Uyanış

1975 Kelimeler
Mina şeklindeki biri beni kaçırıp tanrıçanın uykudaki bedeninin yanına getirmişti. Bu varlık Mina gibiydi ama o değildi. Bunu en başından anlamıştım. Ama bu neydi? Dünyada kılık değiştirebilen bir varlık var mıydı ki? Buna daha fazla kafa yoramadım. Durumum iyi değildi ve zaman geçtikçe daha fazla kan kaybediyordum. Ağır yaralıydım. Gözlerim karanlık, mağraya benzeyen odada Mina'yı aradı. Ama o burda değildi. Birkaç dakika sonra odaya Robert ve Bizim okul başkanımız Bay Lucas girdi. Yanlarında beş tane de yabancı vardı. Onların hangi türden olduklarını kokularından anlamaya çalıştım ama kokuları farklıydı. Tanıdığım hiçbir varlığa benzemiyordu. Tıpkı şey gibi kokuyorlardı... -Kyl. Dedi okul başkanımız dikkatimi o yaratıklardan kendine çekerek. -Evet efendim. Dedim hazırola geçerek. -Bu gün sen bir kahraman olacaksın asker. -Mina'yı bulabildiniz mi? -Sınırda bir kasabada olduğunu söyledi bize telefonda. Ama gittiğimizde yoktu. Onun kokusunu takip ettik. Bir yerden sonra kokusu Ölümsüzlerle birleşiyor. Sonrada kayboluyor. Mina'nın ölümsüzlerin elinde olduğu fikri beni korkuttu. Kimbilir ne durumdaydı. Yanımdaki Mina şekline girmiş varlığa baktım. -Geçek Mina'nın beni kaçırdığını sandıkları için onu kaçırmışlardır. -Ben de öyle tahmin ediyorum. Dedi Mina'nın eğitmeni. Belli etmemeye çalışsa da çok üzgündü. -Peki şimdi ne olacak? Tanrıça nasıl uyanacak? -Onu sen uyandıracaksın. Dedi Bay Lucas. Yüzündeki ifadeden bu durumda çok önemli bir şey olacağını anlamıştım. -Bunu yalnız yapabilir miyim? Dedim. -Evet. Ama bu büyük bir bedel. -Nasıl bir bedel? -Bunun için ölmen gerekiyor. Dedi eğitmen. Onlara doğru bir adım attım. -Güç. Eğer ölürsem o kontrolden çıkar. -Evet. Ama tanrıça o gücü kendine çekecek. -Peki ya Mina? -Onu merak etme. O ölmeyecek. -Ona bir şey olacak mı? -Biraz canı yanacak. -Biraz? -Çok. Dedi tanımadığım bir adam. Başımı iki yana salladım. -Olmaz. Bunu kabul etmiyorum. Ona zarar verecek hiçbir şey yapmayacağım. -Eğer sen bunu yapmazsan oraya bir ajan gönderir ve Mina'yı öldürtürüm. Dedi Bay Lucas. Ona tiksinerek baktım ve tısladım. -Bak Kyl. Bu tanrıçanın uyanması için şart. Evet, Mina acı çekecek ama bu kısa bir süre sonra geçecek. Ve o ömrü boyunca sana minnettar kalacak. -Şu Ölümsüzler neden benim tanrıçayı uyandırmamı istemiyorlar peki? Açıklayın. Dedim öfkeyle. -Çünkü tanrıçanın kötü biri olduğunu sanıyorlar. -Neden? -Bilmiyorum Kyl. Artık soru sorma. Yap şunu. Tüm dünya seni bekliyor. Bu çok önemli. Bunu yapacak mısın? -Hayır. Bu işte bir hata var. Ölümsüzler her zaman insanların iyiliği için hareket ettiler. Ve şu an tanrıçanın uyanmaması için ellerinden geleni yapıyorlar. Ya onlar doğruyu söylüyorlarsa. Ya gerçekten tanrıça kötüyse. O zaman ne olacak. Alın size geri dönüşü olmayan bir hata. Ben bunu göze alamam. Dünyayı tehlikeye sokacak bir şey yapamam. -Kitapta tanrıçadan melek diye bahsediliyor. -Ben