6. Bölüm

1906 Kelimeler
Kendime geldiğimde hâlâ yatağımda uzanıyordum. Yüzündeki yarayı hatırladım. O yara izi bu yüzden miydi, yüzündeki iz? Sanki gördüğüm şeyleri daha biraz önce yaşamış kadar yoğundu duygularım. İçimdeki duygular, taşıp beni hareket etmeye zorladı. Ayağa kalkıp anahtarlığı kaptığımda kendimde değilmiş gibi hareket ediyordum. Parmak arası terliğimi giyip evden çıktım, Ayşen teyzelere doğru giderken amacım Baha’yı bulmak ve her şeyi söyleyene kadar dinlemekti. Madem bir şeyler vardı, neden başkalarıyla bu kadar yakınlaşabiliyordu? Tam olarak ne oluyorduk? Başka kimi unutmam gerekiyordu? Ne yaşamıştım, neler yaşamıştık? Birden kalkıp ortalıktan kaybolmayacaktım ya da sözünü kesmeyecektim. Kapıyı çaldım. Karşımda Semih’i görünce hayal kırıklığına uğradım ama elbette belli etmedim. Terliği çıkarıp içeri geçerken,  “Baha nerede?” dedim. Semih, kaşlarını kaldırıp,   “Odasında, yukarıda,” deyince merdivenlerden hızlıca çıkmaya başladım. Semih, arkamdan beklememi söyledi ama dinlemedim. Koridorda karşılıklı iki oda vardı. Sağdaki kapıyı çalmadan açtım.   Küçükken Serapla evin yakınlarındaki parkta kartopu oynardık. Her yıl kar yağsın diye o kadar çok dua ederdik ki yağdığında deli gibi parka koşar, diğer çocuklarla oynardık. Hiç anlaşamadığım bir çocuk vardı Çetin, Serapla aynı grupta olmak için beni hırpalardı. Bir gün Serap ile ben grup olmuştum, o da karşı gruptaydı. Birbirimize kartopu fırlatıp savaşıyorduk. O kadar kaptırmıştık ki ölüm kalım meselesine dönüşmüştü. Ben durmadan Çetin’e kar fırlatıyordum. O kadar üstüne gitmiştim ki bir köşeye çekilmişti. Sonra birden ortaya çıkmış elindeki kartopunu yüzüme doğru fırlatmıştı. Karın yüzüme çarpması sonucu yanaklarımdan çeneme doğru bir ıslaklık akmıştı. Ne yazık ki akan şey su değil kandı. Kartopunun içinde kocaman bir taş vardı. Aldığım darbeden dolayı yere serilmiştim. Hem şoka uğramıştım, hem de canım acıyordu. O an hissettiklerim, şu anda hissettiklerimle aşık atamazdı…  Baha, öğlen gördüğüm kızla oturuyordu. Kızın elleri Baha’nın saçlarındaydı. Tam olarak neler oluyor görmedim çünkü kızı fark ettiğim an dünyam başıma yıkıldı. Ayşen teyze neredeydi yahu! Terlikle kovalanması gerekenler vardı burada! Bana döndüklerinde onlarda benim kadar şaşkındı. Kem küm edip kapıyı kapadım ve aynı hızda merdivenleri indim.   Semih, yine peşimden koşturuyordu. Bir şeyler söylüyordu ama onu dinlemedim, duymuyordum ki. Başım önümde, aynı hızla dışarıya çıktım. Biri kolumdan tuttuğunda dış kapının merdivenlerindeydim, ayaklarım boşlukta kaldığı için sendeledim.  “Dur diyorum! Seni eve kadar geçireyim.” Bu çocuk saf mıydı? Evim birkaç adım ötedeydi. Semih iç çekip,  “Karanlık çökmüş, hem bu halde gidersen bir çukura falan düşersin,” dedi. Karanlık çökmüştü. Babam, beni dışarda yalnız görse kızardı. Başımı sallayıp yürümeye başladık. Evimin önüne geldiğimizde Semih, merdivenlere oturdu. Eliyle yanına oturmamı işaret edip,  “Konuşalım,” dedi. İtiraz etmedim. “Sınavın nasıldı?” gerçekten mi, bunu mu konuşacaktık şimdi? Sorunun tuhaflığını anladığında, “Affedersin,” dedi. Ellerini dizlerinde kavuşturdu. “Bak. Baha, kardeşi için her şeyi yapar. Anladın mı? Kardeşi için uğraşıyor. Onu yanlış anlama.” Kardeşine ulaşmak için beni mi kullanmıştı yani. Semih, yapar diyorsa yapardı o hâlde. Her ne kadar baştan beri bana sevimsiz gelse de hep dürüst davranmıştı. Kullanılmıştım, pis herif! Öfkeliydim, kırgındım ve şaşkın…  “Ayşen teyze nerede?” neden evde değildi ki? Onlara hadlerini bildirirdi. Semih, bana dönüp gülümsedi.   “Dün, gün vardı ya hani.” Hatırladığımı gösteren bir baş hareketiyle devam etmesini söyledim. “Orada Hanife teyze biraz fazla kaçırmış, hastanede şimdi. Refakatçisi de olmayınca babaannem vicdan azabından yanında kalıyor. Yarın gelir.”  “Eve kız attığınızı duysa kızgın demirle münasip bir yerinizi dağlardı.” Kahkahaya boğulunca Semih’in daha sık gülmesi gerektiğini fark ettim. Birden sustu.  “Evet, biliyorum.” Başıyla geldiğimiz yöne işaret ederek, “O, da gidiyordu zaten,” dedi. Bir süre kızın gidişini izledik. Sonra bana dönüp, “Sen neden gelmiştin?” diye sordu. Öğrendiğimi bilmelerini istemedim, aptal gibi görünmek…  “Bugün Serap uyurken, bir şey yaptım… Rüyasına girdim.” Gözleri kocaman açılınca hemen ekledim. “Rüyayı birebir ben de yaşadım, onun gözlerinden. Sadece yapıp yapamayacağımı görmek istedim.” Bana hayranlıkla bakınca utandım.  “Baha haklıymış, çok yeteneklisin, farklısın. Belki senin gibiler, bunu kolaylıkla yapar ama bana inanılmaz geliyor. Annesinin kızısın…” Bana kocaman gülümserken keyfim az da olsa yerine gelmişti. Gözlerimi parmaklarıma dikip,   “İnanılmaz olan birçok şey oldu…” Başımı kaldırıp sırıttım. “Bir buna mı takıldın?” Dişleri, sokak lambası ışığında parıldadı.   “Haklısın. Ekstrem olay çok…” Birden susup ileriye doğru bakmaya başladı.  “Benim gibiler ne oluyor? Ayrıca annem hakkında ne biliyorsun,” diye sordum. Gülümsemesi solunca yanlış bir şey sordum hissine kapıldım.  “O, en iyi rüya efendilerindendir. Şimdilerde babasının koltuğunu dolduruyor. Önemli bir aileden geliyor, yönetici kesimden. Bizim dünyamızda tanınmış bir ailedir. Safkanların yani, anne babaları rüya efendileri olanlardan bahsediyorum. İçlerine hiç normal birini almazlar. Akraba evlilikleri yaparlar bilirsin gen olayları falan.” Başını eğip, “Aslında yanlış bir evlilik yapmadı, sonuçta o da önemli bir aileden, yöneticilerden ama babanla evlendiğinde, dışlandı, seni doğurduğunda ise aforoz edildi. Sonra nedendir bilinmez tekrar eve döndü.” Bitirdiğinde dudaklarımı sarkıttım.  Her yeni bir şey öğrendiğimde bu dünyaya biraz daha bulanmış hissediyordum. Yine de soru sormaktan geri duramıyordum.  “Annem, şu an rüya kovalayanlardan mı?” sorumun tuhaflığından güldü.  “Hayır, o genelde ruhları güçlendirip diğerlerinin önüne atar. Ayin için yani. Annen bir tür cezalı hayatı yaşıyor. Sözü geçer ama eskisi kadar değil.” Biraz rahatlamıştım. En azından sömürmüyordu, sadece maşaydı! “Erva’yı bir rüyada keşfetmişler. Annen de onu götürdü ya da adamlarından biri…” Erva’dan bahsedince omuzları çöktü.  “Erva ile ilgili hislerin mi var?” Bana inanmayan gözlerle bakıp,   “Tabii ki hayır! O daha çocuk. 8 yaşında bir çocuk!” şaşırma sırası bendeydi. Ne tür bir insan küçük bir çocuğu saçma sapan ayininde kurban ederdi ki. Gerçi ayinler de saçmaydı…  “Yok artık! Küçük bir kızı mı kaçırdı annem?” Semih, ellerini yüzünün arasına aldı.  “Rüya efendileri her yıl belirli günlerde safkan olmayanlardan birilerini seçer, bu genelde küçük yaştaki çocuklardır. Ruhun en saf olduğu zamanlar… 21 Haziran ve 21 Aralıkta birer çocuk ayinde can verir. Bunu tanrıya ulaşmak adına yaptıklarını söylüyorlar. Onlara göre ruh tanrıdan sadece küçük bir parçadır.”   Midem bulandı. Yaptıkları canilikti, bir de işe Allah’ı katıyorlar! Uyuşturucusunu alıp Allah ile konuştum diyen şamanlardan bir farkı yoktu bunların. Sapkınlar! Zorla da olsa konuştum,  “Peki, Erva’yı nereden tanıyorsun?” iç çekip, başını göğe doğru kaldırdı.  “O, benim de kardeşim.” Kim kimin kardeşi anlayamadım. Burada ne çok tuhaf ilişkiler vardı öyle. Anlamadığımı görünce, “Annelerimiz bir, Baha ile babaları… Babam ölünce annem başkasıyla evlendi, ondan da bir kızı oldu. Baha, bana onun alındığını söyleyince duramadım.”  Ellerini saçlarının arasından geçirdi. “Onun için sınava bile girdim. Sırf ona ulaşmanın anahtarı sensin diye buralara geldim!” elimi omzuna koydum.  “Sen iyi bir abisin…” Emin değildim ama sözler ağzımdan döküldüğünde daha umutluydum, “Onu bulacağız, elimden ne gelirse yaparım.” O ayindeki ben de olabilirdim. Eğer birilerinin bana yardım etme şansı olsaydı, yardım etmelerini isterdim. Erva’nın da isteyeceğini biliyordum. Ben de başımı göğe doğru kaldırdım. “Hızlandırılmış kursa ihtiyacım var, öğrenmeme yardım edersen, kardeşinin yerini bulur, eve getiririz,” dediğimde gerçekten umutluydum…  Sonunda o eve gittiğinde ben de içeriye geçtim. Babam hâlâ yoktu bu kadar geç kalmazdı. Ters bir durum yoktur umarım deyip elime telefonu aldım. Üçünü çalışta açıldı.  “Alya kızım, özür dilerim sana haber vermedim. Ahmet ağabeyinle oturuyorum da...” Arkadan Ahmet ağabeyin ağlamaklı sesini duyunca özel bir durum olduğunu anladım.  “Tamam, babacığım sen takıl. Merak etmiştim sadece. Bugün gelecek misin?”  “Elbette geleceğim ama kaçta olur bilemem. Durumlar biraz karışıkta…”   Telefonu kapattığımda koltuğa çöktüm. İştah falan kalmamıştı tüm o ayin olaylarını duyduğumdan beri. Ya o Baha’nın olayı neydi öyle. Bir kere, birbirimiz için önemliydik, onu anlamıştım ama anılar olmadan ne kadar samimi olduğumuzu bilemezdim ki. Kendi kendime gelin güvey olmak istemiyordum. Gördüğüm kadarıyla onun da boş durduğu yoktu. Bu durumda sadece arkadaştık. O halde neden aldatılmışım gibi hissediyordum…  Geç olmuştu, yarın kendimle hesaplaşırdım. Şimdi uyuyup güzelce dinlenmeliydim. Beyaz üstünde pembe puantiyeleri olan üstü askılı, şort pijamamı giyip yatağıma girdim. Hava sıcak olduğundan pencere açıktı. Karanlıkta öylece uzanırken hafif rüzgârda havalanan perdeye dikmiştim gözlerimi. Sıcaktan mıdır, düşünmekten midir bir türlü uyuyamıyordum. Sonunda doğrulup mutfağa girdim. Dolaptan 1 litrelik dondurmayı çıkarıp kaşıklamaya başladım. Bitirmek üzereyken kapının açıldığını duydum. Babam gelmiş olmalıydı. Buzdolabındaki magnet saate bakınca gecenin ikisi olduğunu gördüm. Karşılamak için hole çıktım. Gördüğüm babam değildi. Arabadaki adamdı. Siyahlara bürünmüştü, bugün gördüğüm gibiydi, yani 1 yıl önceki hali. Geri adım attım.   “Benden kaçamazsın.” Bana yaklaşırken nutkum tutulmuştu. Elinde kesici bir alet vardı. Beni deşmeyi düşünüyor olmalıydı. Sonunda kendimi toparladığımda odama koştum. Adam da arkamdan geliyordu. Kapıyı ardımdan kilitledim. Açamayacağını düşünmüştüm ki kapıya yüklendi. Kapının sarsıldığını görünce içeri girmesinin zor olmayacağını düşündüm. Etrafıma bakındım. Açık pencereyi görünce hiç düşünmeden pencerenin pervazına tutunup aşağıya baktım. Adamsa hâlâ kapıyı kırmaya çalışıyordu.   Yükseklikten korkardım ama öldürülmek istemiyordum. Ne kadar yüksekti bilmiyordum ama katlar arası yükseklik kadar vardı herhalde. Kendimi aşağıya bıraktım. Yere düştüğümde bir şeyim olmadığına sevindim. Ta ki ayağa kalktığımda ayağımın acısından inleyene kadar… Burkmuştum, hâlâ benleydiler yani. Kendimi zorlayarak seke seke yürüdüm. Evden biraz uzaklaştığımda adamın penceremden bana baktığını gördüm. Kalbim göğsümden fırlamak için bir yol arıyor gibiydi. Arka bahçeden, Ayşen teyzelere doğru gittim.   O kısa mesafe bana ne kadar da uzun gelmişti… Mutfak kapısına vardığımda yumruklamaya başladım. Uyuyorlardı. Daha sert yumrukladım, sonunda ışıkların açıldığını gördüm. Kapı açılır açılmaz kendimi içeriye attım.   “Pe…peşimde,” diye kekelemeye başladım. Baha, kollarımdan tutarken Semih, dışarıya bakıyordu.   “Hiçbir şey yok.” Yaşadığım şoktan olduğum yere çöktüm. Rahatlamıştım yoktu. Biraz kendime gelince,  “O adam, minibüsteki… Bizi yakalayan…”Yüzüme tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Baha, beni incelemeyi bitirdiğinde,  “Önce sakinleş,” dedi.   Titriyordum. Semih, elime bir bardak su verince içmeye başladım. Bitirdiğimde beni banyoya yönlendirdiler. Baha, ayaklarımı yıkayıp burkmuş olduğum ayağıma buz koydu. Sonunda titremem geçtiğinde anlatmamı istediler.  “O adam, evime girdi. Babam geldi sandım ama onu görünce odama kaçıp kapıyı kilitledim. Elinde bıçak vardı. Pencereden atlayıp buraya geldim…” Her şeyi anlattıktan sonra birbirlerine baktılar. Bana inanmıyorlardı! Şok içinde, “Oradaydı, onu gördüm üzerime geldiğinden de eminim. Bana inanmalısınız.” Baha, bana bakıp,  “Alya o adam öldü. Görmüş olman mümkün değil!” dedi. Ne yani ben kafayı mı yemiştim. Halüsinasyon mu görmeye başlamıştım. Yaşıyordu işte onlar yanılıyordu demek ki. . Semih, önüme çöküp,  “Çok şey yaşadın, rüya ile gerçeği karıştırman normal,” dediğinde yüzümü ellerime gömüp ağlamaya başladım. Korktuğum başıma gelmişti, deliriyordum. Sonunda gözyaşlarım kuruduğunda beni eve götürdüler. Kapının açık olduğunu görünce birbirlerine baktılar. Semih, ben giderim sen kal dercesine başını salladı. Semih, içeri girerken biz de kapıdaydık, ayaklarımda Ayşen teyzemin terlikleri vardı. Koyu kahverengi, plastik bir terlikti. Rahatsızdı. Ayaklarım kayıyor, parmak uçlarım yer yer sökülen asfalta değiyordu. Semih, tekrar göründüğünde beti benzi atmıştı.  “İçeriye girip kendiniz görseniz daha iyi.” Deli olmayabilir miydim acaba? Hangisi daha iyi bilmiyorum ama deli olmadığıma sevinmiştim.   İçeriye gerçekten biri girmişti. Kapımın menteşeleri yerinden çıkmıştı. Dondurma kabı hâlâ mutfak masasının üstündeydi. Erimiş, sıvı hale gelmişti. Akıl sağlığım yerindeydi yani. Şifonyerin aynasını görmeseydim, kaşıkları alıp, ‘Dursun Bey’in Kızlarını’ -Ayşen teyzemden öğrendiğim folklorik bir danstır- oynardım. Aynada güzelim kırmızı rujumla, ‘EN YAKIN ZAMANDA, YİNE…’ yazıyordu.   Baha ile Semih korkuyla birbirlerine bakıyorlardı. Biliyorum benim de korkmam gerekiyordu ki benim peşimden bıçakla koşturduğunu belirtmeliyim, gülümsedim.  “Kafayı sıyırmamışım,” dedim.  Semih’e göre bandıra bandıra sıyırmıştım. Adam bizi tehdit ediyordu, bense espri yapıyordum. Ben, aynayı ıslak mendille temizlerken Baha ile Semih kapıyı düzelttiler. Holdeki kaymış halıyı düzeltirken babam sonunda eve gelmiş, Semih ile Baha’nın neden evde olduğunu anlamaya çalışıyordu. Üzerimde pijamalar olduğu için,  “Pijama partisi!” dedim. Tabii ki kızdı. Gecenin bir körü yalnız bir kız ve iki koca erkek tek başlarına! Komşular görse ne olurdu! Sonra onlarla görüşecekti! Hele ben, o üzerimdekilerle mi! Bugün o kadar çok korkmuştum ki babamın azarlamasına hiç aldırmadım. Odama geçtiğimde yatağıma uzanıp sonunda güzel bir uyku çektim…  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE