Gördüğüm rüyalardan, yaptığım meditasyonlardan ve Giray ile ilgili şüphelerimden aileme kısaca bahsetmiştim. Annem ve babam beni dinledikten sonra kısa bir sessizliğe büründüler. Annem Sedef, masanın üstünde duran elimi avcunun içine aldı. “Şu son zamanlarda rüyalarının karmaşıklaştığının farkındayız bizde. Senin için şirketle iletişime geçmenin bir yolunu bulacağız. Eğer hala aktiflerse eminim diğer sorularına onlar açık bir şekilde cevap verebilirler ama şimdilik senden sadece kendine odaklanmaya çalışmanı istiyorum. Kafanı düşüncelerle doldurdukça zayıf düştüğünün farkındasın değil mi?”
Gayet farkındaydım. Düşüncelerimin içinde kaybolup sorularıma cevap aradıkça bedenim bundan olumsuz etkileniyordu. “Tamam, bir süre düşüncelerimden uzak durmaya çalışacağım.”
Vaktimizin çoğunu konuşarak harcadığımız için kahvaltıyı hızlıca yaparak evden çıktık. Batur ile okulun girişine doğru yürürken sıkıntıyla nefes verdim. Düşüncelerden uzak duracağım demekle bunu uygulayabilmek aynı şey değildi. Umarım bunu başarabilirdim. Batur, okulun bahçesinde beni durdurdu. Çevremizde tek tük öğrenci okula doğru ilerliyordu.
Elleriyle omuzlarımı tutarak bana doğru eğildi. Boyu gerçekten çok uzundu. Bazen ona bakarken boynumun ağrıdığını hissedebiliyordum. “Şu ifadenden hiç hoşlanmadığımı biliyorsun değil mi?”
“Biliyorum, üzgünüm.”
“Üzgün olman için söylemedim Beren, kendine gelmen için söyledim. Sen tanıdığım en güçlü ufaklıksın. İçinde yaşadığın karmaşadan elbette çıkmanın bir yolunu bulursun. Eğer bunu tek başına yapamayacağın olduğunu düşünürsen yanına bakman yeterli. Biz her zaman oradayız.”
Batur’un söyledikleriyle gülümsemeye başladım. Onlar yanımdaydı gerçekten de. Onlara her şeyi en başından anlatsam eminim bu kadar sıkıntıya düşmezdim. Fakat bazen içime düşen bir his vardı. Onları da kendimle beraber bir bilinmezliğe doğru sürüklüyormuşum gibi geliyordu ve bu durum beni çok korkutuyordu. Çünkü onlar güzel bir hayat yaşamalıydı.
Birinin elini omzuma atmasıyla sıçradım.
“Her ne için söyledi bilmiyorum ama kesinlikle katılıyorum. Biz hep yanındayız.”
Deva konuşmanın sadece sonunu duymuştu. Batur ellerini cebine sokarken önden yürümeye başladı. Gülümseyerek Deva’ya baktım ve koluna girdim.
“Neden çok şey kaçırmışım gibi hissediyorum? Ne kaçırdım hemen anlatın?”
Batur arkasını dönmeden sağ elini kaldırıp bize salladı. “Beren anlatır, ben kaçar.”
Deva bana dönünce ona şirince gülümsedim. Kulağına doğru eğildim. “Ortalık yerde anlatılacak bir konu değil.” Dudaklarını büzünce “Söz ilk fırsatta anlatacağım hemen büzme dudağını.” Deyip dudaklarını parmağımın arasına alıp sıktım. Elimi iterken “Ah, acıdı be kızım.”
Okula girerken kendi kendime bir söz verdim. Bugün gerçekten normal bir gün geçireceğim.
Sınıfa girmemle gördüğüm Eliz’e “Günaydın” dedim. Aynı şekilde karşılık verdiğinde sırama geçip oturdum. Çantamdan ilk dersin kitabını ve defterini çıkarıp sırama koydum. Çok geçmeden de öğretmen gelmişti. Dersi dinlerken bir süre sonra Deva esneyerek başını omzuma koymuştu. “Ninni de söyleyeyim mi?”
Deva, başını kaldırmadan omzumda iyice yer edindi ve gözlerini kapattı. “Çok iyi olur ya.”
Onu umursamayarak öğretmenin tahtaya yazdıklarını defterime geçirmeye başladım. Tahtadakileri yazmayı bitirdikten sonra gözlerimi sınıfta gezdirdim. Korcan ile göz göze geldiğimde bir süre ona baktım. Ona baktığımı fark ettiğinde gözlerini çekmişti. Tam olarak bana mı bakıyordu yoksa omzumda yatan Deva’ya mı anlamamıştım.
Zilin çalmasıyla beraber tüm sınıftan bir rahatlama sesi geldi. Öğretmen onların bu hallerine gülerek sınıftan çıktı. Hala omzumda yatmakta olan Deva’yı dürttüm. “Kalkacak mısın kaldırayım mı?”
Hala başı omzumda, gözleri kapalı iken “Nasıl kaldırmayı düşünüyorsun?” diye sordu. “Böyle” diyerek ayağa kalkmamla başı geriye doğru düştü. “İnsafsız.”
“Hadi bahçeye çıkıp, biraz nefes alalım. Senin de uykun açılır.”
“Uykum yok ki açılsın. Bu uyku değil, bu matematik yüzünden yaşanan bir bilinç kaybı.”
Kolundan tutup sınıftan çıkardım. “Hem sana anlatacaklarım var.”
Uykulu hali bir anda gitti. Bu sefer o kolumdan tutup “Hadi sessiz bir yer bulalım.”
Merdivenlerin orada yanımıza gelen Batur ile birlikte okulun bahçesine çıktık. Okulun bir köşesine geçince bugün annemle anlattığım şeyleri Deva’ya da anlattım. Meditasyonda Ülgen Atılgan’a dair anılar görmemi, son zamanlarda gördüğüm rüyalar ve öngörüleri, Giray ile ilgili şüphelerimi, bunları Deva’ya da anlatınca biraz olsun rahatlamıştım.
“Ve sen bir süredir bunların sıkıntısını çekmene rağmen bize bir şey söylemedin?”
“Önce kendim halledebilmek istedim. Ancak olmadı.”
Batur’a dönüp “Sen şirketi biliyor muydun?” diye sordu. Batur da başını iki yana sallayarak “Bugün bende ilk defa duydum. Hem zaten Beren’e ne kadarını anlattılarsa küçükken bize de o kadarını anlattılar.”
Deva başını salladı ve gelip bana sarıldı. “Bu işte hep birlikteyiz Beren,” kolunda ki dövmeyi göstererek “bu dövmeyi boşuna mı yaptırdık. ‘Her zaman’ birbirimizin yanında olduğumuzu hatırlamak için yaptırmadık mı?”
Bileğimde ki dövmeye ve hemen altında yazan ‘Always’ yazısına baktım. Her zaman onlar benim yanımda olacaktı. Rüyalarımda bile yanımdalardı.
Yoğun geçen bir öğleden önceyle beraber sonunda öğle arası gelmişti. Okulun en güzel yanlarından biri bence öğle arasıydı. 10 dakikalık teneffüsler hiçbir şey yapamadan geçip gidiyordu.
Deva ve Batur ile yemeklerimizi yedikten sonra bahçedeki çimenlerde oturduk. Batur, sırtını ağaca yasladığında bende omzuna yatıp okulun bahçesinde oynayanları izledim. Deva’da az ötemizde arkadaşlarıyla maç yapıyordu. Daha bir ders öncesine kadar uyuklayan çocuk enerji doluydu.
Batur, elimi eline bakarak bandaja baktı. “Ne zaman çıkartacaksın?”
“Bir süre daha kalmalıymış. Yaralar normalde bir haftada iyileşse de izleri hemen geçmiyor biliyorsun. Annem dikkat çekmemi istemiyor.”
Deva, takımlarında bir kişi eksilmesiyle, Batur’u çağırdı. Bende kalan son 15 dakika da tuvalete gitmek için ayağa kalktım. Bahçenin içinden okula doğru yürürken tüylerimin diken diken olması ve üstüme gelen bir şeyi hissetmemle beraber sağ tarafıma döndüm ve yüzüme doğru gelen basketbol topunu ellerimle tuttum. Bakışlarımı önce tuttuğum topa daha sonrasında da geldiği yöne yönelttim. Korcan, Halil ve adının bilmediğim bir çocuğun burayı baktığını görmüştüm. Dördüncü bir kişide bana doğru yürüyordu. Bu okulun ikinci günü yemekhane de gördüğüm çocuklardı.
Mavi gözlü çocuk bana bakmadan ve bir şey söylemeden topu elimden aldığında kaşlarımı çatarak ona baktım. Gerçekten mi?
“Hey, en azından bir özür dilerim ya da üzgünüm diyebilirsin. Kusura bakma da olurdu.”
Mavi gözlü çocuk geriye döndü. Topu tek parmağında çevirirken “Top sana çarpmadı bile. Neden özür dileyecekmişim?”
Kaşlarım havaya kalkarken söylediklerini nedense mantıklı bulmuştum. Ben bir şey demeyince sırıttı. “Reflekslerin gayet iyiymiş.” Dedikten sonra arkadaşlarının yanına döndü. Bir süre onların maç oynamasını izledikten sonra tuvalete gideceğim aklıma geldi ve okula girdim.
Sınıfımın katında bulunan kızlar tuvaletine girdim. Kabinlerden birine girip işimi hallederken tuvalete giren birkaç kızın konuşmasını duydum.
“Şu yeni gelen kız ne ayak? Herkesle bir yakınlık kurma peşinde?”
Kızın ‘yeni gelen kız’ tanımlaması yapması üzerine kabinden çıkmayıp konuşmalarını dinlemeye devam ettim. Çünkü içimde ki his bu konuşmanın benimle ilgili olduğunu söylüyordu.
Başka bir kız sesi “Yanındakiler yetmezmiş gibi bir de Arat’a göz koymuş belli. Artık bahçede ne yaptıysa Arat ona gülümsedi.” Dediğin topu almaya gelen mavi gözlü çocuğun ismini öğrenmiştim. Ayrıca onların gülümseme olarak gördüklerini ben tam olarak pis bir sırıtma olarak görmüştüm.
“İyi ki Aleyna görmedi, yoksa eminim parçalardı o kızı orada.”
Gözlerimi devirdim. O biraz zor sanki. Kızların sesi uzaklaşıp kapı sesi gelince kabinden çıktım. Ellerimi yıkarken aynada kendime baktım. Bazı insanların gerçekten tuhaf düşünceleri vardı. Sevdiğin bir insanın başka bir kızla konuşması ya da ona gülümsemesi –ki gerçekten benim gördüğüm bir gülümseme değildi- kıskanılması gereken bir şey miydi?
Daha hiç başka birine karşı bir şey hissetmemiş olarak buna tam bir yanıt veremezdim. Ancak bunun bu kadar takılacak bir şey olduğunu da düşünmüyordum. Tuvaletten çıkıp sınıfıma girdiğimde Deva’nın çoktan geldiğini görmüştüm.
Öğleden sonranın su gibi akıp geçmesiyle eve gelebilmişti sonunda. Odama girmemle beraber kendimi yatağa atmam bir oldu. Kısa bir süre sonra kapı açıldığından Batur’un sesini duydum. “Hadi hazırlan bugün pratik günü.”
Başımı gömdüğüm yastıktan kaldırarak Batur’a baktım. Kendisi baya enerjik ve heyecanlı duruyordu. Enerjik olmasına şaşırsam da heyecanlı olmasına şaşırmadım. Ben pratik yaparken o gerçekten çok eğleniyordu. Arkasından Deva’nın da sesi geldi. “Hadi, daha hazır değil mi?”
Bugün ki eğlenceleri belli olmuştu.
Yataktan kalkıp kıyafet dolabıma doğru ilerlediğimde Batur kapıyı kapatıp çıkmıştı. Merdivenlerden gelen seslerle beraber bodrum kata indiklerini anlamıştım. Üstüme giydiğim eşofmanla beraber odamdan çıkarak bodrum katta ki odaya girdim. Camlı odanın içinde beni bekleyen Deva ve Batur’un yanına gittim.
Yere bağdaş kurarak oturduğumda onlarda hemen karşıma oturmuşlardı. “Batur, hava ile başlayalım.” Başımla onayladım.
“Gerçekten bazen beni avatar* gibi gördüğünüzü düşünüyorum.”
Deva, “Öylesin zaten.” dediğinde gözlerimi kısarak ona baktım.
“Evet, başlıyorum.”
Derin bir nefes alarak avuç içlerimi birbirine bakacak şekilde havaya kaldırdım. Avuç içlerimi arasında ki boşlukta havayı hissetmeye çalıştım. Havanın frekansını yakaladığımda onu çevremde döndürmeye başladım. Havayı Deva’nın ve Batur’un etrafında gezdirdiğimde hissettikleri esintiyle beraber gülümsediler. “Farkında mısınız? Bunu her yaptığımda ilk defa yapmışım gibi tepki veriyorsunuz.” Şu hallerini görmek bana da keyif veriyordu.
“Çünkü ilk defa yapıyormuşsun gibi hissediyorum kardeşim. O gün de Yağan yağmuru durdurmuştun. İlk gördüğümde senin bir süper kahraman olduğuna inanmıştım.”
Süper kahraman? Batur, bazen gerçekten öyle olduğuma ikna edebilirdi beni. İlk günden beri beni evin içinde bazen kahramanım diye çağırıyordu.
Kendini kurtaramayan süper kahraman olabilir miydi? O tesisten istesem çıkabilir miydim diye merak ediyorum. O zamanlar tek yapabildiğim eşyaları hareket ettirip yok edebilmekti. Su ve havayla da iyi işler çıkarıyordum o zaman göre. Toprak ve ateş gerçekten en zoruydu. Ateşi gerçekten tehlikeli bir elementti. Onu yarattığın gibi yok etmesi kolay olmuyordu. Toprak ise güçlü bir elementti. Kolay kolay frekansına erişemiyordum. Ya da erişsem bile yönlendirmesi su ve hava kadar kolay olmuyordu.
Hava ile işim bittiğinde Deva ayağa kalkıp odanın dışından bir şey getirdi. Batur, Deva gelene kadar bana durumu açıkladı. “Bizim Deva ile bir teorimiz var.”
Merakla kaşlarım havaya kalkınca Batur devam etti. Bu sırada Deva elinde bir saksıyla buraya geliyordu. “Şimdi sen toprağı kullanabiliyorsun. Cisimleri yok edebiliyorsun. Ateşi yoktan var edebiliyorsun. Belki bitkileri de canlandırabilirsin.”
Cümlesinden takıldığım nokta ateşi yoktan var etmekti. Ben bir şeyi yoktan var edemiyordum. Evrenin içinde hepsinin kodu yer alıyordu. Evrenin kodunun da her insanın içinde, dnasında bulunduğuna inanıyordum. Hava, su, ateş ve toprak evrenin, yaşamın içinde yer alan önemli elementlerdi. Her insan bu elementlerin bir kodunu bedeninde taşıyordu. Sadece bunu hissedemiyor ya da kullanmasını bilmiyorlardı.
Uzun süreli çalışmalar ve beyin faaliyetlerimin diğer insanlar göre daha aktif bir şekilde çalışması benim etraftaki çoğu şeyi algılayabilme ve sezebilmemi büyük oranda arttırıyordu. Tabi, bunların yanında uzun süreli çalışmalarda yer alıyordu. Ben bunu yönetiyorum o zaman direkt yapabilirim demekle olmuyordu.
Ben sadece bu kodları bulabiliyor ve kullanabiliyordum. Bu da yüksek oranda bir odaklanma ve sabır gerektiriyordu.
Deva’nın solmuş bir bitkiyi önüme koymasıyla bitkiye baktım. Bitkiyi canlandırabileceğime dair hiç inancım yoktu. Ölen bir şeyi geri getiremezdim ki. Bu bir kere doğaya aykırıydı. Yine de Deva ve Batur’un hevesini kırmamak için denemeye karar verdim.
Saksının üstünde avuç içlerimi bitkiye yönelterek tuttum. Bitkiye odaklanmadan önce batur ve Deva’nın arasında bakışlarımı gezdirdim. “Çok fazla ümitlenmeyin. Daha önce hiç yok ettiğim bir cismi geri getiremediğim gibi bu bitkiyi de canlandırabileceğimi sanmıyorum. Fakat yine de sizin teorinizi deneyerek bunu görmek istiyorum.”
Bitkiye odaklandım. Gözlerimi kapatarak cansız bitkiyi zihnimde canlandırdım. Zihnimin karanlığında onu hayal ettim. Avuç içlerimden bitkiye doğru kendi enerjimi gönderdiğimi düşündüm. Bu enerjiyle birlikte zihnimde bitkinin yeniden canlandığını düşledim. Geçen sürenin ardından gözümü açıp bitkiye baktım.
Boynu bükük olan bitkide hiçbir değişiklik yoktu. Derin bir nefes verip Deva ve Batur’a baktım. Teorilerini söylerken fazlasıyla heyecanlı görünen ikilini düşünceli bir şekilde bitkiye baktıklarını gördüm. Batur, omzunu silkti. “Bu sadece bir hipotezdi.”
Deva, bitkiyi eline alıp bitkiyi incelerken “Hipotezler sınanmak için vardır.”
Başımı iki yana sallayıp onlara baktım. Bu ikili iyi ki yanımdalardı.