bunca eğitimi aptal bir kitabın içinde iyi diye bahsedilen ama kötü olması muhtemel bir periyi uyandıracak kadar salak olmak için almadım. Konu tüm dünyaysa olmaz. Ateşle oynuyoruz. Bay Lucas iç çekti. -peki. Sen bilirsin. Ama şunu bilmeni isterim sana yazık olacak. Dedi ve arkasını döndü. O tanımadığım beş adamdan ikisi yanımda belirdiler ve beni kollarımdan tuttular. Elimden geldiğince onlarla dövüşmeye çalıştım ama ağır yaralıydım ve daha fazla gücüm kalmamıştı. Ayrıca üstümde nedensiz bir halsizlik ve acı vardı. Sanırım bu Mina'dan geliyordu. Acaba ne durumda? Gözlerim diğer üç adamla dövüşen Robert'a kaydı. Sanırım o da benim tarafımdaydı. Ölmek benim için sorun değildi. Beni asıl yakan ölümümden sonra Mina'yı o korkunç güçle yalnız bırakıyor olmam. Onu yüz üstü bırakıyor olmam. Adamlar beni sürükleyerek tanrıçanın bedeninin yanına götürdüler. Bir tanesi yarılmış kolumu uzattı ve akan kanımı tanrıçanın ağzına damlattı. Kurtulmaya çalıştım. Ama yapamadım. Adamlar beni diz üstü çöktürüp bıçağı boğazıma dayadılar. Ölecektim. Ama son bir kez Mina'nın sesini duymak istiyordum. Ona armızdaki bağla ulaşmaya çalıştım. Bunu yapabileceğimizi biliyordum. Yani zihnimize fısıldayabileceğimizi ama nasıl yapacağımı bilmiyordum. Bende sadece gözlerimi kapattım ve onu yanımda düşündüm. Birkaç saniye sonra onu gerçekten hissettim. -Mina. Dedim fısıldayarak. Onu gördüm. Ben fısıldayınca irkildi ve etrafına bakındı. Bunu hayal mi ediyordum yoksa gerçekten görüyormuydum bilmiyorum. Boynunda tasmaya benzer bir şey vardı ve oldukça bitkin duruyordu. Ama yaralı değildi. Bu içimi rahatlattı. -Kyl. Dedi sesli bir şekilde. Gülümsedim. Tıpkı annesini kaybetmiş minik bir kedi gibiydi. -Sakin ol. Yanında değilim. Zihnindeyim. Sadece sana veda etmek istedim. -N-Ne vedası! Dedi cıyaklıyarak. Az daha kulaklarımı tıkıyordum. -Bağırma. Şu an kafanın içindeyim ve beni sağır ettin resmen. Sana veda ediyorum çünkü birazdan öleceğim. Dedim. Sesim titriyordu. Ama ölümden korktuğum için değil, dünyayı ve Mina'yı tehlikeye sokarak öldüğüm için. -Ölmek mi? -Evet. Çok üzgünüm. Seni bu güçle yalnız bırakıyorum. Tüm yükü omuzlarına atıp defoluyorum. -Hayır. Bunu yapma. Eğer ölürsen tanrıça uyanacak ve o kötü biri. -Biliyorum. Ama bu benim elimde değil. Bunu bana zorla yapıyorlar. -Nerdesin? Hemen geliriz. Lütfen Kyl. -Ben de bilmiyorum nerde olduğumu. Hem zaten yetişemezsiniz. -Kyl! -Seni seviyorum kedicik. Dedim ve onun zihninden çıktım. Ondan uzaklaşmamla içimde oluşan ani boşluk ağlama isteği uyandırdı bende. Boğazıma dayanan bıçak etmi delip gırtlağımı yırtınca bedenimde oluşan acı titretti beni. Gözlerim kocaman açılmıştı ve ağzım açık kalmıştı. MİNA Boğazımda beliren acıyla inledim ve düşmemek için Almeda'ya tutundum. Her yerim titriyordu. Almeda'nın bana birşeyler söylediğini fark ettim. Ama onu duyamıyordum. Acı bitince bedenim boşlukta gibi oldu. Hiçbir şey