Ölümsüz

1732 Kelimeler
Onları hava alanında bekleyen dört adama doğru ilerlerken Mina'nın kafası hala görevdeydi. Kesinlikle oyuna geliyordu. Bir sorun olduğunu alamaması imkansızdı zaten. Bu kadar basit bir göreve beş adam göndermeleri akıl karı değildi yani. Üstelik bir göreve yılan olmayan ve kimlikleri verilmemiş üç adamın gönderilmesi daha önce karşılaştığı bir durum değildi. Robert onlardan bahsetmese kesinlikle emicinin adamları olduğunu düşünüp öldürürdü. Lakin sormasına rağmen kim oldukları söylenmemişti. Her adımını dikkatli atması gerekiyordu kesinlikle. Ne kadar kafası olacakları ve olanların nedenlerini düşünmekle meşgul olsa da karşılarındaki üç adamın garip görünüşleri dikkatini çekmekten kurtulamamıştı. Dördünün de sarışın, aynı boy ve aynı yapıda olmalarına rağmen asla birbirlerine benzemiyor olmaları garipti. Oysa çene yapıları bile aynıydı. Ayrıca onlardan hala herhangi bir koku alamamıştı. Kokmuyorlardı. Havadaki büyüden değildi bu kesinlikle. Kokuları yoktu sanki. "Ölümsüzler!" İç sesi haykırır gibi konuşunca kendisi de şaşırmıştı. Ölümsüzlerin yeryüzünde ne işleri olabilirdi? Ve bu denli basit bir görevde neden eşlik ediyorlardı onlara? Ayak işi yapacak adamlar değillerdi. Yer altından çıktıklarına göre önemli bir durun olmalıydı. "Sonunda gelebildiniz." Dedi aralarından biri. Gözleri en önde duran, Mete denen oğlandaydı. "Nerede adam?" Diye sordu sarışın kız ellerini ceplerine koyup kalçasını yana atarken. Kur mu yapıyordu? "Iyy! Ne kadar çirkin ve ince bir sesi var bunun ya!" Tiksinerek konuşan iç sesini dinlemek istemiyordu Mina. Yine boş yapmaya başlamıştı çünkü. Düşünmesi gereken başka şeyler varken bir de onunla ilgilenmek istediği son şeydi. Yoldaşlarının da bu adamların ölümsüz olduğunu anlayıp alamadıklarını kontrol etmek için yüzlerini inceledi. Anlamamışlardı. Bu aptallardan ne bekliyordu ki zaten? Daha mezun olmalarına ortalama 5 yıl falan kalmıştı hepsinin de. Mete denen oğlan hariç. O da son sınıftı. Lakin o da anlamamıştı. Derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. Suikastçı olmanın gerekliliğini ve getirilerini tam olarak bilen bir tek o muydu yani? Yoksa biliyorlardı da bilmiyormuş gibi mi yapıyorlardı? İlk konuşan ölümsüz, sarışın kıza kısa bir bakış atıp Mete'ye geri çevirdi bakışlarını. "Kadınlarınızı getirmeseydiniz keşke. Burası güvenli değil. Yaralanabilirler." Dedi ardından. Yoldaşlardan birkaç kıkırdama sesi gelince Sinem denen sarışın kız ince sesiyle kendini savunmaya çalışıyordu. Mina kızın tiz sesinden rahatsız olarak gözlerini etrafta gezdirmeye başladı. Amerika güzel bir kıtaydı lakin fazla taşlaşmıştı. Doğası şehir içinde yok denecek kadar azdı. Parka gitmeden ağaç bulmak çok zordu bu şehirde. Sıcak bir rüzgar kızıl saçlarını yana savurarak yanından geçerken düşündüklerini yarıda kesti. Duraksadı ve rüzgarı izledi ana hiçbir şey yoktu. Rüzgarı değil de teninin çok yakınından geçen başka bir ten hissetmişti sanki. Dalmış gözleri etrafa değdi ağır ağır. Biri geçmişti. Hissetmişti. Lakin göremiyordu. Sakin sakin, diğerlerine belli etmeden hislerine odaklanıp burnundan derin bir nefes çekti. Koku yoktu. Başka bir ölümsüz daha dolanıyordu anlaşılan ama görünmez olmuştu. "İnfaz mı?" İç sesi kulağına fısıldarken makul bir neden aradı bunun için. Gerçekten infaz için gelmiş olabilirler miydi? İyi de, burda onların da kulağına gidecek kadar büyük bir suç yoktu ki. Gözleri üç sarışın adama döndü. Mete'yle konuşan hariç diğer ikisinin baktığı yöne baktı sonra. Hiçbir şey yok gibiydi ama anlaşılan az önce yanından geçen kişi o tarafta duruyordu. Ama neden gizlendiğini anlayamamıştı genç kız. Gözlem yapıyor olabilir miydi? Derin bir nefesi sıcak sıcak ciğerlerine çekip ellerini cebine koydu ve yürümeye başladı. Suçlunun yerini kendisi de bulabilirdi. Burada bekledikleri her dakika masum varlıklar can veriyorlardı. Kaybedecek zamanları yoktu bu yüzden görünmez adamı da bir süreliğine görmezden gelmek zorundaydı. Konuşmalar onun adımlarıyla yarıda kesilince yoldaşları da yürümeye başlamıştı. En azından konuşmasına gerek kalmadan anlıyorlardı ne yapmaları gerektiğini. Gözleri kor rengine dönerken avuçlarını açtı ve ruhundan parçalar kopararak sokaklara döktü. Dökülen parçalar ne yapmaları gerektiğini bildiklerinden hızla şehrin içine doğru yayılmaya başladılar. Emiciyi bulduktan sonra infaz edip buradan gidecekti. Aklına kötü fikirler geliyordu ve hemen geri dönmesi gerekiyormuş gibi hissediyordu artık . Tekrar aynı rüzgar gezinince etraflarında diken üstüne bindi vücudu. Kendini savunmaya aldı. Bu kişi her kimse, altı Haviyenin etrafında dönüp duruyordu. Ama bu aptallar bunu da fark etmemişlerdi elbette. Genç kız adımlarını yavaşlatıp arkadaşlarının gerisinde kaldı ve omzuna attığı çantayı indirip montunu çıkardı. Hava o kadar sıcaktı ki her yeri ter içinde kalmıştı. Saçları terden yüzüne yapıştığı için bir toka yardımıyla sıkı bir tat kuyruğu yaptı saçlarını. İşi bitince çantasını omzuna taktı ve yüksek binalara başını kaldırarak baktı. Pencerelerde onları izleyen birkaç korkmuş ve hasta insan vardı. Ama geneli bir köşeye sinmiş çaresizce bekliyordu. Gözleri birkaç metre ileride yürümeye devam eden gruba değince bir ölümsüzün onu izleyen bakışlarıyla karşılaştı. Küçük bir sorgunun zararı olmayacağını düşündü o an. Ortada bir şeyler döndüğünü anlamak için zeki olmaya gerek yoktu ve ölümsüzlerin yeraltından çıkmalarının bunlarla bir alakası olduğuna emindi. Adımlarını hızlandırıp gruba yetişti ve ona bakan ölümsüzün bilerek adımlarını yavaşlatıp onun yanına geldiğini fark etti. Hedef olma ihtimali yoktu aslında ama olsa bike ölmeye de hiç niyeti yoktu. "Sanki sana saldırsalar bir bok yapabilirsin gibi." "Bir sus!" Dedi öfkeyle. Soru işaretleri kafasını allak bullak ediyordu ve bu sinir sistemine dokunuyordu artık. İç sesi de hiç yardımcı olmuyordu her zamanki gibi. "Bir şey mi oldu kadın?" Yanında yürüyen Ölümsüzlerden biri bakışlarını ona çevirip konuşunca gözlerini ona çevirdi ve fırsatı yakalamış olmanın zevkini yaşayıp adamın elinden yakaladığı gibi bileğini çevirip baktı. Beklemediği bu hamleyle şoka girmiş adam elini hemen çekti kızın elinden ama Mina görmek istediğini görmüştü bile. M... Adamın bileğinde yazan harf. Ölümsüzlerin kurbanları belirlendikten sonra kurbanların baş harfleri görev yerine getirilene kadar bileğinde kalırdı. Bu bir büyüdür. Yalnızca çok eskilerin bildikleri ve paylaşmadıkları bir büyü. Hedef belirlenir ve bileğe baş harfi geçer. O harf geçtikten sonra hedef