Geçecek bir kaç günü bilmiyordum ama bu adamla aynı ortam da bulunmak bana hep zor gelecekti. Şüphelendiğim konuda, şüphelerim haksız çıkmıştı. Gerçekten de bu adam Alaz'dı.
Akif değildi.
Bunu kabullenmem gerekiyordu artık.
Gözlerimin önünde duran adamla ne kadar kolay olmayacak olsa da başarmalıydım.
Bir kaç saat içinde hazırlanmış ve büyük siyah minibüse Mehmet amcamı da bindirip yola koyulmuştuk. Çiftlik dediği yer neredeydi bilmiyordum ama bir ara uyumuş, Mehmet amca tarafından uyandırılmış ve uçağa bindirilmiştim.
Bu hayat bana fazlaydı.
Uçağın önünde arabadan inip direk oraya geçmiştik. Kaç saat geçmişti bilmiyordum ama hala havadaydık.
Hostesin '' lütfen kemerlerinizi bağlayın efendim '' demesiyle önce yanımda oturan Mehmet amcanın kemerini bağladım. Ardından kendi kemerimi.
Daha önce hiç uçağa binmediğim için şaşkınlık yaşamıştım bir anda. Alaz bey önce amcamın kemerini ardından da sessizlikle benimkini bağlamıştı. Havalanırken de bir anda korkuyla gözlerimi kapatıp ellerimi sıkmıştım. Uçak tamamen kalkana kadar Mehmet amcamın elimi tuttuğunu bile fark etmemiştim.
''Geçti Deniz '' diyen Mehmet amcayı duyduğum da ancak gözlerimi açabilmiş ve tam karşımda oturan adamla o an göz göze gelmiştik. Ben hızla gözlerimi kaçırdığım vakit onu bir daha görmemek için sürekli camdan dışarıya bakmıştım.
Uçak inerken de amcamın elini tuttum fakat korkum biraz daha azaldı o saniye de.
Tamamen pistte duran uçakla karşımdaki adamın hareketlendiğini hissettim. Bir kaç adam yanımıza geldiğinde yine amcamı bir sandalyeye oturttular.
Ben arkalarında benim arkamda Alaz bey merdivenlerden indik.
Yine bir sürü adamın yanından geçip büyük bir arabaya bindik. Nerede olduğumuza dair hiçbir fikrim yoktu.
Yavaş yavaş gerilmeye başlasam da bunu belli etmemem gerekiyordu.
''Atlar geldi mi?''
Mehmet amcamın sorusuyla Alaz bey '' geldi dayı'' dedi.
Konuşma buraya kadar sürdü.
Sonra araba durdu. Önce amcamı indirdiler ardından ben indim. Çiftliğe geldiğimiz de yüzümde artık ufacık da olsa bir tebessüm oluştu. Yem yeşil ağaçların, kuş seslerinin bol olduğu bir yere gelmiştik.
Arabalardan inen adamlar, diğer sabit duran adamların yanına koşarak geçerken onların bu halini biraz garipsesem de ''içeriye geçelim'' diyen adamla beraber amcamın yanında yerimi aldım. O arabasını sürerken bende ona ayak uydurdum.
Büyük bir eve girdiğimizde ferahlığı içimi açtı o an.
Alaz bey '' çalışanlar yarın akşama anca bura da olur. Yarına kadar idare etmemiz lazım '' dediğinde bana laf dokundurduğunu anladım.
Başımı kaldırıp ona baktığımda bana bakıyordu zaten.
Ağır ağır başımı sallayıp ''ben hallederim '' dedim kısık bir sesle.
Alaz bey hiç sesini çıkarmadı dediğime. Mehmet amcaya dönüp '' benim biraz işlerim var. Siz keyfinize bakın. Akşam yemeğine burada olurum '' dedi ve kimsenin cevap vermesini beklemeden evden çıktı.
Mehmet amcayla baş başa kaldığımızda önce elimdeki çantayı yere bıraktım, ardından Mehmet amcanın bacaklarının üzerindeki ince battaniyeyi aldım.
Evin arka cam kapılarını açtığımda ılık rüzgar o an açık saçlarımı havalandırdı. Mis gibi çimen kokusunu derin derin ciğerlerime çektim.
Mehmet amca '' Deniz beni odama götürür müsün biraz dinlenmek istiyorum'' dediğinde kendime gelmiştim.
Hızlıca ona dönüp ''Odan nerede Mehmet amca '' dedim.
Mehmet amcanın yönlendirmesiyle odasını bulup onu yatağına zorlanarak yatırdım. Kapıyı ne olur ne olmaz diyerek aralık bırakarak çıktım.
Boş bulduğum küçük odalardan birine de kendimi çantamı bırakıp geniş mutfağa girdim. Buzdolabını açtığımda ağzına kadar dolu dolaba baktım kaldım. Her şey var gibiydi.
Ne yemek yapacağımı düşünürken buzlukta bulduğum kıymayı aldım. Ardından aklıma fırın köfte geldi ve kolları sıvadım. Önce elimi yüzümü yıkayıp sonra tekrar mutfağa girdim. Bir saatin ardından sonunda sebzelerle beraber fırında pişen köfteleri çıkarıp, pilavın altını kapattım.
Hava çoktan kararmıştı ama saati bilmiyordum.
Salonda kalan el çantamı almak için oraya adımladım. Önce ışığı açtım ardından telefonumu çıkardım. Saat 8 olmuştu bile.
Mehmet amca acıkmış olmalıydı. Yavaş adımlarla kaldığı odaya gittiğimde hala uyuduğunu gördüm. Sessizce odasından çıkıp geri salona geldim.
Yemeğin kokusu beni yemek için zorlasa da aç olmadığım için sadece yalnızlığım ve güzel havanın hatırı için çantamda duran Akif'in fotoğrafını alarak bahçeye çıktım.
Önce gecenin kokusunu içime çektim ardından ters turan sandalyeyi alıp düzelttim. Üstüne oturduğumda bu karanlık bahçeye çekilmek istedim bir an. yerlerde açık olan aydınlatmalar bile bu koca bahçeye yetmiyordu.
Akif'in gülen yüzüne baktım yine uzun uzun.
Neşeyle fotoğrafa gülümsüyordu.
Akif 18. yaş günümde almıştı bana fotoğraf makinesini ve ilk olarak onun fotoğrafını çekmiştim. O günden bana kalan ilk fotoğrafıydı.
''Zor olmalı.''
Bir anda yerimden sıçradım. Ne ara geldiğini bile fark etmediğim Alaz bey tam yanıma oturmuş Akif'in fotoğrafına bakıyordu.
Sessiz kalmayı tercih ettim o an.
Fakat o devam etti.
''Bana bu yüzden bakmıyorsun galiba. ''
Derin bir nefes aldım. Başımı ağır ağır ona çevirdim.
''Anlayamadım.''
Alaz bey de önüne dökerken benim az önce baktığım gibi tam karşıya baktı.
''Akif'le '' dedi. Yutkundu.
''Birbirimizin aynısı olduğumuz için bana bakmıyorsun değil mi?''
Burukça gülümsedim.
''Değilsiniz '' dedim net bir sesle.
Yeniden bana döndü.
''Evet görünüşünüz ona benziyor ama o değilsiniz '' dedim. '' Bakışlarınız aynı gibi ama değil. Konuşmanız aynı gibi ama değil. Davranışlarınız hiç aynı değil. ''
Alaz bey uzun uzun bana baktı. Ardından '' daha sakin bir insan mıydı Akif.'' dedi. Duraksadı. Derin bir nefes aldı.
''Bizim onunla tanışma fırsatımız olmadı. ''
Gülümsedim.
Bu Alaz beyle ilk konuşmamızdı. Bundan önce sadece bakıp geçiyordu.
'' Çokta sakin sayılmazdı ama ben hep onun gülen yüzünü, dudaklarından eksik olmayan gülümsemesi gördüm. ''
Dudaklarımdaki gülümseme genişlerken '' gülümsediğinde yanaklarındaki gamzeler ortaya çıkardı ve ben onları çok severdim. O yüzden ben hiç onun surat astığını görmedim '' dedim.
Gözlerim ağaçlara dalarken Akif geldi gözlerimin önüne. Gülümsemem daha da genişledi.
''Sakin bir yanı da vardı tabi '' dedim. Kıkırdadım. '' bir kere beni lunaparka götürmüştü daha 14 yaşındaydım. Çarpışan arabalara binmek istemiştim. O ne kadar istemese de benim için binmişti. O gün beni korumak isterken, kolu bizim içinde olduğumuz ve başka bir arabanın arasında kaldı. O gün onun canı yandı diye çok ağladım. Akif benim şiddetle devam eden ağlamama daha fazla dayanamamış ve ' olsun' demişti. ' Sen iyisin ya. Kolumda iyi ' o gün o gülümsediğinde gamzelerine ilk dokunuşumdu. ''
Başımı çevirip ona baktığımda, anlam veremediğim şekilde bana bakıyordu. Göz göze geldiğimiz an boğazını temizleyip '' çok şanslıymış '' dedi. Gözleri parmaklarıma kaydığında '' Asıl ben çok şanslıyım '' dedim.
Alaz bey bir anda oturduğu yerden kalkıp '' saat epey geç oldu. Yatsak iyi olur '' dediğinde ben de hızlıca yerimden kalktım.
''İyi geceler.''
Arkasına bakmadan hızlıca uzaklaşan adamın arkasında kısık sesle sadece '' size de '' diyebildim.
--
Temiz havanın etkisiyle sabah gözlerimi erkenden açtım. Güneş daha yeni doğmuştu ve hava mis gibi kokuyordu. Kaldığım odadan çıkıp, tam karşımdaki banyoya girdim. Ilık bir duş alıp kendime geldiğimde rahatlamıştım. Yanıma aldığım diş fırçamla dişlerimi fırçalayıp bornozun ipini iyice sıktım.
Banyonun kapısını açıp etrafı kontrol ettikten sonra hemen odama girdim. Kapıyı kapatıp, hala açık duran valizimin içinde iç çamaşırlarımı ve altıma rahat bir eşofman altı üzerime de krem rengi düz bir tişört çıkardım.
Üzerimi giyindikten sonra perdesi çekili camın önüne gidip perdeyi açtım. Temiz hava odanın içine nüfus ederken, derin bir nefes çektim. Balkon kapısını açıp kendimi dışarıya attığım da ılık esen rüzgar bütün benliğime iyi gelmişti.
At kişnemesi sesi duymamla sola döndüm.
Alaz beyi gördüm o an.
Elinde kar beyaz bir atla yürüyordu.
Üzerinde siyah salaş bir gömlek altında dar bir pantolon ve çizmeler..
Saçları ılık esen rüzgarla beraber dağılmış, ipinden tuttuğu atla karşıya doğru yürüyordu. Onun bu hali bana yine Akif'i hatırlattı.
Saçlarını hiç bir zaman düzen içinde tutmazdı. Dalgalı saçları her daim dağınıktı. Bir tek sakallarını sürekli keserdi. Hiçbir zaman onu sakallı görmemiştim, Alaz beyin aksine.
Alaz bey, atının üzerine oturup, son sürat sürmeye başladı. Bir süre sonra ise gözden kaybolmuştu. Uzun bir zaman onun gittiği yöne baktıktan sonra, balkondan içeriye girmeye karar verdim. Odamdan çıkıp, Mehmet amcanın kaldığı odaya girdim. Onu oturur şekilde gördüğümde ''günaydın'' dedim gülümseyerek.
Mehmet amca gülümseyerek bana dönüp '' günaydın kızım '' dedi.
Yanına doğru ilerleyip '' ne zaman uyandın?'' diye sordum.
Mehmet amcam '' şimdi uyandım kızım. Buranın havası bana pek iyi geliyor. Ağrılarımda diniyor, uykumu da alıyorum '' dedi.
Mehmet amcanın elini tutup '' o zaman şimdi ben birini çağırayım seninle ilgilensin. O sıra da kahvaltımızı da hazırlarım. Dün gece de aç uyudun '' dedim.
Mehmet amcam başını sallarken '' çok iyi olur. Kurt gibi açım '' dedi.
Onunla anlaşıp odadan çıktığım da dış kapıya doğru yöneldim. Kapıyı açtığım da karşımda o gün gördüğüm Sinan bey'i buldum.
''Günaydın Deniz hanım '' dediğinde ''günaydın Sinan bey '' dedim.
Bana sorgular gibi bakıp '' bir sorun yoktur umarım '' dedi. Kapıyı biraz daha açıp '' Mehmet amca uyandı. Biri yardımcı olabilir mi diye soracaktım '' dedim.
Sinan bey anlayarak '' ben gelirim'' dedi.
