Genç bir kadın kışın şehre yanaştığını soğuğuyla belli eden rüzgardan korunmak için montunun fermuarını çenesine kadar çekti. Soğuktan kızarmış elinde taşıdığı valizi uzun bir yolculuğa çıktığının göstergesiydi.
Vardığı tren istasyonunda kısa süreli duraksadı ve küçük bir haritaya göz attı. Ederria'nın her şehrinden geçen bu dev tren istasyonunda yol bulmak oldukça zordu. Lakin yer yön konusunda iyi olduğundan çok da önemli değildi bu, genç kadın için.
Küçük adımlarla ilerledi ve içi boş daire şeklindeki istasyonun tam ortasındaki koltuklardan birine oturdu. Birkaç saati vardı treninin gelmesine ve bu süre zarfında cebine sıkıştırdığı el kitabını çıkarıp yeniliklere göz attı.
Kendisi uzun zamandır yüzü açık şekilde başkalarının karşısına çıkmamış Yuda Cadbib'di. İster istemez huzursuz hissettiğinden etrafına bakınmaktan alıkoyamıyordu kendisini.
Derin bir nefes alıp dünyanın genelinde olan değişikliklere göz attı. Medeniyetten uzun süredir uzak kalmıştı ama oluşan keskin değişiklikler oldukça şaşırtıcıydı. Askere başladığında yalnızca beş farklı gezegenle iletişim kurabilirmişlerdi ama şimdi bu sayı yüzden fazlaydı.
Hevesle keşfedilen gezegenleri incelemeye başladı. Kültür farklılıkları çok büyüktü gezegenler arasında. Özellikle de tanrı inancı, anladığı kadarıyla diğer gezegenlerde yaşayan halk vasıfsız denebilecek tanrılar yaratmışlardı. Genel olarak ya hiç görülmemiş ya cansız ya da kendi kendine bile bakmayan varlıklar tanrıydı. Ve bu kesinlikle ilginçti. Bu dünyada yaşayan herkes yedi tanrıya inanırdı ama tanrı bilinci diğer gezegenlerle bir değildi. Zira tanrı yaratma gücüne sahip değildi, öldürme veya diriltme gücü gibi kimsede olmayan has yeteneklere sahiplerdi. Elbette bu yetenekleri kullanmalarının kuralları vardı ve halk onlara tapmak yerine itaat ederdi. Tarih boyunca hiçbir tanrıdan zarar gelmemiş, aksine hep yararları dokunmuştu.
Elbette bu demek değildi ki dokunmayacaktı ama tanrı olmaları kimsenin onlara baş kaldırmayacağın anlamına gelmezdi. Hem neredeyse yüz yıldır kendi aralarında yaptıkları bir anlaşma sonucu savaşmama yemini vermişlerdi. Kimse bunun sebebini tam olarak bilmese de herhangi bir tanrı gücünü zarar vermek için kullanırsa lanetlenecek ve tüm soyuyla birlikte ölecekti.
Cadbib yüzüne düşen kısa, siyah saçlarını eliyle geriye taradı ve etrafına bakındı. O anda içine garip bir his dolmuştu. Sanki biri onu izliyormuş gibi bir histi.
Yeniden başını indirip kitaba bakındı ama kendisini izleyeni bulmaya çalışıyordu. Lakin o kadar kalabalıktı ki istasyon, değil izleyeni bulmak sesleri bile ayırmak mümkün olmuyordu.
Elini telefonuna atıp en başta duran numaraya bastı. Mesaj kısmına girerken kafasını telefona siper ederek kimsenin görememesini sağlamıştı.
"İzleniyor olabilirim." Diye yazıp gönderdi. Mesaj attığı kişi Şaya Muri'ydi.
Telefonu sakin sakin kapatıp cebine soktu ve elindeki kitabı okumaya döndü. O treni bekleyedursun uzun boyuna yakışan bir palto giymiş adam girdiği kafenin cam kenarındaki masalarından birine oturdu ve kafasındaki, yağmur damlaları ile ıslanmış gibi görünen, fötr şapkasını çıkarıp masaya bıraktı. Önüne rengarenk bir menü bırakan garson kadın önce adamın ıslak üstüne başına baktı ardından da dışarı. Ederria'ya kış yaklaşıyor olmasına rağmen parlayan Güneş ve sıcak hava vardı bu yüzden adamın ıslanmış olmasa şaşırmıştı ama ses çıkarmadan diğer masalara döndü.
Genç adam gözlerini pencereden dışarı çevirdi ve on kat aşağıda, daire şeklindeki meydanda oturmuş kadına baktı. Elinin tersi ile alnına dökülen kısa saçlarını gareth işini ve elindeki kitabı okuyuşunu izledi. Lakin ilk oturduğu ana oranda daha gergin görünüyordu genç kadın. İzlendiğini anlamış olmalıydı.
Kafenin kapısı açılınca içeri giren kadına baktı hemen sonra nokta kadınla göz göze geldiklerinde bir baş Selami almış ve yeniden, bankta oturan Cadbib'e dönmüştü. Kafeden içeri giren kadın genç adamı masasına oturduğu ve elindeki ıslanmış dosyayı masaya bıraktı. Islak uzun saçlarını bileğindeki tokayla topladı ve adamın baktığı yöne baktı.
" Onu da almamız konusunda kararlı mısın? "Diye sordu adam, yeşil gözlerini kısarak nokta genç kadın önce başını salladı ve ardından gözündeki gözlükleri çıkarıp silmeye başladı.
"Başarısız olmamız durumunda onu kullanabiliriz. Yeterince kırmızıyla karanlıkta kendine yol açabilir. Elbette biz bu durumda ölmüş olacağız. "
Cadbib trenin geldiğine dair anonsu duyunca oturduğu yerden kalkıp kitabı cebine sıkıştırdı. Valizini alırken gözlerini etrafta gezdirdi kendisini izleyeni bulabilmek için.
Duyularını olabildiğince açık bırakırken bir kadının kendisine dönük gözlerini hissetmişti o an. Derin bir nefes aldı ve o gözlerin olduğu yönü kestirmeye çalıştı. Arkasında kalmış binadan geldiğini fark ettiğinde başını kaldırıp pencereleri baktığı sıra kadın bunu fark etmiş ve gözlerini önüne konulmuş kahveye çevirmişti.
Cadbib gözlerin olduğu noktayı bulabilmek için etrafa bakınırken o, anlık duyuyu kaybettiğinde sinirlendiğini hissetti. Valizini aldı ve trene doğru giderken telefonunu çıkarıp kendisini hala cevap vermemiş Muri'ydi aradı. Büyük bir suç işleyerek gözden düşmüş olabilirdi ama ailesini de gözden çıkarmaları kabul edeceği bir şey değildi. Sonuç olarak kendi kimliği deşifre olursa zarar yalnızca kendisine değil tüm soyuna verilecekti. Böyle bir durumda, izlenebileceği niye mesaj atmış olmasına rağmen, görmezden gelmeleri olacak şey değildi.
Telefonu kulağına dayadı lakin Muri cevap vermemişti. Pes etmedi, böyle bir durumda pes etmek seçenek olamazdı.
Trene binene kadar üst üste arama yaptı ve sonunda Muri'nin sesini duydu.
"Cadbib..." Diye söze gireceği sıra Muri, sözünü kesti.
"Beni izleyen bir kadın vardı, bundan eminim. Kimliğim deşifre..." Daha sözünü bitiremeden Muri bu sefer araya girip devamını söylemesine engel oldu.
"Böyle konuşmaya devam edersen çevrendekilere kendini açık edeceksin Cadbib. Kimliğin deşifre olmadı, onlar tanrılar tarafından gönderilen elçiler." Dedi Muri, bir an ne diyeceğini bilemeyerek. Bunca işin içinde bir de bununla ilgileniyor olması bir yana o kişilerin elçi mi asker mi olduklarını da bilmiyordu.
"Elçi? Neyin elçisi?" Diye sordu Cadbib koltuğuna otururken. Muri'nin sıkkın bir nefes verdiğini hissetmişti. Ayrıca her zamankinden farklı ses tonunu da fark etmişti. Bir sorun mu vardı bilmiyordu, savaşı kaybetmiş olduklarını düşünmüyordu. Zira iske ve İnfe'nin olduğu hiçbir savaş kaybedilmezdi.
Öyleyse sorun bu elçilerdi.
"Tehlike yok Cadbib, evine git ve iyice dinlenip güç topla. Yakında anlayacaksın." Dedi Muri ve telefonu kapattıktan sonra 'ben de anlayacağım' diye mırıldandı. Lakin Cadbib elbette bunu duymamıştı.
Genç kadın Muri'nin söyledikleriyle rahatlamış ama aynı zamanda da içine korku düşmüştü. Telefonu cebine koydu ve Muri'nin neden bu kadar gergin olduğunu düşündü. Savaşı kaybetmiş olmak asla seçenek olmadığından onu hemen eklemişti. Aslında el kitabından internet denen şeyle ilgili bir şeyler görmüştü ama nasıl kullanacağını bilemediğinden araştırma yapamıyordu. Anladığı kadarıyla haberlerden önce internet yayınlıyordu her şeyi.
Derin bir nefes aldı. Ayrıca Muri iyice dinlen ve güç topla derken neyi kastetmişti. Askerliği bittiği halde böyle bir şey söylemesi garipti.
****
Yaşlı bir kadın bükük belini doğrulttu ve elindeki bastonu yere sabitleyerek şehrin kalabalık sokaklarında gezdirdi gözlerini. Üstündeki kirli kıyafetleri ve aynı şekilde bedeni sokakta yaşadığını haykırıyor gibiydi. Yorgun argın derin bir nefes verip ceketini bulaşmış tozu silkeledi.
Bütün bu görüntünün tam aksine, dişleri olmayan ağzının kıvrık kenarı ve yeşili parlak gözleri şeytana ait gibiydi. Lakin masum yüzündeki şeytani dalgaları görebilmek kör olmanın işiydi.
Yaşlı kadın bastonunu öne attı ve sokakların kalabalıklığı arasında yüzmeye başladı. Yeşili parlak gözleri sokağın sonundaki nöbetçi askerlerin aracındaydı. Uzun sürse de o araca varacaktı.
Siyah camların içeriyi gizlediği aracın yanına varınca kirli ellerini kaldırıp camı tıklattı. Cam yavaş yavaş inerken dişsiz ağzını şapırdatmıştı.
"Buyurun hanımefendi." Dedi aracın içindeki maskeli asker. Yaşlı kadın yüzüne küçük bir gülümseme yerleştirince boş diş etleri görünmüştü.
"Evladım, tren istasyonuna gideceğim de..." Diye başladı söze, çekingen bir tavırla. 'ama nereden gideceğimi bilmiyorum." Açıklaması da hemen sonra gelmişti.
Asker ince dönüp yanındaki askere baktı ve hemen sonra yaşlı kadına döndü.
"Biz sizi bırakalım isterseniz." Dedi, yaşlı kadının tek başına gitmesine gönlü el vermezken.
Yaşlı kadın başını iki yana salladı ve elindeki bastonu sıktı. Zar zor ayakta duruyor gibi bir hali vardı.
"Yok evladım, sizi işinizden etmeyeyim. Söyle bana ben giderim kendim." Diye itiraz etti lakin itirazı kendisini götürmeleri için baskıdan farklı değildi.
Aracın arka kapısı açıldı hemen.
"Yok, siz merak etmeyin. Yakın buraya, iki dakika gider geliriz." Dedi asker ve araçtan inip yaşlı kadının koluna girerek araca binmesine yardım etti.
Daha yaşlı kadının yanına gider gitmez midesinin kalkmasına sebep olan iğrenç bir koku alınca belli etmemek için elinden geleni yapmıştı. Araca bindiklerinde o koku bir büyü gibi her yana dağıldı lakin askerler, yaşlı kadın utanmasın diye hiçbir tepki vermeyip yola çıktı.
Bu yaşlı kadının adımları geleceğe yıkımlar getirecek dev bir fırtınanın başlangıcıydı da kimsenin henüz bundan haberi yoktu.