cehenneme bile gitse bileğin sahibi onu eliyle koymuş gibi bulabilir. Ve bu adamda da M vardı. Yani ya Mete ya da Mina'ydı kurbanları. "Anladın demek." Dedi adam kaşlarını çatıp ona bakarken. Bileğine bakmasından rahatsız olmuştu. Hiçbir şey söylemedi Mina. Sadece yürümeye ve ruhunun parçalarının edindiği gözlemleri dinlemeye devam etti. Evlerdeki insanlar hasta ve korkmuştu. Aynı zamanda suikastçıları görmenin verdiği rahatlık da yüreklerinde filizleniyordu yavaş yavaş. Perdelerin köşelerinden izleyip olacakları bekliyorlardı. Lakin bu çaresiz halleri tamamen aptallıklarından ötürüydü. Korkmayı bırakıp birlik olsalar aslında yenebilirlerdi aptal bir emiciyi ama varlıklar o emiciden daha aptaldı ne yazık ki. Tüm bu gözlerin arasında bir göz daha vardı ve o da onları izliyordu. Kendini gizleyen ölümsüz. Neden gizlendiğini bilmiyordu Mina ama hedef olabileceği fikri artık kafasından silinmişti neredeyse. Çünkü Ölümsüzleri bile rahatsız edecek hiçbir suç işlememişti. Daha doğrusu, hiç suç işlememişti. Bu onun doğasına ve aldığı eğitime hakaret olurdu. Demek oluyordu ki Mete suç işlemişti ama birlik kendinden birinin suç işlemesi durumunda sessiz kalıp onu göreve göndermiş ve ölümsüzleri de peşine yakmış demek oluyordu bu ve yine saçma gelmişti kulağa. "Nereden anladın?" Yanındaki ölümsüz tekrar konuşunca göz devirdi ve elini belindeki bıçağa atıp yokladı. Önemliydi o. İnfazda yanında olmak zorundaydı, bu yüzden sık sık kontrol ederdi her daim. "Bu benim işim." Dedi adamı geçiştirmek için. Tam o anda ruhunun parçalarından biri haber gönderdi telaşla. Kulakları direk onun söylediklerine ilişirken gözleri de gösterdiklerini izlemeye başlamıştı. İnsan çığlıkları ve görüntüler zihninde dolunca adımlarını sağındaki ara sokağa çevirip hızla koşmaya başladı. "Buldun mu?" Diye bir soru duymuştu diğerleri de koşmaya başladığı sıra. "Hayır. Sadece keyfim koşmak istedi. Aptal şey!" İç sesi haklıydı. Bu konuda onu suçlayamazdı. Lakin soruyu soranlara laf dalaşına girecek vakit yoktu. Her saniye yitirilen canlara tekabül ediyordu. İlerledikçe çığlık sesleri kulaklarına ulaşmaya başlamıştı. Yüzlerce varlık deli gibi çığlık atıyordu. Aynı zamanda, çığlık seslerinin arasında, kükremeye benzer sesler de yükseliyordu. "Yabaniler." Dedi Mete hızını arttırıp Mina'ya yetişirken. Mina kısa bir bakış attı ona. Ne suç işlemiş olabilirdi ki? Ya da işlemiş miydi? Dört yanı binalarla çevrili geniş bir meydana çıkmıştı yolları. Meydanda yüzlerce insan vardı ve aralarındaki yabanilerden can havliyle kaçmaya çalışıyorlardı. Lakin kaçıp kurtulabilecekleri yolların önünde dev tepegözler vardı ve önüne çıkanı elindeki dev sopayla eziyordu. Birkaç varlık can havliyle koşarken hemen yoldaşların önündeki tepegöze yaklaşmıştı. Tepegöz keyifli sesler çıkararak elindeki dev sopayı her iki eliyle kaldırdı. Mina, önündeki tepegöz sopayı savurduğu sıra koştu ve dev sopayı tutup üç kadını ezilmekten kurtardı. Gözleri onlara dönünce korku ve şaşkınlık içinde kızı izliyorlardı. "Gidin!" Dedi ve sopayı çekmeye çalışan tepegöze baktı. Üç kadın ve olayı gören birkaç varlık yanlarından koşarak giderken tepegöz öfkeyle bağırıp sopayı tekrar geri çekmeye çalıştı lakin bırakmadı genç kız. Tek eliyle sopayı tutup diğer eliyle de belindeki bıçağı çıkardı. Gözlerinde parlayan öfkeyle Tepegözün tek gözüne baktıktan sonra gülümsedi ve sopayı aniden bıraktı. Tepegöz kalın bir çığlık eşliğinde sırt üstü yere düştü. Hemen arkasında duran Mete bıçağını çoktan çıkarmış, Tepegözün çığlıklarını umursamadan kafasını bedeninden ayırdı. Diğerleri de diğer tepe gözleri öldürmeye başlamışlardı. Lakin insanlar henüz bunu görmemiş, bağırmaya devam ediyorlardı. Mina ayağının altındaki toprağı yükseltip kendini insanların görebileceği kadar havaya kaldırdıktan sonra yüksek sesle konuştu. "Herkes evlerine gitsin hemen! Ve sakın çıkmayın!" Varlıklar çığlık atmaya devam ederek boşalan çıkışlardan kaçarak meydanı boşaltmaya başlamıştı. Bu esnada yabaniler de onları fark etmiş ve ölü tepegözleri görünce öfkeyle bağırışlardı. Mina kendisine doğru gelen birkaç yabaninin kafasını gövdesinden ayırdıktan sonra siyah kana bulanmış bıçağı pantolonuna silerek temizledi. Her yanı siyah kana boyanmıştı lakin bıçağını her daim temiz tutmaya özen gösterirdi. Herkes temiz bir ölümü hak ederdi sonuçta. Sinem'in iğrenerek üstündeki kandan kurtulmaya çalışırken çıkardığı sesler Mina'nın kafasına çarpıyordu sanki. Ona neden bu denli gıcık olmuştu bilmiyordu ama yaptığı her şey rahatsızlık veriyordu. Normalde sebepsiz yere kimseye herhangi bir duygu beslemezdi oysa. Onu düşünmenin saçma olduğuna karar verip kora dönmüş gözlerini etrafta gezdirirken yabanilerin ve insanların parçalanmış bedenlerinin birbirine girdiğini fark etti. Yancıların işleri bu sefer zor olacaktı anlaşılan. Buranın temizliği sıkıntılı duruyordu çünkü. Lakin genç kızın asıl önemsediği bu değildi elbette. Onları izleyen adamı bulmaya çalışıyordu. Hemen karşıdaki binada duruyordu. Buna emindi ama tam olarak yerini kestirememişti. Adamın gözlerinin kendisini izlediğini de biliyordu. Fark edildiğini anlamıştı. Ve bu onu saldırganlaştırabilirdi. Dikkatli olmalıydı. Lakin hala neden saklandığını anlayamamıştı. "Emiciyi buldum. Gidip yok edelim orospu çocuğunu." Dedi Ali isimli yoldaş Mina'yı odağından kopararak ve yürümeye başladı. Diğerleri de onu takip ederken hiçbir şeye el tamamış Ölümsüzler de yürümeye başlamışlardı. "Kıyafetiniz kirlenir diye mi korktunuz?" Gibi birkaç alaylı cümle yöneltilmişti onlara ama umursamadılar. Ayrıca göreve gelirken yoldaşların Mina'ya karşı sergiledikleri tavırları yerini saygıya bırakmıştı. Çekingen gözleri arada kıza değiyor ve hemen ardından geri çekiliyordu. Bu onu tatmin etmişti. Bu tatminliğin sağladığı küstah bir gülüşü yüzüne yerleştirip o da yürümeye başladı. Lakin henüz meydandan çıkmamışlardı ki binaların ardında yükselen hareketlilik adımlarını durdurdu. Bir şeyler oluyordu. Bir yabani ordusunun binaların ardında onlara doğru ilerlediğini hissetti. Dört bir yanlarını sarmış seslere karşılık daire olacak sekilde sırt sırta durdular. Hepsi usta oldukları yeteneklerini kullanmak için kendini hazırlamaya başlamıştı. En azından savaş kurallarını biliyorlardı. Binaların üstüne yüzlerce yabani görüldüğü sıra Ölümsüzler de gardlarını kaldırmışlardı artık. Mina parmaklarını şaklatarak elinde küçük bir ateş yaktı ve ateşi havalandırıp küçük bir top haline getirdi. İşte eğlence şimdi başlıyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE