Kan tanesi

1859 Kelimeler
Karanlıkta kendini belli eden bir gölge misali sinsi... Bacaklara dolanan sarmaşık kadar tehlikeli sanki... Kokusu melekleri çağırıyor lakin. ⚫ ⚫ Göz bağı yüzünden kör vaziyette yatırıldığı yerde kollarının sabitlenmesine karşı gelmeye çalışıyordu. Lakin tutulduğu kişilere oranla gücü hiçbir şeydi. İnsanlar bu kadar güçlü olabilirler miydi! Bileğinde hissettiği acıyla ağzından çığlık misali yükselen inlemeyle aynı anda ayak bileklerinde ve bacaklarında hatta boynunda da aynı acıyı hissetti. Çırpındıkça acının arttığını ve batma hissini fark edince hareket etmeyi kesmesi gerektiğini anlayıp zor da olsa kendini o ellere bıraktı. O eller gidip ardından kapanan ve kilitlenen bir kapı bırakınca sırtını bıraktığı yumuşak zemine odaklanmak için gözlerini yumdu. Masaj etkisi yapan, karanlıkta göz yanılmasıyla rengi siyaha dönmüş çimenlerin arasında, toprağın baş ağrısına tedavi olmasıyla daldığı gecenin huzurunda gözleri kapalı, şehrin gürültüsüne kulak misafiri oluyordu. Gidecek hiçbir yeri olmamasına karşın artık bunun için savaşacak takati de kalmamıştı. Gülmek veya ağlamak arasında mekik dokuyan duyguları bile düşüncelerine köstek olmaya başladığı sıra gözlerini yummuş ve bu huzuru yakalamıştı. Artık duvarlar yoktu ve bunun için gülebilirdi. Artık duvarlar yoktu ve bunun için ağlayabilirdi. Derin bir nefesi ciğerlerine çekip göz kapaklarını kaldırdı. Hiç yıldız olmaması ne kadar da... . Dolun ayın yalnızlığı üzücü geldi genç kıza. Keza yalnızlık çekilmesi en büyük dertti bu evrende. Dirseklerinden destek alıp oturur pozisyona geçtikten sonra gözünden kaçan bir damla yaşı elinin tersiyle silerek gülüşüp eğlenen insanlara baktı. Ramazan ayında herkes bu şekilde parklara doluşup, yiyip içiyorlardı. Ne de güzel bir görüntüydü bu böyle. Dünyada hala mutlu olan insanların var olduğunu bilmek genç kıza huzur veriyordu. Ne kadar olduğunu bilmediği ve tahmin etmeye de yetecek düşüncesi kalmadığı bir süre durup insanları inceledi. Bunu severdi. Herkesin kendine ait olan karakterlerinin bedenlerine yansıması, incelemeyi sevdiği bir şeydi. Lakin kalkması gerektiğinin de bilincindeydi ve bu kadar aylaklığın yettiğini düşünüp yerinden kalktı. Geceyi geçirecek güvenli bir yer bulması gerekiyordu. Sahip olduğu hiç parayla otelde kalması mümkün olmadığından bir apartmanın bodrum katının merdivenlerini kullanabilirdi mesela. Devletin kendisi için ücretsiz kıldığı yutta da kalabilirdi tabi ki ama çocukluğunu geçirdiği o yer artık sokakta kalmaktan daha korkunç geliyordu genç kıza. Kötü değildi şartlar ama kötüydü genç kızın psikolojisi artık. Sürekli gördüğü o yüzlerden hissettiği bıkkınlık bencilce lakin yerindeydi. Özgürlük her insan için elde etmek adına savaşacak kadar ulaşılması önemli bir duyguydu sonuçta. Uzun süre yürümesine rağmen kapısı kilitli olmayan bir apartman henüz bulamamış ve içindeki umutlar kendini yitirmeye yerini korkuya bırakmaya başlamıştı. Son zamanlarda artan, hatta artan değil oldukça artan kayıplar dolayısıyla içine yerleşmişti bu korku. Boş ve karanlık sokakların düşüncelerine kattıkları da bu Korkusunu gidermede yardımcı olmuyordu kesinlikle. Sokağı aydınlatmak için uğraşan elektirik direğinden gelen cızırtılı sesi, arada esen rüzgarın uçurduğu çöplerin yere düşerken genç kızın içinde gizlenen yalnızlık hissine iğneler batırması... Tüyleri diken diken olmuş vaziyette kafasını kötü şeylerden kurtarmak için farklı düşünceler bulmaya çalıştı. Şapkasını kafasına takıp ellerini ceplerine koydu. Böylelikle kendini daha güvende hissetmişti. Şimdi kafasına yeni düşünceler gerekliydi. Olumlu ve güzel düşünceler. Misal yapacakları. Evet bunun üstünde düşünebilirdi. Bu yıl üniversiteye başlayacaktı. Okulların açılmasına da az kalmıştı. Hafta içi part time hafta sonu Full time bir işe girip hem okulu hem de konaklamasını ve diğer ihtiyaçlarını halledebilirdi sanki. Evet, kesinlikle böyle yapacaktı. Yarın iş aramaya başlayacaktı. Kazandığı parayı idareli harcayıp kalanı biriktirecekti ve beş yıl sonra 18 olup yurttan ayrılacak kardeşini o biriktirdiği parayla daha güzel... "Duydun mu?" İç sesinin uyarısıyla irkilen genç kız daldığı düşüncelerden ayrılıp kulak kesildi boş sokağa. Ne duymuştu ki? Artık alışmış olduğu tonda tiz bir ses karşısında uzanan loş ve nemli sokakta gezinince tüm bedenindeki tüyler diken diken oldu. Bir kadına ait olduğunu tahmin ettiği bir çığlıtı bu. Yada kavga eden iki kedi de olabilirlerdi. Bazen gerçekten inanılmaz sesler çıkardıkları oluyordu. "Git." İç sesinin de korkuya kapıldığını sesinden anlayabiliyordu. Ve 'git' derken nereyi kastettiğini de gayet iyi anlamıştı. Ayakları geri geri giderken arkasını döndü. Filmlerdeki aptal kızlar gibi sesin geldiği yöne gidip başını belaya sokmaya kesinlikle niyeti yoktu. Sakin tavırlarla başını eğip yürümeye başladı. Lakin adımlarını hızlandıracağı sıra aynı sesi tekrar duyunca bacakları hareket etmeyi bir anda kesmişti. Hiçbir şey olmamış gibi kaçıp gidecek miydi şimdi? Biri ona tecavüz ediyor olabilirdi. Belli ki başı beladaydı. Bilmemezlikten mi gelecekti yani? Başını iyice eğip ayaklarını izledi. Vermesi gereken karar onu ciddi anlamada etkileyebilirdi. "İnsanlar sadece izler. Bazen bunu bile yapmazlar hatta. Görmezden gelip olmamış gibi davranırlar." Aklına gelen o sözlerle avucunun içinde duran taşa sıkı sıkı sarıldı ruhuyla. "Eğer gidersen sana da zarar gelebilir." Görmezden gelmezdi, bu yüzden iç sesini duymazlıktan geldi ve geri dönüp sesin geldiği yöne doğru ilerlemeye başladı. İki kişi olursa alt edebilirdi ama fazlası onu aşardı, biliyordu. Evet, o filmlerdeki aptal kızlardan olacaktı. Lakin vicdanı işte... ah o vicdanı. Bazen ciddi ciddi salak olduğunu düşünmüyor değildi. "Orada yardım için çığlık atan ben de olabilirdim. Hatta Elif bile olabilirdi." Dedi kendi kendine mırıldanarak. Bir nevi kendini cesaretlendirme çabasına girmişti işte. "Geri dönmelisin. Orası güvenli değil." "Kapa çeneni dikkatimi dağıtıyorsun!" İç dünyasında kendi kendisiyle girdiği bu anlamsız polemiğe sonra yorum yapmayı kafasına not edip ses çıkarmamaya özen göstererek yürümeye devam etti. Tekrar aynı sesi daha net bir şekilde duyunca adımları ister istemez hızlandı. Geç kalmayı istemezdi, aksi takdirde yardıma gitmesinin ne anlamı kalacaktı ki? Birkaç metre yol ilerledikten sonra hemen sağında kalan sokaktan gelen ses artık çığlık değil konuşmalara dönmüştü. Ve konuşan kadının sesinin arasından sızan bir erkek sesi de ulaşıyordu kulaklarına. Tek bir tane olması iyidi. Cüssine göre değişirdi zorluğu ama kesinlikle alt edebilirdi. Sadece nasıl yaklaşması gerektiğini bilmesi yeterdi. Sesin geldiği sokağın hemen önünde duran çöp konteynerının arkasına gizlenerek başını neler olduğunu görebilmek için kenarından uzattı. Sokak karanlık olduğu için tam göremese de yerde oturan bir kadın ve onun başında duran bir erkek seçebiliyordu gözleri. Kadın ağlayarak birşeyler anlatırken adam sessizce onu izlemeye devam ediyordu. Yani tam olarak emin değildi. Adam konuşuyor olsa bile sessiz olmalıydı. Arkası dönük olduğu için anlayamamıştı. Lakin kadının sesi kendini zorlarsa anlayabileceği kadar yüksekti. Genç kız kadının ne dediğini anlamak için iyice dikkatini topladı. Kafasını yeterince toplarsa yapamayacağı hiçbir şey yoktu. "Lütfen... bırak..." Bunları anlaması yetmişti harekete geçmesi için. Hızla kafasını çevirip etrafta o itin kafasına geçirecek sopa benzeri bir şey aradı. Konteynerin kenarında duran içki şişesini görünce kendine düşünme fırsatı vermeden eline aldı ve ağız kısmından iyice kavrayıp nasıl vurabileceğini ölçtü. Bu arada adam kadına saldırmış olacak ki boğuşma sesleri gelmeye başlamıştı. Deli gibi titreyen ellerini görmezden gelmeye çalıştı. Korkmuştu ama bu onu durdurmamalıydı. Eline değen içkiden tiksinerek sıkıca tutmaya çalışıyordu ağır şişeyi. Oraya gidip o adama vurabilmek için kesinlikle o adama vurması gerektiğini düşünmemeliydi. "Sadece yap." Diye kendine keskin bir emir verdikten sonra saklandığı yerden fırlayıp fark edilmeden onlara doğru ilerlemeye başladı. Uzun boylu ve yapılı duran bir adam yerde çırpınan kadının kolundan tutmuş onu çekiştiriyordu. Derin bir nefes aldı genç kız, çoktan adrenalin salgılamaya başlamış bedeni titrerken. Daha önce de böyle durumlarla karşılaştığı için, ne kadar korksa da paniğe kapılıp saçma hamlelerde bulunmayacak kadar serinkanlı tutabiliyordu düşüncelerini. Adamın ayak seslerini duymasından çekinmesine gerek kalmadan ilerliyordu keza kadının sesinden duyması imkansızdı. Yeterince yaklaştığına kanaat getirdiği sıra kadını yerde sürükleyen adama doğru attığı adımları yapabildiği kadar hızlandırıp, aralarında birkaç adımlık mesafe kalınca da üstüne atlayarak şişeyi tüm gücüyle kafasına doğru savurdu. Her şey aklında dönen düşünceler kadar hızlı ve ani olmuştu. Yere yığılan adamla birlikte o da dengesini kaybedince, birlikte düştükleri sıra adamın inleme sesi yankılandı kulaklarında. Hemen ardından burnuna dolan barut kokusuyla irkildi. Silah mı ateşlenmişti? Sızlayan burun delikleriyle istemsiz gözlerine dolan sıvıyı gözlerini kırparak yok etmeye çalıştı. Oturup ağlamak isteyen salak yanını avuçları içine alıp kağıt misali buruşturdu ve çöpe fırlattı. Şu an onunla ilgilenebileceği bir zaman değildi. Gözleri genç adamın başının arka kısmıyla çarpışıp parçalanan ve onu tutan parmaklarına da aynı zamanda zarar veren camın dökülen parçalarını izledi saliseler akarken. Hemen ardından ensesine doğru, siyah saçların arasından akıp geçen koyu kırmızı sıvıya döndü gözleri. Aldığı darbeyle başından damlayan kristal şeklindeki damlaların renginde uzun süre kalabilirdi ama şu an doğru zaman değildi. Düşüncelerinin zincerlerini ellerinde tutmak zorundaydı. Aklından geçen tüm o düşünce fırtınasından kendini alıkoyup ana odaklandı. Tek bir şansı vardı. Adamın henüz kendine gelmemiş olmasını fırsat bilip hemen üstünden kalktı ve birkaç da tekme savurdu kalkmaya çalışan bedenine. Neresine denk geldiği kesinikle umrunda değildi. Böylelikle kaçacak fırsatı ve uzaklaşıp saklanabilecek zamanı bulmuşlardı artık. Keza adam kalkarsa bu cüsseyle öldürürdü onu valla. Elinden kurtulunacak gibi değildi kesinikle. Yerde kıpırdanmadan olanları şaşkınlıkla izleyen kadının vakit kaybetmeden yanına gidip eğildi ve kolundan tutup çekiştirerek kaldırmaya çalıştı. Avuçları içindeki çizikler rahatsız etmişti kumaşa değince ama sonra umursaması gerekirdi bunu, şimdi değil. Kadının kazağının kolundan tutup kaldırmaya çalıştı lakin şoka girmiş olsa gerek ki biraz zaman almıştı kalkması. Ve biraz uğraş. Tamam, 10 saniye kadar sürmüştü ama bu durumda bir saniye bile bir can değeri taşıyordu. Zaman yoktu. "Hadi, koşmalıyız. Salak mısın sen, kalksana be!" Sonunda kadın ayaklanınca genç kızın onu çekiştirmesiyle sokağın sonuna doğru koşmaya başladılar. Kadın kendisine göre daha yavaş olduğu için kolundan tutup hızlanması adına onu kendine göre ayarlamaya çalışıyordu. Ve bu oldukça yorulmasına neden olmuştu. Keza bacağı alçıdan çıkalı henüz iki hafta bile olmamışken yapmıştı bunları. Ayak sesleri sokakların duvarlarını döverken sık sık ardına bakıp kontrol ediyordu ve henüz kimseye rastlamamıştı. Sadece onları garip garip izleyen çifter çifter gözler vardı o kadar. Zaten her zaman izlerlerdi. Onlar sadece izlerdi. Başka hiçbir şey yoktu yaptıkları. Sağ bacağına hissettiği batma hissi canını yakmaya başladığı sıra kalabalık sayılabilecek bir sokağa varmışlardı artık. Lakin hızını düşürse de durmadı ve insan içine karışmak amaçlı biraz daha ilerledi. Yeteri kadar uzaklaşıp artık güvende olduklarına inandığı bir noktaya geldiklerinde durabileceklerine kanaat getirip bacaklarına durma emri vererek kadını da kendisiyle birlikte durdurdu. İkisinin de aldıkları derin nefesler ciğerlerinde tıkanır gibi sesler çıkarıyordu. Fazla koşmuşlardı. Elini kadının kolundan çekerken hissettiği, kazağı ve elini birbirine yapıştırmış kan, avuçlarındaki kesiğin ve adamın kanıydı. Midesinin bulanması gerekirken hissettiği haz, olması gereken bir şey miydi emin değildi. "Sen salak mısın?" Az önce kadının kolundan kopan eline yapışan elle düşüncelerden bir an koptuğu için irkildi. Kadının öfke ve korku dolu bakan gözlerine çevirdi gözlerini. Hiddetle sorduğu soruya tepki verdi genç kızın kaşları çatılarak. "O adam kimdi biliyor musun sen?" Hissettiği yorgunlukla farkında olmadan yaslandığı duvardan ayrılıp, ona bağıran kadının yüzüne sıçrayan salyalarından korunabilmek için başını geriye doğru attı ve kolundan tutan elini bileğinden tutup uzaklaştırdı. Umrunda bile değildi kimin kim olduğu. Teşekkür etmesi gerektiği yerde takındığı bu tavır hoşuna gitmemişti kesinlikle. Üstüne bir de yüzünü yıkamıştı. Gözlerine dikilmiş kocaman kahverengi gözlere birkaç saniye ciddi olup olmadığını anlamak için baktı. Nankör insanlara asla katlanamazdı. Kahverenginin içinde parlayan korkuya daha fazla katlanmak istemediğini fark ettiğinde gözlerini egoist bir tavırla devirip sırt çantasının kollarına baş parmaklarını geçirdi ve yürümeye başladı. Korkmuş muydu? Kesinlikle. Ama bunu belli edecek miydi? Asla. "Seni de beni de öldürecek!" Dedi kadın arkasından. Sesine yansıyan çaresizliği gizleyememişti bir türlü. Yada belkide gizleme zahmetine bile girmemişti. "Sana demiştim gitme oraya diye. Dert yokmuş gibi dert çıkarıyorsun başına. " İç sesinin kapatma düğmesi yoktu ne yazık ki. Şimdi tüm gece başının etini yiyecekti. "Ah, ne harika!" Diye mırıldandı huysuz tavrından ödün vermeyerek etrafı izlerken gözleri. Adamın onları takip etmiş olma ihtimaline karşı dikkatli olması gerekiyordu. Tehlikede olduğunun bilinciyle derin bir nefes alıp ellerini cebine koydu ve yönünü yurda giden en yakın ve kalabalık durağa çevirdi. Bu gece yurtta kalması kesinlikle en iyisi olurdu. Eğer kadının dediği gibi tehlikeli birine bulaştıysa ortalıkta dolanmasa iyi olacaktı. Yada sadece abartmış da olabilirdi. Lakin tedbiri elden bırakmamak gerekiyordu değil mi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE