Seçim

1830 Kelimeler
Deva ve Batur’u bodrum katının oyun alanında yalnız bırakarak odama çekilmiştim. Çalışma masamda oturup çizim defterimi çıkardım. Sayfalara öylesine çizimler yapıyordum. Çizim yapmak hatırlamak ve unutmak için en güzel yoldu. Hatırlamak istediklerim öngörülerimdi, unutmak istediklerim ise anılarımdı. Bir insan bütün hayatını çocukluğuna göre yaşardı. Çocukluğunuz bütün hayatınızı etkileyen temel taşlardan biriydi. Hatta bir insanın kaderi daha o doğmadan çizilmiş olurdu. Annemin kararları benim yolumu çizmişti. Yol üstünde karşıma çıkan seçenekler ise o yoldan nasıl ilerleyeceğimi seçmem içindi.  Çizim yapmayı bırakıp bilgisayarımdan tesis ile ilgili yeni bir haber var mı diye bakmak istedim. Arama motoruna Prizma Araştırma tesisi yazdım. ‘Ara’ tuşuna basıp haberler sekmesine tıkladım. Son iki güne dair bir haber yapılmış mı diye baktığımda en son haberin ilk okuduğum haberle aynı olduğunu gördüm. Tesisle ilgili bir açıklama yapılmamıştı. Anlaşılan her şey bittikten sonra sadece açılışı duyuracaklardı. Süreçle ilgili şu anda elimde bir bilgi yoktu. Bu biraz canımı sıkmıştı. Ülgen Atılgan'ın neden eski tesisi yeniden açmak yerine başka bir tesisi en başından yapmayı seçtiğini merak ediyordum.  Sandalyemden kalkarak odamdan dışarı çıktım. Merdivenlerden aşağı bodrum kata indiğimde kısa ve sadece iki kişinin sığabileceği koridordan geçip odaya girdiğimde Batur ve Deva’nın filmlere baktıklarını gördüm. Deva elinde ki filmlere bakarken içeri girmemle bana döndü. “Biz de tam seni çağıracaktık.” Batur, bir tane filmi Deva’nın elinden alıp dvd oynatıcısına taktı. “Annemler geç geleceklermiş. Bize dışarıdan yemek söyleyin dediler.” “Geç mi gelecekler? Neden?” Bugün sabah konuştuklarımızla bir ilgisi var mıydı? Deva koltuğa oturup yanını işaret etti. “Babamların iş yemeği var. Sedef abla da onlara eşlik ediyor.” Başımı salladım. “Ee, ne sipariş ettiniz?” Cümlemi bitirmemle zilin çalması bir olmuştu. Batur, “Pizzalarımız geldi.” diyerek odadan çıktı. Deva ile yalnız kaldığımızda masada ki çerezlerden biraz avcuma aldım ve yemeye başladım. “Deva, Giray’ın çocukluğu hakkında bir şeyler biliyor musun?” Oturduğu yere biraz daha yayılıp düşünmeye başladı. “Aslına bakarsan çok fazla bir şey bildiğimi söylemem. Eliz ile çocukluktan arkadaş olduklarını biliyorum. Ki bunu sende biliyorsun. Bir de İstanbul’da doğduğunu biliyorum.” Burada bir şeyler oturmuyordu. “Eliz ile doğduğu andan itibaren mi yoksa benim sizinle olduğum gibi sonradan mı arkadaş oldular öğrenmem lazım.” “Giray ile üç yıldır arkadaşım. Geldiğim ilk yıl basketbol takımına girdiğimde tanıştım. Çocukluğuyla ilgili hiç tuhaf bir şey anlatmadı. Aslına bakarsan Eliz ile birkaç anısını anlatıyordu ama çoğunlukla 9 yaş ve sonrası  ilgiliydi. Tabi yine de bu bir şey kanıtlamaz bize.” Dokuz yaşından sonra ki anılarını anlatması elimizde kesin bir delil oluşturmazdı. Bunu benim Eliz ile konuşmam daha iyi olacaktı. Konuyu nasıl açacağımı bilmesem de öğrenmeliydim. Öğrenince ne yapacaktım onu da bilmiyordum ya. Sadece Giray’ın da benim gibi olup olmadığını merak ediyordum. Batur, elinde pizzalarla gelmesiyle beraber filmi izlemeye başladık. İzlediğimiz film interaktif bir filmdi. Bazı yerlerde kararları biz veriyorduk. Ana karakterin söyleyeceği şeyleri ya da hangi yoldan gideceğine dair bazı yerlerde bizim seçim yapmamız gerekiyordu. Film genel olarak ana karakterin kızının tedavi ettirebilmek için para arayışında bulunan bir babanın seçimleri üzereydi. Durumu iyi olmayan ana karakter baba bir çok kötü yola giriyordu. Bu yollardan kurtulması ya da bir şekilde daha da ileriye gidebilmesi se bize bağlıydı. Filmin sonunda bir şekilde parayı alıp kızını tedavi ettirebilmeliydi. Kumanda Batur’un elindeydi. Seçim yapmadan önce Deva ve ben sesli bir şekilde seçtiğimi tarafı söylüyorduk bazı yerlerde zıtlaşsak da gerçekten eğlenceli bir filmdi. Kendimi o ana karakterin yerindeymiş gibi hissetmeye başlamıştım bir süre sonra. Hatta seçimlerimi yaparken o kadar duygusal karar veriyordum ki ben olsaydım gerçekten bunu seçerdim diyebiliyordum. Mantığı ve bir film olduğunu bir kenara bırakabilmiştim. Filmin sonlarına doğru bir seçimiz yüzünden adamı eşi ölmüştü. Ancak kızı için parayı yetiştirebilmişti. Kadın öldüğünde yüzü gülüyordu. Çünkü o ölünce kızının iyileşeceğini biliyordu. Bu durum gerçekten beni etkilemişti. Gözlerimden yaşlar akarken bakışlarımı bir anlığına Deva ve Batur’a çevirdim. Onlarda ağlıyordu. Masanın üstünden birer mendil alıp ikisine uzattım. Gözyaşlarını silerken film jenerik kısmına geçmiştik. Annemlerin geç saatte geleceklerini öğrendiğimizde yarın okul olduğu için onları beklemeden yatmaya karar verdik. Deva da bizde kalacaktı. Batur’un odasına gireceği sıra arkasından “Çok ses yapmayın!” diyerek bağırdım. Gözlerini devirip Batur’un odasına girdi. Bende odama girdim. Pijamalarımı giyip çalışma masama oturdum. Eskiz defterimi çıkartıp eski çizimlerime bakmaya başladım. Eskiz defterim benim günlüğüm gibiydi. Bir şeyleri kelimelere dökemeyince çizimlerini yapıyordum. Hayallerim, görülerim, sezgilerim ve duygularım bu defterin içindeydi. Küçükken çok konuşkan biri değildim. Tesiste konuşmamdan hoşlanmazlardı. Sadece sorularına cevap veriyordum. Öyle alışmıştım. Sadece bana soru sorulduğunda cevap veriyordum. Onun dışında konuşacak bir şey bulamıyordum. Ne söyleyebilirdim ki. Her şey yabancıydı benim için. Bu süreçte annem en azından konuşamıyorsam çizmemin beni rahatlatacağını düşünmüştü. Bu yüzden bir resim defteri ve boya kalemleri almıştı. O zamanlardan beri çizim yaparak duygularımı yansıtabiliyordum. Bu daha sonrasında alışkanlığım olmuştu. Sıkılınca, bunalınca, kendimi kötü hissedince ve hatta mutlu olduğum anlarda bile bir şeyler çizerek bunu aktarmak istiyordum. Diğer insanlar konuşarak içlerini dökebilirken ben sadece çizebiliyordum. Çizim defterimin kapağını kapattım. Esneyerek yatağıma doğru ilerledim ve kendimi derin bir uykunun kollarına bıraktım. Gözlerimi açtığımda bir odanın içindeydim. Etrafımı inceledim. Bir cam fanusun içindeydim. Yuvarlak fanusun içinde yürüyüp en kenarına gelip etrafa baktım. Büyük bir deponun tam ortasındaydım. Camdan fanus benimle birlikte deponun küçük bir kısmını kaplıyordu. Depo epeyce yeni duruyordu. Bir süre sonra deponun büyük kapısı iki yandan açılıp üç siyah araç peş peşe içeri girdi. Tam fanusun dibinde duran araçlardan. İkişerli bir şekilde adamlar indi. Adamların yüzünde maske vardı o yüzden kim olduklarını göremiyordum. Adamlar araçların arka kapısını açarak elleri ve kolları bağlı üç kişiyi indirdiler. Bu kişiler benim ailemdi. Annem Sedef, babam Sedat ve Batur. Elleri