Yabaniler ordu şeklinde binadan atlayıp üstlerine hızla ilerleyince genç kız birkaç adım öne attı. Yabanileri öldüreyim derken yoldaşları da yaralamak istemezdi.
Yada ister miydi?
Küçük ateş topu büyüyüp yüzlerce parçaya bölündü.
Binadan atlayıp hızla koşan yabanilerin yeterince yaklaşmasını bekledikten sonra küçük ateş toplarının hızla ilerleyip, denk geldiği yabaninin kafasından içeri girmesine izin verdi. Ardından toplar, kendilerini imha ederek her birinin kafasını paramparça etti.
Ardı arkası kesilmeden ateşler ilerlerken Mina, elindeki bıçakla yanlarına ulaşmayı başaranların kafasını kesiyordu.
Aynı zamanda binanın üstünde bekleyen okçular oklarını atmaya başlamıştı.
Üstüne gelen oklardan her seferinde kurtulmayı başarmıştı lakin eline aldığı bir yabaninin kafasını kopardığı sıra kolunu sıyırıp geçen oka engel olamamıştı.
Küçük bir çizik bırakıp giden oku kısık gözleri izledi. Ardından ok arkası dönük yoldaşlardan birinin bacağına saplandı.
Yoldaş küçük bir inleme eşliğinde bacağından çekip çıkardı oku ve gelen yabanilerden birinin yeşil gözüne sapladı.
Çevre evlerden diğer varlıkların çığlıkları gelmeye başlayınca bu sekilde olmaması gerektiğini düşündü Mina.
Daha fazla kimse zarar görmeden buna bir son vermeliydi.
Bunun için başkanlarını bulması gerekiyordu.
Bir yandan yabanileri öldürmeye devam ederken diğer yandan kor gözleri yabanilerin başkanlarını bulmak için etrafta gezinmeye başladı.
Sonunda bulmuştu.
Meydanın ortasındaki fıskiyenin üstünde duran yabanilerin başkanları; elinde mızrağı ve kılıcıyla savaşı, gördüklerinden memnun bir sırıtışla seyrediyordu.
"Yerimi doldurun." Dedikten sonra birkaç metre ilerleyip yabanilerin arasına daldı Mina. Önüne çıkan ve ona saldıranları tek tek öldürüp fıskiyeye doğru ilerlemeye başladı.
Fıskiyenin yanına varınca yabani başkanı onu fark etmişti. Lakin sırıtışı hala yüzündeki yerini koruyordu.
Ah, bu varlıklar ve kadınların güçlü olabileceklerini asla kabul etmeyişleri!
Mina fıskiyeye tutunup kendini yukarı itti ve yabani başkanının yanına ulaştı.
"Küçük bir kız." Dedi yabani, keyfi sesine yansıyarak.
Mina suikastçılara özel selamı verdi ve cevap vermeden onun da selamını izledi.
"Uzlaşmaya mı geldin küçük kız?" Dedi neşeli sesiyle.
"Evet. Ya buradan gidersin ya da ölürsün." Dedi Mina elindeki bıçağı ters çevirip avucunun içine alarak. Bu onunla, cevap alana kadar, savaşmayacağı anlamına geliyordu.
"Hmm. Ben de bir madde ekleyeceğim o zaman. Ya da küçük kız ölür." Dedi yabani kılıcını iki defa ellerinde dans ettirdikten sonra. Bu da savaşa hazır olduğu anlamına geliyordu.
Zaten hepsi ölmeyi seçerdi. Asla gitme seçeneğini kabul eden olmamıştı.
Genç kız avucunun içine aldığı bıçağı kabzasından tuttu ve parmakları arasında dans ettirmeye başladı.
Yabaninin ilk hamleyi yapmasını istiyordu.
Yabani elindeki büyük kılıcı kızın boynuna doğru savurduktan hemen sonra mızrağı da kalbine doğru fırlattı. Elbette kazanamayacağını bile bile yapmıştı lakin amaçları için canından olmaya hazırdı.
Mina önce kalbine doğru hızla gelen mızrağı yakaladı ardından önüne siper edip kendisine doğru savrulan kılıcı durdurdu.
Boştaki eliyle yabaninin kılıcı tutan bileğinden tuttu ve onu bir bez parçası gibi fıskiyeden aşağı savurdu. Ardından kendisi de aşağı atladı.
Yabaninin bedeninin sert zemine temasıyla aynı anda kendi ayakları da yeri buldu.
