~ III. KISIM ~
İlacı olmayan bir hastalıktır özlem...
Yaklaşık olarak iki saattir yoldalardı. Yolculuktan pek hoşlanmayan Kaily dayanamayarak babasına "- Daha ne kadar yolumuz kaldı? Ben çok sıkıldım!" diyerek arka tarafta oturduğu koltuğun camını açtı. İçeriye giren temiz havayı içine çekti ve babasının verdiği cevabı dinledi. "- Aslında daha çok uzun yolumuz var ama kalmak için bir otel rezerve ettim bu geceyi orada geçireceğiz." Kaily otele gideceklerine sevinmişti(...) Kaily açtığı camı kapatmak için eğildiğinde güneşin yavaş yavaş gözden kaybolduğuna şahitlik etmişti. Gökyüzündeki sonsuz mavi yerini yalnız siyaha bırakmıştı. Kararan gökyüzünü rahatlıkla izleyebilmek ve yıldızların keyfini çıkarmak için ışıkları kapatmıştı Kaily. Araba bir sonbahar gecesi ile birlikte çalan "Love Me Like Yo Do" şarkısının akustiği ile yoluna devam ediyordu. Kaily şarkının sözlerini içinden tekrar ede ede istemsizce uyuya kalmıştı. "- Kaily uyan otele geldik, Kaily! Kaily!" Annesinin sözleri onun gözlerini açmasını sağlamıştı. Kaily gözlerini araladığında yanında annesini gördü. "- Kaç saattir uyuyorum ben?" Diyerek ayağı kalkıp arabadan indi. Uyanmıştı uyanmasına ama hala üzerinde bir ağırlık vardı. Kot pantolonunun sağ arka cebine elini attı ve telefonunu çıkarıp saate baktı. Saati görünce şaşkın bir ifadeyle annesine baktı. Annesi Kaily'nin yanına gelerek "- Sanırım kaç saat uyuduğunu öğrenmişsindir." diyerek gülümsedi. Kaily dudaklarını araladı ve "- Aslında kaç saat uyudum demek doğru olmaz, kaç dakika uyudum demem daha mantıklı olur." diyerek annesinin kollarının arasına girdi ve beraber gülümseyerek otele girdiler. ( Kaily uyuduğunda saat 19.33'dü, uyandığında ise saat 20.19(...) Otele girdiklerinde Kaily "- Babam baya pahalı bir otel rezerve ettirmiş." diyerek annesine baktı Bayan Jimmy "- En uygun fiyata burayı bulmuş" diyerek gülümsedi. Otel danışmanının yanında duran Bay Alphonzo, eşi ve onun yanında duran kızına buraya gelin anlamında el işareti yaptı. Kaily ve Bayan Jimmy adımlarını hızlandırarak oraya doğru yürümeye başladılar. Danışmanın yanına geldiklerinde Bay Alphonzo "- Kimlik kontrol etmeleri gerekiyormuş, kimlikleriniz yanınızda mı?" diyerek eşi Bayan Jimmy'e baktı. Bayan Jimmy "- Evet, evet yanımızda." diyerek elini omzundaki siyah kol çantasının içine götürdü. Bir kaç saniye sonra kimlikleri bulamayınca, sağ tarafında bulunan masanın üzerine çantayı koydu ve elinin yetişmediği yerlere baktı. "- Nihayet buldum!" diyerek çantanın içinden iki kimlik çıkardı ve eşine uzattı. Bay Alphonzo, eşinden aldığı kimlikleri danışman görevlisine uzatarak "- Sanırım artık odamıza geçebiliriz öyle değil mi?" Danışman görevlisi gülümseyerek cevap verdi. "- 2. kat 209 numaralı odanızın kapı kartı "diyerek beyaz bir kart uzattı. Ardından asansörün yanı başında duran eşya taşıma görevlisine "- Hey Martin! Burada taşınması gereken valizler var." Bay Alphonzo gülümseyerek danışmana döndü ve "- Hayır, hayır bizim sadece çantamız var valizlerimiz arabada, çantalarımızı kendimiz taşıyabiliriz." diyerek asansörün yanında duran Martin isimli görevliyi geri gönderdi. Odaya girer girmez derin bir nefes alıp "- Banyo sırası ilk bende!" diyerek yanında getirdiği çantasından diş fırçasını, pijamalarını alıp banyoya doğru yürüdü. Bayan Jimmy kızına "- Kaily saat fazla geçmeden çık erken yatmalıyız, sabaha çok uzun yol bizi bekliyor!" Kaily annesinin konuşmasını bitirmesinden sonra "- Tamam anne!" diyebilmişti sadece. Yaklaşık yarım saat sonra duştan çıkmış ve ona ayrılan yatağın içine geçmeden önce annesinin yanına giderek "- Babam nerede?" Bayan Jimmy ellerine sürdüğü kremi ovuşturarak cevap verdi. "- Her zaman olduğu gibi bir işi çıktı. Sabah erken saatlerde burada olur." Kaily annesinin söylediklerini duymuştu ama ne cevap vereceğini bilmiyordu ve bu yüzden annesine sadece "- Anladım! Ben yatıyorum sana iyi geceler" diyerek ona ayrılan yatağın içine geçmişti. Otel odasının içinde iki yatak odası, banyosu vardı. Kaily yatağına geçmeden saate baktı ve saat 20.46'yı gösteriyordu. Telefonunun alarmını sabah saat 07.30'a kurmuştu. Işıkları kapattı ve yorgunluğunu üzerinden atmak için gözlerini karanlığa teslim etti... Üç saat on dakika sonra
Kaily gözlerini açtığında, sağ kolunda onun irkilmesine neden olacak bir ağrı hissetti. Kolunu biraz hareket ettirerek ağrının geçmesini sağladı. O sırada damağında bir kuruluk hissetti. Ayağı kalkarak yatağın altında bulunan terliklerini ayaklarına geçirdi. Odasının dışında, ara yerde duran masanın üzerine koydukları su şişesi aklına geldi ve ona doğru yürüdü. Kapıyı sessiz bir hamleyle açarak annesinin rahatsız olmasını engellemek istemişti. Ayağına giydiği terliklerin ses çıkardığını fark etti ve onları bulunduğu yerde hemen çıkarttı. Masaya ulaştığında su şişesinin orada durduğunu gördü ve sağ eliyle şişeye doğru uzandı. Susuzluk ihtiyacını giderir gidermez yatak odasına geri dönecekti. Gözleri pencereye kaydı. Dışarısı gece yarısı olmuştu ya da olmamıştı. Bu konuda karar verebilmek için arada bulunan dijital duvar saatine baktı. Saate baktıktan sonra mırıldandı içinden "- Geceye 4 kalmış!" Odasına doğru ilerlerken etraftaki sessizlik, karanlık ve cama vuran yağmur sesleri onu biraz ürkütmüştü. Odasına tam girecekken, kaldıkları odanın kapısının açılmak için zorlandığını fark etti. Kapı kilitliydi üstelik içerden... Kaily sessiz adımlarını tekrarladı ve kapıya doğru ilerledi. Kapının ufak deliğinden dışarıya bakan kısmına sol gözünü yaklaştırdı. Dışarıda gördüğü kişi onu biraz rahatlatmış ve sebepsiz yere korkmasına neden olmuştu. Kapıyı açmak için uğraşan kişi Bay Alphonzo olduğu için Kaily kilitli kapıyı yavaşça açıp babasını içeriye aldı. "- Gecenin bu saatinde neden geldin?" "- Kızım işim erken bitti. Sizi de uyandırmak istemedim, sen neden uyumadın peki?" "- Su içmeye kalkmıştım." Bay Alphonzo yorgun ve uykulu gözleriyle "- Kızım annen uyudu mu?" "- Evet" Bay Alphonzo "- Ben şu koltukta yatayım o zaman anneni rahatsız etmeyelim şimdi." diyerek koltuğa doğru yürüdü. Kaily "- İyi o zaman sana iyi geceler!" diyerek odasına geçti ve yatağının içine geçip, yarım bıraktığı uykusuna kaldığı yerden devam etti. Aradan uzun süre geçti. Üşüdüğünü hissedip uyandığında tan yerinin ağardığını gördü. Saate bakmak için telefonuna uzandı ve mırıldandı "- Uyanmanın zamanı gelmiş!" Yatağından doğrularak kıyafetlerini giydi. O sırada odaya Bayan Jimmy girdi
"- Erken uyanmışsın!" "- Evet" diyerek gülümsedi Kaily. Annesi de uyandığına göre babasını da uyandırabilirdi. Odasından çıkarak babasının uyuduğu koltuğun bulunduğu yere doğru yürümeye başladı. Koltuğun yanına geldiğinde babasının orada olmadığını fark etti. Annesine gece yaşanan olaylardan bahsetmeden koltuğu gösterdi ve "- Babam!" Bayan Jimmy kızımın cümlesini bitirmesini beklemeden "- Baban gece boyunca eve hiç uğramadı." Kaily endişelenmek yerine korkmuştu dün gece onu gördüğüne emindi. Annesine bir şey belli etmeden sessizliğini korudu. Daha sonra Kaily annesine "- Ben aşağıya kahvaltıya iniyorum sen de hızlı gel." diyerek odadan ayrıldı. Kapıyı örteceği vakit, sağ eliyle yokladığı telefonuna baktı ve sonra telefonunu içeride unuttuğunu fark etti. içeriye tekrardan girip odasına doğru yürüdü o sırada yatağın yanındaki çekmecenin üzerinde telefonunu gördü. Telefonunu alır almaz tekrardan odadan çıktı ve aşağı gitmek için adımlarını hızlı attı. Kapının yanına gelince annesinin henüz inmediğini anladı ve onun yanına doğru yürüdü. Annesi Bayan Jimmy o sırada telefon görüşmesi yapıyordu. Kaily, kapı dinlemekten hiç hoşlanmazdı aslında ama annesi o kadar tedirgin bir ses tonuyla konuşuyordu ki, ister istemez izinsiz kulak misafiri olmuştu. Annesi telefonda her kim ile konuşuyorsa konuşmaları çok tuhaftı. Bir müddet sonra ortama derin bir sessizlik çöktü ama fazla uzun sürmemişti bu sessizlik. Bayan Jimmy söze atıldı ve konuşmalarında "- Biliyorsun! Athena diğer tanrılara ulaşmak için bir anahtar! Eğer bu onu öğrenirse ona ne açıklamada bulunacağız. Athena melezlere ulaşmak için de bir fırsat ya o, o melezlerden birisi ile konuşursa, ya o da oraya gönderilirse(...) Bayan Jimmy cümlesini fazla uzatmadan telefon görüşmesini bitirdi ve aşağı inmek için ayakkabılarına doğru yöneldi. Kaily adımlarını büyük büyük ve sessiz bir şekilde atarak otel odasından çıkmaya çalıştı. Kapıyı iyice çekmeden, odanın hemen çaprazında olan asansöre doğru yöneldi. Asansörün yanına geldiğinde, daha yedinci katta olduğunu fark etti. O asansörü beklerken annesi Bayan Jimmy odadan çıktı. Kızını görünce "- İndiğini sanıyordu!" "- Ahh! Evet aslında ineceğim asansör gelirse." Bayan Jimmy gülümseyerek cevap verdi. "- Kızım! odamız ikinci katta, asansörle inmene gerek yoktu." "- Bir değişiklik olur diye beklemiştim." diyerek annesinin söylediklerini atlatmıştı... Konuşmaları devam edecekti fakat asansör nihayet ikinci kata ulaşmıştı. Kaily içinden fısıldayarak "- Bu kadar pahalı bir otelde neden bu yavaş asansör..." Bayan Jimmy gülümsedi fakat kızına hiçbir şey söylemedi. Asansör zemin kata ulaşmıştı. Kaily ve Bayan Jimmy kahvaltının yapılacağı yeri öğrenmek için otelin danışmanının yanına gitti. Danışman onlara "- Kahvaltı ve diğer yemeklere katılmak için teras kata çıkmanız gerekiyor ve teras kata çıkarken asansörün H tuşuna basmanız yeterli olacaktır." diyerek onları doğru yola yönlendirmişti. Aradan fazla geçmedi ki üçüncü kata kadar çıkan asansör zemin kata gelmişti. Kaily ve annesi asansöre binerek, H tuşuna bastılar. Bir - iki dakika sonra asansör görülmesi değer bir yere getirmişti onları. Bayan Jimmy gülümseyerek kızına fısıldadı. "- Bak Kaily, asansörleri bir işe yaramasa bile teras katları görülmeye değer bir yermiş." Kaily etrafı seyreden gözlerini annesine çevirerek gülümsedi. Kendilerine bir masa seçtiler. Anne kız karşılıklı bir kahvaltı yapacaklardı. Kaily, annesi kahvaltısını yaparken telefonunu eline alarak, annesinin telefonla görüştüğü sırada duyduğu " Melez " kelimesini araştırdı. Bu konu hakkında arama motorunda çıkan sonuçta " Irkları ayrı bir anne ve babadan doğmuş ve her iki ırkında özelliklerini taşıyan kimse." yazıyordu. Kaily bu sonuç üzerine düşünmeye başladı. içinden kendi duyabileceği bir ses tonuyla "- Annem mi babam mı farklı?" Bayan Jimmy kızına dönerek "- Bir şey mi dedin tatlım?" "- Reçel, reçelin tadı çok güzelmiş!" diyerek gülümsedi. Kahvaltılarına devam ederlerken içeriye Bay Alphonzo girdi. Eşi ve kızının bulunduğu masaya doğru adımlarını çevirdi. Bay Alphonzo onların yanına gelir gelmez "- Eğer yaptıysanız kahvaltınızı hanımlar, alalım sizi arabalara!" diyerek gülümsedi. Kaily kafasını babasına çevirerek ona "- Sekiz milyar gülümseme varken, seninki favori gülümsemeler arasında." Bu sözün ardından sonra masada derin bir sessizlik oluştu ve daha sonra hep beraber gülümsemeleri sonucu bu sessizlikte fazla uzun sürmemişti...
Kahvaltıdan sonra otel odasında bulunan eşyalar arabalara yerleştirildi ve Epiktetos'un sözünü andıran bir yolculuk başladı. " Mutluluk gidilen yol üzerindedir, yolun sonunda değil! " (...)
Yaklaşık iki saat süren yolculuğun sonunda gelinen o ev görülmeye değer bir evdi. Ev üç katlı, bahçesinde havuzu olan, dış boyasının rengi beyaz ve ince ince işlenmiş duvar süsleri ile büyüleyici gözüküyordu. Evin dikkat çekici bir yanı da bir dağın üzerinde kurulu olmasıydı. Kaily evi incelerken o sırada kapılar açıldı ve içeriden beyaz , sarı incilerle tek tek işlenmiş gösterişli kıyafetler içinde olan Athena çıktı. Ama Bay Alphonzo ve Bayan Jimmy Athena'yı, Kaily'e Lamia diye tanıtmışlardı. Athena, Kaily'e doğru yürüdü ve sağ elini ona uzatarak "- Ben Lamia Ellen, senin bugüne kadar görmediğin halan!" diyerek gülümsedi. Kaily elini uzatarak "- Bende Kaily, Kaily Miles" sözlerinden sonra Bay Alphonzo söze atıldı "- Tanışma bittiyse artık eşyalarımızı indirebiliriz." Athena gülümseyerek cevap verdi. "- Sevgili kardeşim Alphonzo sizler içeriye geçip dinlenin onları taşıması için ben beş kişi görevlendirdim." diyerek sözünü bitirdi. Evin kapıları aralandı ve ihtişam kokan içeriye girdiler. Büyük bir salona geçerek bir şeyler içtikten sonra herkes kendisine ayrılan odalara geçip dinlendi. Kaily de odasına geçti ve yatağına uzandığında birden otel odasında yaşadığı olay aklına geldi ve kendi kendisine fısıldadı "- Geceye 4 kala!" (...)
~Bölüm Sonu~