Kaza

1408 Kelimeler
Karanlıktı. Her yer karanlık. Gözlerimin acımasına neden olacak derecede karanlıktı. Ölmüştüm. Kesin ölmüştüm. Vicudumda hiç acı olmdığını düşünürsek bu kesindi. Ama neden karanlık? Sanırım cehenneme gideceğim. Ondan karanlıktayım. Yani, cennet karanlık değildir herhalde. Orası güzel bir yer. Aman, ne bekliyordum ki? Kötü insanlar cennete gidemez. Güzel yerler benim gibiler için değil. Öyle olsa cehennem olmazdı. Esen serin bir rüzgarla saçlarım yana savruldu. Kollarımı bedenime sardım ve birşeyler görebilmek için etrafa baktım. Hiçbir şey görememek berbat bir şey. Ve ölmek... Bu kadar basit mi ya? Daha farklı şeyler beklerdim. Yaptıklarından dolayı seni cezalandıran melekler mesela. -Kimse var mı? Diye seslendim. Sesim yankı yaptı. Ordan oraya dolanıyordu. Yürümeye, adım atmaya çalıştım ama birtürlü yapamıyordum. Yürüyemiyordum. O an gözlerimin kapalı olduğunu fark ettim. Gözlerimi açmaya çalıştım ama birtürlü yapamıyordum. Gözlerimi de açamıyordum. Harika! Son bir kez kendimi zorladım ve gözlerimi açmayı başardım. Açtım açmasına ama acayip bulanık görüyordum. Görüşüm normale dönmeye başlayınca... Lanet olsun! Ölmemişim ya! Vicudumdaki kırıkların ve yaraların acısı yavaş yavaş kandini gösteriyordu. Derin bir nefes aldım ve kırık boynuma aldırış etmemeye çalıştım. Hala koltuğumdaydım. Tepe taklak havada asılı kalmıştım ve aşağı inmem gerekiyordu. Ama öncesinde hemen bir hasar kontrol yapmalıyım. Vicudumu kontrol ettim. Birkaç kaburgam kırılmıştı. Boynum da. Bacağımda da bir bıçak yarası vardı. Onun dışında, başımın arka tarafında ciddi derecede büyük bir kırık vardı ve kan durmadan yanaklarımdan akıyordu. Ayak bileğim çok acıyordu ama acının nedenini göremiyordum. Daha doğrusu bakamıyordum. Alnımda da kırık vardı. Karnımda nasıl olduğunu bilmediğim büyük bir yarık vardı. Ve kanamam çoktu. Ve baldırıma bir şey saplanmıştı. Baldırıma saplanan şeyi tuttum ve çektim. Ama çıkaramadım. Çünkü baldırımın diğer tarafından çıkmıştı ve o ucu çengel gibiydi. Demiri çıkarmaktan vazgeçtim. Bunların dışında bedenimin heryerinde çizikler vardı. Çok kan kaybediyordum. İtiraf ediyorum bundan daha kötüsüyle hiç karşılaşmadım. Ama bununla baş edebilirim. Sorun değil. Tek yapmam gereken buradan inmek ve beni birkaç saatliğine idare edebilecek bir büyü yapmak kendime. Sonra da bir hastane bulurum. Ve iyi olurum. Zorlukla kemerime ulaştım ve açtım. Kemeri açmamla yere çakılmam bir oldu. Boynumdaki kırıktan dolayı inlememek için kendimi zor tuttum. Ağzımdaki iğrenç kanı tükürdüm. Ben ayağa kalkmaya çalışırken önüme bir çift ayakkabı belirdi. Bu ayakkabıyı giyen adam saçımdan tutup başımı kaldırdı. Bu sefer dayanamadım ve boynumdaki acıdan dolayı inledim. Almeda bana hayretle bakıyordu. -Bu kadar yaralanmana rağmen hala hayattasın. Gerçekten şaşırtıcı. Dedi. Ona kaşlarımı çatarak öfkeyel baktım ve saçlarımı tutan elini ittim. Elinden kurtulunca ayağa kalkmak için yanımdaki uçak parçasından destek aldım. Ayağa kalktım ama birtürlü sağ bacağımın üstüne basamıyordum. -Uzun yılardır yaşıyorum ama hiç senin kadar inatçı bir kadın görmedim. -İnattan değil seni salak! Ne olurdu şu iş bitip bizim aramızda hesap kalmayınca kendi işinizi yapsaydınız aptal herif. -Yani bu azminin sebebi şu sorumluluk için mi? -Hayır. Sorumluluk değil... Onları korumak benim görevimdi. Ve görevimi ya başarırım ya da başramayacak duruma gelene kadar pes etmem. -Peki. Sen bilirsin. Dedi ve arkasına dönüp gidecekken durdu. Tekrar döndü ve bana doğru bir adım atarak aramızdaki tüm mesafeyi kapattı. Yumruklarımı sıktım. Almeda sıktığım yumruğuma baktı ve gözlerini kıstı. -Sen hiç pes etmez misin kadın? Bu kadar yara almışken ölmek için daha ne bekliyorsun? -Ölmemek için nedenlerim var benim. Ayrıca benim canım oldukça tatlıdır. Ben senin gibi yüzyıllardır yaşamıyorum. Sadece 19 yıl yaşadım. -Üzgünüm ama bu seni öldürmemem için yeterli bir sebep değil. Belki hayatta kalmak için savaştığın şu nedeni söylersen canını bağışlarım. Almeda'nın bu sözü beni sinirlendirdi. Ona karşı yılan gibi tısladım. Almeda ellerini teslim olur gibi kaldırdı. -Tamam suikastçi. Sadece şaka yaptım. Nasıl bir tepki vereceğini merak ettim. -Almeda! -Ne? -Kyl ve diğer yoldaşlarım nerede? -Yoldaşların iyi ama Kyl için aynısını söyleyemem. O bizimle Demon City'ye gelecek. Ha bir de şu uçaktan fırlayan kız. Allison. O öldü galiba. Kaşlarımı çattım ve ona doğru bir adım attım. -Bana yapacakları hatanın ne olduğunu neden söylemiyorsun? Ve neden birdenbire hedefinizin değiştiğini? -Bunu neden sana söyleyeyim? Şimdi izninizle bayan. Dedi ve gözle görülmeyen bir hızla gitti. Onu görmüştüm ben ama normal bir insanın göremeyeceği kadar hızlıydı. Uçağın arka tarafına gitti. Yada uçaktan arta kalan şeyin. Peşinden gidecektim ama bir adım attım ve ikincisinde yere yığıldım. Bedenim uyuşuyordu. Gözlerim kararıyordu. Tanrım, yine bayılıyorum! ✳✳✳✳✳ Bedenim şiddetle sarsılınca boynumdaki acıdan inledim. Yer sallanıyordu ve garip uğultular duyuyordum. Yer her sarsıldığında bedenimdeki acı iki katına çıkıyordu. Tekrar inleyince kolumun bir şeyin arasına sıkıştığını hissettim. Kolumu kurtarmaya çalıştım ama yapamadım. Hareket etmek çok zordu. Gözlerimi açamıyordum. Sanki gözkapaklarımın üstüne bir fil oturmuş gibiydi. Yer tekrar sarsılınca bedenim uyuştu. Gözlerimin önünde kırmızı noktalar yer değiştirerek hareket etmeye başladılar. Bazıları yerdeki bir kan birikintisi gibi, bazıları kopmuş kanlar içinde bir bacak şeklinde... Böyle saçmalıklar işte. Yer tekrar sarsıldı ve ben yine inledim. Hareket etmeye çalıştım. Ama yapamıyordum. Her iki bacağımı da hissetmediğimi o an fark ettim. Umarım henüz baygınlığın pençelerinden kurtulamadığım içindir. Aksi taktirde başım belada demektir. Kayıtsız kalmak ne kadar cazip gelsede bunun olmaması için mücadele içindeydim. Uyanmalı ve kendimi iyileştirmeliydim. Baygın kalarak yaralarımın iyileşme sürecini yavaşlatıyordum. Ayrıca şu bacaklarımı bir kontrol etsem iyi olacak. Kendimi ne kadar zorlasamda bir türlü kendime tam olarak gelemiyordum. Duyduğum bir insan sesiyle irkildim. Birşeyler söylüyordu ama ne söylediğini bir türlü idrak edemiyordum. Yoksa başka bir dilde mi konuşuyordu. Bilmiyorum. Tüm gücümü topladım ve sonunda gözlerimi açmayı başardım. Önce kırmızı noktalar yüzünden hiçbir şey göremedim. Ama yavaş yavaş noktalar kaybolunca bir araba tavanına baktığımı fark ettim. Başım sert bir şeyin üstündeydi. Ve kollarımı iki sert ve büyük el tutuyordu. -Demek uyandın. Dedi yabancı bir erkek sesi. Kollarımı çekrek onun elinden kurtarmaya çalıştım ama adam bırakmadı. -Sakin ol. Sana yardım etmeye çalışıyoruz. Dedi bir başka ses. Bunun sahibini de tanımıyordum. Başım bir kadının bacaklarının üstündeydi. Bakışlarım onunla buluştu. Kadın gülümsedi. -Merak etme. Dedi. Derin bir nefes aldım ve bacaklarımı oynatmaya çalıştım. Tanrıya şükür, onları hissedebiliyordum. -Uçağınız düşmüş. Dedi benimle ilk konuşan adam. Bunun nasıl olduğunu hatırlıyor musun? Zihnim yaşadıklarımı bana hatırlatmak için beynimde o anlara dair küçük bir fragman yayınladı. Konuşmak şu an beni öldürmeye hazır bir katil gibiydi. Ben de bunun yerine evet der gibi başımı salladım. Ama kırık boynumu unutmuştum. Acı yüzünden tüm bedenim uyuştu. Dişlerimi sıktım ve gözlerimi kapattım. -Tamam. Sorularınızı sonraya saklayın. Onu yormamalıyız. Dedi oldukça sert bacakları olan kadın. Tanrım! Zaten kırık olan başım onun bacaklarıyla iyice delindi. Araç etkrar sarsılınca dişlerimi birbirine kenetledim ve sarsıntının geçmesini bekledim. Sarsıntı kesilince kollarımı adamın elinden kurtardım ve kalkmaya çalıştım ama kadın omuzlarımdan tutarak beni durdurdu. -Dur. Ne yapıyorsun? -Benim geri dönmem gerek. Eve dönmem gerek. Dedim çatallı sesimle. Konuşurken boğazım yırtılacak sandım. -Eve mi? Evin nerde? -Rusyada. -Tamam. İstersen biz seni götürürüz ama önce bir doktora gitmelisin. -Siz insan mısınız yoksa...? Çünkü ben insanların hastanelerine gidemem. -Merak etme. Gideceğimiz yer her tür için hizmet sağlıyor. -Şimdi sakin ol. Senin boynun kırılmış canım. Dedi o kadın. Elimi boynuma götürdüm ve parmak uçlarımla kırık yerleri yokladım. -Öyle fazla abartılacak bir şey değil. Dedim. -Sen deli misin? Gözlerimi kapattım ve kendimi iyileştirmek için büyü yaptım. En çok boynuma ve sol bacağıma önem verdim. Onların durumu vahim. Gücümü son kırıntısına kadar kullanmıştım. Daha fazla uyanık kalabilmem imkansızdı. Ve bir anda kendimi tekrar karanlıkta buldum. Ama uyanmalıydım. Bu şekilde bayılıp durarak ne bok yapmayı düşünüyordum ki? Benim acilen Robert'a ulaşmam ve rapor vermem gerekiyordu. O adamlar Kyl'ı götürmüşlerdi ve bunun suikast başkanlarını mutlu edeceğini hiç sanmam. Anladığım kadarıyla şu tanrıça onlar için çok önemli. Aslında o tüm suikastçiler için öyle. Bu yüzden Kyl için Ölümsüzlere karşı savaş açacaklardır. Ve inanın bu savaş insanların savaşları gibi olmayacak. Çok kayıp olacak, çok. Ve bunu durdurmanın bir yolunu bulmalıyım. Eğer şu tanrıçayı tek başıma uyandırabilmenin bir yolunu bulursam... Ne kadar bu iş pek hoşuma gitmiyor olsa da yapacaktım. Hem tanrıça iyi biri. Ayrıca bize güçlerimizi veren kişi o. Belki henüz bilmediğimiz güçlerimiz vardır. Tanrıça bize yardımcı olur. Ayrıca bize önderlik de eder. Bu dünyayı daha yaşanır hale getirmemizde bize yardımcı olur. Umarım böyle olur. Kafamda soru işaretleri var. Ve en büyük soru işareti tanrıçayla ilgili. Aslında tanrıça Lucy tanrıça değil. Fazla güçlü ve ölümsüz bir peri. Kendine tanrıça lakabını o takmış. Ve bu beni oldukça şüpheye düşürüyor. İyi varlıklar mütevazi ve hoşgörülü olurlar. Kibirli ve kendini üstün görmezler. Neyse düşündükçe daha kafam karışıyor. Ama asıl canımı sıkan şu Ölümsüzlerin Kyl'ı kaçırması oldu. Yanlış anlamayın. Kyl'ı önemsediğimden değil. Gerçekten onu önemsemiyorum. Neden bilmiyorum ama sanki benden birşeyler saklıyor. Ve... Onda garip bir şey var. Ondan rahatsız olmama ve ona karşı siper almama neden olan bir şey. Ondan uzak durmama... Ben iç güdülerime inanırım. Bu hayatta gerçekten güvendiğim ve kafamda soru isaretleri olmadan dediklerine inandığım tek kişi iç sesim. Ve iç sesim bana Kyl hakkında pek de olumlu şeyler söylemiyor.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE