Kendime geldiğimde sadece iki dakika baygın kalmış gibi hissediyordum ve çok yorgundum. Yumuşak bir yatakta olduğumu anlamam biraz uzun sürdü. Gözlerimi açtım. Yoksa açmadım mı? Göz kapaklarımı açıp kapattım. Belkide bunu yapmıyorumdur. Sadece yaptığımı hayal ediyorumdur. Çünkü şu an hiçbir şey göremiyorum. Yoksa yine o saçma rüyayı mı görüyorum. Diye düşündüm. Lanet olsun! Yataktan kalktım. Hareket edebiliyor ve yürüyebiliyordum. Ayrıca bedenimin heryerinde acı vardı. Yani hislerim de yerindeydi. Ve nedenini bilmediğim bir uyuşukluk... Yani rüyada değilim. Karanlıkta hiçbir şey göremeden yürümeye başladım. Temkinli adımlar atıyordum ve ellerimi önüme siper etmiştim. Duvarı bulana kadar yürüdüm. Neyseki hiçbir şeye çarpmamıştım. Ellerimi duvarda gezdirmeye başladım. Yan yan yürüyordum. Yana doğru yürüdükçe bir tür boya kokusu almaya başladım. Koku gittikçe artıyordu. Ellerim ahşap bir kapı bulunca koku oldukça artmıştı. Burnumdan değil ağzımdan nefes almaya başladım. Aslında normalde bu kadar rahatsız olmam böyle kokulardan. Ama vicudum aldığı yaralardan dolayı çok zayıf düştü ve şu an beş duyu organım da çok hassas durumdalar.
Ellerim kapının kolunu aradı. Yuvarlak ve pürüssüz tokmağı hissedince tuttum ve çevirdim. Kapı aralanınca içeriyi beyaz bir ışık doldurdu. Yani kör olmamıştım. Bu iyi. Kapıyı yavaşça araladım ve köşeden tamamen beyaza boyanmış koridora baktım. Yer yer konulmuş bitkiler olmasa koridorun duvarlarını ve yeri birbirinden ayırmak imkansız. Hatta tavanı.
Kapıyı açık bıraktım ve odanın ışıklarını yaktım. Bu yerde tüylerimi diken diken eden bir hava vardı. Bu bilmediğim his birkaç saattir sesiz kalma hakkını kullanan içsesimi konuşturmayı başardı. Ve iç sesim pekde olumlu konuşmuyordu. Üstümdeki kıçımı zor kapatan mavi beyaz çizgili hasta elbisesine baktım. En azından minikde olsa mavi bir şortu vardı. Bacaklarımdaki yaralar sarılmıştı. Hasta elbisesinin altında sert bir şey hissettim ve elbisemi kaldırıp ne olduğuna baktım. Sağ ayakbileğimde ve göğüs kafesimde bedenime yapışmış ve bedenimin şeklini almış bir tür demir iskelet vardı. Göğüs kafesimdeki iskelet boynuma kadar uzanıyordu. Muhtemelen kırıklar için. Başım da sarılmıştı ve karnım...
Ve kendimi gayet iyi hissediyordum.
Arkamdan kapı açılınca dönüp kimin geldiğine baktım. Farkında olmadan yumruklarımı kaldırmıştım. İçeri giren hemşire kocaman açılmış gözlerle bana bakıyordu. Eli havada kalmıştı.
-Sizin ayakta ne işiniz var? Dedi telaşla. Yanıma geldi ve beni kolumdan tutup yatağa doğru yürütmeye başladı. Kolumu çekerek onun elinden kurtardım.
-Benim gitmem gerekiyor.
-Ama siz yaralısınız!
-Bunun için endişelenecak zamanım yok. Bana elbiselerimi ver yeter. Birde şu iskeleti çıkar üstümden.
-Ama...
-Aması falan yok. Beni kızdırmada dediğimi yap.
-Peki. Dedi ve odadaki dolaptan elbiselerimi çıkarıp bana verdi.
