Kentteki yağmur seviyesi normalin üzerine çıkmış, ekmek parası peşinde olan insanlar yağmura aldırmadan kapı kapı dolaşıp ürün satmaya adamıştı kendini. Evlerin bacasından tüten buhar rüzgarın etkisiyle sağa sola savrulurken yağmur, parkeleri adeta dövüyordu. Lavender ölü çukura giden yolda havanın böyle bozuk olduğunu görünce ürpermişti. Bir savaşa gidiyordu ve hava da onların tarafında değildi hayır belki de böylesi daha iyiydi. Bilmiyordu ama Dorcas da durumdan memnun değildi.
“Sanki hava durumunu bile önceden görebiliyor bu kadın. En berbat günü seçmiş…” dedi ıslak saçlarını alnından iterek. Lavender cevap vermek yerine burnunu sildi ve titreyen ellerini bedenine sardı. Giydiği pelerinin şapkası çoktan sırılsıklam olmuştu ve saçlarının da bundan nasibini aldığını çok iyi biliyordu. Siyah parke taşlarının üzerinde ölü çukurun kalbine ilerleyen yolda Dorcas pata küte yürüyordu. Bir yandan korkuyor bir yandan da cesur davranmaya gayret ediyordu. Wren’e söylememişti mevzuyu. Sadece erkek kardeşine söylemişti. Kendisine bir şey olması durumunda en azından nerede olduğunu bilmesi iyi olabilirdi. Bu ürkünç ihtimali düşünmek midesine kramplar sokuyordu.
“Sesleri duyuyor musun?” dedi Dorcas ağzına burnuna dolan yağmur tanelerini yutarak. Lavender’a döndü. Kirpiklerinden, burnunun ucundan dahi su damlıyordu. “Duyuyorum.” dedi Lavender şaşkınca etrafına bakarak. Sık ağaçların arasından gelen canavar sesleri tüylerini ürpertmişti. “Kavanozu sıkıca tut.” dedi Dorcas endişeli gözlerle. Lavender kafa salladı. Tarnish’i küle döndürürlerse diye kavanoz getirmişlerdi. Olur da bir şeyler ters gidip Tarnish kavanozun içine girerse Lav bunu hazmedemeyebilirdi. Tarnish’in bir anda öylece yok olmasını seyredemezdi. Buna nasıl bir tepki vermesi gerektiğin kestiremiyordu. Canından bir parçanın daha kopmasına müsaade etmek istemiyordu.
Lavender yağmurdan huzursuz olmuştu. “Neden ışınlanmıyoruz?” dedi. Yağmurun sesi yüzünden bağırmak zorunda kalmıştı. “Işınlandığımız yerde canavarların ortasında bulabiliriz kendimizi. Dikkatli olmamız gerekiyor Lavender.” dedi Dorcas. Yaklaşık on beş dakika boyunca ilerlemeye devam etmişlerdi. Az ötede aşağıya inen patikayı fark eden Lavender’ın kalbi korkuyla atmaya başlamıştı. Yol aşağıya doğru uzuyordu. “Orası mı…” dedi çekinceyle. Dorcas cevap vermek yerine kafa salladı sadece.
Aşağıya çekilen yola girdiklerinde Lavender donakaldı. Ölü Çukuru tıpkı adı gibiydi. Kocaman çukur bir alanın içinde gördükleri insan iskeleti miydi yoksa canavar mıydı? Parkeler burada son buluyordu ve toprak yol oldukça ölü görünüyordu. Üstelik çukur içinden çıkılamaz derece derindeydi. Toprak duvarlarında oyuklar vardı. “Orada canavarlar yaşıyor değil mi?” dedi. Dorcas yine kafa salladı. En nefret ettiği şey buraya gelmek zorunda kalmasıydı ve şu an buradaydı. Daha canavar avcısı olalı ne kadar olmuştu ki Ölü Çukur’la sınanıyordu. Omuzlarına aniden binen bu ağır yükten hiç haz etmemişti.
“Elimi tut.” dedi Dorcas elini uzatarak. Lavender elini uzattığında Dorcas aşağıya inen yolda düşmemek için büyük çaba sarf ediyordu. Yağmur çamur yolu iyice yumuşaklaştırmıştı. Lav’ın her adımında ayakları yere saplanıyordu adeta. “Atla!” dedi Dorcas elini çekerek. Lav korkak gibi gözükmemek için atladı çünkü eğer beklerse oradan atlamak istemeyecekti. Dizlerinin üzerine düştüğünde eline kemik batmıştı. Acıyla inleyip kanlı elini kaldırdığında yağmur taneleri kanı silip süpürdü. Dorcas da arkasından atladığında, geçmeleri gereken birkaç atlayış daha vardı.
Beraber diğerlerinden de atladıklarında tamamen dipteydiler. Lavender ürkütücü alana baktı. Her an oyuklardan canavarlar fırlayabilirdi. Tarnish neredeydi! Neden bu lanet cehennemde onu Dorcas ile baş başa bırakmıştı! Kendini inanılmaz güvensiz hissediyordu.
“Çok fazla ses yaptık. Birazdan buraya gelirler.” dedi Dorcas. Soğuk yüzünden hafifçe titremeye başlamıştı. Lavender ile sırt sırta durdular. Lavender geldikleri yola bakıp umutsuzca suratını astı. Ancak ışınlanarak buradan çıkabilirdi. Normal bir insanın buradan geçebileceğine inancı sıfırdı. O atladıkları yerleri tırmanmaları böyle bir çamurda mümkün değildi. Üstelik ışınlanmanın da bir sınırı vardı ve yok yere sürekli gücünü kullanırsa çabucak tükenecekti.
“Tarnish nerede? Yoksa bu bir tuzak mıydı?” dedi Dorcas bağırarak. Lavender olası bir saldırı için kendini hazırladı ve gücünü hissetmeye gayret etti. Dorcas’ın eğitimleri sayesinde dövüşmekte acemi değildi. Tarnish ile güçleri olmadan birebir bir savaş yapsa kazanacağından dahi emindi. “Bu fırsatı asla kaçırmaz o.” dedi Dorcas’a cevaben. Toprak oyuklardan fırlayan bir canavar üstlerine atladığında göz açıp kapayıncaya kadar geçen bu sürede Lavender adeta çamurla birleşmişti.
Üzerinde nefes alan canavarın ne olduğunu dahi görememişti. Dehşete kapılmaya bile fırsatı yoktu. Havada hızla dönen bir şeylerin sesini işittiğinde üzerindeki yük kalkmıştı. Dorcas çamurla kaplı halde kılıcı havada tutuyordu. Lavender zorlukla ayağa kalktı ve az önce üzerinde olan canavara baktı. Kesilmiş gövdesinden yayılan kan ayakucuna geliyordu. Midesinin bulandığını hissetti.
Tam o sırada başka bir oyuktan fırlayan şeyle Dorcas kılıcını savurdu. Her yerdeydiler. Tarnish gelemeden Dorcas’a bir şey olursa planları mahvolabilirdi. Beş canavarla nasıl mücadele edeceğini kestiremeyen Lavender aciz gibi öylece dikiliyordu. Kendini toparladı. Dorcas’ın kılıcı canavarların kalbini deşerken elini kaldırdı ve şifacılığını ters yönde kullanmak için harekete geçti. Birini iyi edebildiği gibi kötü de yapabilirdi değil mi? Maxi nasıl kabusu çıkarıyorsa o da yapabilirdi.
Dorcas kılıcını kınına sokup ellerini iki yana açtı ve hızla yere dokundu. Lavender ne olduğunu anlayamadan canavarlara görünmez bir hava dalgası çarpmıştı. Toprak duvarlara çarpan canavarlar çok geçmeden kendini toparladığında Dorcas ikinci kez yere ellerini vurdu. Hemen kılıcını geri alıp kendisine en yakın olanın kalbine sapladı. Öyle hızlıydı ki Lavender canavarların yüzünü bile seçemiyordu.
Dorcas’a yardım etmesi gerekiyordu ama yardım ederse yaralanmayacaktı. Tarnish hala ortalarda yokken de Dorcas yaralanırsa onunla ışınlanarak kaçmak zorunda kalacaktı. Tarnish gelene kadar Dorcas’ı korumak zorundaydı. Gücünü tersine çevirip kendisine hoplayan canavara yöneltti. Canavar yere düştüğünde sık sık nefes alıyordu. Yutkundu. Bunu başarmıştı. Onu öldürmek için bir kez daha gücünü kullandığında alnından ter damlıyordu. Önündekine öyle çok odaklanmıştı ki bir an diğer canavarları unuttuğunu fark etti. Bir anda kendini tekrar çamura kaplanmış halde buldu.
Üzerine basan canavarın ayakları boynundaydı. Nefes alamıyordu. Ellerini güçlükle boğazına basan yaratığın bileklerine götürdü. Öyle güçlüydü ki yapamıyordu. “Lavender!” Dorcas’ın sesini duyduğuna hiç bu kadar sevinmemişti doğrusu. Fakat neredeydi? Lavender hala nefes alamıyordu ve Dorcas yardım eli uzatmıyordu.
Sonra birden canavar ayaklarını çekti ve uzaklaştı. Lavender şaşkınca ona baktı. Canavar geri geri gidip elleriyle kendi boğazını sıktığında gözleri irileşmiş vaziyette ona bakakaldı. Canavar kendini öldürüyordu…
Bunu yapanın Maximillian olduğunu fark ettiğinde gözlerinin dolduğunu hissetti. En zor anında yetişip canını kurtarmıştı. Onun varlığı kendini hiç olmadığı kadar güvende hissettiriyordu. Koruyucu büyücüsüne hiç tereddüt olmadan güvenebilirdi. Yanağına düşen gözyaşıyla ölü canavarı izledi. “Bu harikaydı!” dedi Dorcas yanına gelerek. Lavender’ı tutup kaldırdı. Büyüyü Lavender’ın yaptığını zannetmişti. Lavender hala afallamış bir vaziyetteydi ve boğazı yanıyordu.
Etrafına bakındı. Her yer kan içindeydi ve yağmur biraz azalmıştı. Maximillian burada olduğuna göre Tarnish de burada demekti ve belki de en başından beri buradalardı. Sadece Dorcas’ı yormak istemiş olabilirlerdi. Sessizce bir köşede bekleyip kendilerine sıranın gelmesini istemişlerdi değil mi?
“Güvendesin.” dedi Tarnish’in sesi beynine. Lavender istemsizce tebessüm ettiğinde Dorcas bunu canavarları yenmiş olmalarına yormuştu. “Şimdi!” Tarnish’in sesiyle beraber korkuyla kafasını çevirdi. Toprak oyuklardan başka canavarlar fırlamıştı. Sayabildiği kadarıyla on taneydiler ve diğerlerinden daha büyüktüler. Çamur yüzünden bedenleri seçilmiyordu fakat insansı vücutlarıyla ürkütücü duruyorlardı. Eklemleri tıpkı hayvanlar gibiydi.
“Lanet olsun…” dedi Dorcas. Gülümsemesi yüzünde solmuştu. “O lanet kadın eminim bana tuzak kurdu.” dedi daha sonra da yere tükürerek. Evet bu bir tuzaktı ve tuzağı kuran Lavender’dı. Lanet kadın Lavender’dı.
Dorcas yine de pes etmedi. Lavender canavarların kendisine gelmediğini fark edince bunu Maximillian’ın başardığını biliyordu. Bu inanılmaz bir yetenekti. Ona bir kez daha hayran olduğunu hissettiğinde Dorcas’ın etrafını saran yaratıklara odaklandı. Bu kadarı çok fazlaydı ve hepside Dorcas’a onu parçalamak ister gibi bakıyordu. “Işınlanacağım!” dedi Dorcas bağırarak. “Hayır…” dedi Lavender. Eğer ışınlanırsa plan bozulacaktı.
“Hey Canavar Avcısı.” Tarnish’in sesiyle Dorcas kafasını çevirdi. Tarnish bir metre yüksekteki toprak parçasından ona bakıyordu. Uzun bacaklarına dizlerinin üzerine kadar gelen çizmelerden giymişti. İncecik bir pantolon ve vücudunu saran beyaz kazağı vardı. Kazağın üzerine Maximillian’ın olduğunu tahmin ettiği paltolardan vardı. Yağmurdan sırılsıklam olmamıştı. Tamamen kuruydu ve pişkince sırıtıyordu.
“Bir söz vermiştik.” diyen Tarnish canavarların ortasına atladığında Dorcas şaşkınca baktı. Canavarların hareket etmiyor oluşu onu şaşırtan bir diğer şeydi. Dorcas tereddütle kılıcını kaldırdı. “Canavarların dilinden anlıyor musun?” demişti etrafında ona aç gözlerle bakan şeylere odaklanarak. Hırıltılı nefes alışverişlerinin arasında sivri dişlerinden salyalar akıyordu.
“Saçmalama.” dedi Tarnish. Maximillian konuşulanları duymak için dikkat kesilmişti. Dorcas, Tarnish’den şüphe etmesin diye canavarlardan birini üzerine saldırtmıştı. Tarnish beklemediği bu hamle ile yere çivilendiğinde bakışlarında dehşetin izleri açıkça görülüyordu. Canavarla beraber diğerleri de harekete geçtiğinde Dorcas kılıcını savurmaya başladı.
Tarnish ellerine alevi yayarak canavarın kalbini yaktığında Maxi’nin zihninden bir bir canavarların zihinleri eksiliyordu. Bu rahatlatıcıydı zira bu kontrol etmekte çok zorlandığı bir şeydi. Tarnish öfkeyle üzerine düşen canavarı tuttuğu gibi Dorcas’ın üzerine fırlattı.
Yere düşen Dorcas çamur yüzünden zorlukla kalkmıştı ve kolları öyle ağrıyordu ki dayanacak gücü bile kalmamıştı. Tarnish alevle kaplı eliyle Dorcas’a doğru yürüdüğünde Dorcas kılıcını önüne siper etti.
Tarnish’e fazlasıyla odaklandığı için diğer canavarları gözden kaçırmıştı. Lavender arkada sadece dikiliyordu. Neyse ki Dorcas onun o şekilde durduğunu göremeyecek bir açıdaydı. Zira bunun planlı bir şey olduğu açığa çıkacaktı.
Maximillian’ın komutuyla canavarın biri Dorcas’ın kılıç tutan elini ısırmıştı. Dişleri kocaman olan yaratığın ısırdığı yerden kanlar fışkırırken Tarnish eli havada kalakaldı. Dorcas acıyla kılıcını düşürdüğünde Lavender acısını içinde hissetmişti. Tarnish Dorcas’ın gözlerine bakarken Dorcas acıdan inliyordu. Başka bir canavar Dorcas’ın bacaklarına asıldığında yere düştü.
Oracıkta canavarlar tarafından yenerek öleceğini düşünen Dorcas çaresizce kafasını kaldırdı. Adeta Tarnish’in önünde diz çöküyor gibiydi. Etlerini koparan canavarlara müdehale edemiyordu. Öyle tükenmiş ve acı içindeydi ki gözyaşları yanaklarında yerini almaya başlamıştı bile. “Pes etmeyeceğim…” dedi boğuklaşan sesiyle. Bacağını ısıran canavarı itmeye gayret etti. Işınlanmak için kendinde yeteri kadar güç bulamıyordu.
Tarnish etrafına dönüp hayattaki canavarları teker teker yaktı. Dorcas yanan canavarların yok oluşunu seyretti. Kanlar içinde yerde olan Dorcas’a dokundu. “Henüz benimle savaşmadın bile…” dedi dişlerinin arasından. Lavender koştu. Yanlarına geldiğinde Dorcas kılını dahi kıpırdatamıyordu. “Lavender… Uzak dur…” Canavarların üçü hala Dorcas’ın etrafındaydı ve ısırdıkları et parçalarını çiğniyorlardı.
“Bir şey yap Tarnish! O ölüyor!” diye bağıran Lavender diz çöktü. “Sorun değil Lavender…” dedi Dorcas kanlı ağzıyla. Gözleri kapandı kapanacak vaziyetteydi. Daha Canavar avcısı olalı bir sene olmadan ölmek üzereydi. “Seni ışınlayacağım!” dedi Lavender numara yaparak. Dorcas zorlukla tebessüm etti. “Olmaz Lavender canavarlar üzerimdeler…” dedi Dorcas.
“Bunu yapacağımı asla düşünmezdim ama…” dedi Tarnish daha sonra da gözlerine iblis alevini yerleştirdi. Dorcas’ı ısıran canavarları haklamak için Dorcas’ın yerde duran kılıcını aldı. Tek tek canavarlara sapladığında canavarlar adeta buhar olup yok olmuştu. Mucize gibi bir şey olan kılıca baktı. Dorcas’tayken kılıç sadece kesik açarken Tarnish’in elinde yok edici bir silaha dönüşmüştü.
Dorcas bayılacak vaziyetteydi. “Onu iyileştirebilirim. Buradan gitmemiz lazım!” Lavender’ın sesiyle huzurla gözlerini kapadı ve kanlar içinde yağmuru karşıladı. Lavender ve Tarnish bayılan Dorcas’ı Ölü Çukur’dan ışınladıklarında Dorcas’ın evindeydiler.
Lavender acele ederek Dorcas’ın kıyafetlerini yırtmaya çalıştı. “Dur Lavender.” Tarnish Dorcas’ın üzerindeki kıyafetleri alev gücüyle tenine zarar vermeden yok ettiğinde Dorcas çırılçıplak kalmıştı. Lavender aceleyle çarşafı beline kadar çekti ve açılan yaralardan görünen kemiklere baktı. “Bu berbat!”
“Bekle. Onu uyandıracağım.” dedi Tarnish. Meraklı bir ifadeyle Dorcas’ı izliyordu. Gençti ve henüz oldukça acemiydi yine de öyle felaket bir yerde kaç yüzyıl yaşındaki kadına kafa tutmuştu. Takdire şayandı. Zihnine konuşup onu uyandırdığında Dorcas gözkapaklarını araladı. Tarnish ona bakıyordu merakla. “Neredeyim…” dedi Dorcas afallamış bir şekilde. Hızla doğrulduğunda Tarnish kendini geri çekti hemen.
“Kıyafetlerim kılıcım nerede!” Acıyla inledi ve belindeki yaraya baktı. Leğen kemiğinin göründüğünü fark edince kusmamak için ağzını kapadı fakat o sırada diş izleri olan elini gördü. Neredeyse tekrar bayılmak üzereydi. “Sakin ol Dorcas. Seni iyileştireceğim.” dedi Lavender onu omuzlarından tutup yatırarak. Dorcas dağılmış vaziyette yattığında neler olduğunu hatırlamaya çalıştı. Henüz Tarnish hakkında hiçbir şey söylememiş olması onları geriyordu.
“Kılıcın bende güvende.” dedi Tarnish tepkisine bakmak için. Dorcas baygın bakışlarını ona çevirdi. “Hatırlıyorum.” dedi. Başka da bir şey demeyen Tarnish gergince yatağın yanındaki koltuğa oturdu. “Tarnish sana yazacağım malzemeleri bulup getirir misin?” diyen Lavender rafları karıştırıyor ve temiz havlu arıyordu. “Elbette.” diyen Tarnish’e şaşkınca baktı Dorcas. “Bana… Yardım mı ediyorsun?”
Tarnish göz devirdi ve cevap vermeden önce bir süre Dorcas’ın kara gözlerine baktı. “Benim bir canavar olmadığımı anlarsın belki bu sayede.” diye konuşup Lavender’ın elinde karaladığı not kağıdını çekti aldı. Kağıdı alır almaz yok olduğunda Lavender odadan çıkacaktı ki Dorcas onu engelledi. “Bana neden yardım etti?”
Lavender yutkundu. Arkasını dönüp zoraki bir tebessüm etti. “Onun iyi biri olduğunu söylemiştim sana. İsteseydi seni orada canavarlara yem ederdi ama yapmadı…”