-Bu da ne demek?
-Kimsin dedim?
-Adım K ve buranın bekçisiyim.
-Peki burası neresi?
-Cennet. Dedi bana ne saçmalıyorsun der gibi bakarak. Neler oluyor anlatacak mısın? Dedi bana bir adım daha atarak. O bana adoğru adımlayınca ben birkaç adım geriledim.
-Peki ya elbiselerim... diğer insanlar gelince de kıyafetleri böyle, dünyadaki gibi mi?
-Biraz sakin ol.
-Bana cevap ver.
-Hayır. Buraya gelince kıyafetlerimiz beyaz olur. Cennete adım atar atmaz değişirler. Buraya girmeden önce temizlenir bedenimiz dünyadaki kirlilikten.
-Peki ya ben?
-Bilmiyo...
-Bekçiler nasıl görünüyorlar? Dedim onun sözünü keserek.
-Aa.. Bekçileri göremezsin. Onlar görünmez melekler.
-Ne demek göremezsin? Ben gördüm. Beni buraya getiren kendine bekçi dedi ve ben onu görebiliyordum.
K bana şaşkınlıkla bakıyordu.
-Yanlış hatırlıyor olabi...
-Hayır. Yanlış falan hatırlamıyorum. Sadece elleri ve çenesi görünürdeydi. Diğer tüm uvuzları pelerinle örtülüydü. Hatta kokusunu bile aldım.
-Nasıl kokuyordu peki. Dedi yanıma gelerek. Bu sefer geri çekilmedim. Bu durum onun da dikkatini çekmişe benziyordu.
Ama benim aklım orda değildi. Central City! O insanlar! Sırtına çıktığım adam. Kurtardıklarımız. Wenza!
Aman tanrım. Biz ne yaptık böyle!
-Mina. Dedi K beni düşüncelerimden kopararak.
-Şey gibi kokuyordu. Erimiş mum, yanık bir şey... et.
-O bekçi değildi. Dedi K benden dehşet içerisinde ayrılırken.
O... dedi ve devamını ben getirdim onun korkuyla açılmış gözlerine bakarak.
-Şeytan...
-Bir şeyatanın senle ne işi olabilir ki? Dedi öfke saçan gözlerle kolumdan tutarak.
-Benden kurtulmaya çalıştılar. Ölmemi istediler aslında. Her şey bir plandı. Bizim Central City'ye gitmemiz, Kyl'ı benim kılığımda kaçırdılar çünkü ölümsüzlerin beni almalarını istiyorlardı.
Kyl'ın ölümü, Lucy'nin uyanışı, benim kurduğumuz planla kaleye gitmem, Rem'in hayaleti, tuzak sanıp intahar etmemi istediler... ama neden? Şeytanları dünyaya indirebilecek bir tek ben vardım. Neden beni öldürerek şeyranların inişini engellediler ki? Ah! Ben tam bir aptalım. Birşeyler yapmalıyız.
-Sen ne saçmalıyorsun?
-Önce kolumu bir bırak. Dedim kolumu çekiştirerek elinden kurtardım.
-Anlat her şeyi.
-Başımız belada.
ROBERT
Ben yine yalnızdım. Yine yalnız...
Tıpkı onu tanımadan önceki zamanlar gibi.
Kalbim...
Daralıyordum. Hayatımda hiç hissetmediğim şeyleri hissediyordum. Hayatımda karşılaşmadığım acılar...
Kalp denen, bu zamana kadar orda olduğunun farkında olmadığım şey...
İçimde yarattığı bu fırtınalar... Dayanılmaz bir noktaya gelmişti. Küçüğümün ölümü beni yıkmıştı. Bunu hissedebiliyordum. Belki dıştan belli etmiyordum, belki hala eskisi gibi güçlüydüm. Ama sadece bedenen işte... Ruhum ölmüştü onun gidişiyle. Kaldıramıyordum. Onu düşünmekten öyle bir noktaya gelmiştim ki artık delireceğimi hissediyordum. Ciddi anlamda deliriyordum.
Okulda yeni sorumlu olduğum öğrenciyi henüz paydosa bırakmış odama dönüyordum. O kadar bunalmıştım ki anlatamam. Yeni öğrencim beşinci sınıf öğrencisiydi. Eğitmeni ölünce onu bana postalamışlardı ve o salak kız hiçbir işe yaramıyordu. Red'in ilk sınıfa geldiğinde sergilediği performans bile daha iyidi. Onunla çalışmak zaten gergin olan sinirlerimi iki katına çıkarıyordu. Ben ona ceza vermekten bıkmıştım ama o salak salak davranmaktan vazgeçmemişti bir türlü.
Bunun dışında suikastçilerin sayısında büyük bir düşüş olmuştu. Ölümsüzlerle verdikleri savaşta büyük zaiyat vermişlerdi.
Odama girdim ve siyah deri koltuğuma kuruldum. Artık nefes alamaz hale gelmiştim resmen. Ne kadar süre geçmişti bilmiyorum ama gözlerim boş duvarda öylece oturuyordum. Kılımı bile kımıldatmadan hemde. Dışardan beni gören biri öldüğümü zannedebilirdi.
Yine ne kadar olduğunu bilmediğim bir zamandan sonra burnuma tanıdık bir esinti üşüştü. İçimi gıdıklayan tanıdık bir koku. Ama bu öyle herkesin hissedebileceği bir koku değildi. Çünkü normal bir koku değildi. Daha çok tehlikeyi sezmek gibiydi. Ve bu kesinlikle beni kendine çekiyordu.
Saatler boyunca hiç hareket etmeden oturduğum koltuktan kalktım ve o kasvetli, içim kadar siyah kapıya yöneldim. Bir sorun vardı. Burada olmaması gereken biri buradaydı.
MINA
-Ne gibi bir bela bu?
-Şeytanlar...
-Anlat.
-Ben sanırım öl...
O sırada bizden pek de uzak sayılmayaca bir yerden gelen bir çığlıkla ikimiz de donduk.
-Neler oluyor? Dedim telaşla. İlk kez ciddi anlamada korkuyordum.
-Bilmiyorum. Dedi K. O da telaşa kapılmıştı ama soğukkanlı davranabiliyordu.
Aynı çığlık sesini tekrar duyunca gözlerimin önünde kibritler çaktı. Bu ses gerçek değildi. Bu gerçekle irkilirken yanımdan ayrılmış sese doğru ilerleyen K ya baktım.
-Dur! dedim emir tonlu sakin bir sesle. K dediğime uydu ve dönüp bana baktı.
-Ne oldu?
-Bu gerçek değil. Dedim kaşlarımı çatarak.
-Nasıl yani?
-Sen ne duydun?
-Bir tür kadın çığlığı duydum. Birinin yardıma ihtiyacı var.
-Ben de aynı sesi duydum. Ama bu gerçek olmamalı.
-Sen ne saçmalıyirsun? Dedi yüzünü buruşturarak.
-Biri zihnimizle oynuyor. Dedim etrafa bakarak. Hayır, bizi zihinsel baskı altına alabilecek kadar yakın kimse yoktu burada.
-Zihnimizle mi? Dedi o da etrafa göz gezdirerek.
-Ama kim. Dedim daha çok soruyu kendime sormuştum. Burda bize yakın kimse yok. Yani bizi etkileyemezler.
-Yani demek oluyor ki bu çığlık gerçek ve senin yüzünden yardima ihtiyacı olan birine yardım edemiyorum.
-Eğer ben bu ses gerçek değil diyorsam gerçek değildir. Birileri bizi burdan uzaklaştırmaya çalışıyor. Ama menzilimizde kimse yok ki. Bunu nasil yapıyorlar.
-Eğer bu birilerinden kastın şeytanlarsa şu an şüphe etmen çok saçma. Bizi etkilemek için bizi görmelerine gerek yok. Aynı havayı soluyalım yeter.
-Ne yani? Şeytanlar burda mı demek istiyorsun?
-Olabilir. Bilemiyorum.
Ona şaşkın şaşkın bakan gözlerim birden şaşkınlık ferini söndürdü ve bir seri katilin son hedefine bakarkenki o ruhsuz ama bir o kadar da bu durumdan keyif alan ifadenin ışığını yaktı.
-Ne? Dedi K kaşlarını çatarak. Ben de o an ona farkettirmeden elimin içnde çevremde dolaşan elektriği topladım. Avucumun içinde biriken elektrik birbirine sikiştırılınca şaklamaya başladı. Tam K'nın gözleri ellerime inecekken elimdeki o enerjiyi onun üstüne attım. K elimdeki sıkıştırılmış elektriğin gücüyle geriye doğru savrulurken derin bir nefes aldım ve başta bana muhteşem gelen cennetin o yapmacık kokusunu aldım. Burası da gerçek değildi. Kafama birşeyler yapıyorlardı ve bir şekilde benim algılarımı kapatarak beni etkisiz hale getiriyorlardı.
K ayaklanınca gözlerimi açtım ve onun öfkeyle gerilmiş yüzüne baktım. Kendini sakin tutmak için elinden geleni yapıyordu.
-Sen ne yapıyorsun be kadın! Dedi öfkeyle.
-Rol yapmayı kes ve bana gerçekleri anlatmaya başla.
-Rol yaptığım falan yok. Sen ne saçmalıyorsun? Dedi ofkeyle gürleyerek. Yalan söylüyordu.
-Kes şunu. Dedim ellerimi kulaklarıma bastıratak yine aynı çığlık sesini duyunca. Bana çok tanıdık geliyordu bu ses.
-Sakin ol Mina ve bana neler olduğunu anlat. Dedi K. Sesi bu defa daha sakindi ve beni de sakinleştirmeye çalışan bir tınısı vardı.
-K beni denemeye kalkma. Burda neler oluyor? Anlayamıyorum. Dedim çaresizce ellerim yana düşerken.
-Seni hafife almamam gerektiğini söylemişlerdi. Dedi K yanıma gelerek. Eğdiğim başımı kaldırdım be ona soran gözlerle baktım.
-Öyle bakma. Ürkütücü görünüyorsun böyle.
-Neler olduğunu anlat. Dedim onu kolundan tutarak.
-Tamam güzelim. Sakin ol. Sana her şeyi anlatacağım. Ama öyle korkmanı gerektitecek bir durun yok. Yani ortada şeytan falan yok. Olay sadece senle ilgili.
-Benle mi?