıklarında yorgun düştüğünü fark ederek somyaya uzandı ve neredeyse sönmüş olan sobaya baktı. Evin içi yine de sıcaktı ve huzur vericiydi. Lavender ve Maximillian derin uykuda gibi görünüyorlardı. John da yatmak için patatesleri almış ve mutfağa taşımıştı ardından Tarnish için battaniye getirmişti. Tarnish onunla daha fazla muhatap olmaya gerek görmemiş bu yüzden somyada çoktan gözlerini kapatmıştı. Üzerine örtülen ağır battaniye ile kalp atışlarının yavaşladığını hissetti ve uyuyakaldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE