Lavender zindanda akşamın gelmesini uzun camekandan izlemişti. Hava iyice karardığında zindanın içi kapkara olmuştu. Elini açıp ufak bir büyüyle etrafı aydınlatmayı denedi. Akşam yemeğinden kalan yemek tabaklarına büyük bir iç çekerek bakmıştı. Jaxon sayesinde son zamanlarda hep güzel yemekler yemişlerdi. Şimdi hatırlıyordu da Jaxon küçükken de hep mutfakla çok ilgiliydi. Lavender annesiyle dağlarda kekik toplarken o evde babasıyla kendi çapında yemek pişiriyordu. Aklına gelen anılarla buruk bir tebessüm ettiğinde aniden gelen rüzgarla sağına döndü.
Tarnish ve Maximillian gelmişti. Maxi yine beklenmedik bir anda ışınlandığı için üzerine çeki düzen verememişti. Lavender’la buluşacağı için güzel şeyler giymek istemişti tam kazağının diğer kolunu geçiriyordu ki Tarnish bir munzurluk yapıp onu ışınlamıştı. Maxi afallamış halde gömleğinin üzerine geçirdiği kazağı düzeltti ve dağılan saçlarını elleriyle şekillendirdi.
“Selam…” dedi utangaç bir ifadeyle. Lavender yavaşça ona doğru yaklaştığında ne yaptığına anlam veremeden nefesini tuttu ve izledi. Lav, Maxi’nin kazağın içinde kalan gömlek yakalarını düzeltmişti. Maxi kendisine yaklaşan kızıl şifacının saçlarına bakıyordu. Tuttuğu nefesi bırakması ve normale dönmesi gerekiyordu ama şu an her şeyi unutmuştu.
“Selam…” dedi Lavender da ona karşılık vererek. Daha sonra da umursamazca Tarnish’e döndü. “Şimdi. Planı gözden geçirmemiz gerekiyor. Dorcas bana Ölü Çukur’dan bahsetti. En tehlikeli canavarların orada olduğunu ve oraya gidenlerin nadiren canlı çıktığını.”
“Oldukça tehlikeli duruyor. O gün sen de orada olmayacaksın değil mi?”
Maxi endişeyle kaşlarını çatmıştı. Tarnish “Puff Maxi ben varken neyden korkuyorsun şimdi?” diyerek tepkisini belli etmişti. Güç gösterisi yapmak isteyen Tarnish göletin içindeki suyu Maxi’nin gözlerine bakarak havalandırmış ve cama kadar uzatmıştı. Kendi halinde dalganan su topluluğu Tarnish’in bir göz kırpmasıyla gölete geri düşünce su üzerlerine sıçramıştı. “Tarnish!” dedi Lavender kızgınca.
“Küçük bir çocuk gibisin!” diye de eklemeyi ihmal etmemişti. Tarnish ona burun kıvırıp yatağa oturdu ve parmaklarını hareket ettirerek ıslattığı yerleri kuruladı. “Bir çocuk bunları yapamazdı.” dedi kendini savunmak için. “Ölü Çukurunda hata istemiyorum Tarnish.” dedi Lav uyarı dolu bir sesle. Maxi de ona katıldığını belli etmek için kafasını sallamıştı.
“Tamam her neyse Ölü Çukuruna Dorcas isterse beni avlamaya gelsin ne dersiniz? Buraya gelirim. Lavender’ı tehdit ederim Ölü Çukur’da onu beklediğimi söylerim ve Dorcas beni avlamak için oraya gelir ama canavarların saldırısına uğrar. Orada olan Lav bana adeta yalvarır-“
“Bir dakika neden yalvaracakmışım?”
Tarnish ona göz devirip ipek gibi yumuşak olan sarı saçlarıyla oynamaya başladı. “Ya Dorcas canavarlarla başa çıkmayı başarırsa…” dedi Maximillian gidip banka oturarak. Tarnish omuz silkti. Sabahki gösteriden sonra kesin bir cevap veremiyordu. “Hayır başa çıkamaz. Özellikle birkaç tanesi aynı anda saldırırsa…”
“Bunu da Maximillian yapabilir. Canavarlara hükmedebiliyor.”
“Hayır Tarnish yok öyle bir şey. Ben sadece zihin koruyucusuyum ki bu da insanlar için.”
“Yapabildiğini gördüm Max.” dedi Tarnish. Bu defa uzattığı tırnaklarıyla oynuyordu. Lavender cevap beklercesine Maxi’ye bakınca küçük büyücü kendini baskı altında hissetmişti. “Tamam yine denerim.” dedi bıkkınca. Lavender ona minnet dolu bir tebessüm yolladığında kalbinin ritmi şaşmıştı.
“Gelelim diğer konuya Şifacı. Wren’in kızı Ruth’a geleceğini söyledim tabi yalan bir gelecek. Kabus görmesi için ama bu yeterli gelir mi emin değilim bir de Maxi’ye ulaşamıyor olmaları gerekiyordu hani. Maxi’ye kara büyü yapmayı teklif ediyorum.”
“Ne?” dedi Lavender fazla tepki göstererek. Gözleri yuvalarından çıkacak kadar büyümüş dudakları titremeye başlamıştı. Maximillian gördüğü bu aşırı tepkiden sonra kendini iyi hissetmişti işte. Engel olamadığı gülümsemesi yüzünde genişledi. “Mantıklı ol Lavender. Bu Gemma’nınki gibi bir şey olmaz. İnandırıcı olmalıyız unuttun mu?”
Lavender karnına ağrılar girerek Maximillian’a baktı. Maxi ona lütfen hayır de der gibi bakışlar atarken Lavender birden kafa salladı. “Haklısın inandırıcı olmalı…” Maxi hayal kırıklığıyla bezenmiş suratını astı. Kaşları çatılmış lanetlenecek olmanın verdiği korkuyla omuzlarına ağır bir yük binmişti. “Gerçek bir kara büyüye neden ihtiyacımız olsun ki Tarnish?” dedi birden aklına gelerek. Tarnish ne diyorsun dercesine Lav’ı izledi. Burada fazla zaman geçirdiği için düşünmeye fazlaca zamanı olmuş olmalıydı.
“Onu kendi büyünle hasta edebilirsin ben de şifacı olarak teşhisi koyarım.”
Maxi bundan memnuniyet duyduğunu belli etmek istemedi şimdilik. Sesini çıkarmadan hakkında karar alınmasını beklerken gergindi. Lavender daha sonra söylediği sözlerle başkası için acımasız olabileceğini ispat etmişti. “Ruth’a kara büyü yapabiliriz. Kabus görmesi için.”
“Bende bundan bahsediyordum!” dedi Tarnish hevesle yataktan fırlayıp. Maxi bu akıl almaz kadınların söylediği kötü fikirlere ağzı açık bakakaldı. 15 yaşındaki bir kız çocuğu hakkında kurdukları planlar fazlasıyla acımasız ve korkunçtu. “Ağzından çıkanı kulağınız duysun. O ufak bir kız!”
Lavender, Maxi’nin verdiği büyük tepkiyle birden ne diyeceğini bilemedi. Ne ara bu kadar acımasız olduğunu bilmiyordu. Daha ömründe bir kez bile görmediği o kıza kara büyü yapmayı teklif ediyordu ve kız daha küçücüktü. Daha kötülerini de yapmıştı ama. Doğar doğmaz Zaria’yı annesinden kaçırmış ve ona tarihin en tehlikeli varlığının ruhunu vermişti. Ruhunun bir köşede sıkışıp kalmasına neden olmuş ve yıllarını anılarını çalmıştı. Rony için Matthew adında genç birinin ölmesine yardım etmişti. Suzy ve Luke’un ölmesine sebep belki de tamamen kendisiydi.
“Sonrasında tamamen iyileşecek ama…” diyebildi çaresiz sesiyle. Hatırladığı kötü anılarla beraber üzerine büyük bir ağırlık çöktüğünde Tarnish olaya müdahil olma ihtiyacı hissetmişti. “Plan tamamdır kıza hafif bir kara büyü yapacağız. Tamamen benim kontrolüm altında olacak. Maxi’yi ben lanetleyeceğim. Şimdi de gidip Dorcas’ın zihnine burada olduğuma dair bir mesaj göndereceğim.”
“Dur şimdi mi?” dedi Maxi telaşla. “Sen gidiyorsun Maxi. Git ve güzellik uykuna dal.” Maxi onu engellemek için elini kaldırsa da Tarnish çoktan ona dokunarak otel odasına yollamıştı. Maxi ile vedalaşamayan Lavender’ın hevesi bir nebze kursağında kalmıştı şimdi. Tarnish memnuniyetle gülümseyerek odaklandı ve Dorcas’ın zihnine bir mesaj gönderdi. Küçük bir kız çocuğu edasıyla cıvıldayarak beni yakalayamazsın diye konuşuyordu zihnine. Muhtemelen Dorcas şu an da hızla buraya doğru koşuyordu.
