Tark ve Tian ırkını araştıran iki doktorun ani ölümü üzerine ele alınmış bir bölüm.
Wast Simps Kardeşler
Wast
Sessizce attığı her adımda ayaklarının altındaki sararmış yaprakların hüznü arattırmayan sesini duyuyordu. Arabasına geçtiğinde derin bir nefes alıp, gözlerindeki yorgunluğun gözlüklerinin camına yansıdığını fark etti ve gülümsedi istemsizce. Bu yoğunluğu seviyordu, çok çalışmak onu sıkmıyordu aksine o mutlu oluyordu. Hayvanların yapısını incelemek, canlıların varlığını araştırmak onu birçok şeyden uzaklaştırıyordu. Computational Biyoloji Şirketi'nde yaklaşık dört aydır çalışıyordu ve her defasında bir üst uzmanlar tarafından hala "çaylak" olarak anılmaktan sıkılmıştı. Üniversiteyi ve yüksek tezini bitireli tam iki yıl olmuştu. Bu işe başladığı günden bu yana herkes ona böyle sesleniyordu. Aslında bu durum bazen hoşuna gitmiyor değildi.
Direksiyonu sağa çevrirerek önce etrafına bakındı. Üzerindeki siyah ve parlak metal rengi onu bilim insanından ziyade bir bakıcı gibi gösteriyordu. Sınıflandırmalar yüzünden herkes kendi mesleğinin üniformasını giymek zorundaydı. Yanından geçen elektrikli ve beş santim havada giden Rays araçlarına baktı pişmanlıkla. Bazen gerçekten meslek seçiminde hata yapığını düşünüyordu.
Elli katlı Computational Biyoloji Şirketi'nin kapısına geldiğinde arabasının durduğunu fart etti. "Bunu sakın yapma," diyerek direksiyona hızla bir yumruk attı. Çantasını arka koltuklardan birine restgele frlatırken kendi kendine arabasına hakaretler yağdırmaya devam ediyordu. Üniformasının kol kısımlarını topladıktan sonra kapıyı açıp dışarıya attı kendini. Arabasını itmesi gerekiyordu ve bu durumla neredeyse her gün karşılaşıyordu. Yanından geçen üst uzmanların kimisi hayretle ona bakıyordu, kimisi gerçekten dalga geçerek gülüyordu. Bu durum onu ne kadar utandırsa da o pes etmek için henüz erken olduğunu düşünüyordu.
"Yine mi?" diyerek bir ses duydu tam arkasında. Bu sesi nerede olsa tanırdı. Solgun bir ifadeyle başını yere doğru eğdi. "Ben hallederim Simty," koyu kahverengi saçlarını geriye doğru toplarken ona izin vermeyen ağabeyinin yanına geldi. "Artık arabayı geri dönüşüm bile kabul etmeyecek Wast, en kısa sürede yenilesek olur mu?" Birlikte arabayı itip şirketin arka tarafına geldikerinde "Hey, merhaba gençler" dedi birisi. Simty sese doğru başını çevirdiğinde hemen üzerini düzeltip, gülümsedi. "Merhaba Profesör Kevın," Wast kafasını öne eğerek onu selamladığında Simty'nin gazabına uğradı. Yediği küçük bir karınca ısırığından sonra "Merhaba efendim," dedi.