ve kolları bağlı bir şekilde tam karşıma sandalyeye oturtulmuşlardı. Ellerimi cam fanusa koydum. Babamla göz göze gelmiştim. Bana gülümsüyordu. Böyle bir anda bile bana gülümsüyordu. Düşündüğü kişinin şu an ben olduğunu biliyordum. Hepsinin gözlerine baktığımda korkuyla karışık sevgiyi gördüm. Beni her ne kadar sevseler de onlar da şu an en az benim kadar korkuyordu. Kimdi bu adamlar? Bu sırada deponun içinde adım sesleri yankılandı. Bakışlarımı adım seslerinin geldiği tarafa çevirdiğimde Ülgen Atılgan’ı gördüm. Neden şaşırmamıştım? Böyle bir şeyi ondan başka kim yapabilirdi? Bizi bulmuştu. Nasıl bulmuştu? Bizi buraya getirecek neler yaşanmıştı? Şu an gördüklerim bir öngörü müydü yoksa sadece bir mesajdan mı ibaretti. Ülgen Atılgan cam fanusta tam karşımda durdu. Dibime kadar gelmişti. “Merhaba 99. Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Tam tamına 9 yıl.” Sert bakışları, ifadesiz suratıyla tamamen acımasız duran bir adamdı Ülgen. Gözlerimi gözlerinden kaçırmadan “Anlaşılan beni çok özlemişsin Ülgen. Ayrı kaldığımız yılları bile saymışsın.” İfadesiz suratını bozmadı ama ağzından hafif bir kıkırtı çıktı. “Gözlerime bakarak seni ne kadar özlediğimi hissedebilirsin 99. Öyle değil mi?” Yerde dizleri üstünde oturan babam sinirle bağırdı. “Onun bir adı var!” Babama yandan bir bakış atıp bana geri döndü. “Şu anda hayatta olmasının sebebi ben iken ona nasıl sesleneceğime de ben karar verebilirim.” Hayatta olmasının sebebi mi? Bu söylediğine şaşırsam da ona bir şey belli etmemek için ifademi bozmadım. “Denek 99. Bütün yıllarımın birikimini senin için harcamışken senin bu yaptığına nankörlük derler.” Ne yapmıştım? Tesisten kaçmam için mi söylüyordu yoksa buraya gelene kadar bir şeyler mi olmuştu? Hala gördüklerimin tam olarak ne olduğunu çözememiştim. Umarım ki sadece bir mesajdır. Çünkü ailemin bu adamın elinde olduğuna dair bir öngörü ile nasıl yaşardım bilemiyorum. Ben cevap vermeyince geriye doğru çekildi. Hem ailemi hem de beni görüş açısına aldıktan sonra devam etti. “Hoş annesi ne ki kızı ne olsun. Annende bana nankörlük etmişti. Ona istediği araştırmayı yapabilmesi için ekipman ve ortamı sağlamışken o ne yaptı? Bulduğu tedaviyi benden gizlemeyi tercih etti.” “Annem Belgin, eğer serumu senden gizlediyse eminim ki haklı bir nedeni vardır.” Hücre yenileme dünyanın keşfi sayılırdı. Bir çok hastalığın tedavisinde kullanılabilirdi. Annemin elbet bu serumu kendine enjekte ederek Ülgen’in eline geçmesini engellemesinin haklı bir sebebi olduğuna emindim. Söylediklerimden sonra sinirle cam fanusa yumruk attı. İfadesiz suratı artık gitmişti. Sinirli gözlerle bana bakarken. “Annen yüzünden benim oğlum her gün acı çekiyor. Onu iyileştirebilirdim. O serumla tüm acılarına son verebilirdim.” Artık bir oğlu olduğuna emindim. Cam fanustan uzaklaşıp ailemin arkasına geçti. Ellerini annem Sedef’in saçında gezdirince sinirle cama vurdum. “Uzak dur annemden!” Başını iki yana sallarken “Cık, cık. Dur şimdi sinirlenmem gereken yer burası değil.” Adamlarına dönüp başını yana eğdi. Adamları ellerinde silahlarla beraber ailemin arkasına geçti ve başlarına silah dayadılar. Annemin, babamın ve Batur’un başında silah vardı.   Ne yapıyordu bu adam. “Zamanında ben de bir seçim yapmak zorunda kalmıştım. Ya eşimin yaşamasını seçecektim ya da oğlumun.” Ülgen Atılgan’ın yavaş adımlarla yine olduğum yere yaklaştı. “Şimdi sıra sende 99. Kimin ölmesine karar vereceksin? Kimleri hayatta tutacaksın?” Sorduğu soruyla beraber yutkundum. Bakışlarımı ailemin gözlerinde gezdirdim. Hepsi bana bakıyordu. Bunu nasıl yapardım? Nasıl bir seçim yapabilirdim ki? Bir şey yapmalıydım ailemi oradan kurtarmalıydım? İçinde bulunduğum cam fanusun içeride yaptıklarımı dışarı yansımasını engellediğini biliyordum ancak bu ben küçükken. Şimdi güçlerimi eskisine göre daha fazlaydı. Bir şeyler yapabilirdim. Gözlerimi bu sefer ailemin arkasında başlarına silah dayayan üç adamda gezdirdim. “O fanusun içinde hiçbir şey yapmazsın 99. O kadar güçlü olduğunu sanma. Hatırlatırım daha önce denemiştin ve sevdiğin birinin ölümüne sebep olmuştun. Yine aynısının olmasını istemezsin öyle değil mi?” Nasıl? Kim ölmüştü? Deva? Zeynel amca? Çevremde sevdiğim çok az insan vardı. Ailem burada olduğuna göre ikisinden birine mi bir şey olmuştu? Babamın gözlerine baktığımda gülümsediğini gördüm. Sessizce sadece dudaklarını kımıldatarak “Beni seç.” Demişti. Bir anlığına sadece kısa bir anlığına duraksadım. Ellerimi cam fanusa dayadım. İçimde korkuya dair bir şey yoktu. Neden? Sanki buradan çıkabilirmişiz gibi hissediyordum. Gözlerimi kapattım sonra hemen açtım. Derin bir nefes alıp cam fanusun dışına odaklandım. Ne yapmaya çalıştığımı bilmiyordum. Kontrol ben değildi. Artık olanlara dışarıdan bir göz olarak bakıyordum. Cam fanusun dışında hareketlenmeler oldu. Bir esinti kapladı deponun içini. Büyük bir hortumun tam ortasındaymışız gibi çevremizi toz bulutu kaplamıştı. Tam bu anda gözlerim kararırken sadece bir el silah sesi duydum. Gözlerimi ani bir şekilde açtığımda telefonumun alarmının çaldığını duydum. Ter içinde uyanmıştım yine. Bütün gece yatmış gibi değil de koşmuş gibi hissediyordum. Telefonumun alarmını kapattım. Ne görmüştüm? Ayrıntıları unutmamak için tekrar tekrar düşündüğüm yatağımda. Gördüğümün öngörü olması daha olasıydı. Başka türlü kendi hareketlerimi kendim yönlendirebiliyordum. Ancak bu rüyamda sadece bir yere kadar hareketlerimi kontrol edebilmiştim. Hatta söylediklerimi bile o anki düşünceme göre söylemiştim. Bir yerden sonra ise sadece üçüncü bir göz olarak ordaydım. Yatağımdan kalkıp soğuk bir duşa girdim. Duştan çıktıktan sonra bornozumu giyerek banyodan çıktım. Dolabımın karşısına geçmeden önce boy aynasından kendime baktım. Kendi gözlerime. O gözlerin içinde ailemin gözlerini gördüm. Bir seçim yapmak gerekecekti. Birinin yaşamı üzerine nasıl seçim yapabilirdim ki? Buna izin veremezdim. Ailemi asla böyle bir duruma sokamazdım. Onları korumak için elimden geleni yapmalıydım. Gerekirse kendimi yok ederdim yeter ki onlar normal bir hayat yaşasındı. Kahvaltı sofrasında aile muhabbeti dönüyordu. Batur ve babam dün ki film hakkında konuşuyorlardı. Batu babama yaptığımız seçimleri ve sonuçlarından bahsediyordu. Bakışlarımı bütün ailemde gezdirdim. Zihnimde patlayan silah sesi bütün çevremi çevreledi. Son anı görememiştim. Silah sesinin sonucunda ne olduğunu bilmiyordum. Öngörülerim her zaman eninde sonunda doğru çıksa da bildiğim tek bir şey vardı. Onların asla zarar görmesine izin vermeyecektim. Evren beni geleceğim hakkında uyarmıştı. Bu yüzden zamanı geldiğinde doğru seçimleri yapmalıydım. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE