Üzüntüden nefes almakta zorlanan bu kadına baktım. Dıştan bakılınca belli olmasada içinden ağlıyordu. Kendine bir uyku büyüsü yaptı ve uyudu. Garip bir kadındı. Bilmiyorum. Belkide ben eski kafalıydım. Ama Red benim tanıdığım hiçbir kadına benzemiyordu. Bana bağırdığında işte içindeki deli dedim. Sonra bana yumruk attı. Oldukça sert bir yumruk. Ağladığını fark ettim. Ama kimin için. Bir Snake ne için ağlardı ki? Onun ağladığını görmek beni rahatsız etmişti. Neden yaptım bilmiyorum ama ona sarıldım. Bunu yaptığıma o an şaşırdım. O da en az benim kadar şaşkındı. Ellerim bir anda onun saçlarına gitmişti. O an ne düşünüyordum bilmiyorum. Yumuşak bedeni gevşeyince ona daha sıkı sarıldım. Kendimi durduramıyordum.
Omzumda ağırlık hissedince başı omzuma düşmüş kadına baktım. Uyuyordu. Bu kadın gerçekten var mıydı? Bu dünyada bu kadar güzel bir varlığın olduğuna inanmak güç. Ama önemli olan bu değildi. Önemli olan Kyl'dı. Onu acilen bulmamız gerekiyordu. Lucy'nin uyanmasına izin vermeyeceğim. Ama bu kadının bu işte ne rolü var merak etmiyor değilim. Kral onu getirmemizi söyleyince bir terslik olduğunu anladım. Ona Kyl'ı neden kaçırdığını sorunca yüzündeki ifadeyi unutamıyorum. Sinirden köpürüyordu az daha. Adamı gerçekten o kaçırmamıştı. Peki kim...? Onu gördüm. Kyl'ı alırken gördüm. Oydu. Eminim. Kafam karıştı doğrusu. Bu dünyada şekil değiştirebilen tek bir varlık var. Ama o olamaz. İmkansız. Onlar dünyadan sürüleli çok oldu.
-Sizce kral bu kadını neden istemiş olabilir efendim? Dedi Eli beni düşüncelerimden kopararak.
-Bilmiyorum.
-Bu kadında bir şey var.
-Ne demeye çalışıyorsun?
-Onda garip bir enerji var. Bunu siz de hissediyor musunuz?
-Evet.
-Acaba tanrıçayı uyandıracak diğer kiş o mu?
-Olabilir.
-Bunu istemiyormuş gibi duruyorsun. Dedi.
-Ne demeye çalışıyorsun Eli?
-Hadi ama Almeda. Seninle altı asırdır dostuz ve seni senden daha iyi tanıyorum. Bu kadın hoşuna gitti değil mi?
-Çok konuşma da aracı sürmeye devam et.
-Bunda kızacak bir şey yok. Hatta bunun için mutlu olmalısın. Artık ben bile kalbin olmadığını düşünmeye başlamıştım.
-Kalbe ne gerek var? İstediğim kadını istediğim zaman elde edebiliyorum. Hayat böyle daha güzel.
-Bu doğru ama her kadını değil. O seni geri cevirir.
-Emin misin? Hiçbir kadın beni geri çeviremez.
-Öyle diyorsan...
Dedi ve birkaç dakika konuşmadı. Bense omzuma başını koymuş kadına baktım. Çok güzeldi.
-Almeda.
-Ne?
-Sen hiç aşık oldun mu?
-Hayır.
-Anladım.
-Ne demeye çalışıyorsun? Neyi anladın?
-Aşka neden karşı olduğunu. Nasıl bir şey olduğunu bilmiyorsun.
-Hayır biliyorum. Gereksiz bir şey.
-Sana şu kadarını söyleyeyim, sevdiğin kadınla birlikte olmak sevmediğin biriyle birlikte olmaktan çok daha farklı.
-Farkı neymiş?
-Ona dokunmayı hiç denedin mi? Dedi. Bir daha konuşmadık. Yol boyunca tek kelime etmedik. Beş saatlik yolculuğun ardından sonunda DemonCity'nin girişine gelmiştik. Eli aracı durdurdu ve araçtan indi. Ben de başı omzumda duran kadına baktım.
-Red. Uyan artık. Dedim. Ama tepki vermedi. Derin bir iç cektim ve omzunu dürttüm. Elim onun omzuna temas eder etmez uyandı ve ona dokunan elimi tutup diğer eliyle yakamdan tuttu.
-Hey, sakin ol. Benim, Almeda. Dedim sırıtarak. Kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum. Minik parmakları yakamı bıraktı.
-Pardon.
-Hadi. Geldik. Dedim ve arabadan çıktım. Birkaç saniye sonra o da çıktı. Karşısındaki manzarayı görünce gözleri kocaman oldu. Ağzı açık kalmıştı. Onun bu hali komikti. Sonunda ağzını kapatmayı akıl etti.
-Buası DamonCity mi?
-Evet.
-Süper.
MİNA
Karşımdaki manzara inanılmazdı. Bir anlığına herşeyi unuttum. Burası geçmişten fırlamış gibiydi. Kendimi yüzyıl geriye yolculuk yapmış gibi hissediyordum. Bir adım ileri attım ve bu inanılmaz yere baktım.
-Süper.
-Biliyorum.
-Ama, nasıl? DemonCity'nin modern hayata geçmeyi kabul etmediğini duymuştum ama bu kadarını beklemezdim.
Almeda'nın sıcak ve sert eli bileğimi tutup kaldırdı.
-Rahatınızı bozmak istemem ama seni bağlamalıyım.
-Derken?
-Seni bu şekilde halkın arasına sokacağımızı sanmıyorsun herhalde?
-Aslında sanıyordum. Halka zarar verebileceğimi düşünmüyorsunuz herhalde? Dedim tek kaşımı kaldırarak.
-Bilemem.
-Cidden! Buna inanamıyorum. Dedim ve kolumu sertçe çekerek Almeda'nın elinden kurtardım. Sonra bileklerimi birleştirip öne uzattım.
Almeda tasmaya benzeyen ama siyah renkli bir maddeden yapılan bir şey çıkarıp boynuma yaklaştırdı. Bir an gerildim ama ses çıkarmadan tasmayı boynuma takmasını bekledim. Sıcak parmakları boynuma sürtünüyordu. Nedense bu beni rahatsız etmedi. Hoşuma gitti desem de yalan olur. Ama bu durum Almeda'nın oldukça hoşuna gitmişe benziyordu. Bunu hissedebiliyordum. Almeda'nın nesi vardı böyle?
Tasma küçük bir klik sesi çıkararak boynumun şeklini alınca sanki bütün emerjim bedenimden çekildi. Dev bir iğne bir şakağımdan girip diğerinden çıktı sanki. Nefesim kesildi. Gözlerim karardı. Düşmemek için Almeda'ya tutundum.
-Bu da neydi? Dedim. Nefes nefese kalmıştım.
-Bu kelepçe boynunda olduğu sürece güçlerini kullanamayacaksın ve dövüşemeyecek kadar güçsüz olacaksın. Ne kadar güçlerini kullanmaya çalışırsan kelepçe sana o kadar zarar verir. Bunu düşünerek hareket et.
-Buna gerek varmı gerçekten? Hem neden boynum, neden bileğim değil?
-Sizin güçlerinizin kaynağı kalbiniz. Kelepçeyi kalbine olan en yakın yere taktım. Merkeze ne kadar yakın olursa o kadar kurtulunamaz olur.
-Almeda gidelim artık. Geç kalacağız. Dedi lekeli. Birlikte yürümeye başladık. Her iki erkek iki yanımdaydı. Ellerimi cebime koydum. Kendimi inanılmaz bitkin hissediyordum. Ama belli etmedim. Beni burda gezen ve etrafı izletyen bir turist gibi hayal edebilirsiniz. İşte o tipte yürüyordum.
Bir tür çarşının içinden geçiyorduk. Burası insanlarla doluydu. Bizi görenler kenara çekilip Almeda'ya selam veriyor ve bana meraklı bir bakış atıp işlerine devam ediyorlardı. Kısa bir yürüyüşün ardından dev bir şatonun önüne geldik. O kada yorgundumki bu inanılmaz şato umrumda bile değildi. Birlikte şatoya girdik. Labirent gibi koridorlardan geçip dev bir kapının önünde beklemeye başladık. O an lekelinin yanımızda olmadığını fark ettim. Derin bir nefes aldım. Artık ayakta duracak halim kalmamıştı. Dengemi kaybettim ve tökezledim. Almeda beni belimden yakaldı.
-Dikkat et. Dedi. Dengemi sağlayıp onun kollarından çıktım.
-Cidden mi? Bu şey nedir ya? Tüm enerjimi tüketti. Bence bunu halk için bana takmadınız.
-Onlar için taktık.
-Onlar? Bu onlardan kastının halk olmadığına eminim. Halktan kimse insan değildi. Kendilerini savunabilecekerine eminim.
-Bu kadar çok düşünme. İçeride herşeyi öğreneceksin.
-Harika! Dedim abartılı bir ses tonuyla. Karşımızdaki dev kapı açılınca ikimizde sustuk. İçerde yaşayacaklarımı merak ediyordum. Gelecekte beni nelerin beklediğini... Almeda içeri doğru yürümeye başlayınca ben de peşimden gittim. Dev bir taht odasındaydık. Odanın sonunda ihtişamlı beyaz tahtında oturmuş kral Demon vardı. Tahtın birkaç metre uzağında durduk. Almeda krala selam verdi. Bense eğilmeyi göze alamadım. Yere çakılmaya pek niyetim yoktu.
-Efendim. Sukastçi Red. Dedi Almeda. Kral bana sakallarını sıvazlayarak baktı. İlk insanlardan olmasına rağmen oldukça genç duruyordu. En fazla 35 yaşında gibi.
-Açıkcası karşımda gördüğüm kadın beni oldukça şaşırttı. Dedi gülümseyerek. Almeda gidip kralın sağında durdu. Harika! Aynı şeyi düşünüyorduk. Çünkü ben yosun tutmuş bir adam bekliyordum. İlk insan olmak kolay değildir. Adam çürümüştür diye düşünmüştüm. Ama bunu ona söylemeyeceğim.
-Neden şaşırdınız? Dedim. Ne kadar bayılmak üzere olsamda dıştan bunu belli etmiyordum.
-Almeda sizin yaptıklarınızı anlatınca hepimizin aklında iri bir kadın belirmişti. Ama karşımdaki kadın minyon.
-Silahı büyüklüğüne göre güç sıralamasına koyma demişler.
-Çok doğru.
-Bu saçma konuşmayı atlayıp beni neden buraya getirttiğinizi söyler misiniz?
-Laflarına dikkat et yılan. Kralla konuştuğunun farkına var. Dedi yanımda duran bir lekeli. Ona kaşlarımı çatarak baktım. Sonra tekrar krala döndüm.
-Bakın. Size saygıszlık etmek istemem. Ama sizin bu birkaç gündür yaptıklarınız suçtan başka bir şey değil. Önce bize nedensiz saldırdınız ve hiç suçu olmayan bir yoladşımın ölümüne neden oldunuz. Hepimizi ölümün eşiğine getirdiniz ve kendi aranızda belirlediğiniz bir suçtan bir yoladşımı kaçırdınız. Üstelik yoldaşım daha bu suçu işlememiş bile. Şimdi de beni buraya zorla getirdiniz. Sizin adaletli ve iyi kalpli olduğunuzu duymuştum. Ne yazıkki her söylenti doğru çıkmıyor. Dedim. Yanımdaki adam öfkeyle elini omzuma koydu. Kral durması için elini kaldırdı. Lekeli elini omzumdan çekince ona yumruk atmamak için kendimi zor tuttum. Hoş bu enerjiyle nasıl yapacaksam.
-Bu yaptıklarımızın geçerli bir nedeni var tabiki.
-Bilinmeyen bir neden nedenden sayılmaz.
-Kullandığınız kelimeler yaşınızdan daha olgun. Ama inanın bu neden sayılmayan nedenleri duyunca bize hak vereceksiniz.
-Söyleyin o zaman.
-Seni bu yüzden buraya çagırdım zaten. Kaçak yoldaşınız çok büyük bir suç işlemek için kaçtı.
-Nasıl bir suç bu?
-Lucy'yi uyandırmaya çalışıyor. Dedi. Kral bu söylediğine tepki vermemi bekler gibi baktı bana. Bağırıp çağırmamı ve Kyl'ı bulmamız gerektiğini söylememi bekler gibiydi.
-Ama bunun neresi suçki? Yani onu uyandırmanın? Dedim. Kral kaşlarını çattı ve öfkeyle ayağa kalktı.
-Ne demek neresi suç? Lucy gibi bir şeytanı uyandırmaya çalışıyor bu adam. Diye gürledi. Tüylerim diken diken olmuştu.
-Ama tanrıça iyi biri? Ona şeytan diyemezsiniz. Dedim savunmaya geçerek.
-Dalga mı geçiyorsun? Dedi kral şaşkınlıkla.
-Biz okula başladığımız günden beri onun ne kadar merhametli ve iyi biri olduğuyla ilgili dersler alıyoruz. O bizim önderimiz. Ona laf getirtmem.
-Buna inanamıyorum. Bu yüzden hiçbir suikastçi onun uyandırılmasına karşı çıkmadı. Dedi kralın solundaki ölümsüz. Kral yerine geri oturdu. Bense anlamaya başladığım gerçekle hızlanan kalbimi sakinleştirdim. Az daha...
-Ne yani tanrıça iyi değil mi?
-O bir şeytan. Dedi Almeda.
-Size neden inanayım? Dedim birden. Kendi aralarında konuşan adamların hepsi bana baktı.
-Ne? Dedi Almeda.
-Size niye güveneyim? Tanrıçanın iyi biri olmadığını nasıl kanıtlayabilirsiniz?
-Söyler misin, biz neden iyi bir varlığın sonsuz bir uykuya mahkum kalmasına göz yumalım?
-Bilemem. Belkide asıl şeytanlar sizlersinizdir. Dedim. Ölümsüzler bana ölümcül bakışlar atıyorlardı.
-Eğer biz kötü olsaydık dünyayı çoktan yok etmiştik. Buraya bak. Ölümsüzlerden dev bir ordum var. Yenilmez bir ordu. Kimse bu orduyu yenemez. Eğer bir şeytan olsaydım şu an tanıyıp tanımadığın herkes ölmüştü. Tüm ailen. Hatta bunu yapmak için orduma gerek bile yok. Almeda yeter. Dedi kral. Zaten tüm ailem ölü diye geçirdim içimden.
-Hadi ama Red. Biz iyi adamlarız. Yalan söylemiyoruz. Bunu hissedebildiğini sanıyordum.
-Ben sadece bu söylediklerinize inanamıyorum! Yapmak üzere olduğum şey... Ama neyseki yarı yolda bu büyük hatadan döndük. Artık endişelenmenize gerek yok. Kyl onu tek başına uyandıramaz. Ben olmadan yapamaz.
-İkinci kişi... O kadın sen misin?
-Evet. Neyseki beni buraya getirdiniz. Kyl onu yalnız uyandıramaz.
-Hayır. Uyandırabilir. Dedi kral. Tekrar sakalını sıvazlamaya başladı.
-Nasıl? Dedim. Gücüm iyice tükenmişti. Dizlerimin bağı çözüldü. Düşmek üzereydim ki biri beni kolumdan tutup düşmemi engelledi. Almeda. Neyseki şu süper hızı var.
-Efendim. Şimdi ne yapacağız? Dedi yanımdaki lekeli.
Kral ile gözlerimiz kesişti.
-Eğer tanrıça gerçekten söylediğiniz gibi kötüyse onun uyanmasını engellemeliyiz. Gerekirse bunun için canımdan vazgeçerim. Bu benim için sorun olmaz efendim. Dedim. Ve emin olun bundan gayet emindim. Dünyanın güvenliği böyle sağlanacaksa ben bu bedeli ödemeye hazırım. Hem belki bu fedakarlığım tanrının beni sevmesini sağlayabilir. Belki beni affedip cennetine girmeme izin verebilir. Ailemin yanına gitmeme...
-Sen yüce yürekli bir kadınsın. Ama ikinizin de yapmaması gereken şeyi zaten yapmaya hazırsın. Sizin ölmemeniz gerkiyor. Eğer biriniz ölürse Lucy gözlerini açar.
-Nasıl yani? Bu nasıl olacak ki?
-Sizin aranızda gerçekten çok güçlü bir bağ var. Birinizin ölmesi bağın kopması demek. Ve eğer bağ koparsa güç kontrolden çıkar. Sen bir suikastçisin. Bunu bizden daha iyi biliyorsun.
-Suikastçiler bu yüzden var zaten. Biz infazlarda gücü kontrol altına alamayacaksak onu yok ediyoruz. Bunu başarmak biraz güç ama yeterince eğitimliysek gücü kolaylıkla yok edebiliriz.
-Bu eşsiz yeteneğinizden haberim var. Ama gücün... Sen ve yoldaşının gücü diğerleri gibi değil. Çok fazla. Kurucunuz bile onu yok edebilecek güce sahip değil.
Tüylerim tekrar diken diken oldu. Kurucumuzun bile başa çıkamayacağı bir güç... Bu nasıl... Bu gücü hayal bile edemiyorum.