"Bu kadar fırtınalı bir gecede bunu yaptığımıza inanmak istemiyorum Wast." elindeki feneri sağa sola tutarak kardeşine söyleneniyordu Simty. "Biraz sessiz olur musun? Ayrıca feneri sabit tut." Yağmur hızlı hızlı yağarken Sherwood ormanının iç kesimlerine doğru hareket ediyorlardı. "Lütfen hasta olacağız, araştırmalarımız yarım kalsın istemezsin değil mi? Şimdilik gidelim tekrar geliriz." Wast yürümeyi yarıda bırakıp kardeşine doğru döndüğünde, Simty kesin azarlanacağından emindi. "Sanırım," dedi Wast "Çamura battım." Simty gözlerini yere devirerek içinden kardeşine hakaretler yağdırıyordu. "Beni dinlemiyor musun?" diyerek feneri yere bıraktı Simty. "Üç dediğimde ayağını yavaşça çek. Bunun için endişe etme çamur sonuçta." Wast derin bir iç çekti ve "Ben, ben bu şekilde eve gidemem Simty, döşemeleri yeni silmiştim." Simty her an kriz geçirebilirdi. "Wast, bu o kadar büyütülecek bir şey de..." "Lütfen bana işimi öğretme Simty, bu şekilde eve giremem. Her yer pislenir." Simty kardeşinin çamurlu ayakkabısına dokunmayacağından emin bir şekilde cebinden beyaz bir mendil çıkardı. Ayakkabının çamura bulanan yerlerini sildikten sonra "Oldu mu?" diye sordu. "Teşekkür ederim, şimdi daha iyi." Simty yere bıraktığı feneri eline alıp büyük ağaçlara doğru yürümeye devam etti. Ağaçların büyüklüğü, ormanın sessizliği ve karanlık onu çok rahatsız eden faktörlerden bazılarıydı. "Bugün o kuşu bulamayacağız," dedi küçük bir fısıltıyla. "Şşşş" diye fısıldadı Wast. Sağ elinin işaret parmağını dudağına götürdüğünde, yüzündeki gülümseme kulaklarına çoktan ulaşmıştı. Kardeşine bir adım atarak "Sadece inan Simty ve sessiz ol." Elini Simty'e karşı uzatırken cebinden kuşlara özel tasarlanmış, kapaklı, mavi enjektörlerden birini çıkardı. "Etorfin- ksilazin değil mi?" diyerek fısıladadı Simty. Hayvanları zararsız bir şekilde uyutan ilaçlar arasında yer alan bu ilacı çantadan çıkardığında kardeşine tekrar fısıladadı. "Beni duyuyor musun Wast?" "Evet, evet ondan." Simty gözlerini kardeşinin üzerine diktiğinde tekrar fısıladadı. "Çevreciler bizi yakalarsa her şeyimizden oluruz. Bunu yapmamız kanunen yasak." Simty hem söylenip hem de karıştırılması gereken ilacı hazırlıyordu. Arada kardeşine içinden kızıyor ve onu dinledediği için pişman olduğunu söylüyordu. "12-21 g etorfin ve 0.23-0.56 g ksilazin aralığını geçme." kardeşini uyardığında kısık sesle söyleniyordu. "Bu aralıklar küçük bir kuş için çok değil mi?" dedi gözlerini Wast'ın üzerine dikip merakla bakarken. "Bekleyip göreceğiz." Simty hızla doğrularak "Bunu yapmamı bekleme, o kuşu öldürebilir bu ilaç." Wast sakince yerinden doğrulup yerdeki fenere uzandı. "Bu kadar yaklaşmışken vazgeçemem Simty." Hazırlanan ilacı kardeşinin elinden hızla alıp, enjektör fırlatıcı silahı sıkıca kavradı. Küçük bir inilti tüm ormanda yankılandığında Wast silahı yere bıraktı. Fenerin uzun görüşünü yakarak yerde öylece yatan kuşa yaklaştı. "Sana inanamıyorum Wast. Kuş ölürse çevreciler bizi bitirir." Wast yine kendi bildiğini okuyarak omzunda takılı küçük çantayı yere bıraktı. İçinden bazı iğneler ve ilaçlar çıkardı. Kuşu eliyle düzeltip ona kalıcı zarar vermeyecek bazı örneler almaya başladı. İşi yaklaşık beş dakika kadar sürmüştü. Tüm işlemler bittiğinde çantasını toplayarak kuşun ayılmasını beklediler. "Özel bir türe bu ilacı kullandığın umarım anlaşılmaz Wast." Gergin oluşu hem yüzüne hem de ses tonuna vurmuştu Simty'nin. Wast bekledi. Bu hayvanın öylece ölmesini o da istemiyordu. Yaklaşık dokuz dakika olacaktı. Wast dudaklarını aralayıp "Kuş öldü," demeye hazırlanıyordu ki bir çığlık onu hareketsiz kalmaya mecbur bıraktı. Öylece kalda yerinde. Simty feneri kardeşinin elinden asılıp, hemen söndürdü. Yağmur tüm hızıyla yağmaya devam ederken "ne oldu?" diye fısıldadı. sesi sanki on kilmotre koşmuş gibi soluksuz çıkıyordu. Korktuğunda hep böyle olan Simty gerilerek kardeşinin yanına yaklaştı. "Wast, neler oluyor?" Wast'da en az kardeşi kadar gerilmişti. Neredeyse kırk yıldır Çevreciler tarafından koruma altında olan bu orman şu an onları ürkütüyordu. "Buradan gitsek iyi olacak." Vücudunun her yanını dolduran korkuyla fısıldadı. Çantasını taktığından emin olmak için omzunu yokladı. Kardeşinin kolundan sıkıca tutup "Sessizce," dedi o sırada eliyle gidecekleri yönü gösteriyordu. Her ihtimale karşı kardeşine "sağdan" diye söylendi. Küçük, yavaş ve dikkatli adımlarla sağa doğru ilerlediler. Yağmur gittikçe hızını artırıyor ve şimşekler arka arkaya çakıyordu. Ormanın içinden çıkmak için kullandıkları yol onlara oyun oynuyor olamazdı. Attıkları her adımda iniltiler ve acıyla sızlanışlar artıyordu. "Geri dönmeliyiz." Wast tüm bedeni gergin bir şekilde mırıldadı. "Veri toplamak için sana yardım ettiğime inanamıyorum. düştüğümüz şu durumlara bak." Simty sessiz sessiz kızarken Wast o yöne doğru yürüdü birden. "Şaka yapıyorsun," diyerek kollarını iki yana öylece bıraktı Simty. "Hadi, bu taraftan."
Wast ilerlerken kardeşi arkada kaldı. Kısa bir süreliğine bile olsa Simty "Bekle" diye huysuzca söylendi. Wast kalp atışlarını kulaklarında hissederken korktuğunu biliyordu ama korkusu bu merakını yıldırmıyordu.
"Yukarı" diye fısıldadı Simty. On aldırmayan kardeşi Wast'a doğru ilerledi. "Wast, hey yukarı..." cümlesini bitiremelecek kadar şaşkın ve korkmuştu Simty. Wast önce kardeşinin bakışlarını takip etti ve başını yukarı kaldırdı. "Aman Allah'ım!" dedi hayretle. kafalarının üzerined onları takip eden birden fazla dron, tüm orman boyunca onların ne yaptıklarını izlemişti. "Bittik biz!" diyerek yığıldı Simty. "Bizi bulup, kesin hapsedecekler." Wast ani bir hareketle önce kardeşinin ve sonra kendi başını öne eğdi. Yağmurluğunun altındaki uzun kollu badisini çıkarıp yüzüne bağladı. "Hadi yüzünü örütecek bir şeyler yap." diyerek kardeşini uyardı. "Sen kafayı yemiş olmalısın, bu, bu şeyler bizi çoktan kayıt altına almıştır." "dediğimi yap," gergin bir ses tonuyla söylendi Wast. "Üç deyince koş." Simty korkakça "Yapamam," dedi. "Burada kaırsak olacakları biliyorsun, hep benim yüzümden." Simty doğrularak "Evet, sonunda anladın," ses tonu deminkine göre biraz daha ağır ve biraz daha kaba çıkmıştı. Ne taraftan gideceklerini bilemezken öylece koştular. Büyük bir ışık parlamasıyla her yer loş bir yeşil rengine büründü. Ormanın güç trafolarının patladığını düşünmüşlerdi ikisi de birden. "Bu taraftan," diyerek koşma hızını iki katına çıkardı Wast. "Bu iyi bir fikir değil Wast, bu kadar hızlı koşamam." dedi Simty. O sırada koştukları yönde su yüzeyi gibi dalgalanan şekli fark etti. Ne olduğunu gerçekten anlamamıştı. Son anda Çevreci Mark Sten'ın yazdığı Flowers kitabında altını çizdiği o satırlar aklına geldi. "Orman ışıklarla dolu olduğunda çıkmayı unutun, çünkü bir kürenin içinde öylece kaldınız."
"Bekle," diye haykırdı Simty. "Wast bekle!" Her zaman bildiğini okuyan Wast yine yapmıştı yapacağını. Hızla koşarak çıkacağını düşündüğü orman onu geriye doğru fırlatmıştı. Büyük bir çığlıkla yere yığıldığında iniltileri yükseldi. "Neler oluyor böyle?" Simty kardeşinin yanına koşarak, "fark edildik, bu yüzden ormanın giriş çıkışları elektrik akımlarıyla donatıldı. "Bunu ölümden dnmeden önce söyleseydin keşke." diye iç geçirdi. "Denedim ama o an koşmakla meşguldün. Sen iyi misin?" diyerek feneri yaktı Simty. "Başım," diyerek elini kafasının arkasına götürdü Wast. "Düşerken çalılardan birisi batmış olmalı" Simty merhametlice kardeşine yanaştı. Küçük çizgi şeklinde sıyrılan derisine elindeki bezi bastırdı. "Seni aptal," diyerek kükredi. O sırada içindeki merhamet yerini büyük bir öfkeye bırakmıştı. "Ne hale geldik görüyor musun? Birazdan korumalar gelir alır bizi," "Ben, özür dilerim Simty. Bu kadar kötü geçeceğini tahmin etmemiştim."
20 dakika sonra
"Neden kimse gelmedi?" diyerek mırıldandı Simty. "Kimse gelmeyecek mi?" dedi br kez daha. "Galiba gelen olmayacak."
"Yeter Simty, gelselerdi şimdiye gitmiş olurduk değil mi?" Simty ellerini bağdaştırıp ıslık yere oturduğunda Wast'ın gözeri olduğundan iki kat fazla açıldı. "Bu üstünle benim evime seni asla almam." Simty'nin yüzündeki kızılımsı öfke karanlığın ve yağmurun kasvetinde bile bellli oluyordu. "Duyuyor musun?" diye sordu ürkekçe. Simty korkuyla kulaklarını açtı. Yüzünde 'neyi' dermiş gibi bir ifade vardı. İnltiler tekrardan yükselmişti. Bu sefer iniltinin yanında çalışan bir makine sesi eklendi. "Buraya gel," diyerek Simty'i kolundan asıldı Wast. Saklandıkları ağacın büyük gövdesi bile sesten tir tir titriyordu. Bir dakika sonra ortadan yukarıya doğru uzanan dairesel ışık süzmesi ormanı ve göğü aydınlattı. Üzerlerinde beyaz kıyafeti olan üç kişi yüzeye çıktı. İçlerinden zayıf olanı "Sona yaklaşıyoruz," diyerek kahkaha attı. Ve diğerleri de ona eşlik etti.
Saklandıkları yerde öylece kalakaldılar. Bir müddet sonra yüzeye vuran dairesel beyaz ışık tekrar ortaya çıktı. Altmışlı yaşlarda iki kişi korkuyla etraflarına baktılar. Daha sonra hızla koşmaya başladılar. Onları çepeçevre saran dairesel elektrik akımı bir anlığına açıldı. Daha sonra yüksek seste çalan alarmın eşliğinde bir çığlık yükseldi "Kaçıyorlar!"
Wast o sırada kardeşine bakıp, "Koş," diye bağırdı. Simty anlamadan koşmaya başladı. "Elektriği kestiler," dedi Wast. Simty emin değildi. Ama yine de koşuyordu. İki dakika sonunda arkalarında bıraktıkları o karanlık yerde silah sesleri duyuldu. Ama onlar şu an kaçmalıydı çünkü peşlerinde olanlar vardı.
Rüzgar belli aralıklarla kulaklarımı sıyırıp geçerken ellerimi dizime yapıştırdım. Derin nefes alışım kardeşimi rahatsız etmiş olmalı ki bana korku dolu gözlerle bakıyordu. "Ne var?" dediğimde sesimin korkuyla titrediğini hissetmem çok uzun sürmedi. "Ne yapacağız?" dedi gözlerimin içine bakarak. Derin bir iç çekip, dron yüzünden yüzüme bağladığım ceketi asıldım. "Sadece," diye fısıldadım. Sonra tüm nefesimi dışarıya verirken "Kaçmalıyız," yüzüme korkuyla baktığını biliyordum. "Nereye?" dedikten sonra soğuktan büzüşmüş elleriyle ıslanan saçlarını geriye doğru itti Simty. Yüzündeki ifade karanlığın en kasvetli anında bile belli olurken boğazını temizledi. "Eve gitmeliyiz," gözlerimin içine bakarak konuştuğunu hissedebiliyordum. "Wast," dedi aniden değişen ses tonuyla. Düşünüyordum, gözlerim en uzağa daldığında içimdeki korkunun daha da büyüdüğünü hissettim. "Ya bizi gerçekten fark ettilerse," sesli düşünmem onu da rahatsız etmişti. "O zaman," diyerek yere çömeldi "Biz bittik!"
Yağan yağmur hızını artırmışken, gecenin soğuğunda eve doğru ilerliyorduk. Şimdilik benim evim en güvenilir yerlerden birisi sayılabilirdi. "Aslında ben evime geçsim daha az şüphe çekmez miyiz?" benimle bilikte attığı adım sırasında konuştu. "Hayır," dedim yere düşen iri gölgelerimizi gözetleken. "Seni yalnız bırakmam." Burnundan çıkan düzensiz ve acele nefesle tedirgin olduğunu anladım Simty'nin. Korkmuştu ve o korktuğunda hep burnundan düzensiz nefes almaya başlardı. Bir adım atarak yanına yaklaştım. "Küçükken seni o örümcekle korkuttuğum için özür dilerim." Yüzühdeki tiksindirici ifadeyle dudağını buruşturdu. Sonra cebinden ıslanış bir peçete çıkarıp ağzının kenarlarını sildi. "Önemli değil," diyerek gülümsediğinde hiç içten olmadığını hissediyordum. Ona küçükken yaptığım iğrenç şaka yüzünden bir travma geçirmesine bsebip olmuştum. "Biliyor musun o günden bu yana asla o yemeği ağzıma sürmedim." Bir şey demeden yüüne baktım, diyecek bir şeyim yoktu. Bir akşam yemeğinde, tabağının içine örümcek koymam benim suçumdu. "Ama bilemezdim," dedim. O an gözlerimin önüne annemden yediğim dayak geldi. "Wast," diyerek fısıldadı. sessiz olmasına rağmen sesi yağan yağmurun sesinden bile gür çıkıyordu. "Bu konuda kendini suçlama, küçüktük ve birbirimize çok kötü şakalar yapıyorduk." "Benimkisi en kötüsüydü," dediğimde yürümeyi bıraktı. "Galiba o gün bizim için en berbat gündü Wast, değil mi?" eliyle sırtıma yavaş yavaş vurduğunda "sorun değil," dedi bir kez daha. O sırada gülümsedim. Ama bu gülümseme çok uzun sürmedi. "Wast," diyerek kolumu tuttuğu gibi beni itti. ne olduğunu anlamadan "Neler oluyor?" diye sordum. Eliyle sıkıca ağzımı kapattı. Tam karşımızda bize yaklaşan iki kişi vardı. Karanlıkta fark edilmiyorlardı. Gözlerimle ona, titreyen kardeşime baktım. "Ne yapacağız?" korkuyla elini ağzımdan çektiğinde başımı umutsuzca yere eğdim. Benim yüzümden şu an aranıyor olabilirdik ve belki de çoktan bilgilerimize ulaşılmıştı.
Yağmur tıpkı adımlarımız gibi yorulmuştu, yerini yavaşça esen bir rüzgara teslim ettiğinde "Arabayı buraya bırakmamız iyi oldu?" diyerek benden önce bindi. "Umarım dronlar hala gezmiyordur," Sürücü koltuğuna geçtiğimde sessizce bekledim. derin bir nefes alıp, düğmeye bastım.
Fakat bu düğmenin bizi öldüreceğini hiç bilmiyordum.
Tian'lar tarafından kurulmuş bir tuzaktı bu. Çünkü Tarklar böyle bir şeyi asla yapamazdı.