02.00
Hiçbir düzeni bozulmamış dünyada bir yaşam kurmayı isterdim aslında ama biz buraya ait değildik. Karşıdan iki araç yaklaşıyor. Büyük Dicarom araçlarından. Yaklaşık altı dakika sürüyor yere inmeleri. Bizi fark etmeleri için küçük bir ateş yakıyoruz. Fırlatma araçları bize yaklaştıkça kalbim yerinden fırlayacakmış gibi atıyor.
“Bir araya toplanın,” diyerek bağırıyor Globe. Gemi yere indiğinde hepimiz aynı gemiye biniyoruz. Önce biz kalkıyoruz hızla. Diğeri bizi koruma amaçlı arkamızdan ilerliyor.
Oturduğum yerden derin bir nefes alıyorum. Geriye doğru yaslanmadan önce dünyanın yaşanılabilir bir yer olduğunu gördüğüm için şanslı hissediyorum. Ama bu dünya bizim dünyamız değil diyorum kendi kendime.
Koloniye varmamız yirmi dakika alıyor. Fırlatma rampasında gerekli önlemler alındıktan sonra gemiden iniyoruz. “Artık Kolonideyiz, evimiz gibisi yok!” diye bağırıyor Nancy.
Derin bir nefes alıyorum. Tam karşı koridorda bize doğru yaklaşan ayak seslerini duyabiliyorum.
“Eski düzene geçme vakti,” diye bağırıyor bir ses hoparlörden. On saniye içinde derin bir ışık tüm koloniyi sarıyor.
“Geçmişe dönme vakti geldi” diyerek fısıldıyorum.
2044
Diriliş Kolonisi
“Eğer bunu yaparsan ikimizde geldiğimiz yerlere geri döneriz,” diyorum karşımda oturan Emily’e bakarak.
“Orada da mutluyduk,” diyerek söyleniyor. “Biz çalmıyoruz Crash, hakkımız olanı alıyoruz.”
“En son hakkımızı ararken annemi ve babamı kaybettim.” diyorum soğukça.
“Beni kaybetmeyeceksin,”
Çalacağı şey film kutusu. İçerisinde en az iki yüz tane CD var. “Bizim aldığımızı anlarlar,”
“Sadece birkaç tane Crash,” diyor kutudan çıkarttığı Harry Potter film CD’lerini pantolonuna sıkıştırarak.
“İzledikten sonra geri koyarız,”
“Emily, daha buradayız. Aç izleyelim,” diyorum öfkemi kontrol edemeyerek. Ona kızdığımı anladığında CD’leri geri yerine koyuyor.
“Bu gece, Globe ve Lily’i çağır. Birlikte izleyelim.” diyorum gözlerinin içine bakarak. Bana alındığı her halinden belli.
“Boş versene,” diyerek ayağı kalkıyor. “Burada fazla kalmayacağız. İyileştiğinde seni A sınıfına tekrar
yollayacaklar.”
“Sadece beni mi?” diyerek soruyorum.
“Hayır” diyor umutsuzca. Sonra rüzgar gibi hızla yanımdan geçip, kapının yanına doğru yürüyor.
“Burada bir hafta kalacağız,” diyerek gülümsüyorum. Ama o gülmüyor. Kapıdan çıktığında: “Sonra görüşürüz,” diyerek mırıldanıyor sadece.
Emily odadan ayrıldıktan sonra yaralı omzumdaki dikişlere baktım. Hiç tereddüt etmeden omzumu hızla geriye doğru uzattım. Gerilmenin etkisiyle dikişler patladı. Büyük bir çığlık attım. Fazla kan görmek beni anında etkisiz hale getiriyordu. Kendimi yere attım.
“Yardım edin,” Odaya ilk giren Emily oldu.
“Neler oluyor?” diyerek bağırdı. Kapının yanına gidip sağlık ekibini çağırdı. Yaklaşık üç dakika sonra içeriye iki hemşire geldi.
“Bu nasıl oldu?” dediklerinde yataktan düştüğümü söyledim. Sonra hemşirelerden esmer olanı elindeki ilk yardım malzemeleriyle yaraya gerekli müdahaleleri yaptı. İki sıvı ilaçla birlikte elindeki raporu uzattı.
Hemşirelerin odadan çıkması yaklaşık on beş dakika sürdü.
“Crash adındaki bu gencin, yaralarına yapılan müdahaleler ile bir hafta müşahede altında kalmasını arz ederim. Handaa Saly/ Sağlık Ekipleri Personeli.”
Sesli olarak okuduğum raporu Emily’e uzatıyorum. Gözleriyle okuduklarımı kontrol ediyor.
“Dikişini bilerek patlattın değil mi?” diyerek sorduğunda yüzünde nahoş bir gülümseme beliriyor. “Sen gerçekten psikopatsın!” diyor bana doğru yaklaşarak.
“Akşam onları buraya getir,”
“Bu yasak ama Crash,”
“Hiçte değil, arkadaşlarım beni ziyarete gelemez mi?” “Tamam,” diyerek kafasını sallıyor. “Sen uyu, dinlen biraz.” İki kaşımın ortasına sevgiyle bir öpücük bırakıyor. Sonra üzerimi ince çarşafla örterek. “Ben buradayım,” diyor.
Diriliş Kolonisi
Emily’nin ayak sesleri bana doğru yaklaştıkça kalbime yenik düşüyorum. Her an yığılacak gibi hissediyorum. Bacaklarım titriyor. Görünen kısımda üç gün geçmiş olsa da görünmeyen kısımda tam üç yıl geçti.
“Bu paralel evren dedikleri çok karmaşık, hiçbir şey anlamadım.” diyerek koridora doğru yürüdü Nancy. “Ben odama çekiliyorum,” diyerek gülümsedi. Tam karşımda belirdi birden Emily.
“Sen,” diyerek fısıldadı. Bana doğru hızla yaklaştığında tekrarladı. “Sen,” ağzından çıkan nefes yüzümü serin bir rüzgarın okşadığı gibi okşadı.
“Hayal görmüyorum değil mi?” diyerek ellerini yüzümde gezdirdi.
“Hayal değil Emily, gerçek,” dedim. Ellerini sıkıca tuttum. Koloninin soğuk su borularından daha da soğuktu. Yüzü kireç gibi, bembeyaz olmuştu. Sıkıca omuzlarından tuttum onu. Bütün sıcaklığımla sarıldım.
“Ben geldim,” diyerek fısıldadım nahoş bir gülümsemeyle. Ona sarılmaya devam ederken fırlatma rampasında geri sayım başladı.
“3, 2, 1” Büyük bir gürültüyle bir araç boşlukta hareket etti, insanlığın kirlenmiş dünyalarına doğru.
“O araç,” dedim ona doğru bakarken. “Onlar buraya ait değil,” diyerek fısıldadı. Daha sonra araç küçük bir yıldızın söndüğü gibi hızla söndü.
2051
Diriliş Kolonisi
Bu bizim yaşamımızdı. Ne biz dünyaya aittik ne de dünya bize.
“Hepiniz A sınıfına terfi edildiniz,” elindeki küçük renkleri bize doğru uzatarak gülümsüyordu Gene.
“Bunlar Kolonimizin sembolleri,” diyerek bana yaklaştı.
“Yeşil rengi en çok sen hak ettin,” hızlıca omzuma yeşil sembolü yapıştırdı.
“Yeşil için, gelecek umutlar için,” dedi diğerlerine Koloninin sembollerini verip, kutlayarak.
“Koloni artık sizindir,” dediğinde “Nasıl?” diye fısıldadım.
Bu kadar basit şeyler için ödüllendirilmeye gerek yok. “Yönetim sizi yeni yetkili olarak seçti, artık her şeyi istediğiniz gibi düzenleyebilirsiniz,”
“Sınıflar, önce onları kaldırmalıyız. Herkesin eşit olduğunu ve herkesin aynı haklara sahip olduğunu insanların bilmesi gerekli,” diyorum hızla. Diğerleri beni onaylarmışçasına başlarını sallıyor.
“Gayet haklı,” diyerek söze giriyor. “Ve de her yer sadece tek bir düzenle tekrardan dizayn edilecek,” diyor Nancy.
“Artık yetki sizde,” Gene söyleniyor. Baştan alınmasına üzülmemiş gibi bir tavrı var. Bana yaklaşıyor tekrardan. Sağ kulağıma yanaştığında fısıldıyor: “Benim evim senindir,” sonra gülümseyerek elimi ellerine yerleştiriyor. “Bu oraya girmen için lazım olacak,” elimin içine altın sarısı bir anahtar koyuyor.
“İyi ama,” diyerek söyleniyorum. “Kart gerekli değil mi?”
“Hayır, hayır bunun için kartı iptal ettirdim. O benim adımaydı ve sen ben değilsin,” tekrardan gülümsüyor. İki asker geliyor. En üst rütbede yer alanlarından.
“Artık gitme vakti,” diyor elinde güçlü silah bulunan asker. Gene yüzüme bakınca anlıyorum infaz edileceğini.
“Her şey benim yüzümden oldu,” diyerek mırıldanıyor.
“Bırakın onu,” bağırmam tüm kolonide yankılanıyor. Askerler hiç durmuyor. Onlara doğru yürüyorum. “Bırakın onu,” O sırada Emily kolumdan sıkıca tutuyor. “Ben bu gece birini öldürmeye söz verdim Crash,”
“Emily böyle olmaz,” diyerek yalvarıyorum ona. “Devamında ne olacağını bilmiyordun sen,”
Gülümsüyor, “Hayır, biliyordum.” diyerek ekliyor. “Hepsini bıraktığın yerde okudum Crash ve sende o gece birini öldürmeye yemin etmiştin. Bunu annen için göze almıştın, Gene’i öldürecektin.”
“Ben,” diyerek fısıldıyorum. Gene’i çoktan yargı salonunun yanında yer alan infaz bölgesine götürdüler.
“Onu sadece yazdım Emily, sadece bir yazıydı.”
“Sen sözünde durmadın Crash ama ben bu gece birini öldüreceğim.” **
Sessizce Emily’nin yanından ayrıldım. Ona öfke doluydum, yaptığı şeye tahammül edemiyordum. Gene’in yanına geldiğimde yüzünde acı bir tebessüm belirdi.
“Beni affet amca,” dediğimde gözleri hızla büyüdü. Yaklaşık beş yıldır ona amca demiyordum. Babamın küçük ve zengin kardeşi olması ve onu öldürme iznini vermesi beni ondan soğutmuştu.
“Her şeyi ben yaptım Crash, sen beni affet.” Küçük bir bebeğin uykulu hali gibi hızla omzuma başını koydu. “Sana hak ettiğin amcalığı yapamadığım için beni affet, anneni öldürdüğüm için babanı öldürdüğüm için affet.”
Onun emir kulu olduğunu biliyordum. Kolonide hiç kimse akraba olduğumuzu bilmiyordu.
“Emma biliyor,” diyerek fısıldadı. “Ona bakmayı ihmal etme, senden başka kimsesi yok.
“İçeriye geç,” diye bağırıyor asker. “Sana layık bir amca olamadığım için beni affet,” dedi bir kez daha. İnfaz salonunun kapısı açıldı. Öylece oturdu amcam. Tam arkamda asılı duran saate baktım. “00.01”
“Son sözleriniz nedir eski Bakan?” diyerek sordu elindeki silahıyla.
“Beni affet,” oldu dudaklarının arasından çıkan kelime. Sonra güçlü bir tebessüm.
Kapı sıkıca kapandı. Dışarıya açılan bölme geri sayımla açıldı. Öylece kendini teslim etti Gene. Yüzündeki gülümsemesi hiç kaybolmamıştı.
Yüzümü arka tarafa hızla çevirdim. Onun son halini böyle hatırlamak bana acıdan başka bir şey vermezdi. *
Bana verdiği anahtarı kapının yanında duran yuvasına yerleştirdim. Öylece açıldı. İçeriye girdiğimde tam karşımda, yatağın üzerinde asılı duran fotoğrafı gördüm. Annem ve babamın kolları arasında küçük bir çocuk var. Fotoğrafa hızla yaklaştığımda hemen yanı başında bir not yazılıydı.
“O bebek sensin,”
Sehpaların üzerine bir bir sıralanmış çerçeveleri gördüğümde onları elime alıp incelemeye başladım. Babamın küçük kardeşiyle fotoğrafı, annemin ve babamın daha önce hiç görmediğim resimleri…
“Emrinizdeyim efendim,” dedi bir ses. Çıkardığı robotik seslerden onun Kass olduğunu anlamam çok sürmedi.
“Işıkları kapat,” dedim sıcaklıkla. “en sevdiği müziği aç,
Gene’in.”
“Müzik açılıyor,”
Şarkının açılmasından hemen önce karşımdaki boşluğa bakan koltuğun üzerine oturdum. Daha sonra Lp’nin en sevdiğim müziği tüm boşlukta yankılandı.
“Amcanız bu şarkıyı çok seviyordu, bulmak zor olmadı.” dedi Kass.
Onun amcam olduğunu bilen üçüncü biri daha vardı artık. *
Boşlukta süzülüşlerini hatırlıyorum, son gülümsemelerini. İntikamlarının alındığını söylemek gelmiyor içimden. Emily’nin yaptığı hatayı nasıl affedeceğim bilmiyorum. Koloninin en yüksek rütbelisi o. Belki de affedilmeyi istemiyordur.
“Crash içeride misin?” dedi kapının arka tarafındaki mikrofondan. “Bak üzgün olduğunu biliyorum ama o cezasını çekmek zorundaydı.”
“Her şeyin cezası ölüm değil Emily” diyerek bağırdım. Beni kapının ardından duyması zor olsa da susmuştu. “Ama yazdıkların,” diyerek fısıldadı. Ayağı kalkıp hızla kapıyı açtım. İçeriye girmesini söyledikten sonra kapıyı kapattım ardından mikrofonları.
“Yazdıklarımı beğenmediğini sanıyordum Emily, benim yazdıklarımın bu kolonide basılmayacağını söylemiştin. Onları dikkate almamıştın.”
Derin bir nefes alıp verdikten sonra geçip oturdu. “Sen burada değilken yazdıklarını kelimesi kelimesine okudum. İnan bana senin yazarken düşünmediğin şeyleri bile ben okurken düşündüm. Annenin ve babanın öldüğü gün seni benim yanıma getirdiklerinde, ayakta kalışına şaşırmıştım. Ama sen güçlüydün çünkü o gece birini öldüreceğine söz vermiştin. Yapacağın şeye odaklanmıştın ama yapamadın. Gene’in odasına kadar girdin.”
Gene’in odasına girdiğimden kimseye bahsetmemiştim. Yazdıklarıma eklediğimi hatırlamıyorum. Düşünmek için duraksadığımda Emily gözlerime bakıyordu.
“Her şeyi Gene anlattı,” diyor masumca. “Onunla oturup konuştum. Bana her şeyi anlattı. Odalara çıktığımız günün gecesinde Gene’i öldürmek için odasına girdiğini ve bildiği halde hiçbir yetkiliye bundan bahsetmemesini bana anlattı.”
Onu dinlemekle yetindim sadece. Verebileceğim hiçbir cevabım yoktu. Bir müddet sonra fısıldadım istemsizce. “Evet, onu öldürecektim. Evet, ben o gece birini öldüreceğime söz vermiştim. Ama çocuktum. On dört yaşındaydım ve bazı şeylerin doğru olup olmadığına karar veremiyordum.”
“Bahane aramayı bırak Crash,” dedi. Onun bu kadar acımasız olan sesine aldırmayarak:
“O benim amcamdı,” diyerek cevap verdim. Gözlerinin hızla büyümesiyle renkleri daha belirgin oldu.
“Bu, bu doğru mu?” diyerek mırıldandı.
“Evet,” dedim. “Ailemi öldüren, ailemizden biriydi. Ve ben onu o gece öldürmeye yemin etmiştim. Tıpkı Cellie’nin kız kardeşi Emily’i öldürdüğü gibi.”
Gözleri hızla daha da büyüdü. “Bu yazmıyordu,” diyerek fısıldadı. “Çünkü ben onu öldürdükten sonra yazacaktım: Gene’i.”
“Neden böyle düşündün?” diyerek gözlerimin içine baktı. İçindeki merak yeni yeni uyansa da yazdıklarımı dikkatle okumadığı belliydi.
“Çünkü, Emily Cellie’nin tek yakının ölmesine sebep oldu: Annesinin.”
Sadece beni dinliyordu Emily. Oturduğu yerden doğrularak yanıma yaklaştı. “Özür diliyorum, her şey için.” Sıkıca sarıldı bana. İlk başta ona sarılmayı istemedim. Sonradan sıkıca sarıldım ona. Kapının ardında tanıdık bir sesi duyduktan sonra sarılmayı bıraktım. Erişim kilidini kaldırdıktan sonra karşımda tanıdığım yüzler belirdi: Had, Nancy, Collin, Anasti, Danny, Globe, Kansas, Lily, Cellie.
“İnsanlara artık bir şey söylemeliyiz,” dedi Nancy. Sonra birlikte odamın içine doğru yürüdük. Elime aldığım mikrofonun düğmesini açtım.
“Herkes beni dinlesin,” dedim. “Bütün Koloni halkı Diriliş’in toplanma bölgesinde buluşsun.”
Yaklaşık on dakika sonra herkes toplanma bölgesinde buluşmuştu.
“Herkes beni dinlesin,” dedim. “Bütün Koloni artık istediğini yapmakta serbesttir, sınıflar kaldırılmıştır, herkesin her şey üzerinde eşit hakları vardır, kimse artık infaz edilmeyecek, okullarda hiçbir çocuğa ayrım yapılmayacak,”
“Herkes eşittir,” diyerek bağırdı Globe. Arkasından Emily, sonra Kansas, sonra Nancy ve daha sonra tüm salon.
“Kuralları daha açık hale getirmesi için Emily’i kürsüye davet ediyorum,”
Bana gülümseyerek yaklaştı Emily. Elindeki beş yüz maddelik yeni yasayı okumak için boğazını temizledi.
“Bir: Kimse eski sınıfından dolayı aşağılanmayacak, bunun cezası iki yüz elli bin yuldan ve beş yıl hapis olarak değişiyor.
İki: Hiçbir çocuğun ölümüne göz yumulmayacak, bunun cezası infaz.
Üç: Su boruları bütün eski sınıfların koridorundan geçerek herkesin evine, odasına eşit verilecek.
Dört: Gereksiz yere isyan çıkarmak, gereksiz yere şiddete başvurma suçlarının cezası on yıl ile yirmi beş yıl arasında değişiyor.
Beş: Hiçbir kadın cinayeti affedilmeyecek ve bu cinayetten sorumlu olanlar infaz edilecektir.”
Emily beş yüz maddelik yeni hakları okurken odama geçtim. Gözlerimi kapattığım anda sıfır sınıfı aklıma geldi. Hızla koridorun sonuna doğru koştum. Kansas’a çarpınca “Neler oluyor?” diyerek bağırdı.
“Emily,” dedim. Arkamdan onun sesi geldi.
“Sen maddeleri okumuyor muydun?” Kürsüde duran Nancy’i işaret etti. “Beş yüz maddeyi okumak için yeterli güce sahip değilim,” diyerek gülümsedi.
2051
Diriliş Kolonisi
Mutluluk paylaştıkça güzeldir Bugün Emily ile benim, Kansas ile Murph’in düğünü var. Üzerimdeki heyecan ilk günkü gibi devam ediyor. Takım elbisemi giydikten sonra Emily’nin odasına doğru yürümeye başladım. Kapının yanına geldiğimde:
“Hazır mısın?” diyerek fısıldadım. “Evet,” diyerek söylendi Emily. “Gelinlik biraz sıktı,” Kapının açılmasıyla karşımda öylece duran Emily’i gördüm. Üzerinde beyaz upuzun bir gelinlik vardı. Saçlarını topuz yapmıştı.
“Nasıl olmuş?” diyerek sordu Nancy. “Her ikisini de düğünlerine ben hazırladım,” Her ikisi deyince Kansas aklıma geldi. Tam odanın köşesinde oturmuş yüzündeki fazla boyayı siliyordu.
“Sana bu kadar makyaj beni maymun gibi gösterir demedim mi?” diyerek Nancy’e bağırıyordu. İki dakika sonra odaya Murph girdi. Hayatımızı paylaştığımız yoldaşlarımızı kolumuza alıp nikah salonuna doğru yürüdük. Koloninin bütün koridorları süslenmişti. Salona girdiğimizde büyük bir müzik bize eşlik etti. Sonra konfetiler üzerimizde patladı. Nikah masasına oturduğumuzda yetkili kişinin artık bizi birer yoldaş olarak ilan etmesini bekliyorduk.
“Siz Bayan Emily, Bay Crash’i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?”
“Evet,” diyerek bağırdı Emily.
İtİraf
“Onu ben öldürdüm,” dedi soğuk bir tavırla. Yüzünde hiç pişmanlık belirtisi yoktu. Yanında oturan Bayan Virigina’nın gözleri büyüdü. “Ne diyorsun sen?” Yıllar önce küçük bir kızı karanlığa mahkum bırakan babası gibi kahkaha attı Cetelin.
“Ben Samanthayım,” dedi kahkasına devam ederken. Babasının onu mahkum ettiği o karanlık yerde yanında kimsesi yoktu.
“O benim annemi öldürdü,” Bayan Virigina hızla yerinden kalktı.
“Kendinden utanmalısın,” dedi “Sen kendi kardeşini öldürdün!”
Cetelin ağlamaya başladı. Aklını kaçırmış gibiydi.
“Ben onu öldürmeye, annemin öldüğü gün yemin etmiştim,”