-Seninle ilgili derken?
-Buraya şeytanlar tarafından getirildiğin falan yok. Buraya getirilmeni baş melek emretti. Yani korkmani gerektirecek bir durum yok.
-Baş melek mi, neden?
-Ben de bilmiyorum.
-Ne demek bilmiyorum. Benle dalga mı geçiyorsun sen!
-Bak sakin ol. Muhtemelen başında bir bela var ve bu bela geçene kadar aldılar seni buraya. Korkmanı gerektirecek bir durum yok. Emin ellerdesin.
-Bana korkma diyip durmayı kes. Korktuğum falan yok. Ama senin korkman lazım çünkü şu an çok kötü göte geliyoruz.
-Ne demek bu şimdi?
-Ciddi ciddi tam safsın. Yıllardır dünyaya uğramadığın ne kadar belli.
-Ne diyorsun anlamıyorum.
-Beni şu baş meleğin yanına götür hele. Ona anlatmam gereken çok önemli şeyler var.
-Saçmalama.
-Ne demek saçmalama!
-Öyle isteyen herkesi baş meleklerin yanına götüremeyiz.
-Olabilir ama ben herkes değilim. Beni hemen onun yanına götür.
K elini saçlarına daldırdı ve güldü.
-Tamam denerim. Önce gidip izin almam gerekiyor. Dedi. Bunu sırf benden kurtulmak için yapıyordu.
Aynı çığlık sesini tekrar duyunca ikimiz de sesin geldiği yöne döndük.
-Bunu sen yapmıyorsun.
-Kesinlikle. Sana gerçek olduğunu söylemiştim.
Ben onu takmayıp sesin geldiği yere bakmaya devam ediyordum. Dışardan orda neler olduğunu görmeye çalışıyor gibi duruyor olabilirdim ama asıl amacım şu an ikimizin de beynini kontrol altına alabilecek kadar yakınımızda olanı hissetmeye çalışıyordum. Yakınımızda olmalıydı. Uzaktan beynimize giremezdi ama neden onu hissedemiyorduk. Tabi eğer... onu hissetmememiz için de kafamızı bulandırmıyorsa. Bu durumdan kurtulabilmemin tek yolu ben ve K dan başka birinin gelip bize dokunmasıydı. Beynimi yokladım. Bizi şu an keklemeye çalışanı uyandırmadan başkasını nasıl çağıracaktım?
Tabi ya! Kyl!
O dünyadayken bir şekilde benim zihnime girmişti. Ve benimle konuşmuştu. Belki ben de aynısını yapabilirim. Tabi o ölünce aramızdaki bağ kopmadıysa. Ama yine de denemekten zarar gelmezdi.
Gözlerimi yumdum ve derin bir nefes aldım. Bunu düşüneceğimi hiç bilmezdim ama onu özlemiştim. Zihnimde onun yüzünü canlandırdım. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sadece onun yanındayken nasıl hissettiğimi düşündüm. Sahi nasıl hissediyordum? Mutlu... Güvende... Belki biraz da huzurlu...
Sahi ben bütün bunları hissediyormuşum ve o ara bunun farkında değildim. Simdi onunla aramdaki bağı gerçek anlamda hissedebiliyordum. Meğer o ara bunu hissetmeyerek Kyl'ı ne kadar kötü bir duruma düşürüyormuşum. İçindeki acıyı şimdi görebiliyorum. Ne kadar da aptalmışım meğer... Ne kadar kötü ve umursamaz...
Bir anda Kyl'ın bir uçurumun kenarında oturmuş görüntüsü belirdi. Ama bunu ben hayal etmiyordum. Bu gerçekti. Şu an Kyl'ı görüyordum. Onu yanımda hissedebiliyordum. Ve bu nedensiz bir rahatlama yaratmıştı içimde.
-Kyl. Diye fısıldadım ve ne tepki vereceğine baktım. Sesimi duyar duymaz bakışlarını uçurumdan kaldırıp etrafına bakındı.
Sahi ben bu zamana kadar neden ailemi görmemiştim. Neden hiç aklıma gelmemişlerdi.
-Mina. Dedi Kyl umut dolu gözlerle etrafına bakınırken. Onun o yüzünü görmemle aklımdan herşey ucup gitti ve istemsizce yüzümde bir gülümseme belirdi.
-Burdayım, zihninde. Dedim ve durdu.
-Zihnimde mi? Dedi dehşet içinde. Sen nasıl zihnime gelmeyi başardın dünyadan.
Demek ayrı dünyalardayken birbirimizin zihnine fısıldayamıyorduk.
-Dünyada değilim.
-Ne...
-Bunu boşver şimdi sana ihtiyacım var. Beni bulman lazım. Bulabilir misin?
-O kokunla seni her yerde bulabilirim kedicik.
-Tamam. Acele et ve gelirken gözün açık olsun. Kimseye gözükme.
-Dur bir saniye. Daha dünün bebesi kalkmış bana tüo mu veriyor. Dedi sırıtarak.
-Pardon! Diye cırladım kafasının içinde. Hicbir farklılık olmayacağını bilmesine rağmen kulaklarını tıkadı yüzünü buruşturdu.
-Tamam tamam bağırma. Şaka yaptım. Dedi gülmemeye çalışarak. Elimde olmadan sırıtmıştım.
-Bekliyorum. Dedim ve Kyl'ın zihninden ayrıldım.
-Sen beni duyuyor musun? Dedi K öfkeli ve endişeli gözlerle bana bakarken.
-Bir saniye sessiz olur musun lütfen. Beni sinirlendiriyorsun.
-Ben mi seni sinirlendiriyorum! Dedi kendini gösterip öfkeyle gülerken.
-Olm sen melek değil misin. Biraz kafanı çalıştır. Şeytanlarını konuştur. Der demez bu lafımdaki büyük hatayı gördüm.
-Pardon ya. Sizin şeytanlarınız yoktu değil mi. Siz iyi taraftınız. Bu yüzden bu kadar salaksın. Kafan tilkilerle çalışmıyor.
-Tabiki öyle. Benin görevim bu değil. Ben sadece içeri girip çıkanları kontrol eder ve savaşçı meleklere bildiririm.
-Oh! Tanrıya şükür ki hepsi senin gibi değil yoksa o savaşı bok kazanırdık.
-Sen cennete nasıl laflar kullanıyorsun öyle. Bok falan ne oluyoruz kızım. Dedi arkamdan o tanıdık erkek sesi. Derin bir nefes aldım ve arkamı dönüp bana tıpkı bir suikastçi gibi duygusuz bakan Kyl'a baktım. Onun aksine ben hiçbir duygumu gizleme gereği duymadan ona atıldım ve kollarımı boynuna sararak sıkıca sarıldı. Kyl ise şok içinde odun gibi donup kalmıştı. Bunu hiç beklemiyordu galiba. Ben de beklemiyordum gerçi. Sonunda salak gibi dikilmeyi bırakıp kollarını bana sardı.
-İyi misin. Dedi kulağıma eğilerek. Amacı beni koklamaktı ve kızarım diye bunu çaktırmadan yapmaya çalışıyordu. Bense kafamı boynuna gömdüm ve gizleme gereği duymadan derin bir nefes çektim. Onun o acı kahve gibi kokusunu içime çektim. Bu Kyl'ın irkilmesine neden olsa da itiraz etmedi ve o da aynısını yaptı.
-Cidden sen iyi misin?
-İyiyim. Neden sordun ki?
-Bilemiyorum. Dünyada sana dokunmama bile izin vermezken şimdi kendin bana sarılıyorsun.
-Özlemişim. Dedim omuz silkerek. Sonra daha fazla oyalanmayıp etrafıma baktım. K ortalıkta yoktu.
-K nerde?
-Kim?
-Az önce yanımda duran adam.
-Az önce yanında kimse yoktu.
Kaşlarım öfkeyle çatıldı ve Kyl'a baktım. Kyl ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı.
-Hey. Suikastçi red geri geldi. Ne oldu kızım ya?
-Şeytanlar zihnimdeler.
Bana hiçbir ifade betimlemeyen gözlerle baktı.
-Az önce yanımda bir adam vardı ve aslında yokmuş. Beni çok iyi kandırdılar. Ve şu anda da kandırıyor olabilirler. Dedim şüpheyle Kyl'ı süzerken.
-Bak kast ettiğin bensem ben kesinlikle gerçeğim ama tabiki sözüme inanmamalısın. O yüzden bana ikimizden başka kimsenin bilmediği bir şey sor.
İkimizden başka... tabi ya!
Gözlerimi kapattım ve Kyk'ın zihnine girdim. Şeytanlar telepati yoluyla zihnimize girebiliyorlardı ama bizim bağımız ruh yoluyla yapılıyordu ve şeytanlar götlerini yırtsalar da ruhumuza dokunamazlardı.
-Kyl. Dedim bana bakan Kyl'ın bedenine kendi gözümden değilde çözemediğim bir açıdan bakan gözlerle bakarak.
-Efendim kedicik. Dedi sırıtarak. Ona gözlerimi kısarak baktım.
-Kedicik ne ya.
-Ne? Bence tam senlik.
-Evet bu kedicik birazdan sana tırnaklarını geçirecek.
-Sakin ol şampiyon.
-Her neyse. Zaten buna zamanımız yok. Görüyor musun?
-Kimi. Su sağımızdaki bize bakan piçten mi bahsediyorsun?
-Cennettesin salak.