“Geliyor.” dedi Tarnish gözündeki heyecan pırıltılarıyla. Lavender nefesini tutmuştu istemsizce. Dorcas kapıyı kırarcasına açtığında Tarnish Lavender’ın arkasına geçip Lav’ın boynuna sivri tırnaklarını geçirmek için hazırda bekledi.
Dorcas kılıcını kaldırmıştı ki Lav’ın tehlikede olması yüzünden durakladı. “Ona dokunma!” dedi zindanın içinde bağırarak. Tarnish bir kahkaha atmış ve sivri tırnaklarını hafifçe Lavender’ın etine batırmıştı. Lav yüzünü buruşturmak zorunda kaldı. “Neden seninle Ölü Çukur’da buluşmuyoruz Canavar Avcısı. Bilirsin o tarz yerler çok hoşuma gider…”
Dorcas şaşkınca kaşlarını çattı. Lavender’a bir şey olacağı korkusuyla bir adım daha atamıyordu. Büyü yapabilir ve Tarnish’i alt etmeye çalışabilirdi ama Lav’ın daha önce o yenilmez dediği zamanları hatırlayıp çekiniyordu. Lavender yüzünden içine korkunun tohumları ekilmişti ve bu canavar avcılarında olmaması gereken bir özellikti. Cesur davranması gerekiyordu. Lavender’a bir şey olsa dahi Tarnish’i haklamalıydı ama o kadar acımasız olamıyordu.
“Tamam. Sen ve ben sadece ikimiz!” dedi Dorcas nefes nefese. Tarnish tırnaklarını geri çekti ve tutuşunu hafifletti. “Neden kızıl şifacıyı da getirmiyorsun. Ona ihtiyacın olacak.”
Dorcas zaten bundan emin değildi. Orada şifacıya muhtemelen ihtiyacı olacaktı ama dikkati dağılabilir ve hedefi yine şaşırabilirdi. Tarnish ile baş başa olması kazanma ihtimalini artırıyordu ama oracıkta öledebilirdi… Ölüm pahasına oraya tek başına gidebilir miydi?
“Bırak ben de geleyim…” dedi Lavender fısıldayarak. Dorcas kararsız kalmıştı. Kem küm etmeye başlayınca kendinden utanmıştı. Wren şimdi onun bu halini görse Tarnish’i kendisi haklardı. “Lavender’ı orada görmeden ortaya çıkmam.” diyen Tarnish anında tuzla buz olduğunda Dorcas kılıcını indirdi.
“Çok korkağım…” demişti kendine kızarak. Lavender boğazına dokundu. Tarnish’in tırnaklarının izi falan yoktu bunu nasıl yapmıştı…
“Nasıl bu bariyeri aşıp içeri girebiliyor anlamıyorum…” dedi Dorcas etrafına bakıp. “Yönetim binasına iblisler giremez. Burası da tıpkı orası gibi inşa edilmişti.”
“Tarnish sadece iblis değil biliyorsun.” dedi Lavender banka oturarak. “Ölü Çukur’u nereden biliyor ayrıca? Bizi sürekli gözetliyor olmalı. Dün Tahta Kurusunda yanımızda oturuyorduysa hiç şaşırmayacağım.”
“Muhtemelen öyledir…” dedi Lavender emin olamayarak. Yine de Tarnish’e karşı katı olmak istemiyordu. “Sadece sana gücünü kanıtlamak istiyor olmalı Dorcas. Tarnish öyle acımasız biri değil aslında.”
“Hala onu mu savunuyorsun şifacı! Belki de haklı oraya gelip ne kadar acımasız olduğunu kendi gözlerinle görmelisin.”
Son sözlerini söyleyip odayı terk ettiğinde Lavender heyecanını bastırmaya çalıştı. Yarın büyük bir gün olacaktı ve Ölü Çukur’u göreceği için tedirgin hissediyordu. Vücudunu saran ürpertiyle gidip yorganının altına girdi ve gözlerini kapatıp yarın için güç topladı. Uykusu çoktan gelmişti. Keşke önceden Maximillian’ın zihin koruyucusu olmasıyla daha fazla ilgilenseydim diye düşünerek rüya alemine giriş yaptı.