Emily'nin İtirafı
Beyaz binalardan birine yerleşmiştim. Sekiz katlı lüks dairelerdi. Her katta iki daire yer alıyordu. Aylar önce dünyaya gönderilen ekip bu binaya yerleşmişti. Kapım tıklanınca uzandığım yerden doğruldum.
"Gelebilir miyim?" Emily başındaki tacı çıkarmış, üzerindeki kıyafetleri sıradan kıyafetlerle değiştirmişti. Anlaşılan lider görünümü pek hoşuna gitmemişti.
"Gel," elimle içeriye davet ederken yüzüme gülümsedi. "Nasıl, alışabildin mi?"
"Buraya daha önce gelmeyi isterdim. Tabi bazı olayları yaşamadan."
Sıkıca sarıldı omuzlarıma. "Ne oldu?" diye sorduğumda "Collin," diyerek fısıldadı.
O neredeyse aklımdan çıkmıştı. "Onun burada olmasını çok isterdim," dediğimde yanaklarından süzülen
gözyaşlarını fark ettim. "Neler oluyor?"
"Bunu daha önce söylemeliydim, biliyorum." derince bir nefes alıyor. "Hadrol gemiye ilk girdiğinde onun Komuta merkezine gideceğini biliyordum." Onu dikkatle dinlerken içimdeki kıpırdanmalar çoğalıyordu. "Collin'i oraya ben yolladım. Onu öldüren Hadrol."
Bunu az çok tahmin ediyordum. Bedenim titremeye başladığında "Neden bunu daha önce söylemedin?"
"Onu öldüreceğinizden korktum. Ailemden geriye kalan tek kişi o. Kimsem kalmadı."
"Ben varım," diye fısıldadım. Sıkıca sarıldı tekrardan.
II. Kitap Final Kısmı
Yağmaya başlayan yağmurun altında yüzümü serince okşuyordu rüzgar.
“Ben hazırım,” dedi gülerek. Arkamı hızla döndüğümde üzerindeki kabarık gelinliği fark ettim. Hemen yanı başında Kansas duruyordu.
“Daha fazla bekletmeyelim gelenleri. Sonuçta tüm halk sizi bekliyor.”
Koluma girdiğinde düğün için hazırlanan salona doğru yürüdük. Çalan müzikler, patlayan konfetiler ve etrafta gezinen bütün çocuklar düğüne ayrı bir hava katıyordu.
“Evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
“Evet,” diye bağırdık aynı anda. Yüzüne baktığımda yarım kalmışlığın tamamlandığını hissediyordum.
Kansas şahitlik masasından kalkıp dışarıya çıktı hızla. Arkasından ben çıktım. Bir köşeye geçmiş öylece ağlıyordu.
“Yapma böyle,” diyerek kapının yanında duran şemsiyeyi aldım. “Bugün mutlu olmalısın.”
“Yapamıyorum Crash, onsuz yaşamak çok zor geliyor.” Onu ellerinden tutarak kaldırdım. “Dayanmak zorundasın, o senin böyle üzülmeni hiç istemezdi.”
“Evet, istemezdi.” Emily arkamdan gelmişti ve ona bakarak söyleniyordu.
“Yanında ben varım Kansas, bugün ağlamak yok.” Ona sıkıca sarılmak için yaklaştı. Başını Kansas’ın omzuna koyduğunda çaktırmadan ağlıyordu. İçeriye tekrar geçtiğimizde Kansas tam ortamızdaydı. Globe, Nancy, Anasti, Hed, Lily, Danny ve Cellie etrafımızı sardı.
El ele tutuşuyoruz. Hiçbir zaman ayrılmamak için tam karşımızdaki kameraya gülümsüyoruz, hiç ağlamayacakmış gibi...
Bu anı ölümsüzleştirmek için hepimiz çıkan fotoğraftan birer tane alıyoruz.
Hadrol
Uzun saçları rüzgarda eserken üzerindeki kıyafeti bütün parlaklığını koruyordu. Bindiği siyah motorunun alçak koltuğunda otururken yüzünde derin bir gülümseme vardı. Evin terasında durduğumu gördüğünde gülümsedi.
“Hadi kimse seni görmeden git,” dedi Emily. Hadrol saçlarını geriye atarak onu kendine doğru çekti. “Seni seviyorum kardeşim.” Emily gözündeki yaşı aldırmayarak sıkı sıkı sarıldı ona.
“Ona iyi bak,” Hadrol kardeşi için tedirgin bir şekilde söyleniyordu.
“Her zaman,”
El sallayarak motorunun üzerindeki sisteme parmağını okuttu. “Güle güle, Emily.”
Motorundan yanan altın sarısı ve beyaz ışıklarla hızla ilerledi Hadrol. Arkasından koyu gri tozlar yükseldiğinde Emily ağlıyordu.
“Üzülme,” diyerek fısıldadım. “Onu her zaman
görebiliriz, sonuçta nereye gittiğini biliyoruz.”
Başını bana çevirdi tebessümle. “Veda etmek zor işte , nereye gideceğini bilsem bile ayrılmak zor.”