hissetmedim. Sonra birilerinin birşeyler söylediğini duydum. Farklı bir dilde konuşuyorlardı. Anladığım tek şey Lucy oldu. Kyl ölmüştü. Bunu hissedebiliyordum. Gözlerimdeki karanlık perde çekildi ve Almeda'nın endişeli gözleriyle karşılaştım. -Tanrıça. Diyebildim. Sesim çatallı çıkmıştı. Almeda kaşlarını çattı. Bir anda Almeda'nın bedeninin fırlayıp tavana çarptığını ve yere düştüğünü görmüş gibi oldum. Bunu gerçekten görmüş müydüm yoksa hayal mi etmiştim bilmiyorum. Benden bir yerden ışık çıktığını fark ettim. Ellerim. Ellerimden ışıklar çıkıyordu. Ayaklarımın üstünde zor duruyordum. Boynum yanmaya başlayınca elimle boynuma dokundum. Elim tasmaya deyince sıcak tasma yüzünden yandı. Tasma gittikçe daha da ısınıyordu. Daha fazla dayanamadım ve tasmayı tutup çekmeye başladım. Etraftan sesler geliyordu. Bağırışmalar. Ne denildiğini anlayamıyordum ama. Sesler anlamsızca kulağımda yankı yapıyorlardı. Ellerim ve boynum alev almıştı. Acıdan çığlık attım ama kendi sesimi bile duyamıyordum. Çok yüksek sesle bağırmış olmalıyım ki boğazım yırtıldı gibi hissettim. Bu arada tasmayı çekiştirmeye devam ediyordum. O kadar sıcaktı ki eriyorum sandım. Sonunda tasma parçalara ayrıldı ve boynumdan çekip attım. Bunula birlikte ellerimdeki ışıklar tüm bedenime yayıldı. Artık her yerim parlıyordu. Acıyan ellerime baktım. Yanmaktan erimiş olmasını ve kemiklerimi görmeyi bekliyordum ama ellerim hiçbir şey olmamış gibiydi. Hiç yara yoktu. Bedenimde dolaşan enerjiyi hissedebiliyordum. Dışarı çıkmak için içerden bedenimi parçalıyordu sanki. Kendimi serbest bıraktığım anda her şey bitecekti. Güç dışarı çıkacak ve acı gidecekti. İçimdeki şeytan bana kendimi serbest bırakmamı ve kurtulmamı söylüyordu. Bir an... Bir an olsun bunu yapacak gibi oldum. Ama hemen aklımı başıma toplayıp içimdeki şeytanı def ettim. Kendimi sıktıkça sıktım. Farkında olmadan diz üstü çöktüm. Daha fazla dayanamayacaktım. Dayanmak zorundaydım ama olmuyordu. Tekrar haykırdım. Hala hiçbir şey duyamıyordum. Yere yumruk attım. Dayanamıyordum. Bedenim bunu kaldıramazdı. Güç kendini dışarı salınca hala pes etmemiştim. Onu elimden geldiğince içimde tutmaya çalışıyordum. Ama malesef bunu başaramadım. Beyaz ışık bedenimden dışarı fışkırırken siyaha dönüyordu. Gücün ağırlığı bedenimi terk edince hafifledim. Ama sadece bedenim hafifledi. Kalbime koca bir taş oturdu sanki. Gözlerim kararıyordu. Hala diz üstü duruyordum. Sıcak kolların bedenime sarıdığını hissettim. Almeda beni kucağına aldı. Taht odası harabeye dönmüştü ve benim olduğum yerde kocaman bir krater oluşmuştu. Ağlamak istiyordum. Gücü tutamamıştım ve tanrıça uyanmıştı. -Ben onu güvenli odaya götürüyorum. Siz de dışarı çıkıp zarar gören varmı diye bakın. Dedi Almeda. Sesi suyun altından geliyormuş gibi geliyordu. Sonra etraf bulanıklaştı. Almeda hariç. Saçlarım geriye savruluyordu. Nefes almakta zorlanıyordum. Etraf normale dönünce başka bir