-I. KISIM-
-Bilinmeyen Numara -
Yine bir sonbahar gecesiydi o gün. Dışarıda hafiften yağmur yağıyor, damlaları cama çarptıkça doğal bir ses çıkarıyordu ortaya. Rüzgarın etkisiyle yaprakların hışırtısı, pencere kapalıyken bile duyuluyordu, buğulu sesi pencerenin boşluklu arasından adeta bir ıslık sesini çağrıştırıyordu. Hafif olan yağmur, yerini sağanak ve şiddetli bir yağışa bırakmıştı. Gökyüzü yıldırımların alevi ile parlıyor, yağmur sesi ile huzur buluyordu. Yunanistan da ilk defa görülmüştü böyle şiddetli bir yağış.
Bütün televizyondaki haber kanalları, yapacak başka haber bulamayınca yağmur onların ayağına bir haber olarak gelmişti. Bayan Jimmy oturduğu beyaz koltuktan masaya doğru uzandı: televizyonun sesini biraz daha arttırmak için masada duran kumandayı eline aldı.
Evin oturma odası televizyondaki şık giyimli bayan spikerin (Josephine Joy'un) sesi ile yankılanıyordu. Spiker, fırtınanın uzun süreceğini ve gerekli önlemlerin alınmasını sürekli olarak tekrarlayıp durmaktan başka bir şey yapmıyordu. Kaily, daha fazla spikerin duyurularına tahammül edemedi ve oradan yatak odasına gitmek için ayrıldı.
O gece tuhaftı... Karanlıktı, kapkaranlık... Sabaha ne olacağı bilinmez fakat gece boyunca ders çalışması gerekiyordu Kaily'nin. Üniversite sınavına iki aydan az bir süre kalmıştı. Odasında yalnızdı. Sol kulağında; en sevdiği kırmızı kulaklığı takılıydı. Telefonunda çalan ve onun en sevdiği ingilizce müzik olan "Kate Linn' den Your Love" parçası çalıyordu. Müziğin ritmine kendini iyice kaptırmıştı. Yağmur adeta bardaktan boşanırcasına yağıyordu.
Saatine bakmak için, sağ elinde bulunan siyah simli kalemini masanın üzerine bıraktı ve telefonunu eline aldı. Telefonun sağ tarafında bulunan kilit tuşuna bastı ve ekrana baktı. Saatler 22.15'i gösteriyordu. Telefonunda çalan müziği durdurdu. Ayağa kalktı, pencereden dışarıya doğru baktı. Sokak lambaları yanmıyordu. Etraf kapkaranlıktı. Penceresini açıp içeriye temiz hava girmesini sağladı. Yüzüne çarpan temiz hava ile derin bir iç çekti.
Pencereyi kapatmanın ardından perdelerini de çekti. Orada işi bittikten sonra tekrardan ders çalışmak için çalışma masasına doğru arkasını döndü. Tam o sırada; önünde insan şeklinde bir gölge belirdi. Bu gölge onunla aynı odadaydı. Bağıracaktı fakat sesi çıkmıyordu. Şiddetli bir gök gürültüsü ile üzerinde uyuyakaldığı çalışma masasından, büyük bir korku ile irkildi. Yaşadığı bu olay onu korkutmuştu.
Derin bir nefes alıp , verdi. Pencereye baktı. Perdesi açıktı. Kaç saattir bu tahta masanın üzerinde uyuduğunun farkında bile değildi. Masanın kuzeybatısında bulunan komodinin üzerinden telefonunu almak için ayağı kalktı. Eline geçen telefonunun, kilit ekranını açtı ve saate baktı. Telefonda saat 22.05'i gösteriyordu. Rüyasında bu saat 22.15'ti. Gördüğü rüyanın etkisinde kalarak kendi kendine korkak bir ifadeyle fısıldadı;
"-Acaba on dakika sonra ne olacak?".
Sözünü bitirdikten sonra beklemeye başladı. Elindeki telefonunu tekrardan açarak kronometreyi açtı. On dakika için geri sayımı ayarladı(...) Bu süre zarfında, mor, üzerinde kelebek motifli, tek kişilik yatak çarşafını açtı ve yatağının içine girdi. Süre yavaş yavaş daralıyor ve geri sayıma hazırlanıyordu. Beklediği zaman geldi. Kendi içinden geriye doğru saymaya başladı.İçinde belli belirsiz korku vardı ve kalp atışları hızlanmıştı.
"- 3, 2, 1"(...)
On dakikaya ayarlanan kronometrenin alarmı ötmeye başladı. Alarmı kapatan Kaily ses çıkarmadan bekledi. Yatağına uzanarak
"-Korktuğun ve beklediğin şu şeye bir bak Kaily, saat kaç olmuş yat uyu artık!"
diyerek kendi kendini teselli etti. Gelen bir sesle irkildi. Yatakta adeta donmuş gibiydi. Ne sağına bakabiliyor, ne de konuşabiliyordu : Tıpkı rüyasında olduğu gibi. Bir kaç saniye yatağında öylece kaldı. Sonra cesaretini toplayarak, üzerine örttüğü çarşafı açtı. Gelen ses cama atılan bir taş sesini andırıyordu. Ayağı kalktı, kapalı olan perdesini araladı. Gördüğü manzara onu biraz olsun rahatlatmıştı. Derin bir nefes vererek kendi kendine
"- Oh! Yağan bir doluymuş. Tahmin ettiğim gibi bir şey yok!"
Perdesini tekrardan düzeltti ve yatağına dönmek için arkasını döndü. Karşısında gördüğü insan silueti (1) onu korkutmuştu. Kapkaranlıktı her yer. Karşıda gördüğü nesne bir insan biçimindeydi. Çığlıklar atarak aşağı katta bulunan annesinin odasına doğru koşmaya başladı. Annesi; Bayan Jimmy, kızının çığlıklarını duyar duymaz, yatağından adeta bir şimşek gibi fırladı. Kızını merdivenlerden hızla koşarken gördü. Ona seslendi:
"- Kaily! Neler oluyor tatlım?"
Kaily cevap vermeden, basamaklardan bir bir inmeyi başardı. Annesine sarıldı ve
"- Endişelenecek bir şey yok anne sadece kötü bir kabus!"
diyerek hiç başlamadığı sözünü bitirdi. Annesine tekrardan baktı ve ona
"- Küçük tatlı prensesin her zaman olduğu gibi yine korktu. Seninle uyuyabilir miyim bu gece?"
Annesi Bayan Jimmy kıstığı gözleriyle ona gülümsedi ve araladığı dudaklarından,
"- Annesinin küçük prensesi her zaman olduğu gibi yine benimle uyuyabilir tabii."
Beraber gülümseyerek odaya girdiler. Kaily, annesinin o güvenli kolları arasında uykuya daldı. En azından öyle görünmesi gerekliydi. Kızının bu şüpheci davranışları Bayan Jimmy'i de korkutmuştu. Kızına neler olduğunu ayrıntılı bir şekilde anlatmasını istemedi çünkü; kızı bunu ona asla anlatmayacak, kötü bir kabus gördüm, deyip geçiştirecekti(...) Kaily gece boyunca annesine uyuyormuş taklidi yapıp durdu. Yaşadığı bu olay onu çok korkutmuştu. Yatağın içinde bir sağa bir sola döndü. Bir türlü gözlerini kapatıp da derin uykuya dalamamıştı. Annesi çok rahat bir şekilde uyuyordu. Onu rahatsız etmeden çarşafını asıldı ve Bayan Jimmy'nin (annesinin) üzerini kırmızı puantiyeli beyaz çarşafı örttü(...)
İçinden en sevdiği ingilizce bir müziği tekrarlayarak gözlerini kapattı. Bir müddet sonra da uyumuştu ya da o öyle sanıyordu. O gece bir türlü geçmemişti sanki. Garip ve korku dolu bir rüya gördükten sonra tekrardan uyandı. Saate bakmak için telefonunu aradı fakat kendi odasından hızla çıkarken telefonunu yatak odasında unuttuğunu fark etti. Annesinin telefonunu almak için sağ eliyle, annesini rahatsız etmeden kuzeydoğu yönünde duran komodine uzandı. Ekranı açtığında saatin gece 03.25 olduğunu gördü.
Rüyasında bir insan siluetinde karanlık bir gölge ona sadece yürümesini söylüyor ve ona nereye gideceğini tarif ediyordu. Kaily yürüdükçe yol bitiyor, sonunda bir mağaraya geliyordu. Mağaranın içine girdiğinde, gölge ona sağ eliyle bir sandık işaret ediyor ve açmasını söylüyordu. Sandık çok özel bir sandığa benziyordu. Rengi kırmızı - beyaz karışımı bir renkti. Pahalı ve güzel incilerle süslenmişti. Kaily sandığı açmak için iki elini üzerine koydu.
Tam açacakken arkadan annesi
"-Kaily kızım ! Sakın ona dokunma!"
Rüya da işte tam o zaman sona erdi. Kaily uyanmıştı. Bu rüyanın ardına bir daha uyuyamadı. Annesinin telefonunu tekrardan alarak, ekranı açtı. Parlaklığını sonuna kadar kıstı. Arama motoruna girerek, bu konuyu araştırdı. Yaptığı arama ile ilgili sonuç olarak sadece
"- Aradığınız bu konu hakkında hiçbir arama sonucu mevcut değildir."
yazıyordu. Bunun üzerine telefonu bıraktı. Çok yorgun hissediyordu fakat bir türlü uyuyamıyordu. Tekrardan uyumaya çalıştı ama yine olmadı. Beyni onu sürekli tehdit ediyor, uyumaması gerektiğini söylüyordu. Babasını düşündü bir anlığına.
"-Acaba ne yapıyordur şimdi?"
diye. Bir iş toplantısı için üç-dört günlüğüne şehir dışına çıkmıştı. Her zaman böyle oluyordu. Babası sadece o uyurken eve geliyor ve o uyurken gidiyordu. Annesi sürekli böyle deyip onu oyalıyordu .
"Biraz daha uyumalıyım."
diyerek kendisini dinlendirmek istiyordu. Gözlerini kapattı ve kendini karanlığa teslim etti çünkü karanlık onu artık korkutmuyordu (...)
Gözlerini açtığında nihayet güneş doğmuş, karanlık yok olmuştu. Üzerinde sanki ; hiç kaldıramayacağı büyük bir yük varmış gibi hissetti. Annesi mutfakta ona "Kaily uyandın mı tatlım?" Diye sesleniyor ve cevap vermesini bekliyordu. Kaily dudaklarını bile kıpırdatamayacak kadar yorgun hissediyordu. Büyük bir uğraşmanın ardından sonra
"-Uyandım anne!"
diyebilmişti sadece. Yataktan kalkar kalkmaz, kıyafetlerini giymek için kendi odasına doğru yürümeye başladı. Odaya geldiğinde önce kapıyı araladı ve içeriyi kontrol etti. Odada derin bir sessizlik söz konusu olabilirdi. Gardolabını açtı ve askıdaki kıyafetlerine baktı. Önce bir düşündü. Sonra;
"-Bugün spor takılsam iyi olur."
diyerek, dolabından sarı bir sweatshirt, altına siyah bir eşofman giymek için çıkardı. Hazırlandıktan sonra, mutfakta bulunan annesinin yanına gitmek için kapıya doğru yürüdü. Kapının önüne geldiğinde çalışma masasının üzerinde duran test kitapları gözüne çarptı.
Birden aklı hemen üniversite sınavına gitti. O (Kaily) Yaratıcı Yazarlık bölümünü kafasında imgeliyordu (2). Güzel ve tüm dünya çapında yankı uyandıracak bir kitap yazmak onun hep hayaliydi. Bu konu hakkında çalışmalar yapıyor ve hikayeler yazıp en büyük destekçisi olan annesine okutuyordu. Annesi, kızının bütün hikayelerini büyük bir heyecanla okuyor ve yorumluyordu(...) Daldığı derin düşüncelerin ardından sonra kapıyı kapattı ve merdivenlerden inmeye başladı. Daha ikinci basamaktaydı ki telefonu nedenini bilmediği bir şekilde yüksek bir ses tonuyla çaldı. Eline aldığı telefonunun ekranına baktığında
"Babacığım kişisi aramakta"
yazıyordu. Kaily hiç tereddüt etmeden çalan telefonunu açtı. Mezzo bir ses tonuyla babasına:z
"- Alo baba!"
"-Nasılsın kızım?"
"-Ben iyiyim!
Sen, sen nasılsın? Ne zaman döneceksin?"
"- Biliyorsun Kaily, iş görüşmeleri uzun sürer ama en geç iki gün içinde geleceğim."
Kaily babası ile hem konuşuyor, hem de annesinin yanına gitmek için mutfağa doğru yürüyordu. Mutfağa geldiğinde annesi de biriyle telefonda konuşuyordu. Babası
"-Kaily benim kapatmam gerekli. İçerden çağırıyorlar, kendine iyi bak kızım. Görüşmek üzere."
diyerek telefonu kapattı. Kaily, annesinin konuşmasını bölmemek için iki-üç dakikalığına bir şeyler ile meşgul olmaya çalıştı. Annesi telefonu kapattığında Kaily annesine : "- Arayan kimdi?" Annesi hiç duraksamadan
"-Babandı. Bugün öğleden sonra evde olacağını söylemek için aramış."
diyerek sözünü bitirdi. Kaily'nin içinde kötü bir his belirdi. Kendi kendine konuşmaya başladı.
"- Ama bu nasıl olabilir? O, o benimle konuşuyordu."
"-Bir şey mi dedin kızım?"
diye sordu annesi.
"-Yok sadece haberi duyduğuma sevindim."
Bir sandalye çekti ve yemek masasına oturdu. Annesi kahvaltı hazırlamakla meşguldü. O sırada Kaily telefonunu eline aldı ve arama kayıtlarına, ordan da son aramalar bölümüne girdi. Babasıyla konuştuğundan emindi. Evet o ses babasına aitti. Fakat arama kayıtlarına göre son görüşülen aramanın numarası gizliydi. Kaily sakin olmaya çalışarak, gözlerini kapatıp açtı. Tekrardan baktı gerçekten de bu numara gizliydi.
"-Ama bu nasıl olabilir?"
diye tekrarladı.
"-Arayan babamdı. Ben onun numarasını gördüğüm için açmıştım zaten telefonu!"
diyerek bu olaydan nasıl çıkacağını düşündü. Annesine normal ses tonuyla
"- Babam başka ne söyledi?"
"- Sadece ne yaptığımız ve nasıl olduğumuzu sordu. Öğleden sonra burada olacağını söyledi ve kapattı."
Kaily yineledi.
"- Başka, başka hiçbir şey söylemedi mi?"
Bayan Jimmy, kızartmada olan gözlerini Kaily'e dikti ve
"-Hayır!"
Kaily endişelenmeye başladı. İçini birden büyük bir korku kapladı. Böyle bir şeyi nasıl adlandıracağını bilmiyordu. Hemen telaşlanarak ortalığı ayağa kaldırmak istemedi. Kötümser olmamak için elinden her geleni yaptı. Yorgunluktan dolayı olduğunu düşündü ama bunun yorgunlukla ne alakası var diyerek vazgeçti. Kahvaltıyı istemsizce yaptı. Dışarıya çıkıp hava almak istedi. Yarım saat geçtikten sonra üzerine ceketini alarak çıktı. Teşrin (Ekim ve Kasım) ayları sonbahara denk gelmişti. Yapraklar sararmış, yavaş yavaş dökülüyorlardı. Ayakları ile kurumuş yaprakları ezerek yoluna devam ediyordu. Dışarıda, kuzeybatıdan gelen karayel rüzgarı yavaştan yavaştan esiyor ve insanın yüzüne çarpıp, uzaklaşıp gidiyordu (...)
Altı çizili kelimelerin anlamları:
1-) Siluet : Bir nesnenin yalnızca kenar çizgileriyle ve tek renk olarak beliren görüntüsüdür.
2-) İmge: Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, hayal...
Dil suskun ve sessiz olabilir ama, gözler asla!
~ BÖLÜM SONU~