Önünden çekildiğim kapıdan içeriye girerek, direk Mehmet amcanın kaldığı odaya geçti. Ben de o sıra da mutfağa girip buzdolabını açtım.
İçinden her şeyi fazla fazla çıkararak hazırladım.
Her şeyi içerideki masaya hazırladığımda Mehmet amcam '' bir tek kuş sütü eksik '' dedi kendisi için olan yere geçerken.
Sinan bey de yanına oturduğunda önlerine hemen tabaklarını koydum. Alaz beyin tabağını da bıraktığım da '' eksik getirmişsin tabakları '' dedi Mehmet amca.
Sinan bey '' tabağını alıp gel Deniz '' dedi. Hanımdan bir anda Deniz'e terfi etmiştim.
''Ben'' diye başlayan cümlemi daha tamamlayamadan Alaz beyin sesi yankılandı salonda.
''Tabağını alıp gel Deniz. Ben de bir duş alıp iniyorum şimdi ''
Hiçbirimizin yüzüne bakmadan koridorda kaybolan adamla neye uğradığımı şaşırdım. Mehmet amca yüzüme 'hadi şimdi gelme ' der gibi baktığında el mecbur, mutfağa geri dönüp tabağımı ve çatalımı aldım.
Masadaki boş yere oturduğum da onlar çoktan başlamıştı. İçimdeki çekingenlikten dolayı elimi bir şeye uzatamıyordum. Bir kaç kere önümdeki çaydan bir yudum aldım sadece.
Sinan bey ayağa kalkıp önümdeki tabağı aldığında şaşlıkla ona baktım. Bulduğu her şeyden doldurmuştu neredeyse.
Tabağımı tam önüme bıraktığında Alaz bey de masadaki yerini aldı. Gözü bir Sinan beye bir bana değdikten sonra kaşlarını çatarak tabağına döndü.
''hadi ye'' Sinan beye, kısık bir sesle '' teşekkür ederim '' diye bildim.
Ondan sonrası ise sadece Sinan bey ve Alaz beyin kendi aralarında iş konuşmasıyla geçti.
Kahvaltının bitmesinin ardından sofrayı toparlayarak, önce Mehmet amcayı bahçeye çıkardım. Ardından mutfağa kahve yapmaya girdim. Önce iki kişilik hazırlarken, sonra Alaz bey ve Sinan bey içinde yaptım. Nasıl içtiklerini bilemediğimden herkese sade yapmayı tercih ettim.
Kahveler olunca yanlarına sularını da koyarak tepsiyi elime aldım. Bulundukları kapının önüne geldiğim vakit '' emin misin bir arıza çıkmayacağından ?'' diyen Sinan beyin sesiyle elim kapının üzerinde durdu.
Tıklatıp tıklatmama arasında gidip gelirken, Alaz beyin '' baskını yapan itleri bulun siz gerisini ben hallederim '' demesiyle önce kaşlarım çatıldı, ardından bir kaç tıkırtının sesini duymamla yakalanacağım korkusuyla kapıyı tıkladım.
Küçük bir sessizlikten sonra ''girin.'' sesini duymamla kapıyı açıp içeriye girdim.
Büyük ahşap masanın önünde oturan Sinan bey ve camın önünde duran Alaz bey'e tedirginlikle '' kahve yapmıştım '' dedim.
Alaz bey cevap vermek yerine yerine gözlerini üzerime dikmişti ve ben duyduklarımla beraber onun bakışlarıyla daha da geriliyordum.
Sinan bey '' teşekkür ederiz Deniz. Gerçekten şuan kahveye ihtiyacımız vardı'' dedi.
Bunu bekler gibi hızlıca kahvelerini verip '' afiyet olsun '' diyerek odadan çıktım. Ardım kapıyı kapatır kapatmaz ise, soluğu Mehmet amcanın yanında aldım.
Onunla beraber temiz havanın tadını çıkarırken, bir yandan da kahvelerimizi içiyorduk.
''Burası neresi biliyor musun Deniz?'' diye soran adama başımı hayır anlamında salladım.
''Azerbaycan''
Gözlerim şaşkınlıkla açılırken '' Ne dedin sen Mehmet amca. Azerbaycan mı?'' diye sordum.
Mehmet amca gülümseyerek başını salladığında '' evet kızım. Bu çiftliği o yüzden çok seviyorum. Kardeşlerimizin memleketi en az bizim ülkemiz kadar cennet '' dedi.
