~ II. KISIM ~
( EVİMDEN UZAKLARA)
Kaily yaşadığı bütün olumsuz olayları inatla unutmak istiyordu fakat parçası olduğu bazı şeyler unutmayı reddediyordu. Aklı bir delinin aklından daha yavaş çalışıyor, yaşadığı günlerin geride kalacağına inanıyordu. Sessizlik onu karanlığa itiyor, aydınlıktan korkutuyordu. Önünde uzun ve dar bir yol vardı. Arkasına baka baka yürüdü. Bir sonbahar yağmuru gibi yağdı bütün olaylar üstüne. Kuşların göç ettiğini gördü. Gökyüzü adeta bir şölen içerisindeydi. Bir sonbahar esintisi gibi kuşlar da yavaştan yavaştan gözden kaybolup uzaklaşıyorlardı. Kuşların uçuşuna dalıp gitti bir an. Gözlerini gökyüzünden ayırdığında bir ormana girdiğini fark etti. Siyah deri ceketinin sağ iç cebinden telefonunu çıkardı ve saate baktı. "-Yaklaşık yirmi beş dakikadır yürüyorum!" diye mırıldandı kendi kendine. Beş - altı adımdan sonra biraz duraksadı. Derin nefesler alıp, vererek geldiği yoldan geri dönmeye başladı. Yolda yürürken sonbaharın doğa ile birleşmesinden meydana gelen o sararmış ağaç yapraklarına baktı. Dalıp gittiği o doğa manzarasını bölen çalan telefonuydu. Tedirgin bir şekilde telefonunu eline alıp arayanın kim olduğuna baktı. Ekranda "Kraliçem" arıyor yazısını görünce rahatladı. Arayan annesi Bayan Jimmy 'di . "- Alo! Kaily neredesin? Ne zaman dönersin?" Kaily yaklaşık on saniye boyunca konuşmadı. Sessiz kalmakta istemiyordu. Kurumuş dudaklarını dili ile ıslatarak, konuşmaya başladı. "- Evden fazla uzakta değilim. 20-25 dakikaya evde olurum. " diyerek sözünü kısa kesti. Bir süre daha sessiz kaldı ve annesi telefonu kapatacakken sordu. "- Babam döndü mü eve?" Annesi hiç duraksamadan cevap verdi. "- Hayır! Henüz gelmedi ama o da yarım saate evde olur. Sende fazla oyalanma hızlı gel." "- Tamam" diyerek telefonu kapatıp cebine koydu Kaily. Hızlı adımlarla ormandan yürüyüş yoluna doğru çıktı. babası gelmeden eve gitmesi gerekiyordu. Yaya yolundan çıkar çıkmaz, caddeden bir araba geldiğini gördü. Karşıya geçmesi gerekiyordu bu yüzden arabanın geçmesini bekledi. Araba ona biraz daha yaklaşınca, gelen arabanın babasının arabası olduğunu fark etti. Araba Kaily'nin tam sol kolunun hizasında durdu. Cam yavaşça aşağıya doğru kaydı ve açılan camın ardından Bay Alphonzo görüldü. Kaily'nin içinde korku ve sevinç karışımı bir his vardı. Babasına bir müddet baktıktan sonra gülümsedi. Bay Alphonzo (babası) "- Ee! Ne bekliyorsun Kaily binsene arabaya!" Kaily hiç bir şey söylemeden arabaya bindi ve emniyet kemerini taktı. Babası "- Anlat bakalım nereden geliyordun?" Kaily korktuğunu fazla belli etmeden "- Sadece yürüyüşe çıktım. Bu sonbahar manzarasını kaçıramazdım." dedi ve her ikisi de gülmeye başladı. Kaily babasının yanındayken kendisini hep güvende hissederdi ama şimdi karşıdaki adamın gerçekten babası olup olmadığından şüphe duyuyordu. "- Baba! Sen nasılsın? " babası yorgun bir tavırla "- Kızım bu konuları evde konuşsak daha iyi olmaz mı? Gerçekten çok yorgunum." diyerek sözüne son noktayı koydu. Evet anlamında kafasını salladı Kaily. Arabayı, konuşmalarının üzerinden yaklaşık olarak dört dakika sonra evin önünde durdurmuştu Bay Alphonzo. Arabadan ilk olarak Kaily indi ve babasına "- Sen gelmiyor musun?" (Babası) "- Sen gide dur ben eşyalarımı indirip geliyorum hemen!" Kaily babasının konuşmasından sonra eve girip annesine bu haberi vermek için hızlı adımlarla yürüyordu. Kapının önüne geldiğinde, kapı tam örtülmemiş ve aralıklı bir vaziyette duruyordu. İçeriden de, Kaily'nin kapının önünde rahatlıkla duyabileceği bir ses tonunda tartışma sesleri geliyordu. Hızlı ve mutlu olan adımlar yerini yavaş ve korkulu adımlara bırakmıştı. Sesin geldiği yöne doğru adımlarını çevirmeden önce babasının gelip - gelmediğini kontrol etmek için arkasına baktı. Bir müddet hareket etmeden kalakaldı. Az önce babasının arabasıyla ve babasıyla geldiği araba onu bıraktıkları yerde yoktu ve tabii babası da orada yoktu. Kalp atışları hızlanmıştı. Hızlı ve derin nefesler alıp veriyordu. Hemen eve yöneldi. Yavaş yavaş yükselen bu sesler mutfaktan geliyordu. Kaily ne yapacağını bilemez bir halde mutfağın kapısının yanına geldi. Kendisini fazla belli etmeyecek şekilde içeriye doğru eğildi. Korkuyordu. Haddinden fazla korku ona Star Wars filminde duyduğu bir sözü hatırlatmıştı. Duvara sırtını verdi ve o sözü fısıldayarak söylemeye başladı. "- Korku karanlık tarafa giden yoldur. Korku öfkeye; öfke nefrete; nefret ise acıya yol açar." Bu söz onu cesaretlendirmişti ve bu seferinde kafasını içeriye doğru götürdü. Mutfakta tartışmakta olan iki kişi vardı bu konu da haklıydı. Üstelik bu tartışan iki kişi annesi ve babasıydı. Kaily, babasını orada görünce bir kez daha şok geçirmişti. Sessiz olarak onların ne konu hakkında tartıştıklarını anlamak istiyordu. Bir kaç saniyeliğine herkes sustu ve annesi yüksek bir ses tonuyla tekrardan konuşmaya başladı. "- O ihtiyar ve yaptıkları unutuldu sanıyordum. Şimdi, şimdi nasıl bir anda ortaya çıkıverir anlamıyorum. Biz o ihtiyarın kızına bir şey yapmadık. Her şeyi Athena (bilge tanrıçası) ve Zeus (şimşek, bulut tanrısı) yaptı. Gitsin onlardan alsın intikamını. Bak Alphonzo ben kızımı bugünleri yaşayacağımızı bildiğim halde büyüttüm. Hem de tek başıma. Ona defalarca yalan uydurdum senin hakkında ve sen şuan karşıma çıkmış Helios 'un (Güneş Tanrısı) kızının lanetinden bahsediyorsun. Ben hayatta olduğum sürece kızımı o lanete bulaştırmayacağım. Yıllardır korktuğumuz şey bugün başımıza geliyor. Gerçek kimliğini kızımızdan daha ne kadar saklayacaksın."
Ortama tekrardan derin bir sessizlik çöktü. Bu seferinde sessizliği bozan Bay Alphonzo oldu. "- Bak Jimmy biliyorsun her defasında sizi babam ve annemden ( Zeus ve Maia) sakladım. Bir gün söylerim dedim fakat onlara sizden bahsetmeye gittiğimde her şeyi bildiklerini öğrendim. Bu yüzden kızımızın beş yaşına kadar olan süre zarfında yanınıza gelemedim. Bir Tanrının bir insanla evlenmesi Olimpos'ta affedilemeyecek suçlardandır. Ben bu suçu işledim. Çünkü seni çok sevdim ve hala seveceğim ucunda bir daha dünyaya gelememek olsa bile." Annesi gözlerini devirdiği yerden kaldırıp Bay Alphonzo'ya baktı. "- Güvenebileceğimiz kimsemiz kalmadı. Şimdi ne yapacağız peki? Kime, nereye gidip sığınacağız bu lanetten." Söze atıldı Bay Alphonzo "- Size buradan daha güvenli bir yer buldum ve en geç üç gün içerisinde oraya gitmemiz gerekli." (Bayan Jimmy) "-Neresi?"(Bay Alphonzo) "- Athena'nın evi!" (Bayan Jimmy) "- Tabii ya Athena, yaman gözlü, barış ve zeka Tanrıçası, savaştan hoşlanan Athena (...) Bizi zaten koruyabilecek tek kişi, tek Tanrıça ... Peki ya bizi orada yine bulurlarsa? Ya o zaman ne yapacağız ?" Bay Alphonzo gözlerini yere devirerek "- Yapmamamız gereken bir şeyi yapmak zorunda kalacağız: Kızımızı Olimpos 'a melez kampına..." Cümlesini bitirecekti ki Bayan Jimmy söze atıldı. "- Kızımı o melez kampına asla göndermeyeceğim, böyle bir şey asla olmayacak!" Bay Alphonzo son cümlelerini söylerken sesi titrek ve korku doluydu. "- Savaş Tanrısı Ales savaş borularını çalmadan o laneti yok etmeliyiz. Yoksa o kızımızı kullanarak gün yüzüne çıkacak." Kaily sessizce arkasına aldığı kapıya doğru yürümeye başladı. Yavaş bir hareketle kapıyı örttü ve zile bastı. Kapıyı annesi gülümseyerek açtı. Kaily hiç bir şeyi belli ettirmemek için çok direniyor ve ağzından bir şey kaçırmamaya çalışıyordu. Annesine "- Babam geldi mi?" diyerek sordu. Annesi evet anlamında kafasını salladı ve mutfağı işaret etti. Kaily babasını hiç görmemiş gibi davranarak, mutfağa doğru koştu. "- Ben geldim!" diyerek mutfağın kapısının önünde duraksadı. Babasına yaklaştı ve onu baştan aşağı süzdü. Üzerinde siyah - gri takım elbisesi, takım elbisesi ve gözleri ile uyumlu buz mavisi kravat, dik kesilmiş saçları ve bir de masada duran çantası (...) Kaily babasına sarılarak onu özlediğini göstermişti. Ardından annesi mutfağa girdi ve boğazını temizleyerek "- Eller yıkanmadan yemeğe oturmak yasak!" Annesinin bu sözü üzerine sanki her şey bir anlığına eskisi gibi olmuştu. Hepsi birlikte gülümsemeye başladılar. Kaily üzerindeki ceketini çıkarıp askıya asmak için koridorda bulunan mavi - beyaz vestiyere doğru yaklaştı. Orada işi bittikten sonra ellerini yıkamak için banyoya doğru adımlarını çevirdi. Adım atıyordu atmasına ama attığı her adımda bir düşünce beliriyordu aklında sonra kendiliğinden geldiği gibi kendiliğinden geçip gidiyordu. Ellerini yıkadıktan sonra mutfağa geri dönen Kaily , hiç bir şey demeden yemek masasından bir sandalye çekti ve oturdu. Annesi tabakları masaya çoktan yerleştirmiş ve sadece yemekler sunulmayı bekliyordu. Bay Alphonzo sonunda mutfağa girdi ve bir sandalye çekerek oturdu. Bayan Jimmy yemekleri tabaklara doldurmaya başladı. Sunum bittikten sonra hep birlikte başladılar yemeye. Yemek sırasında Bay Alphonzo kızı Kaily'e "- Sınavlara ne kadar kaldı?" Kaily ağzına aldığı lokmaya bitirmeden cevap vermedi. Bir saniye şeklinde babasına işaret parmağını gösterdi. Lokmasını yuttuğunda cevap verdi. "- Evet çok fazla bir şey kalmadı aslında bugünü de saymazsak kırk iki gün var." Kaily'nin sözlerinden sonra masada büyük bir sessizlik söz konusu olmuştu. Beş dakika önceki mutluluk şimdi sessizliğe dönüşmüştü. Sanki birileri bir düğmeye basmışta gece hemen gündüz oluvermişti. Kaily fazla dayanamayarak bu sessizliği bozdu. "- Ders çalışmam gerekiyor, size afiyet olsun!" Sağ elinde duran çatalını masaya koydu ve tabağın yanında duran peçeteyi alarak ağzını sildi. Kapının yanına geldiğinde "- Anne ellerine sağlık, çok güzel olmuş yemekler." diyerek ortamı düzeltmeye çalıştı. "- Afiyet olsun tatlım!" Kaily masadan kalkar kalkmaz ikinci katta bulunan yatak odasına geçti. Kapıyı iki kere kilitledi ve pencerelerin perdesini kapattı. Kapının kilitli olup olmadığından emin olmak için tekrardan kontrol etti. Sonra ders çalışma masasının üzerine iki test kitabı, bir kaç kalem koyarak ders çalışıyormuş numarasına başvurdu. Bunu yapmak zorundaydı. Hemen bilgisayarını açtı. Bilgisayarın açılmasıyla birlikte parlaklık ve ses ayarlamalarını düşürdü. Bunu yapmasındaki asıl amacı bugün annesinin ve babasının tartışmalarındaki geçen bazı isimlerdi. Arama motoruna girerek duyduğu ilk kelimeyi yazdı "Athena" ve arama tuşuna bastı. Bir kaç saniye içerisinde arama motorunda yaklaşık olarak 503.000 sonuç bulundu yazıyordu. Kaily hemen bir tanesini açtı ve okumaya başladı. Bir sitede şunlar yazıyordu. " Athena, Yunan Mitolojisinde zeka, barış ve sanatı temsil etmektedir. Babası Tanrıların Tanrısı olarak bilinen Zeus'tur. " Kaily "- Bu nasıl olabilir?" Arattığı kelimenin birine ait isim olduğunu öğrendi. Masanın hemen yanı başında duran küçük, kırmızı kaplı not defterini eline aldı ve sonra gerekli olur mantığıyla önemli gördüğü yazıları not aldı. Bir sonraki isme geçti "Zeus" arama tuşuna bastı ve bekledi. Ekrana gelen arama sonuçlarına baktı. "Bu isim diğerine göre daha çok biliniyormuş!" Diyerek gülümsedi kendi kendine. Hemen girdiği bir sitede bu varlık hakkında bilgi aramaya koyuldu. "Zeus tanrıların tanrısı olarak bilinen şimşek ve gökyüzü tanrısıdır." Bu isim hakkında da bir şeyler öğrendikten sonra, bilgisayarı kapatacakken annesi kapıya tıkladı. "- Kaily kızım seninle önemli bir konuda konuşacağız kapıyı açar mısın?" Kaily endişelenerek bilgisayarın kapanmasını beklemedi ve direk olarak elektrik akışını kesti. "- Üzerimi değiştiriyorum aşağıya gelirim." diyerek sözünü bitirdi. Annesi cevap vermeden gitmişti. Kaily üzerindeki kıyafetleri değiştirerek yenilerini giydi. Fazla oyalanmadan aşağıya doğru yürüdü. Annesi ve babası onu ayakta bekliyordu. Kaily kapının önünde durdu ve onlara baktı. Babası fazla geçmeden sözüne başladı. "- Kaily işim gereği uzun bir süre eve dönemeyecektim fakat annen bir çözüm yolu buldu. İşime en yakın bir yerde halan oturuyor. Eğer sende istersen bu evin kapılarına belli bir süreliğine kilit vuracağız ama yok dersen ben uzun bir süre dönemeyeceğim." Kaily sessiz bir şekilde düşündü ve "- Uzun bir süre derken kaç gün?" Babası önce buz mavisi gözlerini annesi Bayan Jimmy ' e doğru çevirmişti. Sonra Kaily 'e bakarak "- Tahmin edemeyeceğin kadar uzun bir süre..." Kaily fazla düşünmeden cevap verdi. "- Seninle geliyorum" Annesi ve babası gülümseyerek ona doğru yürüdüler ve ikisi birden kızları Kaily'e sevgiyle sarıldılar. Kaily bu taşınma fikrini kalbiyle onaylamasa bile aklıyla onaylamıştı. İki güne hazır olmalarını söylemişti babası. Uzun zamandır taşınma fikri kimsenin aklının ucundan bile geçmemişti. Kaily yatak odasına gelerek eşyalarını toparlamaya başladı. Eşyalarını koyarken de kendi kendine konuşuyordu "- Bu işte bir iş var ama çıkar yakında!"(...)
Yaklaşık olarak iki saattir eşyalarını toplamıştı Kaily. Artık sona yaklaşmış ve oda yavaştan yavaştan sessizliğe ve yalnızlığa bürünmüştü. Yanlarına sadece ufak tefek eşyalarını almışlardı. Annesi Kaily'e seslendi. "- Kaily kızım büyük eşyalarının üzerlerini naylonla sar ve beyaz çarşaflarla kapat, tozlanmasınlar." "- Tamam anne !" Kaily yatağının üzerine örttüğü şeffaf naylonu dört tarafından sıkıca bantladı ve beyaz çarşafla üzerini örttü. Aynı uygulamayı gardırobuna, bilgisayar masasına ve makyaj aynasına uygulamıştı. Yerde serili olan yuvarlak halıyı da katlayarak naylonladı. Odasındaki bütün işlerini bitirdikten sonra annesine "- Benim odam bitti!" diyerek seslendi. Tam tamına sekiz valiz hazırlamıştı. İki valizi test ve okuma kitapları, üç valizi kıyafet, iki valiz ayakkabı ve bir valizi makyaj malzemesi olmak üzere ayırmıştı bunları. Valizlerini aşağıya indirmeye başladı yavaştan. Bu evde son saatleriydi onun ve ailesinin. Valizlerini aşağıya indirdikten sonra annesine yardıma koştu Kaily. Salonda bulunan oturma gruplarına naylon sarması gerekiyordu. Olduğunca hızlı olmaya çalışıyordu çünkü babası iki saat içinde evde olacaktı. Eşyaların üzerini kapatırken annesinin telefonu çaldı. Bayan Jimmy "- Baban arıyor!" diyerek telefonu açtı. Telefon konuşmalarının sonunda Bayan Jimmy kızına döndü ve "- Taşınma işi yarına ertelenmiş. Bu gece de burada kalıyoruz." diyerek elindeki eşyaları yere bıraktı. O geceyi de atlatmak için bir yatağın üzeri örtülmemişti. Kaily annesine "- Babam halamdan bahsetti. Onun yanına taşınacağımızı söyledi. Babamın bir kız kardeşi var mıydı?" Bayan Jimmy yorgunluktan kurumuş dudaklarını araladı ve "- Evet kızım babanın bir kız kardeşi var, ismi Lamia. Uzun zamandır ben görüşmediğim için sende bilmiyorsun tabii. Lamia'nın durumu bizim durumumuzdan daha iyi ve üstelik o gösterişi süsü püsü çok sever." diyerek cümlesini bitirdi. Annesinin Lamia diye adlandırdığı kadının aslında bir tanrıça olduğu ve üstelik gerçek adının da Lamia değilde Athena olduğunu Kaily çok iyi biliyordu (...)
~17 saat sonra~
"-Bir çay daha ister misin ?" diyerek seslendi annesi Kaily'e... "- Evet!" diyerek bardağını uzattı. "-Ev eşyaları fazla olmadığından dolayı arabaya rahatlıkla sığabiliriz." diyen babasına döndü ve gülümsedi. "- Bence sığamayız çünkü benim sadece sekiz valiz eşyam var!" Babası onunla beraber gülümsedi "- O zaman bir araba ve şoför kiralamalıyız." "- İşte o zaman sığabiliriz." dedi Kaily. Kahvaltıdan sonra hazırlıklar yapılmış ve tutulan arabanın gelmesini bekliyorlardı. Kaily evin içini son kez dolaşmak için annesine "- Lavaboya gidip geliyorum hemen." diyerek yalan uydurmuştu. Evini; kocaman 18 yılını içinde geçirdiği bu iki katlı evini çok özleyecekti. Annesinin seslendiğini duydu. "- Kaily arabalar geldi kızım gitmemiz gerek!" Kaily merdivenlerden inerken kapının önünde duran annesini gördü. Elindeki anahtar ile kapıyı üç yerinden kilitleyen annesi ile arkasını döndü ve arabaya doğru yürüdüler. Arabaya ilk binen annesi olmuştu. Kaily son bir kez iki katlı evlerine baktı ve fısıldayarak "- Gidiyorum evimden uzaklara!" dedi. Arabaya bindiğinde bundan tam üç gün önce gördüğü göç eden kuşlar aklına geldi ve araba çalıştı. Onlarda o günkü kuş sürüsü gibi gözlerden yavaşça kaybolmuşlardı.
[]