Yabani kalmaya çalışınca ayağını boğazına koyup onu yere sabitledi.
Boğazındaki baskıyla nefesi kesilen yabaninin yüzü morarmaya başlamıştı lakin o, acı içinde olmasına rağmen kahkaha atmaya başlamıştı.
Yabani başkanın yeşil gözlerinde parlayan emin ifadeyi izledi birkaç saniye.
Şu sıralar varlıkların haviyelere karşı sergiledikleri bu cesur tutumla fazla karşılaşmaya başlamıştı.
Bir infaz timine saldıracak kadar aptal olmaları mümkün olabilir miydi?
Yoksa dikkat dağıtmaya mı çalışıyorlardı?
Veya bir başkaldırı mıydı bu?
Masum varlıkların çığlıkları tüm şehirde yankı yapmaya basladigi sıra gözlerini kaldırıp yabanilerle savaşan yoldaşlarına baktı.
Aynı zamanda etrafında dolanan görünmez adamın yerini tespit etmeye çalıştı.
Genç kız yabaninin attığı kahkahaya karşı sakinliğini daha fazla kotuyamadan öfkeyle kısılan gözlerine yeşil gözlerine tekrar çevirdi.
Yabani bu ani ve korkunç manzara karşısında titremeden edememişti.
Genç kızın yüzüne inmiş gölgenin ardında parlayan gözleri ve öfkeyle kırışmış yüzüyle bir tanrı kadar güzel ve bir şeytan kadar da güzel görünüyordu.
Yabani korkuyla titrerken artık kandırılmadığından emindi ve kazanıyor olmanın verdiği keyifle gözlerini yumdu.
Ölmeden önce geleceğin tanrısını da görmüştü üstelik. Daha fazla ne isteyebilirdi ki!
Gözlerini huzur içinde kapatan yabaniyi izleyen gözleri şüpheyle kısılmıştı lakin zamanının fazla olmadığının bilincinde olduğundan üstünde durmadı ve ayağını yabaninin boynundan çekti.
Sağ elindeki bıçağı düşünceli bir tavırla çevirirken dizini kırıp yabaninin göğsüne koydu ve kafasını boş eliyle tutup kaldırabilidiği kadar kaldırdı.
Mavi ışıklı desenleriyle göz alan bıçağını yabaninin boynuna sapladı. Sıçrayan koyu sıvının yüzüne denk gelmesinden aldığı hazzın varlığını kabul etmek istemeyerek işine odaklandı.
Yabaninin yumuşak gırtlağına sapladığı bıçağı boynunun enine kesecek şekilde çevirdi.
Yabaninin debelenip acı içinde bağışlarını umursamadan boynunu tamamen kesti ve başını bedeninden ayırdı.
Artık atmayan, başkanlarının kalbini hisseden Yabaniler savaşmayı bırakıp oldukları yerde durdular ve silahlarını yere bıraktılar.
Önce başkanın cesedine ardından kopmuş kafayı saçlarından tutup havaya kaldırmış kadına baktılar.
"Gidin..." Dedi Mina gözlerini onlarda gezdirirken. "...ve denize atlayıp suyun altına ölene kadar bekleyin." Diye devam etti.
Bu kısık ama emir dolu sesle birlikte Yabaniler kısa bir baş selamı verdi ve şehrin sonundaki sahile gitmek için arkalarını dönüp koşmaya başladılar.
Genç kız elindeki kafayı bedeninin yanına attı. Siyah kanla kirlenmiş bıçağı pantolonuna silerek temizlerken "iyi fikir." dedi yoldaşlarından biri.
Mina yalnızca başıyla onayladı onu, ve emicinin yerini bulan yoldaşına döndü.
"Hadi." Dedi gözleri birbirini bulunca.
Genç adam başıyla onaylayıp yürümeye başladı.
Gurup sokaklardan birine doğru giderken Mina düşünceliydi. Bir emici nasıl yabani başkanını kendini koruması için ikna edebilirdi?
Vaadi bir şehir dolusu insan olsa bile haviyelere kafa tutmayı göze aldıramazdı.
Mina bıçağını belindeki yerine koydu ve yürüyen yoldaşlarının arkasında kalıp durdu. Arkasını dönüp savaş alanına baktı. Sayısız ceset üst üste binmişti. Her yanı, kırmızı ve siyah sıvı yağmur gibi yıkamıştı.
Uzun zamandır böyle bir kıyım görmemişti.
Gözlerini yumdu ve şehri dinlemeye başladı.
Yoldaşlar emiciyi bulmuştu ve infaz ediyorlardı. Ölümsüzler de hemen arkalarında onları izliyordu.
Serin ve güçlü bir rüzgar esti, kızıl saçlarını savura savura. Kendisiyle birlikte emicinin şehire yaptığı büyüleri de alıp götürüyordu.
Suyun altında boğulan yabanilerin çırpınışlarını işitti.
Evlerinde, yavaş yavaş sağlıklarına kavuşan varlıkların aldıkları derin nefesleri ve ağlamaları...
Hemen karşısında beliren adam genç kızın tüm dikkatini bir anda kendine çekti.
Göz kapakları gözlerini terk edince karşısında duran siyah pelerinli adamla kesişti gözleri.
Onu hemen tanımıştı. Görünüşünden değil de hacminin verdiği hissiyattandı bu tanımışlık. Geldiklerinden beri onları görünmez vaziyette izleyen ölümsüzdü bu adam.
İşimiz bittikten sonra eve dönmek için yola koyulduk. Havaalanına geri döndük ve şu Ölümsüzler hala bir şey yapmamışlardı. Ve bunun nedeninin benim tehtidim olduğunu hiç sanmıyorum.
Uçağa bindik. Bizimle birlikte Ölümsüz'ler de uçağa bindiler. Yanımda oturan Kyl'a tek kaşımı kaldırarak sorarcasına baktım. O da omzunu silkmekle yetindi. Deri bir nefes aldım ve koltukta ayağa kalkıp arkamızda oturan Ölümsüzlere döndüm.
-Rahat mısınız beyler?
-Evet bayan. Sorduğunuz için teşekkürler. Dedi centilmen adam(!). Suratımdaki sahte gülümsemeyi sildim ve kaşlarımı çattım.
-Bizimle mi geliyorsunuz?
-Sanırım.
-Neden? Bir sorun mu var?
-Hayır. Sadece evimize dönmeye çalışıyoruz.
-Yeraltı şehrine uçakla gidebileceğinizi hiç sanmıyorum.
Pencere kenarında oturan ve dışarıyı izleyen adam bana göz ucuyla baktı ve tekrar dışarı bakmaya devam etti. O bizi takip eden adamdı.
-Bunca bilgiyi nereden biliyorsun kadın? Dedi.
-Eğer kızın işini bitirecekseniz bana makbul bir neden sunmalısınız.
-Neden bu konu seni bu kadar ilgilendiriyor? Dedi yüzünü bana çevirerek.
-Eve dönene kadar o benim yoldaşım ve benim sorumluluğumda. En azından eve dönene kadar bekleyin. Olmaz mı?
-Zaman yok.
Gözlerimi devirdim.
-Hadi ama. Onu uçakta öldürecek değilsiniz herhalde.
-Aslında öyle yapacağız. Dedi ve uçak havalandı. Az daha koltuğumdan fırlıyordum. Son anda kendimi tuttum.
-Dikkatli ol.
-Keşke kalktığımız haberini verseylerdi. Bunlar nasıl pilot böyle. Dedim kemerimi takmaya çalışırken. Kyl kolumdan tuttu ve bacaklarıma eliyle baskı yaparak beni koltuğa oturttu. Ben de kemerimi taktım.
-Sağ ol.
-Bir daha bana dokunma demiştin ama...
-Evet demiştim. Ve sözüm hala geçerli. Gerekli bir neden olmadığı sürece tabi.
-Güzel.
Başımı çevirip koltukların arasından bu salaklara baktım.
-Cidden bunu burada mı yapacaksınız?
-Evet. Dedi sırıtarak.
-Eğer burda savaşırsak uçak düşer salak!
Adam buna cevap veme zahmetine girmedi. Hem zaten bunun farkındaydı. Gözlerimi kıstım ve bileklerindeki değişen harfe baktım. Artık bileklerinde A harfi yoktu. K harfi vardı. Derin bir nefes aldım ve gözlerini kapatmış dinlenmeye çalışan Kyl'a baktım. Sonra tekrar bu adamlara baktım. Hedefleri değişmişti. Neden değişmişti ki?
-Onu mu? Dedim. Taipçi adam başını salladı.
-Evet kurnaz kadın. Hedefimiz o.
-Olmaz.
-Merak etme. Bu uçak düşerse zaten hepiniz öleceksiniz. Dedi sırıtarak. Ben de sırıttım.
-Bizi hafife alıyorsunuz. Bu olmayacak.
Adam tek kaşını kaldırdı.
Uçak sakinleşmişti. Kemerimi çözdüm ve blörf yaptıklarını umarak başımı koltuğa yasladım. Kyl'ın ölmesi umrumda değildi. Beni endişelendiren o ölünce aramızdaki bağ kopardı ve eğer öyle bir şey olursa olacakları bilmiyordum.
-Kyl.
-Evet.
-Eğer ikimizden bir ölürse ne olur? Yani güce?
-Bilmiyorum ama iyi bir şey olmayacağını biliyorum. Neden sordun?
-Şu arkadaki adamlar seni öldürmeye gelmişler.
Kyl gözlerini açtı ve bana boş gözlerle baktı.
-Neden?
-Ben de sana soracaktım.
Kyl omuz silkti ve tekrar gözlerini kapattı.
-Bunu biz uçakta ve havadayken yapacaklarmış. Dedim. Kyl tekrar gözlerini açtı.
-Onlar seni korkutuyor mu kedicik?
-Hayır. Sadece sen ölürsen olacaklardan dolayı endişeliyim.
-Yani benim ölmem umrunda değil?
-Pek sayılmaz.
Kyl'ın yüz ifadesinde en ufak bir değişim olmadı. Ama bu sözüm onu kırmıştı. Birkaç saniye boyunca gözlerimin içine öylece baktı. Sonra eski pozisyonuna döndü ve gözlerini tekrar kapattı.
-Güzel.
İç çektim (Bunu bu aralar çok sık yapıyorum.) ve koltuğumdan kalkıp arka koltukta oturan adamların yanına gittim.
-Acaba yer değiştirmemizde bi sakınca var mı? Dedim. Adam gülümsedi ve ayağa kalktı.
-Tabiki de yok bayan. Buyurun. Dedi ve bana yerini verdi. Koltuğa oturdum. Bizi takip eden adama dik dik bakmaya başladım. Adam umursamıyormuş gibi duruyordu ama bundan çok rahatsız oluyordu. Ben de ışıldayan mavi gözleri olan biri bana dik dik baksaydı rahatsız olurdum. Gerçi bana dik bakan kim olsa da rahatsız oluyorum ya neyse.
-Ne istiyorsun kadın? Dedi sonunda dayanamayıp. Onu sinir etmiştim.
-Bilgi.
-Ne bilgisi? Dedi bana dönerek.
-Laf salatası yapmaya kalkma Almeda.
Adamın gözleri kocaman açıldı. Beni yakamdan tuttu ve kendine çekti. Bense sırıtıyordum.
-Adımı nereden biliyorsun? Dedi neredeyse tıslayarak.
-Bilmek benim işim.
-Senin ne kadar çok işin var böyle.
-Zor bir hayatım var diyelim.
-Adım. Nereden biliyorsun kadın?
-Önce sen cevap ver bana. Sonra da ben sana. Karşılıklı. Ama önce yakamı bırak komutan.
Almeda yakamı bıraktı ve bana gözlerini kısarak baktı.
-Sor. Resmen yılan gibi tıslamıştı. Dip not. Ölümsüzler yılana dönüşebiliyorlar. Hatta bizden onların evrim geçirmiş çocukları diye bahsedilmiş kitaplar var. Bu bir nevi tanrıça Lusy diye biri yok demenin üstü kapalı hali.
-Kyl yada Allison'ın peşine neden düştünüz?
-Çok büyük bir hata yapmak üzereler de ondan.
-Hata?
-Uzatma. Hata işte. Tüm dünyanın kaderini değiştirecek bir hata.
-Bunu nereden biliyorsunuz?
-Anladığım kadarıyla hakkımızda oldukça bilgi sahibisin. Yani dünyanın her yerinde bize bilgi vermek için görevli adamlarımız olduğunu da biliyorsundur.
-Biliyorum ama şimdiye kadar neye benzediğinizi bilmediğim için adamlarınızı tanıyamıyordum. Bu güne kadar.
-Ben cevapladım. Sıra sende.
-Sor.
-Bizim hakkımızda bu kadar bilgiye nasıl sahipsin?
-Dediğim gibi. Bu benim işim. Yani dünyadaki tüm varlıkları tanımak ve onların neler yapabildiğini bilmek.
-Diğerleri de senin gibi. Ama onlar bizi bilmiyor?
-Derslerine çalışmamışlar demek ki. Bak komutan. Onların geldiği okul ve benimki aynı değil. Ben orada hayatta kalmak için dersime çalıştım. Onlar da buna suikastçi olmak için çalıştılar. Arada çok fark var.
-Bizi daha önce hiç görmemiş olmana rağmen nasıl tanıdın?
-Bileğinizdeki görev işaretinden. Sizin dış görünüşünüz hakkınızda bilinen tek şey bu. Ve bu özellik başka kimsede yok. İşareti dövmeyle de karıştırmadım çünkü sizin işaretiniz güç yayıyor. Bir tür enerji. Oradan tahmin ettim ve doğru çıktı. Sorunca da adamının verdiği tepki kendini ele verdi. Karalığa ateş ettimde diyebiliriiiz. Sana gelince. Hemen ön koltukta oturuyorum ve ne konuştuğunuzu duyabiliyorum. Yanındaki salak sana adınla seslendi.
-Komutan konusu? Onu nereden biliyorsun.
-Hadi ama Almeda. Ölümsüzlerin gerçek ölümsüz olan komutanının adını herkes bilir. Ayrıca onlardansın ve onlar gibi kokuyorsun. Tek farkla. Senin kafanda leke yok. Ve sizin zayıf noktanızın leke olduğunu biliyorum. Hiç yaşlanmıyorsunuz, ölmüyorsunuz, yara almıyorsunuz. Sadece leke. Bir tek o. Ona ölümcül bir darbe alınca ölebilirsiniz. O lekenin nerede olduğunu bilmiyordum. Demek kafanızdaymış. Ama sende yok. Yani asla ölmüyorsun. Zayıf noktan yok. Bu yüzden sana gerçek ölümsüz diyorlar.
-Senin gibi bir savaşçının ölecek olması çok yazık. Dedi sırtını koltuğa yaslayarak.
-Kendinizden o kadar emin olmayın derim ben.
Kyl koltuktan fırlayıp yere düşünce yerimden kalktım ve Kyl'a saldıran adam ona vurmadan onu ensesinden tutup açağı çektim. Adam uçak zeminine büyük bir gürültüyle çarptı. Beni birinin kolumdan tutup çekmesiyle adamın yüzüne atmak üzere olduğum yumruğum havayı dövmekle kaldı. Almeda beni o kadar sert çekti ki uçağın duvarına çarpıp koltukların arasına düştüm. Belime taktığım bıçak bacağıma saplandı. Gözlerimle etrafı taradım. Kyl ona saldıran adamla savaşmaya çalışıyordu. Diğer yoldaşlar diğer iki adamı zapt etmeye çalışıyorlardı. Ve Almeda. O bana sırıtarak bakıyordu. Elimi bacağıma saplanan bıçağa kaydırdım ve bıçağı tutup gözümü bile kırpmadan bıçağı çektim. Bıçağı kınına sokmamıştım. Bu nasıl oldu hiçbir fikrim yoktu. Böyle bir hata yapmış olmam çok saçma. Komik olansa bıçağın zehirli olması.
Ayağa kalktım ve yumruklarımı sıktım.
-Yapma Red. Bırak halledelim onun işini. Sözveriyorum bize zorluk çıkarmazsanız sizi öldürmeyeceğiz. Sana yazık olacak. Dedi Almeda. O konuşuyordu ama ben onu dinlemiyordum. Koltukları güçlerimle havalandırdım ve Almeda'nın üstüne attım. Almeda yere düştü. Fırsat bu fırsat Kyl'a saldıran adamın üstüne atladım ve bacaklarımı beline dolayıp onu tüm gücümle yere savurdum. Ardından anlının ortasına sert bir yumruk attım. Adam beni boynumdan tuttu ve öne savurdu. Yere öyle sert çarptım ki tüm kemilerim kırıldı resmen. Adamın anlına vurmam onu oldukça sinirlendirmişti. Tam bana aynı şekilde yumruk atacakken Kyl onun kolunu tuttu ve tüm gücüyle adamı geriye savurdu. Tanrım, o yumruk bana çarpsaydı beynim dağılırdı. Gerçi benimki de benim beynimi dağıtırdı ama onların yara almamak gibi bir avantajları var. Adam Kyl'ın üstüne atladı. Kyl adamla boğuşurken yardım etmek için kalkacaktım ki Almeda beni boğazımdan tutunca durmak zorunda kaldım. Beni havaya kaldırdı. Boynumu o kadar sert tutmuştu ki hareket edemez oldum. Kayadan farksız kolunu tuttum ve kaşlarımı çattım. O da buna tepki olarak boğazımı daha çok sıktı. O sıktıkça boynumdan kırılma sesleri geliyordu. Birşeyler yapmalıydım yosa bu adam boynumu koparacaktı. Ne kadar acı çeksem de bir damlasını yüzüme yansıtmadım. Dizlerimi yukarı kardırdım ve ayaklarımı Almeda'nın karnına koyup onu tüm gücümle ittim. Ayrıca kendimi de geri ittim. İtişimin etkisiyle ikimiz de geriye savrulup uçak duvarlarına çarptık. Tekrar koltukların arasına çakıldım. Kaburgama sert bir şey denk geldi. Ve gelen çatlama sesine bakılırsa birkaçı kırıldı. Ters durduğum koltuklardan doğrulmaya çalıştım. Nefes almaya çalışırken boğazımdan hırıltılar çıkıyordu. Elimi boynuma götürdüm ve hasar kontrol yaptım. Evet, kemiklerim kırılmıştı. Ayrıca kaburgamda da kırıklar vardı. Bulanık gören gözlerim Kyl'ı ve diğer yandaşları aradı. Hepsi de yaralıydılar ve Kyl'ı korumaya çalışıyorlardı. Sonra bakışlarım Almeda'yla buluştu. Bana sırıtarak bakıyordu. Elimle koltuktan destek alarak kaltım. Diğer elim hala boğazımdaydı.
-Hadi ama! Pes et. Benim dengim değilsin.
Ellerimi havaya kaldırdım ve bir elimde ateş topu yarattım. Diğer elimde de bir su topu. Ve etrafımdaki havayı arttırdım. Saçlarım önümde dönen hortum yüzünden savruluyorlardı. Ve beni çok rahatsız edecek bir şey oldu. Saçlarım açıldı. Savaşırken saçlarımın açık olmasından nefret ederim. Saçlarımı kesecektim ama Robert buna izin vermedi.
Elimdeki ateş topunu sallamaya başladım. Almeda'nın sırıtışı gülümsemeye döndü.
-Sanırım etraf kızışıyor ha.
Ona elimdeki ateş topunu fırlattım. Top Almeda'ya çarptı. Almeda fırlayıp uçak duvarına çarptı. Bu oldukça sert bir darbe olmuştu ki uçağın duvarında koca bir yarık oluşmuştu. Almeda ayağa kalktı. Uçak düşüyordu. Bir anda kenara savruldum. Dışarı uçmak üzereyken son anda kırık demirlerden birne tutundum. Hızla düşen uçağın rüzgarına kapılmış savruluyordum. Üzerime gelen bir beden görünce bir elimi bırakıp yana çekildim. Ve bana savrulan kişi, Allison dışarı fırladı. Onun Allison olduğunu anlayınca artık çok geçti. Elimi onu tutmak için uzatım ama benden çok uzaktı. Onunla gözgöze geldim. Bana onu kurtarmam için yalvaran gözlerle bakıyordu. Ama elimden hiçbir şey gelemiyordu. Alex'in onun adını haykırdığını duydum. Nefes almaya çalıştım ama yüksek basınç nedeniyle bunu yapamıyordum. Kendimi yukarı çektim ve uçağın içine girdim. Kendimi bulduğum ilk koltuğa attım ve zorda olsa kemerimi taktım. Artık kalan tek şey uçağın düşmesini beklemekti. Gözlerim Kyl'ı aradı. Ama o uçakta yoktu. Arka tarafta birileri vardı ama onların kim olduğunu anlayamadım. Sadece bağırıp ve ağlayıp duran Alex'i tanıdım. Uçak yere yaklaşmıştı ve çarpmaya birkaç saniye vardı. Uçağın burnunun yere çarpmasıyla sarsıntı daha da arttı. Başımı duvara çarptım ve gözlerim karardı. Bayılıyordum. Hadi be! Bayılamam. Şimdi olmaz. Daha bu salakların elinden Kyl'ı kurtaramadık bile. Ben bunları yarı açık olan zihnimle düşünüyordum. Ve sonunda tamamen zihnim kapandı.