-Bunu sen mi diyorsun. Dedi muzipçe bakarak. Ona gözlerimi devirdim ve bahsettiği tarafa baktım. Bizden birkaç metre ötede buraya gelirken bana eşlik eden adam vardı. Ne kadar gözlerini göremiyor olsam da soğuk bakışlarını tenimde hissedebiliyordum.
-Soralım bakalım derdi neymiş bu picin. Dedi Kyl ve ona doğru ilerlemek için hareketlenmişti ki kolundan tutup durdurdum.
-Bir plan yapmalıyız. Dedim. Birbirimizin zihnine konuştuğumuz için adam bizi duyamazdı.
-Ne gerek var plana. Adamı indirelim. Sonra düşünürüz gerisini.
-Kyl adam bir şeytan. Onu nasıl yenmeyi düşünüyorsun?
-Biz ölüyüz zaten kedicik. Bize zarar veremez o. Dedi sırıtarak. Ardından arkasını dönüp şeytana doğru yürümeye başladı. O şeytana yaklaştıkça beynimde tehlike çanları çalmaya başladı. Gözlerim şeytana kayınca şeytanın hareketsizce beklediğini gördüm. Yüzünü göremiyordum ama gerilen çenesinden sırıttığını anladım. Kyl ona yaklaştıkça geriliyordum. Onun yumruğunu sıktığını görmem dizlerimin bağının çözülmesine neden oldu. O an yerimden kımıldamadığımı fark ettim. Yerimde durmuş Kyl'ın tehlikeye gidişini izliyordum. Hareketlenmek ve oraya gitmek istedim ama bedenim bana itaat etmiyordu birtürlü. Kilitlenmiştim. Biri beynimin fişini çekmişti sanki. Kendi kalp atışlarım kulağıma ilişti. Gözlerim kararırken bedenimden ilginç bir enerji akıyordu. Gözümün gördüğü gerçekler silikleşirken farklı bir görüntü yayıldı etrafa. Başta bunun da şeytanın bir oyunu olduğunu sandım ama değildi. Kendi içimde yalnızdım. Bu beliren görüntü benim eserimdi. Derin ve titrek bir nefes çekip beliren görüntüye baktım. Boş bir ara sokaktı. Sokaklar pek birbirinden farklı olmaz ama bu bana çok tanıdık gelmişti. Nerden hatırlıyordum bilmiyorum ama içimdeki kötü his yerini acıya bırakmaya başlamıştı.
Birkaç saniye gözlerimi boş sokakta gezdirdim. Burda canlı hiçbir şey yoktu. Tekrar titrek bir nefes çektim içime ve bu bana tanıdık sokakta birkaç adım ilerledim. Arkamda hissettiğim hareketlilikle dönüp oraya baktım. Robert. Ve yanında da birkaç adam. Benim yanımdan geçip birkaç metre ötedeki köşeye saptılar. Beni görmemişlerdi. Yani bu gerçek değiıdi. Ama neden bu ilişmişti gözüme bilemiyordum. Belkide şu anki durumla bir ilgisi vardır diye düşündüm ve onları takip etmeye başladım.
-Sonunda. Dedi bana yine tanıdık ama bu tanıdıklığın nerden kaynaklandığını bilmediğim bir adamın sesi.
-Adam burda mı? Dedi robert yine o tanıdık soğuklukla ben onları görüş alanıma alabilecek kadar yaklaştığımda.
-Evet.
-Getirin. Dedi Robert yanındaki adamlara hitaben. Adamlar hemen hareketlendiler ve sokağın sonundaki camları filimli arabaya ilerlediler. Bu şu an yaşanan bir olay olmadığı için varlıkları hissedemiyordum. Bu yüzden ben de merakla izlemeye başladım.
Adamlar arabanın kapısını açtılar ve içerisinden bir adam çıktı. Ben arabadan çıkan adama şok içinde bakarken onlar bize doğru geliyorlardı. O arkalarından gelen kumral ve yüzüne hasret kaldığım adam başı dik ve her zamanki heybetiyle yürüyordu.
-Berat. Dedi Robert babamı başıyla selamlayarak. Babam da aynı şekilde karşılık verip Robert'ın adını tekrarladı. Aralarındaki gergin ortam beni daha da meraklandırmıştı. Kyl ve şeytan aklımdan çıkmış değildi tabi ama şu an onların bıraktığım pozisyonda olduklarını biliyordum. Nasıl bilmiyorum ama bir şekilde zamanın durduğunu hissedebiliyordum.
-Anlat. Dedi Robert soğuk sesiyle. Babam derin bir nefes aldı. Bense onu özlemle izledim.
-Mina... dedi ve derin bir nefes alıp devam etti. Kendini cesaretlendirmeye çalışıyor gibi bir hali vardı. Ama ne için?
-Mina evlatlık Robert. Dedi babam ve sustu. Bense kocaman açılmış gözlerle babamın söylediği şeyi idrak etmeye çalışıyordum. Bu ne demekti...
-Ee.. Bunda bu kadar önemli olan ne yani. Bu kadar telaş neden? Dedi Rob düz bir sesle. Bense şok içinde onları dinliyordum. Ben evlatlık mıydım. Peki neden benim haberim yoktu bundan? Hani ailem ben daha kğçük olduğum için söylememiş olabilirler. Ama ya Rob?
-Asıl sorun bu değil. Onu kimden aldığımız... dedi ve başını eğdi. Benim babam... Berat Özalp başını eğdi. İşte bu daha çok endişelenmeme neden olmuştu. Bunu Rob'da fark etmiş olacak ki bir adımını öne atip gerilmiş bedenini sanki daha fazla gerilmesi mümkünmüş gibi daha da sıktı.
-Kimden aldın onu? Dedi dişlerini sıkarak.
-Mina insan değil. Dedi babam başını kaldırmadan. Yada pardon o benim babam değildi değil mi.
-Bunu biliyoruz zaten.
-Evet ama bir suikastçi, snake yada anodit de değil.
Derin bir nefes çektim ciğerime ve normale dönen zaman akışıyla irkildim. Beni daha fazla taşıyamayan dizlerim pes ettiler ve yere çöktüm. Duyduklarımın ve gördüklerimin şoku hala üstümdeydi. O şekilde ne kadar bekledim bilmiyorum. Kulağıma ilişen boğuşma sesleri vardı. Ama başımı kaldırıp bakıcak mecalim yoktu. Öğrendiğim gerçek bu zamana kadar kendime damgaladığım tüm sıfatları ne kadar hak ettiğimi kanıtlıyordu. Yüreyim acıyordu.
-Red!
Kyl'ın acıyla haykıran sesini duyunca tüm gücümü toplayıp hırlayarak ayağa kalktım. İçimde aniden hiç bilmediğim bir enerji belirmişti.
Arkamı dönüp Kyl'ı gördüğümde şeytanın onun kafasını tek eliyle kavradığını ve sıktığını gördüm. Kyl ne kadar çırpınsa da kurtulamıyordu birtürlü. Adam biraz daha sıkarsa Kyl'ın kafası tuzla buz olcaktı. Yumruklarımı sıktım ve onlara doğru emin adımlarla ilerlemeye başladım. Şeytanın arkasındaydım ve hiç düşünmeden ensesinden tutup tüm gücümle arkaya fırlattım. Şeytanın bedeni metrelerce uçup bir ağaca çarparak yeri boylarken ben eğilip Kyl'a baktım. Kafasının her yerinde çatlaklar vardı ama kan yoktu. Ona ayağa kalkması için yardım ederken arkamda hissettiğim hareketlilikle onu bırakıp ayağa kalkmış üstünü sirkeleyen şeytana baktım.
-Red. Dedi boğuk sesiyle.
-Efendim. Dedim alaylı bir sırtış yüzüme yerleştirip ona doğru ilerlemeye başkadım.
-Ne olduğunu bile bilmeyen bir zavallı. Dedi bana küçümser gibi baktığı hissedebiliyordum yüzünü görmesem de.
Ona yüzümü buruşturarak baktım.
-Yanlış taraftasın. Sana bir fırsat veriyorum. Bize katıl ve diğerleri gibi bu savaşta bizimle, kazanacak olan tarafla, ol. Dedi kolarını iki yana açarak.
-Taraf? Hem de kazanan?
-Ne yani? Sana yalan söyleyip duran ve sana ihanet eden bu iğrenç varlıkların yanında mı olmayı tercih ediyorsun.
-Kafamı bulandırmaya kalkma göt lalesi. Birazdan kafanı koparacam. Dedim ona birkaç adım daha atarak. Bedenimde tehdit sinyalleri uçuşuyordu.
-Sen bir insan değilsin Red. Sen bir...
O sözünü tamamlayamadan benim boğazımdan dehşet solu bir çığlık koptu. Şeytan irkilerek geri çekilirken onun ardında ardı alevlerden oluşma içinde yalnızca acı bulunan cehenemin bir kapısı açıldı. Ve şeytanı icine çekti. Şeytanın bedeni alevlerin arasında kaybolurken kapı kapandı. Ben zaten ne olduğumu az önce öğrenmiştim. Ama Kyl'ın da bunu öğrenmesine ihtiyacım yoktu.
Artık bedenimde en ufak enerji kırıntısı kalmamıştı. Daha fazla ayakta kalmaya dayanamadım ve yere çöktüm. Ne kadar olmaması için uğraşsam da gözlerim kararıyordu. Kayıtsız kalmanın davetkar pençelerine daha fazla dayanamadım ve bayıldım.