Biz ne ara, nasıl buraya gelmiştik anlayamadım bir an.
''Hem de Alaz burada bir inşaat işine girecek. O yüzden bu çiftliği 3 ay önce aldı. Hem bana iyi geliyor. Hem de ona geldiğinde kalacak bir ev oluyor.''
Bu nasıl bir paraydı böyle demekten o an kendimi alıkoyamadım.
Ve aklımda da az önce konuşulanlar döndü durdu.
Baskın dediklerine de aklım takılmamış değildi.
Bir an başka insanların hayatlarına çok fazla karıştığım aklıma gelip kendimi toparlamaya çalıştım. Çok kalmayacaktım burada.
Dün akşam iyice düşünmüştüm bunu. Her ne kadar Mehmet beyi görmek bana iyi gelse de, Alaz beyi görmek iyi gelmiyordu.
Onu görmek Akif'i görmek gibiydi.
''Dayı?''
Mehmet amcayla beraber sesin geldiği yere döndüğümüz de Alaz beyi bahçe kapısının girişinde gördüm. Ağır adımlarla yanımıza gelip '' akşam iş yapacağım adamlar, küçük bir organizasyon düzenliyor. 8 gibi hazır olun beraber gideceğiz '' dedi.
Mehmet amca '' benim ne işim var oğlum öyle yerlerde. Ben bilmem hem. Biri bir şey sorar, yanlış bir şey derim. Mahcup ederim seni '' dedi gerginlikle.
Alaz bey, Mehmet amcanın dizlerinin dibine çöküp '' sen değil, başkaları sana yanlış bir şey söyleyemez '' dedi sert bir sesle.
''Akşam 8 de hazır olun.''
Ayağa kalkıp yürümeye başladığında tekrar arkasını dönüp '' senin giyeceklerinde birazdan burada olur '' dedi bana bakarak ve arkasını dönüp uzaklaştı.
Şaşkınlıkla öylece kalakalırken, ben daha ne diyeceğimi bilemeden gözden kaybolmuş.
Mehmet amcayla birbirimize bakakaldığımız vakit '' gidip bir şeyler yiyelim bari kızım. Hayırı hala öğrenemedi çünkü bu çocuk '' dedi.
Mehmet amcanın beni dürtüklemesiyle zor da olsa yerimden kalkıp, onun dediğini yaptım. İkimizi de küçük bir sandviç hazırlayıp, yapılan emrivakiye sadece sinir olmakla yetindim.
Sandviçlerimiz bittiği anda çalan kapıyla ayaklandım. Dış kapıyı açtığım da Emre'yi elimde bir kaç paketle gördüm.
''Bunlar sizin Deniz hanım ''
Emre'nin uzattığı paketler alıp '' teşekkür ederim'' dedim.
Mehmet amcanın '' hadi sende giyin. Emre bana yardımcı olur '' dediğinde o da çoktan içeriye girmişti. Kararsızlıkla durduğum yer de kalırken '' Vakit geliyor Deniz hanım. Alaz bey geç kalınmasından hoşlanmaz '' dedi.
Gerginlikle kaldığım odaya geçtiğimde paketleri tek tek açtım.
Önce makyaj malzemeleri, saç maşası çıktı. Diğer paketi açtığımda 3 çift topuklu ayakkabı ve diğer poşette 3 elbise..
Hepsini yatağın üzerine dizdiğimde 2 beyaz elbiseyi direk çıktıkları poşete koydum. Elimde kalan siyah yakası dantelli kolları tül elbiseyi giymeyi daha uygun gördüm. Elbiseyi giydiğimde aynadan kendime baktım. Dirseklerime kadar tül olan kollarında ucunda bir dantel işlemesi daha vardı. Elbisenin boyu dizlerimin bir karış altındaydı. Altına da krem rengi düz stilettoları da girdiğim de maşayı prize taktım.
Pek saç yapmaktan anlamazdım, saçlarım dalgalı olduğu için hiçbir zaman ihtiyacım olmamıştı zaten ihtiyacım olsaydı da öyle bunları alacak imkana sahip olamamıştım. Sürekli çalışmıştım, çalışmaktan başkalarına özenecek vakti de bulamamıştım.
Mahalleden bir kaç tane arkadaşım vardı giyinip, süslenip kız kıza gezmeye giderdi benim onlarla gezecek isteğim olduğu halde para kazanma derdimden dolayı içimde ukte kalarak işe giderdim.
Akif öldükten sonra ise hiçbir şeye hevesim kalmamıştı zaten.
Elime aldığım, mahalledeki arkadaşlarımın öğrettiği gibi makyaj yapmaya çalıştım. Pek becerebildiğim de söylenemezdi. Değil böyle rujlar sürmek, sadece Döndü annemin pazardan aldığı renklendiricileri sürerdim.
Bunları hatırlamam bile o kadına yeniden nefret beslememe neden olmuştu. Benim çocukluğumu da, babamın hayatını da bitirip defolup gitmişti.
Gözlerimin dolduğunu fark ettiğimde masada duran peçeden alıp gözlerimi sildim.
Isınan saç maşasını alıp saçlarımın kabarıklığını indirmek için kızlardan gördüğüm kadarıyla bir şeyler yapmaya çalıştım fakat bu hiç olmamıştı. Saçlarımın olman dalgasını bile bozmuştum. Yıkamaya vaktim olmadığı için, hemen sırt çantamdan tel tokalarımı çıkarıp, saçlarımı tepeden toplamaya başladım. Maşayı prizden çıkarıp, kalan eşyaları topladıktan sonra çantadan çıkan parfümü de sıktım.
Krem rengi el çantasını alıp, içine telefonu ve küçük cüzdanımı koyduğum da artık yapabileceğim bir şey kalmamıştı.
Derin bir nefes alıp, odadan çıktığım da konuşma seslerini duydum. Galiba çok geç kalmıştım.
Mehmet amcanın '' olabilir oğlum. Döndüğümüzde olmadı sen hallet '' dediğini duydum.
Sinan beyin boğazını temizlemesiyle Mehmet amcam sustu.
''Deniz?'' diye şaşkınlıkla konuşan Sinan bey '' bu ne güzellik böyle '' diye devam etti. Gerginlikle ve heyecandan ellerim terlemeye başlamıştı.
Alaz beyin '' çıkalım '' demesiyle gözlerimi Sinan beyden ona doğru çevirdim.
Gözlerindeki sertlik, boşluk yine beni darma duman ederken Mehmet amcamın '' benim kızım her zaman böyle güzel '' dedi sevgiyle.
Ona gülümsediğimde '' teşekkür ederim '' dedim kısık bir sesle.
Alaz beyin yanımdan hızla geçmesiyle Sinan bey '' çıkalım. Geç kalmayalım '' dedi.
Sinan beyin ardından bizde Mehmet amcamla beraber çıktık. Önce arabaya Mehmet amcayı bindirdiler, ardından da ben bindim. Yol boyunca Sinan bey ve Alaz beyden başka kimse konuşmadı. Ellerim gerginlikten sürekli terliyordu.
İlk defa böyle bir ortama gireceğim için hem çok gergindim, hem de çok korkuyordum.
Araba durduğunda ise, önce Mehmet amcayı bindirip arabasına oturttular, ardından Sinan bey ve peşine de ben indim. Korumaların bir anda dört bir yanımızı sarmasıyla korkuyla bir adım geri attım. Tökezlemem ve belime bir elin konmasıyla korkuyla yerimden sıçradım.
Alaz beyin '' sorun yok benim'' demesiyle hızlıca bir adım öne attım. Panikle arkamı dönüp '' özür dilerim '' dedim. Hiçbir şey demeden sadece yüzüme bakıp bir kez başını eğdi. Sonra ise Sinan bey '' geçelim mi?'' diye sordu.
Alaz beyin '' geçelim'' diyen düz sesiyle yürümeye başladık. Daha girişi bile bu kadar gösterişli olan yerle korkumda gerginliğimde git gide arttı. Yavaşça sandalyenin kolunda duran Mehmet amcanın elini tuttum.
Halimi anlamış gibi elini tutmamla sıkıca kavradı Mehmet amca elimi. Önden giden adamların arkasından yavaşça ilerliyorduk.
Mehmet amca '' hatırlıyor musun Deniz?'' dedi hüzünle.
''Neyi?'' dedim ona dönerek.
Yürümeye devam ederken '' daha 10 yaşındaydın ve seni ilk defa lunaparka götürdüğümde de böyle elimi korkudan sıkıca tutmuştun '' dedi gülümseyerek.
Başımı salladığımda '' hatırlıyorum ve ben korkuyorum diye benimle atlı karıncaya bile binmiştin '' dedim.
O günü pek hatırlamak istemiyordum ama hatırlıyordum.
Annem ve babam büyük bir kavga etmişti, babam çekip gitmişti ve bir saat sonra Mehmet amcam beni almaya gelmiş ve yüzümü güldürmeye çalışmıştı. Annem bir kere bile o zaman ne beni görmüştü, nede nereye gidiyorsun demişti. Odasında sadece 'bıktım artık' diye bağırmaya devam ediyordu.
O günlere gitmek bana hiç iyi gelmiyordu.
Bulunduğumuz ana döndüğümde dikkatim dağıldı anında. Gösterişli salona girdiğimizde ufak organizasyonun bu olduğuna inanamadım. Ufağı buysa, büyüğü nasıldı acaba?
Gözlerim bir her yanı ayrı şık mekanda bir de iyi giyinimli kadın ve adamlar da dolandı durdu. Bana bugün evden çıkarken güzel demişlerdi değil mi? Bence cümlelerini geri almaları gerekiyordu çünkü ben bu kadınların yanında sadece görünmeyen bir parça gibi kalırdım.
''İyi misin kızım?''
Mehmet amcanın sesini duymamla ona döndüm. Elini fazla sıkmış olmalıydım ki gözleriyle tuttuğum elini gösteriyordu.
Elimi biraz daha gevşettiğimde '' şu masa bize ait '' diyen Alaz bey'in yönlendirmesiyle oraya geçtik.
Mehmet amca için bir sandalye kaldırıldığında bende yanına oturdum. Benim yanıma Alaz beyin oturmasıyla diğer tarafa da Sinan bey yerleşti.
Önümüzde duran bin bir çeşit yiyeceklere baktığımda şaşırmaya hala devam ediyordum.
Sessizlik içinde otururken bir anda '' Alaz hoş gelmisiniz (xoş gəlmisiniz )'' diyen erkek sesiyle başımı çevirdim. Orta yaşlarda bir adam ve kadın kol kola bize gülümseyerek bakıyordu.
Alaz bey ayağa kalkıp '' Hoş bulduk Behram bey '' dedi dümdüz suratıyla.
Adam da asla bir mimik bile oynamıyordu.
''Nasılsın, seni gördüğüme çok sevindim. (necəsən, səni görməyimə çox şadam)''
Adamın dediklerinden pek bir şey anlamıyordum ama Alaz beyle çok samimi bir şekilde konuşuyordu.
Ardından yanındaki kadın güzel gülümsemesiyle '' yoksa bu güzel kızımız nişanlın mı?'' diye sordu. Gözlerim şaşkınlıkla açıldığı vakit Alaz bey ben daha ne olduğunu anlamadan birden elimden tutup kaldırdı. Yanında durduğum vakit '' evet, nişanlım Deniz '' dedi.
Behram dediği adamın yüzündeki gülümseme daha da büyüdü.
Ben, Alaz beyin yanında dili tutulmuş gibi dururken Behram bey konuşmaya devam etti.
''nişanlınla gelmene çok sevindim. (nişanlıyla gəldiyinizə görə çox şadam.)''
Alaz beyle bir kaç dakika daha görüştükten sonra onun İstanbul'a da beklerim '' demesiyle ben girdiğim şoktan hala çıkabilmiş değildim.
Karşımdaki kadın '' yüzüğü de çok güzelmiş. Çok zevkli bir adamsın Alaz '' demesiyle kaşlarımı çatarak elimi indirdim.
Parmağımdaki yüzüğü işin içine katlamalarıyla bir az gerilmiştim. Bu yüzüğü elin adamı değil, sevdiğim adam almıştı ve şimdi onun '' sahibine yakışacak şekilde çizildi '' demesiyle öfkelenmeye başladım. Benim sevdiğim adamın özenle aldığı yüzüğü, başka bir adam kendine malzeme yapamazdı. Belimdeki elini öfkeyle çekip '' müsadenizle ''dedim.
Arkamı dönüp hızlıca çıkışa yöneldim.
Nefes almaya ihtiyacım vardı.
Bunları sindirmem gerekiyordu.
Gözlerimin dolmaması lazımdı.
Akif'in emanetine başka biri konamazdı!
-BÖLÜM SONU