odadaydık. Almeda beni bir yatağa yatırdı. Etraf bir anda karardı ve ne kadar bunun olmaması için kendimi zorlasam da karanlık beni yakaladı ve bayıldım. Gözlerimi güçlükle açtım. Tüm bedenim sızlıyordu. Her yerimde bir karıncalanma ve uyuşukluk hakimdi. Gözlerimle etrafı taradım. Almeda baş ucumdaki sandalyede oturmuş bacakları iki yana açılmış ve kollarını göğsünde birleştirmiş şekilde uyuyordu. O kadar yakışıklıydı ki! Onun gerçek olup olmadığı tartışılırdı. Bence o bu dünyaya ait değildi. Cennetten düşmüş bir melek olmalıydı. Aman ne diyorum ben ya! Bu adam benim boynumu kırdı. Hem de tek eliyle. Sahi nerdeydim ben? Neden Almeda'yla bu odadaydım ve nefen her yerim ağrıyordu? ne olmuştu tam olarak bana? Zihnimi yokladım ve en son olanları düşündüm. Tanrım! Olanları hatırlayınca yerimden kalkmak için manevra yapmıştım ki Almeda'nın sıcak elleri omzumda belirdi. Kalkmamı engellemek için omzuma baskı yaptı ve beni yatağa yatırdı. Sonrada yanıma oturdu. Beni çok şaşırtarak elimi tuttu. -İyi misin? Dedi. Gözlerim dodu ve bir damla yaş yastığa damladı. -Başaramadım. Dedim. Benden çıkan sese ben bile inanamıyordum. Vızırtı gibiydi. -Bu senin suçun değil. Dedi gözyaşlarımı silerek. -Peki şimdi ne olacak? -Tanrıçanın icabına bakacağız. -Ama o ölümsüz. -Ben de öyleyim. -Bu hiç iyi değil. -Evet. Ama tanrıçayı güçlerine tam olarak kavuşmadan bulabilirsek onu hapsedebiliriz. -Ne bekliyoruz. Dedim oturur vaziyete gelerek. Tüm bedenim acıyordu. Ağrıdan inledim. Almeda beni omuzlarımdan tuttu ve gülümsedi. -Biraz sakin ol. Ölümsüzler çoktan yola çıktılar bile. Ama sen birkaç güne kadar bekleyeceksin. -Neden? -Birkaç saat önce inanılmaz bir enerji patlaması yaşamış olmana rağmen o enerjinin hala içinde var olduğunu hissedebiliyorum. Eğer tekrar bir patlama yaşarsak dışarda olmaman daha iyi olur. Gücün hakkında bilgi edinene kadar burdasın. -Eğer güç hala içimde varsa ve patlama ihtimali varsa sonsuza kadar beni burda mı tutacaksınız? -Sonsuza kadar biraz uzun oldu. Güçlerini kontrol etmeyi öğrenene kadar diyelim biz onun yerine. -Dışarıda büyük bir savaş hazırlığı var ve ben bir korkak gibi yeraltında bekleyeceğim. Dedim. İçimde kocaman bir hayal kırıklığı ve pişmanlık duygusu vardı. O gücü tutamamam kendime olan bütün inancımı yitirmeme neden olmuştu. -Ordumuz bu işi halledebilir. Hem sen iyi olsan bile bu savaşa katılmana izin vermeyiz. Ölümlüleri bu işten uzak tutmak en iyisi. -Almeda, gerçekten ölümsüz olan bir tek sensin. Diğerleri de ölümlü sayılır. -Eğer ölümlü olmalarından kastın lekeleriyse yanılıyorsun. Savaşlar için lekelerinin üstünü kapatıyoruz. Kimse bizim lekemizin nerede olduğunu bilmiyor. Lucy bile. Böylece ölmüyorlar. -Ama Kyl'ı kaçıran şey sizi gördü. Lekenizin nerede olduğunu biliyordur. Eminim bunu diğerlerine söyler. -Evet. Ama lekelerini görmezlerse bizim ölümsüzler olduğumuzu anlayamazlar. Dedi ve göz kırptı. -Doğru olabilir ama bu riske girmez mi? Ya anlarlarsa? -Red, biz bu dünyadaki varlıklar arasında en güçlüleriyiz. Bizi yenemezler. Endişelenmene gerek yok. -En güçlü olabilirsiniz ama bir Suikastçi kadar sinsi olamazsınız. -İstedikleri kadar sinsi olsunlar. Bizi yenemezler. -Olabilir. Ama onlar zarar görecekler. -Red, cezalarını çekecekler. Bunu hak ediyorlar. Senin bunu daha iyi anlıyor olman gerkirdi. -Anlıyorum. Ama kaçırdığın bir şey var Almeda. Onlar da benim gibi Lucy'nin iyi olduğunu sanıyorlar. Siz olmasaydınız şu an ben de onların arasında olacaktım. Birilerinin onları uyarması gerekiyor. -Bunu halledebiliriz. -Hayır. Halledemezsiniz. Sizi dinlemezler. Ama ben yapabilirim. Beni Amerika'daki okuluma götürün. Onlarla konuşurum. Beni dinlerler. Ordaki herkes beni tanıyor. Ben onların ikinci bölük komutanlarıyım. Sayısız defa hayatlarını kurtardım. Onları inandırabilirim. Onlar inanırsa diğerleri de bir sorun olduğunu anlarlar ve doğru olanın farkına varırlar. Suikastçiler akıllı varlıklardır. Eminim gerçeği kısa sürede fark edeceklerdir. -Olmaz. Seni burdan çıkarmayacağız. -Beni neden çıkarmıyorsun Almeda? Sadece güç için deme bana. Çünkü inandıramazsın. -Bak... -Anlıyorum. Bana güvenmemenizi anlıyorum. Ama burda koca bir ırkın kaderi söz konusu. Hatta bir sürü ölümün. -Üzgünüm ama bir yılana güvenmememiz gerektiğini öğrenecek kadar çok yaşadık biz. -Tamam. Ne yapsam da gitmeme izin vermeyeceksiniz. Anladım. Ama Almeda... Onları öldürmemeye çalışın. -Elimizden geleni yaparız. Şimdi, benim gitmem gerek. Sen burada kal. Birazdan gelip seni kontrol edecekler. -Tamam. Almeda yataktan kalktı ve saçımı okşayıp gülümsedi. Ardından ortadan kayboldu. Almeda'nın saçımı okşamış olması ne kadar garip olsa da şu an bunu düşünmenin sırası reğildi. Bu salakların bir şey yapacakları yoktu. Bana güvenmiyorlar diye onca masum Suikastçinin ölmesine göz yumamazdım. Zaten yeterince bela oldum dünyanın başına. Bari onları kurtarayım. Yada bunu yapmaya çalışırken ölürüm. Kendime başka seçenek sunmuyorum. Bu işi halletmem gerekiyor. Buna mecburum. Bu savaşı engellemeliyim. Almeda bu işe ölümlülerin karıştırmayacağını söyledi ama konu dünyayı yok etmeye çalışan bir periyse kurtların, büyücülerin vb. hiçbir yaratığın oturup beklemeyeceğine eminim. Hatta cücelerin bile. Eğer bu savaş gerçekleşirse çok kayıp olacak. Babamın bahsettiği ölümlerin kaynağı bu olmalı. Yataktan çıktım ve üstümü başımı kontrol ettim. Yaram yoktu. Ama bu güç patlaması olduğundan beri sanki bende bir eksik varmış gibi hissediyordum. Bilemiyorum. Sanki eksik ama sanki fazla. Evet farkındayım. Oldukça kafa karıştırıcı. Yani bu kamp yaparken sivrisineğin bir yerinizi ısırması gibi. Bir yeriniz kaşınır ama siz neresi olduğunu birtürlü bulamazsınız ya. Bu da biraz öyle. Yatağın kenarında duran ahşap dolabın aynasından kendime baktım. SAÇLARIM!!!!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE