Aralık
2048-Pazartesi
Boşluğa Doğru Başucumdaki alarmın çalmasıyla gözlerimi araladım. Karşımda asılı duran kırmızı gül posterine gülümsedim. Saat altı çeyrek. Yataktan ayaklarımı çıkararak soğuk metale değdirdim. “Ilık bir duş çok iyi giderdi” içimden geçirdiğim tek şey şu an buydu. Su bizim sınıfımızdaki insanlara kısıtlı olarak veriliyordu. 8-12 aralığında açılıyordu sadece. “Sekize kadar gitmiş olacağım!” diyerek geçirdim içimden. Üzerimdeki tişörtü çıkardığımda kapının erişime açıldığını fark ettim. Tişörtümü üzerime geçirmeye fırsat bulamadan Jan girdi içeriye. “Özür dilerim,” diyerek arkasını döndü. “Sorun değil,” dedim gülümseyerek. Ellerinin üzerinde kartondan bir koli vardı. Onu yere koyarak “Kapının önünde bekleyeceğim,” dedi. “Unutmadan su erişime açık, bugün tam gün olarak kilidi açıldı.” diyerek gülümsedi. Beklediğim bir şeydi bu. Kimse uyanmadan duşa girerek, Jan’in bana getirdiği kutuyu açtım. İçerisinde tam takım Elevano takımı (Koloni dışına çıkan kişilerin giydiği bir çeşit kıyafet) ve birkaç parça yedek kıyafet vardı. Elevano takımını üzerime giydikten sonra Jan’i içeriye çağırdım. Bana kıyafetin ne durumlarda giyileceğini ve üzerindeki kontrol ayarlarını nasıl yapacağımı anlattı. Her bir şeyi dikkatle dinledikten sonra fırlatma rampasına doğru yürümeye başladık. Koloninin en üst katına çıkarak asansöre bindik. Daha önce koloninin görmediğim kısımlarını keşfetmiştim. Kocaman bir gül ağacının ortada olduğunu gördüm. Cam bir fanusun içindeydi. “Orası koloninin peyzaj bölümü.” diyerek mırıldandı Jan. Bu bölümün varlığından haberdar olan tek sınıf A ve B sınıfıydı. Gülü görünce Emily aklıma geldi.
“Ona ne diyeceksiniz? Benim yokluğumu mutlaka fark edecektir.” Jan önce gözleriyle yüzümü inceledi.
“Merak etme, Gene bir şeyler bulacaktır. Yapman gereken işine odaklan.” En üst kata ulaştığımızda ben ve yanımdakilere iletişim için birer bileklik takıldı. Araçta, dışarıda kısacası gideceğimiz her yerde bizi duyabileceklerdi. Araca hızla bindirildik. Jan hepimizin kemerlerini bağladıktan sonra rampanın dışına çıkmak için yürümeye başladı. “Geri gelemezsem Emily’e onu çok sevdiğimi söyle” Kafasını eğerek gözlerini kırptı.
“İyi şanslar çocuklar!” diyerek aracın kapısını sıkıca kapattı. İndiğimizde aracın kapısını nasıl açacağımızı biliyorduk. Bunların hepsi sadece bir saatte bize anlatılmıştı.
“Emily,” diyerek fısıldadı Anasti, “Onun gelmesi gerekiyordu.” Sorgulayıcı gözlerle bana baktı. O sırada Globe alaylı bir söyleyişle geveledi: “Crash bir centilmenlik yapmış Anasti.”
Gemide bulunanlar arasında belki de en gereksiz kişi Globe olabilirdi. Teknik bilgilere sahip olduğu için Dünya’ya ikinci gidişiydi. Ona öfkeyle baktım. “Çok konuşma Globe,” Tam o anda fırlatma rampasının dışına çıkan Jan’in sesi duyuldu kapının tam yanındaki hoparlörden.
“Fırlatmaya on saniye çocuklar. Son kez kemerlerinizi kontrol edin.” Jan’in bizi oraya göndermek istemediği sesinden anlaşılıyordu. Bizden ya da benden çok daha heyecanlıydı.
“10, 9, 8, 7, 6, 5, 4,”
“Hazır olun çocuklar”
“3, 2, 1”
Büyük bir sarsılmayla roketlerin ateşlendiğini hissedebiliyordum. Yediğim her şeyi anında çıkaracak güçte sallanmaya başladık. Kocaman boşluktan süzülerek yalnızlığa doğru ilerliyorduk.
“Bu görevi almak istemediğimi söylemiştim!” diyerek bağırdı Lily. Bağırırken midesindeki her şeyi etrafa püskürtmeye başlamıştı.
“Kendini tutamaz mıydın?” bağırıyordu Globe sadece. Onunla aynı ortamda bulunmayı istemezmiş gibi tekrardan bağırdı. “Seni iğrenç!” Gemi sarsılmaya devam ederken başımı geriye doğru yasladım. O anda geminin ani bir hareketiyle kafamı ensemde bulunan soğuk metale hızla çarptım. Ellerim boşlukta süzülürken gözlerim kararmaya başladı. Kendimi karanlığa teslim etmeden önce Kansas’ın “Crash” diye bağırmasını hatırlıyorum.
* Uyan,” ses çok uzaktan geliyor. Ya da ben öyle algılıyorum. “Uyan,” diyerek fısıldıyor bir kez daha. Gözlerimi hafif bir serzenişle açıyorum. Tam karşımda Kansas’ın esmer yüzü duruyor. “Kansas,” diyerek fısıldıyorum bir kez. Hafifçe doğruluyorum. İlk başta beynimi sulanmış hissediyorum. Yalpalıyorum. Gözlerimi araladığımda kahverengi çöl beliriyor tam karşımda. Her yer kahverengi. “İnmemiz gereken yer burası değildi” diyerek haykırıyor Lily. O sırada Kansas elindeki bir şişe suyu bana doğru uzatıyor. “Neden bu çölün ortasına indirildik?” Herkes gözlerini bana çeviriyor. Sahneye çıkmış gibi ünlü hissediyorum bir anlığına. Hayallere dalıp giderken Collin’in sesi her şeyi yarım bırakıyor.
“Dışarısı en az elli derece,” ellerini terlemiş siyah saçlarının arasından geçirirken: “Gemiye gelin!” diyor. Büyük metalin içine girdiğimde içerinin yavaş yavaş dışarıya ayak uydurduğunu fark edebiliyorum.
“Galiba,” diyerek tam gözlerimin içine bakıyor Kansas. “Ay’ın kaybolması sonucu Dünya dengede değil.”
“Ne demek oluyor bu?” Anasti hiç takmaz bir tavırla söyleniyor. “Anlaşılan ‘Gezegenler’ dersini iyi dinlememişsin.” İstemsiz bir gülümsemeyle söyleniyor Kansas.
“Bu şu demek oluyor arkadaşlar, gönderileceğimiz yer Ay kaybolmadan önceki hesaplamalar. Fırlatma aracı yörüngeye sabit değil. Aslında bunu şöyle açalım: Dünya sabit bir eksende olmadığı için farklı bir yerdeyiz.
“Gene bunları düşünmüştür” diyerek fısıldıyor Hed. “Tam yirmi üç yıldır ağaçlandırma yapmak için D sınıfından on kişi bu boşluğa gönderiliyor. Eksen hesaplamalarında bu kadar basit bir hatayı yapabileceklerini sanmıyorum.”
Onlar konuşurken elimdeki bilekliğe bakıyorum. “Açık değil!” diyerek söyleniyorum. Kırmızı tuşun üzerine basılı tutarak “Jan” içimdeki umutla mırıldanıyorum. Bileklikten bozulmuş radyo gibi ses dalgaları yükseliyor. Sesleri umursamadan kırmızı tuşa tekrar basıyorum. “Jan, beni duyabiliyor musun?” Ses yok. Başımdan aşağı ter damlaları yağmur gibi akmaya başlıyor.
“Boşuna nefesini tüketme,” diyerek geminin cam kenarına uzanıyor Globe. “Burada uzun soluklu konuşmamaya ve iki dakikadan fazla yürümemeye alışsanız iyi olur. Dünya’nın dönüş hızının artması yer çekimini etkiliyor. Bu Ay’ın yokluğundan kaynaklanıyor. ‘Gezegenler’ dersini senden daha iyi dinledim Kansas.” Bir anlığına uzandığı yerden doğrularak üzerindeki Elevano takımını çıkarıyor. Daha sonra yanında duran kolilerden sıfır kollu bir tişört çıkararak üzerine geçiriyor.
Geminin arka tarafındaki yatak bölgesine geçiyorum. Globe’nin dediği gibi adım atmak gerçekten zorlaşmaya başlıyor.
“Yer çekimine savaş açmak hiç iyi bir fikir değil.” diyerek gülümsüyor Cellie. Çoktan yatağını seçmiş