-Şimdi arkanızı dönün. İskeleti çıkaracağım.
Arkama döndüm ve kadın iskeleti çıkardı. Acımadı desem yalan olur. Ama öyle dayanılamayacak gibi de değildi.
Kadını odadan kovdum ve elbiselerimi giydim. Tıpkı benim elbiselerim gibiydiler ama bunlar yeniydi. Kadının elbiselerimi çıkardığı dolabı açtım ve içinden eski elbiselerimi aldım. Ceplerini kontrol ettim. Biraz para ve bir zarftan başka bir şey yoktu. Babamın mektubu... Bunu tamamen unutmuşum! Merakıma yenildim ve yatağa oturup mektubu açtım. Öyle tahmin ettiğim gibi garip bişey olmadı. Normal yazı işte.
Mina'm;
Benim ölümümden kendini suçluyor olman beni çok üzdü tatlım. Biliyorum. Önce halini hatrını sormalıydım ama kalbinde taşıdığın bu yük çok fazla. Her zaman her şeyi kendin yapıp tüm suçu kendin üstleniyorsun tatlım. Belki farkında değilsin ama kalbin bunu kaldıramayabilir. Kendine yaptığın kötülüğün farkında bile değilsin. Ölmek benim tercihimdi. Senin suçun yok. Ben böyle olmasını istedim. Her koyun kendi bacağından asılır.
Neyse, bu kadar dram yeter. Duyduğum kadarıyla okula başlamışsın ve aynı gün okulu bırakmışsın. Yaramaz kızım benim. Annen ve anneannene selamımı söyle. Anneni çok sevdiğimi de. Ha aklıma gelmişken, tatlım burda bazı haberler alıyorum. Annen ve anneannen tehlikedeler. Başlarında büyük bir bela var. Birileri onlara zarar vermek istiyor ve bunu yapabilmek için senin onlardan uzaklaşmanı bekliyorlar. Sakın onları yalnız bırakma. Burda büyük bir telaş var. Sanırım kötü bir şey olacak. Birsürü kişiye ölecek akrabalarının haberi geldi. Çok fazla ölüm olacak. Gerekenden fazla. Bir an kıyamet kopacak yada dünyaya dev bir meteor çarpacak sandım. Ama bu öyle bir şey değil. Bir savaş olacak galiba. Belkide üçüncü dünya savaşı olacak. Bilmiyorum. Kendinize dikkat edin. Ailen sana emanet. Onlara sahip çık.
Bir de senin hakkında birşeyler duyuyorum. İçinde büyük bir enerji varmış. Bu savaşı engelleyebilecek bir enerji. Bunu yapabilirsin. Korktuğunu biliyorum. Üstesinden gelemeyeceğinden korkuyorsun. Ama ben sana inanıyorum. Sen yaparsın. Senin yüce bir kalbin var. Belki kötü biri olduğunu düşünüyor olabilirsin ama sen bu dünyada gördüğüm en iyi insansın. Kırılgan olmayabilirsin ama iyi birisin. Kendine inan. Her şey yoluna girecektir.
Seni çok seviyorum. Kendine iyi bak.
Sevgilerle baban.
Nefes almayı unutmuştum. Babam ailemin tehlikede olduğunu söylüyordu. Onları yalnız bırakmamamı... Ama ben onları çoktan yalnız bırakmıştım bile.
Odadan çıktım ve beyaz koridorda yürümeye başladım. Çıkış yolunu ararken koridorun sonunda bir asansör gördüm. Gidip asansörün düğmesine bastım. Birkaç saniye sonra açıldı ve bindim. Zemin katın düğmesine bastım.
Asansörden inince odama gelen hemşirenin hastanenin çıkışında bir adamla konuştugunu gördüm.
-Onun gitmesine izin vermeyin. Diyordu. Adım kadar eminimki bu kadın benden bahsediyor. Hemşire adamın yanından ayrıldı. Burdan gizlice kaçbilirdim ama bununla uğraşacak zamanım yok. Hemen Robert'a ulaşmalıyım. Eğer babamın duydukları doğruysa annem ve anneannem çoktan ölmüşler. Umalımda babam yanlış duymuş olsun.
Kapıya gelince adam önüme geçti. Ona tek kaşımı kaldırarak baktım.
-Üzgünüm bayan ama buradan gitmenize izin veremem. Dedi kalın sesiyle. Adam benim iki katımdı resmen.
-Neden?
-Bana seni kapıdan geçirmemem söylendi.
-Bende seni dinleyeceğim öyle mi?
Adam eğildi ve yüzünü benimkinin önüne indirdi.
-Hemen git odana ve doktor sana ne diyorsa onu yap ufaklı. Dedi tehtitkar bir ses tonuyla ve isaret parmağıyla omzumu dürttü. Ellerimi yumruk yaptım ve onun omzumu dürten parmağını ittim. Adam tekrar dikleşti. Vicudum etrafına tehtit frekansları yaymaya başlamıştı.
-Git odana küçük kız. Senin burda kalman gerek. Merak etme birazdan gelip seni alırlar.
Adamın yanından geçmeye çalıştım. Adam omzumdan tutup beni durdurunca omzumu tutan elinin bileğini kavradım ve tüm güçümle çekerek adamı yere devirdim. Dar tişortüm yaptığım hareketle yukarı kalkmıştı. Tişörtümü düzelttim ve bana şaşkın şaşkın bakan insanlara aldırmadan hastaneden ayrıldım. Acilen Robert'a ulaşmam gerekiyordu. Ailemin vaziyetini öğrenmem... Bulduğum ilk telefon kulübesine daldım ve içine bir ceyreklik atıp numarayı çevirdim.
-Evet.
-Robert. Benim Red.
-Nerdesin sen?
-Sınırdaki bir kasabadayım.
-Ucağınız düşmüş? Sen iyi misin?
-Evet iyiyim.
-Red uçak neden düştü?
-Ölümsüzler... Onlar Kyl'ın peşine düştüler. Uçakta çatışma çıktı. Ve uçak düştü. Ölümsüzler Kyl'ı aldılar.
-Ölümsüzler neden Kyl'ın peşine düştüler ki?
-Bilmiyorum. Ama Almeda onun gelecekte yapacağı bir hata yüzünden dedi.
-Almeda mı?
-Evet. Gerçek ölümsüz komutan.
-Tamam. Ben birkaç adamla seni almaya geliyorum. Orda kal.
-Tamam. Dedim ve telefonu kapattım. Şimdi yapmam gereken beklemekti. Bu herşeyden daha zor.
Bekleyebileceğim bir kafeye gittim. Boş bir masaya oturdum ve koyu bir kahve aldım. Belki bu beni kendime getirebilir. Zira üzerimde nedenini bilmediğim bir uyuşukluk var.
Kahvemi içerken masama biri oturdu. Almeda.
Karşımda oturan Almeda'ya birkaç saniye öylece baktım. Burada ne işi vardı ki? Neden peşimi bırakmıyordu bu salak? Onu görmezden gelmeye karar verdim ve kahvemden bir yudum aldım. O da bana dik dik bakmaya başladı. Bir dakika... Sadece bir dakika dayanabildim. Ve o bir dakikada sinirden kafayı yiyecektim az daha. Elimdeki fincanı öfkeyle masaya bıraktım.
-Ne istiyorsun? Dedim öfke saçan gözlerle ona bakarak. O da sinirli görünüyordu.
-Kyl nerede?
-Dalga mı geçiyorsun? Dedim tek kaşımı kaldırarak. Ama Almeda gayet ciddi görünüyordu. Öfkeli bir boğa gibi burnundan soludu.
-Oo... Sen ciddisin. Kyl kaçtı mı? Dedim gülerek. Almeda yumruğunu masaya vurarak ayağa kaltı. Ben de masanın üstündeki çatalı alıp ayağa kalktım. Kafedeki herkes susmuş bizi izliyorlardı.
-Nerde o! Dedi fısıldar gibi. Beni açıkça tehtit ediyordu.
-Bilmem. Dedim ve masaya geri oturdum. Almeda kolumdan tuttu ve beni ayağa kaldırdı. Onun kolumu tutan kaya gibi sert bilegini tuttum.
-Bırak. Dedim resmen tıslayarak. Almeda gözlerini kıstı.
-Bu durum şakaya alınacak bir şey değil. Ya onun yerini söylersin yada ölürsün.
-Kyl en son sizin yanınızdaydı. Gerisini bilmiyorum.
-Yalan söyleme. Gelip onu bizim elimizden alan sen değil miydin. Hemde ışınlanarak. Gözlerimizin ömünde.
-Sen neden bahsediyorsun? Dedim ve kolumu çekmeye çalıştım. Ama bırakmadı. Kırklı yaşlarda bir adam yanımıza geldi.
-Bu adam sizi rahatsız mı ediyor bayan? Dedi.
-Hayır. Biz sadece tartışıyoruz. Merak etmeyin. Birazdan barışırız.
-Peki. Dedi ve Almeda'ya ölümcül bakışlar atarak yanımızdan ayrıldı.
-Son kez söylüyorum. Nerde o? Ya cevap verirsin yada burdaki herkesi öldürürüm.
Beynimi yokladım. Hayır, kesinlikle onu kaçırmadım. Hem o yaralarla bunu nasıl yapabilirdim ki?
-Almeda yemin ediyorum bilmiyorum. Ayrıca onu ben kaçırmadım. Ben az daha ölüyordum. Nasıl ışınklanmamı bekliyorsun. Ayrıca sadece beş metre uzağa ışınlanabiliyorum. Onu sizden bu şekilde kaçırmam imkansız.
-Seni gördüm. Hepimiz gördük.
-Gördünüz mü? Dedim yüzümü buruşturarak. Bu imkansız. Onu ben kaçırmadım.
-Ya gerçekten doğruyu söylüyorsun yada yalan söylerken de kalbini kontrol edebiliyorsun.
-Ya yemin ederim ben yapmadım.
-Peki kim yaptı! Diye gürledi yüzüme. O kadar korkunçtu ki bir köşeye oturup ağlayacaktım az daha.
-Ben nerden bileyim.
-Sana neden inanayım? Dedi öfkeyle. Almeda bu işe bu kadar sinirlendiğine göre durum ciddi.
-Bana inanıp inanmaman umurumda değil. Ben kaçırmadım onu diyorum o kadar.
Almeda beni çekiştirerek kafeden çıkardı.
-Almeda bırak! Sana ben kaçırmadım diyorum. Dedim dişlerimin arasından. Almeda beni kendine çevirdi.
-Tamam. İnandım.
-O zaman benden ne istiyorsun salak herif?
-Seni burdan götürüyorum. Dedi ve beni tekrar çekiştirmeye başladı.
-Almeda!
Bir Porsche marka siyah 911 Carrera Gts'nin yanına götürdü beni. Aracın kapısını açtı ve beni aracın içine fırlattı. Ardından yanıma oturdu. Az önce sıktığı bileğimi ovdum. Sonra ona alev saçan gözlerle baktım.
-Benden ne istiyorsun?
Araç harekete geçti. Ve Almeda bana cevap vermedi. Bi salakların elinden kurtulmam lazımdı. Robert buraya gelecek ve ailem... Umarım durumları iyidir.
Işınlanarak kaçmaya çalıştım ama güçlerimi kullanamıyordum. Bu aracı büyülemiş olmalılar.
-Almeda!
-Su an sesindeki ton sinirlerimi bozuyor.
-Evet biraz sakinleş. Dedi aracı süren ölümsüz.
-Ben sakin falan olamam. Benim eve dönmem gerekiyor ve siz bana engel oluyorsunuz.
Benim bir an önce ailemin yanına gitmem gerekiyordu. Telefonda Robert'a sormaya gücüm yetmemişti. Duyacağım şey beni korkutuyordu.
-Minik kız evini mi özlemiş. Dedi aracı süren lekeli. Ona aldırış etmedim ve Almeda'ya baktım.
-Almeda lütfen. Bu şakaya alınacak bir konu değil. Ölüm kalım meselesi.
-Benim meselem de öyle.
-Ama senin benimle işin yok. Kyl'ın yerini bilmiyorum.
-Seninle işim olmadığını nerden çıkardın? Dedi ve bundan sonra ona söylediğim herşeyi duymazdan geldi. Sonunda pes ettim ve sessizce gideceğimiz yeri bekledim. Acaba bu adamlar benden ne istiyorlardı?
Saatlerce yolculuk yaptık ve ben kafamdaki soru işaretlerine kendi içimden düşünerek cevap bulmaya çalışıyordum. Ailemi ne kadar düşünmemeye çalışsam o kadar kafama takılıyorlardı. Babam onları bana emanet etmişti. Ama onlara sahip çıkamadım. O mektubu okumayı sonraya bırakmasaydım...
-Uçak kazasının üstünden kaç gün geçti? Dedim. Umarım Almeda bu sorumu da yanıtsız bırakmaz. Yoksa çok fena olur.
-Neden?
-Merak ettim.
-yedi gün.
Gözlerim kocaman açıldı. Bu kadar fazka uyumuş olamazdım. Birkaç kırık yüzünden bu kadar baygın kalmış olmam imkansız.
-Dalga geçmeyi kes Almeda.
Almeda sessiz kaldı. Ona bakınca şaka yapan birine göre oldukça ciddi durduğunu far ettim.
-Ne yani? Sen ciddi misin?
-Neden bu kadar şaşırdın anlamadım.
-Sadece birkaç kırık yüzümden bu kadar uyumam ben.
-Kırıklar yüzünden değil zaten. Bacağına saplanan bıçağın zehirliymiş.
Alnıma avucumun içiyle şaplak attım. Artık zaten azıcık olan umudum tamamen tükenmişti. Ailem çoktan ölmüş olmalı. Sırtımı yumuşak ve konforlu koltuğa yasladım. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
-Of! Dedim. İçimdeki sıkıtıyı giderir sanmıştım ama hiçbir işe yaramadı.
-Ne oldu şimdi? Konuşmaya tekrar başlayınca bir daha susmaz bu kadın diye düşünmüştüm. Dedi arabayı süren Ölümsüz. Gözlerimi açtım ve dikiz aynasından ona ters ters baktım. Salak işte.
-Bir sorun mu var? Bu kadar baygın kalmak egonu sarsmadı herhalde.
-Beni nereye götürüyorsunuz?
-Göreceksin. Dedi Almeda. Ve sustum. Konuşmak istemiyordum. Acıyan kalbimi ne kadar adam etmeye çalışsam da yapamadım. Canım çok yanıyordu. Herşeyimi kaybetmiştim. Ailemi, tek arkadaşımı(sonra anlatırım), okulumu...
Of, zaten fazla birşeye de sahip değildim. Ama onlar da gittiler işte. Hayatımda ilk kez kendimi ağlamamak için tutuyordum. İlk kez ağlamak istiyordum ama bu salakların yanında ağlamayı düşünmüyorum.
Birkaç dakika sonra araç durdu ve lekeli araçtan çıktı. Ama Almeda oturmaya devam ediyordu. Onunla gözgöze gelince sırıttı. Bakışlarımı ondan kaçırdım ve pencereden dışarı baktım. Karşımda bir duvardan başka bir şey göremiyordum.
-Nereye geldiğimizi sormayacak mısın? Dedi Almeda. Tekrar ona baktım.
-Hayır. Dedim ve tekrar pencereden dışarı baktım.
-Ya sandığım kadar meraklı değilsin yada bir planın var.
-Bir planım yok.
-Bir sorun mu var?
-Bir sorun mu olması gerekiyor?
-Bilmem. Sen söyle. Birdenbire bayılacak duruma gelen sensin. Ayrıca gözlerin kızarmış. Yoksa ağlayacak mısın?
Almeda konuştukça sinirleniyordum. Bu son söylediği beni çileden çıkardı. Ona öfkeyle baktım. Lanet olsun! Gözlerim dolmuştu.
-Kes konuşmayı. Zaten hepsi sizin yüzünüzden. Ne olurdu uçktan inince Kyl'ı götürseydiniz! O zaman ne ben bunları yaşardım ne de siz. Hepsi senin yüzünden. Dedim ve omzuna bir yumruk attım. Almeda ne olduğunu anlamamış gibi bakıyordu bana. Gerçi nasıl anlasın ki? Bir suikastçinin ailesi için gözyaşı dökeceği kimin aklına gelebilir.
Evet. Yanlış duymadınız. Birkaç gözyaşımı tutamadım ve gittiler işte.
-Eğer bana ne olduğunu söylersen...
-Ne yaparsın? Hiçbir şey. Hiçbir şey yapamazsın Almeda. Ölüleri geri getiremezsin. Bunu kimse yapamaz.
-Ölü mü? Kim öldü ki?
-Bir önemi kaldı mı? Dedim gözyaşlarımı silerken. Ama ben sildikçe yenileri geliyordu. Almeda hiç beklemediğim bir şey yaptı. Bana sarıldı. Birkaç saniye işin şokunda bekledim. Sonra Almeda saçlarımı okşamaya başladı.
-Kaybın için üzgünüm. Dedi. Gergin bedenim gevşedi. Ben gevşeyince almeda daha sıkı sarıldı. Biliyorum bunun için bana bir tekme atmak istiyorsunuz ki inanın ben de istiyorum ama nedense kendimi iyi hissettim. Almeda'nın bende onu koklama isteği uyandıran kokusu her yanımı sarmıştı. Kaslı bedeni benimkini hapsetmişti. Akmak isteyen göz yaşlarımı tuttum. Ağlamak istemiyordum. Kaslı göğsünün üstünde duran elimle nazikçe onu geri ittim. Almeda gözlerimin içine baktı.
-İyi misin?
-Evet.
-Kim öldü? Ve bunu senin baygın kaldığın süreyle ne ilgisi var?
-Artık bir önemi yok. Dedim ve onun kollarının arasından sıyrıldım. Sırtımı koltuğa yasladım ve gözlerimi kapattım.
-Gideceğimiz yere ne kadar kaldı?
-Yolumuz uzun. Dedi. Lekeli arabaya tekrar bindi ve aracı çalıştırdı. Kaliteli arabanın motor sesi bile hoş. Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama gözlerim kapalı bekledikçe canım iyice sıkılıyordu. Annemin yüzü gözümün önümden gitmiyordu. Anneannemin bana gülümsemesi... Onları bir daha göremeyecek olmak canımı yakıyordu. Her sabah krep kokusuyla uyanamayacak olmam, annemin boş zamanlarında onunla herşeyi birbirine karıştırıp yeni bir yemek tarifi bulamayacak olmam, anneannemin her öğlen eve gelip benimle ilgilenemesi, beni garip arkadaşlarıyla tanıştırması, bana her zaman ve herkese kaşı sahip çıkması...
Onları bir daha göremeyeceğim. Babam hayal kırıklığına uğramıştır. Acaba şu an ne yapıyorlar?
İçime titrek bir nefes çektim. Daha fazla düşünmek istemiyordum. Bu yüzden kendime uyku büyüsü yaptım. Ve derin bir uykuya daldım.