Beyaz Tavşan ve Kara Kaplan

1809 Kelimeler
Gerçekten uçurumdan düşmüş gibi bir acıyla uyandım. Yatağımda oturur pozisyona geçtim. Kendime gelmek için birkaç saniye sadece oturduğum yerden odamı izledim. Sırtım hala sızlıyordu. Yatağımın üzerinde duran telefonumdan saate baktığımda sadece bir saattir uyuduğumu fark etmiştim. Kendime biraz geldiğimde odanın diğer köşesinde duran masama doğru ilerledim. Yerde duran çantamdan eskiz defterimi çıkardım. Neyi çizecektim? Önce bir sayfasına ormanı, ağaçları ve kendimi çizdim. Sık ağaçlar arasında birilerinden kaçan kendimi. Diğer sayfaya Deva ve Batur ile birlikte bir aydınlığa koşuşumuzu çizdim. Diğer bir sayfaya ise uçurum kenarının da durduğumuz anı ve karşımızda ki adamları. Ayrıntılarıyla çizmeyi bitirdiğim de kollarımı geriye doğru esneterek pencereden dışarı baktım. Hava kararmıştı. Anne ve babamın çoktan gelmiş olacağını düşünerek odamdan çıktım. Mutfaktan gelen seslerle beraber aşağıya inip mutfağa girdim. Annem, yemek hazırlıyordu. Mutfağı girdiğimde dikkatini çekmiştim. “Ah, uyandın mı?” Uykum genel olarak çok hafifti herhangi bir sese hemen uyanabiliyordum. Bu yüzden odamın kapısı kapalı olduğunda ailem uyuduğumu düşünerek rahatsız etmiyorlardı. Uyandığımda direkt çizim defterimin başına oturduğum için kapımı açmayı unutmuştum. Kafam o kadar doluydu ki ailemin geldiğini bile fark etmemiştim “Çoktan uyanmıştım. Çizim yapıyordum. Havanın hangi ara karadığını bile anlamadım.” Annem, tencerede ki çorbayı karıştırdı ve altını kısarak bana döndü. Benim gibi tezgaha yaslandı. “Ee, okulun gerçek ilk günü nasıldı?” “Güzel. Dün bahsettiğim kız, Eliz, özür diledi. Daha sonra okulu gezdirdi. Okulun çok büyük iki spor salonu var. Görünce baya şaşırdım. Şu ana kadar gittiğimiz okullarda denk gelmemiştim. Daha sonrasında öğle teneffüsünde yemek yedikten sonra bahçede Deva ve Giray’a karşı Batur ve ben maç yaptık. Eliz de hakem oldu. Bunlar dışında pek dikkate alınır bir şey olmadı.” Annem, yaslandığı tezgahtan ayrılıp dolaptan tabakları çıkardı. “Giray kim?” “Deva’nın arkadaşıymış. Ayrıca dün ormanda karşılaştığım bizim okuldan olan çocukta oydu.” Annemin kaşları havaya kalktı. “Öyle mi? Tesadüfe bak.” Omzumu silktikten sonra annemin indirdiği tabakları alıp masaya taşıdım. “Buraya yakın oturuyordur o da. Eliz ile de çocukluk arkadaşıymışlar.” Servis tabaklarını masaya koyarken annemde kaselere çorbaları dolduruyordu. “Maçı kim kazandı diye sormalı mıyım?” Güldüm. “Gerçekten sormana gerek yok. Tahmin ettiğine eminim.” Kaselere masaya koyarken “İki tane çok iyi sporcu yetiştirdim.” Dedi ve göz kırptı. Babam işlerinden dolayı bazen şehir dışına çıkardı. Bu zamanlarda özellikle annem bizimle daha çok ilgilenirdi. Hatta bazen işten izin alır bizimle saatlerce basketbol, futbol ve voleybol oynardı. Sporu o da bizim gibi çok seviyordu. Babam ve Batur’a seslendiğimizde hep birlikte masaya oturduk. Batur, babama bugün ki maçta neler yaptığımızı anlatıyordu. Tabi ki abartı sınırlarını zorlayarak. Neyse ki babam Batur’un bu huyunu biliyordu. Eminim cümlelerinin içinden gerçekten gerçekçi olanları alıyordu sadece. “Baba senin bu kızın var ya tam orta sahadan basket attı.” Babam gülerek bana elini uzattı ve gülümseyerek beşlik çaktım. Yemeğe başlamak için annemi bekliyorduk. Annem üst dolaptan salata tabağını indirmek için küçük iki basamağı olan merdivene çıkmıştı. Tabağı aldığı sırada bir anda dengesini kaybetti. Annemden tiz bir çığlık sesi çıktığında babam ve Batur da ona doğru dönmüştü. Ben panikle ayağa kalkmış ve anneme odaklanmıştım. Bakışlarımı çekmeden ona baktığım sırada annem havada asılı kalmıştı. Bu basit bir teknikti. Cisimleri havada tutabilmek benim için gayet kolaydı. Babam şaşkınlığını bir kenara bırakıp anneme yaklaşıp ona kucağına aldığında gözlerimi kırpabilmiştim. Normalde odaklandığımda gözlerimi kırpmam bir sorun olmuyordu. Ama söz konusu annem olunca o an kırpmamamın sorun yaratabileceğini düşünerek hareket dahi etmemiştim. Babam annemi kucağından indirmeden “Kahramanına bir öpücük yok mu?” dediğinde annem gülümseyerek babamın yanaklarını sıktı. “Eğer indirirsen kızımı öpebileceğim.” Batur ve ben onların bu haline gülerken babamda annemin cevabına gülüyordu. Annemi yere dikkatlice indirdikten sonra tabağı elinden alıp salatayı kendisi koydu. “Sen de otur artık masaya. Başımıza bir iş açmadan.” Annem, babama gözlerini devirip masaya oturdu ve bana havadan bir öpücük attı. Az önceki gülüşlerimizi zihnimin en derin noktasına saklamıştım. Umarım her zaman böyle gülebilirdik. Yemekten sonra ailecek ettiğimiz sohbetin ardından odama çıkmıştım. Okul için erken kalkıyordu. Bu yüzden erken yatmam gerekiyordu. Gözlerimi açtığımda kendimi tesiste buldum. Beyaz odanın içinde beyaz yatağımda uzanıyordum. Bu da bir öngörü müydü? Ellerimi havaya kaldırdığımda kendi bedenimi kontrol edebildiğimi gördüm. O zaman bu bir öngörü değildi. Yatakta oturur pozisyona gelip ayaklarımı yere değdirdiğimde çıplak ayaklarım fayanslarda ki soğuğu hissetmişti. Soğukla birlikte bütün vücudum titrerken bunu küçükken her sabah yaşadığımı anımsadım. Her sabah sıcak yatağımdan soğuk fayansa geçiş yaptığımda vücudum titrerdi. Yataktan destek alarak kalktım. Bakışlarımı yatağımın hemen karşısında duran yeşil kapıya diktim. Oraya doğru ilerledim. Kapıya dokunmamla birlikte yeşil kapı kendiliğinden açılmıştı. Kapıdan koridora doğru çıktığımda kırmızı fayanslar ve beyaz duvarlar beni karşıladı. Tanıdıklık hissi içimde bir ürpertiye neden olduğunda rahatlamak için kendi kendime bunun sadece rüyadan ibaret olduğunu hatırlattım. Anlaşılan bu tesiste görmem gereken bir şey vardı. Onu bulmam gerekiyordu. Koridorda ilerlerken daha öncesinde çocukluğumda karşılaştığım birkaç araştırmacının yanımdan öylesine geçip gittiğini fark etmiştim. Koridordaki odaların bir kaçına girmeye çalışsam da girememiştim. Koridor boyunca ilerlerken koridorun diğer ucundan bana doğru yürüyen küçük çocuğu gördüm. Bu yüz bana çok tanıdık gelmişti. Küçük erkek çocuğunun yüzünü seçemiyordum. Yüzü yaklaşsa bile bulanıktı. Elinde küçük beyaz bir tavşan taşıyordu. Bir kadın araştırmacının elinden tutmuştu. O da mı denekti burada? Küçük beyaz tavşan neden tanıdık geliyordu bana? Gözlerimin önüne bir fotoğraf karesi düştüğünde bugün olanlar aklıma geldi. Giray bana dokunduğunda gördüklerimin arasında beyaz bir tavşan vardı. Az önceki gördüklerimle bir alakası var mıydı? Çocuğun peşinden gitmek için arkamı döndüğümde çocuğun ve yanında ki araştırmacının gözden kaybolduğunu gördüm. Geriye gitmenin bir anlamının olmadığını düşünerek koridorda ilerlemeye devam ettim. Koridorun sonunda yeşil büyük kapıya geldiğimde kapıya dokundum. Kapı iki yana açıldığında içeride ki insanları gördüm. Birçok araştırmacının ellerinde ki dosyalara cihazdaki verilere odaklandıklarını görebiliyordum. Odaya adım attığımda tüm bakışlar bana doğru dönmüştü. Herkes elinde ki işi bırakmıştı. Beni görebiliyorlar mıydı? Odanın tam ortasına ilerlerken gözlerimi etrafta gezdiriyordum. Onu görmek istiyordum. Profesörü. Odanın ortasında yer alan koltuğun üstünde görmüştüm. Benim her zaman olduğum yerde şimdi o vardı. Ona doğru yaklaştığım her anda insanların gözleri kararıyordu. Herkes nefeslerini tutmuş bir şekilde benim profesöre yaklaşmamı izliyorlardı. Profesörün tam karşısında durdum. Elleri ve kolları koltuğa bağlanmıştı. Vücudunun bir çok yerinde kablolar vardı. “Neden buradasın profesör?” Neden benim yerimdeydi? “Lütfen, lütfen bağışla beni.” Bağışlamak? Bir anlığına düşündüm. Annemin başına gelenleri, kendi çocukluğumu ve kayıp babamı. Bağışlamak mı? Şu anda onu bağışlasam benim için hiçbir şey değişmeyecekti. Profesör zaten ölmüştü. O patlamadan sağ çıkamadığını biliyordum. Şimdi neredeydi? İnsanlar üzerinde yaptığı deneyler yüzünden cezasını çekiyor muydu? İlahi adalet. Belki de güvendiğim iki şeyden biriydi. Diğeri ise ‘karma’ydı. Gerçek hayatta karmayla karşılaşmazsanız öbür tarafta ilahi adaletin vuku bulacağına inanıyordum. Düşündüm. Gerçekten onu affetmesi gereken kişi ben miydim? Düşündüm. Şu anda onu ben affetsem annem Belgin affeder miydi? Başımı iki yana sallayıp geriye doğru adımladım. Her geriye adım atışım da profesörün çığlıkları bütün bir odayı doldurdu. Profesör her geriye adım atışında daha çok bağırıyordu. Daha çok ve daha çok… Sonunda odadan çıktığımda çığlıkları kesilmişti. Kırmızı fayanslı koridorda yeniden ilerlemeye başladım. Koridorda ki her kapıyı zorlasam da açamamıştım. Koridorda ilerlediğim sırada biraz ileride mavi bir kapı gördüm. Tesiste mavi bir kapı olduğunu bilmiyordum. Acaba gerçekten tesisle mi ilgiliydi? Mavi kapının önüne gelip kapıya dokunduğumda kapı iki yana doğru açıldı. Kapı açıldığında beni karşılayan büyük bir karanlıktı. Karanlığa doğru bir adım attığında karşımda iki kırmızı nokta belirdi. Bu iki kırmızı nokta aynı anda yanıp sönüyordu. Kırmızı noktaya doğru yaklaştığımda bir şeyin varlığını hissettim. Tam olarak nasıl bir şeyin enerjisini hissediyordum bilmiyorum. Kırmızı noktaların tam önünde durduğumda bir anda etraf aydınlandı. Baktığım iki kırmızı noktanın kırmızı gözlü siyah bir kaplana ait olduğunu anlamam sadece bir saniye sürmüştü. Kaplanla aramızda sadece bir adımlık mesafe vardı. Neyse ki kaplan saldırgan durmuyordu. Tabi bu yine de onun korkutucu olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Kaplan hemen önümde oturur bir pozisyonda duruyordu. Gözlerimi kaplandan çevirip etrafta gezdirdiğimde az ileride yerde duran ve kafası vücudundan ayrılmış beyaz tavşanı görmüştüm. Beyaz tavşan? Küçük erkek çocuğu? Tavşan buradaysa o da burada olmalıydı. Etrafta on ait bir iz arasam da bulamadım. Tavşanı ikiye bölen şey neydi? Gözlerim bir anlığına kaplana döndüğünde aklımda bunun onun yaptığı geçmişti. Neden tavşanı ikiye ayırsın ki? Kaplanın üstüme doğru yürüdüğünde geriye doğru adım attım. Kaplan üstüme doğru her adım attığında bende az önce girdiğim kapıdan çıkmak için geriye doğru adım atıp kaplanı huysuzlaştırmamak için sakin davranıyordum. Her adımda kendime bunun bir rüya olduğunu hatırlatsam da kaplanın nefes alışverişlerinin tenime çarpması bu bir rüya değil diye bağırıyordu resmen. Geriye doğru adım atarken sağ ayağım sol ayağıma takıldı ve geriye doğru düştüm. Kaplan ben düştüğümde durmuştu. Bakış açımı küçük bir el kapladığında önce elin sahibine baktım. Az önce ki yüzünü bulanık gördüğüm çocuk tüm netliğiyle karşımdaydı. Gördüğüm ela gözlerle beraber aklıma gelen tek şey bu çocuğun Giray olduğuydu. Neden böyle düşünüyordum. Ben Çocuğu incelerken çocuk elini bileğime doğru uzatıp tuttu ve ondan beklemediğim bir güçle beraber beni kaldırdı. Ayağa kalktığımda çocuk elini uzatarak elimi tuttu. Tuttuğu elimin avucuna bir şey koyduktan sonra kaplana doğru yaklaştı. Kaplanı boynunda ki tasmadan tutarak odadan çıktı. Görüş açımdan çıktığında avuç içime bıraktığı şeye baktım. Bu siyah bir taştı. Siyah taşı inceledim ancak siyah ve pürüzsüz bir taş olması dışında bir şey göremedim. Gözlerim kendiliğinden açıldığında odamın karanlığı içinde birkaç saniyeliğine etrafa baktım. Uyanmış mıydı yoksa hala rüyanın içinde mi olduğunu anlayabilmem için kendime birkaç saniye verdim. Başucumda ki komodinin üstünde duran telefonumdan saate baktığımda daha sabahın 4’ü olduğunu gördüm. Yatağımdan kalkıp odamda ki balkona çıktım. Balkonda ki sandalyeye oturup gökyüzünde gözüken tek tek yıldızları ve Ay’ı izledim. Gördüklerimi yorumlayabilmek için sessizliğe bıraktım kendimi. Gördüğüm şeyler hem gelecek ile bağlantılıydı hem de değil gibiydi. Küçük çocuğun Giray olduğundan emin değildim ama neden oymuş gibi hissetmiştim? Ela gözleri o çocuğun o olduğunu düşüneme sebep olmuştu. Eğer o çocuk oysa bu onunda mı denek olduğunu gösteriyordu? Tesiste tek deney yapılan çocuğun ben olmadığımı biliyordum, Çünkü bazen bazılarıyla koridorda denk gelebiliyordum. Sessiz bir şekilde koridorda an yana geçiyorduk. Birbirimize bile çok nadir bakardık. O gördüğüm çocuklar arasında Giray var mıydı? Denk gelseydim hissetmem gerekmez miydi? İnsan enerjilerinden o kişiyle karşılaşıp karşılaşmadığımı çözebiliyordum. Ama o gün ormanda karşılaştığımız anın ilk karşılaşma olduğuna emindim.. Çünkü enerjisi tanıdık değildi. Bugün gördüğüm kareleri rüyamda görmem bir tesadüf müydü? Yoksa gördüklerimden etkilendiğim için mi görmüştüm? Beyaz tavşan ve kara kaplanın sırrı neydi? Aralarında nasıl bir bağ bulunuyordu? Bu rüyada gördüklerimden tam olarak çıkarmam gereken şey neydi? Günden güne karmaşıklaşan rüyalarımda birlikte gerçekten delirdiğimi düşünmeye başlamıştım. Her şeyde bir neden ve çıkarılması gereken bir sonuç arıyordum. Her zaman da bulamıyordum. Abartıp abartmadığımdan emin değildim. Bildiğim bir tek bir şey vardı. Okula başladığımdan beri görülerimin daha net ve karışık olduğuydu. Ayrıca önceden bu kadar sık da görü görmezdim. Hatta rüyalarımı bu kadar net hatırlayamazdım bile. Ne değişmişti? Acaba gördüğüm haberle mi ilgiliydi? O mu etkilemişti beni? Haberden sonra aklımda ki cevapsız sorular daha fazla canımı sıkmaya başlamıştı bunu kabul ediyorum. Onlara bir cevap bulamadıkça da bunun çözülmeyeceğini biliyordum. O zaman aklımda ki soruların cevaplarını bulma zamanı gelmişti. Daha fazla ertelemenin bir anlamı yoktu. Ama her ne yapacaksam yapayım bunu olabildiğinde gizli bir şekilde yapmalıydım. Ailemi tehlikeye atmayacak bir şekilde.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE