Hayatım biraz karışık bir hayat. Diğer varlıkların ki gibi değil benimkisi. Zor. Hemde çok zor. Ve şimdi her şey daha da sarpa sarıyor. Ve ben ilk defa kendimi bu kadar çaresiz hissediyorum. Hayattayım malesef. Tanıdığım tüm masum insanlar öldü. Ama ben... Benim gibi biri hala yaşıyor. Sizce de bu yanlış değil mi? Bu dünya hak edenlerin yeri olmalı. İyi varlıkların yeri olmalı. Benim veya benim gibi olan diğerlerinin değil.
Buna bir dur deme zamanı. Kendi yaptığımız hatalar iyi varlıkların ölmesine neden oluyor. Suçu olmayan...
Ben Red. Ve bu günden sonra bu dünyayı kurtarmak için her kesi karşıma alacağıma ve beni engellemeye çalışan babam bile olsa yolumdan çekeceğime yemin ediyorum.
Bana şaşkınlıkla bakan eski bölüğüme baktım. Onlara herşeyi anlatmıştım ve şu an bana boş boş bakıyorlar.
-Ne düşünüyorsunuz? Benimle misiniz yoksa bana karşı Lucy için mi savaşacaksınız?
Melisa öfkeyle yerinden kalktı. Elindeki kılıcı havaya kaldırdı. Ve savaş narası attı. Almeda kolumdan tutup aramıza girdi. Ona karşı savaş pozisyonu almıştı ki onu kolundan tutup durdurdum.
-Almeda. Melisa şu an bana bağlılık yemini ediyor. Dedim gülümseyerek. Biraz da şaşırmıştım tabi. Beni savunacaklarına emindim ama bağlılık yemini... Bunu kesinlikle beklemiyordum. Diğerleri de Melisa'ya katılınca ben de yumruğumu havaya kaldırıp onlarla bağırdım. Onlar bana bağlılık yemini etmişlerdi. Ben de onlara.
✳✳✳✳✳
Birlikte yola koyulduk. Dev savaş tanklarıyla yola koyulmuştuk. Öyle tank demişken sakın aklınıza insanların tankları gelmesin. Bu tankları kimse delemez. Ayrıca bu tanklar ışık hızıyla ilerliyorlar.
Birkaç saat sonra Rusya'daydık. Tanktan indim ve karanlık gökyüzünde parlayan aya baktım. O kadar güzeldiki.
Arkamda duran yoldaşlarıma ve diğerlerine baktım.
-Hazır mıyız?
-Biz çocukluğumuzdan beri hazırız. Dedi Marc. Buna kaşlarımı çatarak karşılık verdim. Dönüp aşağıdaki savaşa baktım. Bizim salak suikastçiler ölümüne savaşıyorlardı.
-Marc.
-Evet güzel bakire. Dedi. Marc bana bakire diye seslenir. Nedeni sizi ilgilendirmez.
-Sen aramızdaki en kıdemli adamsın. Suikastçiler sana saygı duyarlar. Sen bölüğü alıp savaşan suikastçileri durdurmaya çalış.
-Tamam bakire. Sen ne yapacaksın?
-Verdiğim sözü tutacağım.
-Tamam. Dedi ve bölüğe emir verip savaş alanına doğru ilerlemeye başladı. Şimdi sadece ben Robert ve Almeda kalmıştık. Robert elini omzuma koydu. Almeda da adamlarını onlara yardım etmeleri için görevlendirdi.
-Robert sen gidip savaşa engel olmaya çalış. Marc'ın sana ihtiyacı olacaktır.
-Sen bana ne ara emir verir oldun bakalım? Dedi bana sarılarak. Ben de ona sarıldım. İçim burkulmuştu ama bunu belli etmedim tabiki.
Birbirimizden ayrılınca bunu hiç istememiştim.
-Sen de Almeda'yla DemonCity'ye.
-Evet.
Robert anlımdan öptü ve savaş alanına doğru ilerlemeye başladı. Robert oraya varana ve kalabalık arasında kaybolana kadar ona baktım. Sonra Almeda'ya döndüm.
-Gidecek miyiz?
-Buna razı mısın? Dedi. Demek benim ne düşündüğüm umrundaymış.
-Hayır. Ama bir planım var.
-Nasıl bir plan?
Almeda'yla birlikte DemonCity'ye döndük. Beni bir tür otele götürdü. Bir oda anahtarı alıp 185 nolu odaya gittik. Birlikte odaya girdik.
-Evindeymiş gibi davran. Ben bir duş alacağım. Sakın bir yere kaybolma.
-Sen savaşa gitmeyecek misin? Dedim şaşırarak.
-Şu an bana ihtiyaçları yok. Olursa giderim.
-Anladım.
Almeda banyoya girdi. Ben de ayağımdaki botları çıkarıp oldukça yüksek ve büyük yatağa oturdum. Ayaklarım havada kalıyordu. Dirseklerimi dizlerime dayadım ve tırnaklarıma yapışmış kanı kazmaya başladı. Başta ne kazıdığımın farkında değildim ama sonra bunun kan olduğunu fark ettim. Sahi, bu kan nasıl yapışmıştı elime?
Bu kanın sahibini hatırlayınca gözlerimin dolmasına engel olamadım. Haberci. O ölmüştü. O koca yürekli cüce benim yüzümden ölmüştü. Benimle geldiği için. Oysa ordan çıkmanın başka bir yolunu bulabilirdim ama yapmadım. Bencillik yapıp kolay yolu seçmiştim. Onun hayatını tehlikeye atabileceğimi hiç düşünmemiştim bile.
Bunları düşünürken farkında olmadan parmağımı pençeleyerek kanattım. Elimin her yerine bulaşmış ve kurumuş kanın üstünden aktı kirli ve kırmızı kanım. Bu gözlerimin daha da dolmasına sebep oldu. Banyonun kapısı açılınca hemen toparlandım ve kanattığım elimi diğer elimle örterek gizledim. Başımı kaldırıp Almeda'ya baktım. Onun yarı çıplak olduğunu görünce hemen gözlerimi kapattım.
-Tanrım. Neden üstün çıplak söyler misin?
-Tişörtüm kirliydi ve yenisini giymem gerek. Dedi Almeda. Ses tonundan verdiğim tepkiye şaşırdığını hissedebiliyordum.
-Tamam. Eğer şimdi üstüne bir şey giyersen çok mutlu olurum.
-Tamam. Cırlamana gerek yok. Dedi. Birkaç saniye sonra tenine sürtünen kumaşın sesi geldi.
-Tamam. Gözlerini açabilirsin. Diyince ellerimi gözlerimden çektim.
-Böyle daha... Daha lafımı bitirmeden Almeda elimi tuttu.
-Elin mi kesildi? Bu nasıl oldu. Diye sordu. Elimi çektim ve diğer elimle üstünü örttüm.
-Önemli bir şey değil. Dedim. Lanet olsun! Sesim titremişti. Almeda yanıma oturdu.
-Sorun ne?
-Önemli bir şey değil?
-Hadi ama. Geçen sefer de bana söylemedin. Seni bu kadar üzen şeyin ne olduğunu çok merak ediyorum.
Başımı kaldırıp Almeda'ya bakınca gölerimiz kesişti. Ve lanet olsunki gözlerim dolmuştu. -Haklısın. Benim gibi bi katilin üzüldüğünü görmek garip geliyordur tabi. Dedim. Yüzüme istemsizce acı bir gülümseme yerleşmişti.
-Ben öyle demedim. Dedi savunmaya geçerek.
-Sana değil sitemim. Sadece beni bu canavara çevirenlere kızıyorum. Dedim. Bunun üstüne Almeda hiçbir şey söylemedi birkaç saniye. Tam onun da benim bir canavar olduğumu düşündüğüne inanmıştım ki Almeda açtı ağzını.
-Bu şekilde düşünme bence savaşçı. Şu an kendine haksızlık yapıyorsun. Kötü şeyler yapmış olabilirsin, insan öldürmüş olabilirsin ama bunlar senin canavar olduğunu göstermez. Hayatımız zor. Bu yaptıklarının çoğunu ben de yaptım. Hatta daha fazlasını. Eskiye göre dünya çok değişti Red. Kötülerin sayısı iyilerinkine oranla daha fazla artık. Durum böyle olunca suç oranı daha da arttı. Bu duruma birilerinin el atması gerekiyordu. Onlar da sizlersiniz. Aslında göreviniz kutsal bir görev. Dünyadaki diğer varlıklar için kendi ölümlü hayatlarınızı hiçe sayıyorsunuz. Dedi ve elini kaldırıp yanağıma dokundu. Dokunuşu sıcaktı ve içim gıdıklanmıştı. Bu kadar sert ve korkutucu birinin bu kadar sıcak olması beklediğim bir şey değildi.
-Hadi anlat bana. Nedir senin kalbini bu hale getiren? Dedi gözlerimin içine bakarak.
-Ben... Dedim ama gerisi gelmedi. Konuşamadım. Almeda büyük elini iyice yanağıma yerleştirdi ve baş parmağıyla yanağımı okşamaya başladı.
-Anlat bana. Dedi yüzünü benimkine yaklaştırarak. Nefesi yüzümü okşuyordu. Serin ve nane sigara karışımı kokan nefesinde sonsuza kadar yaşayabileceğimi hissettim.
-Almeda ben... Sevdiğim herkesi kaybediyorum. Dedim. Sesim titrek çıkmıştı. Kendimi çok çaresiz hissediyordum. Zayıf.
Almeda'nın beni küçümseyeceğini düşünüyordum. Dalga geçeceğini ve sandığı kadar güçlü bir kız olmadığımı söyleyeceğini sanıyordum. Ama o bunların hiçbirini yapmadı. Bunun yerine gözlerimin içine anlayışla bakıyordu. Ve hayranlıkla.
-Kimi kaybettin?
-Önce babamı, sonra annemi ve anneannemi şimdi de... Bana yardım eden haberci bir cüce vardı. O öldü. Dedim. Tüm bunları söylerken kendimi ağlamamak için zor tutuyordum. Çenem titremişti. Birkaç damla gözyaşı döküldü gözümden. Almeda bana sıkıca sarıldı. Yine o kokusu beni kendimden geçiriyordu. Sert bedenine iyice sokuldum ve ben de ona sarıldım. O... çok sıcaktı. Saçlarımı okşarken birden durdu ve beni nazikçe geri itti beni. Gözlerimin içine baktı.
-Yapma şunu. Siz suikastçiler bu yüzden kalbinizi unutuyorsunuz. Her şeyi içine atarak ne kadar yaşamayı düşünüyorsun Red?
-Ben... Ağlamak istemiyorum.
-Neden? Ağlamak zayıflık değildir. Bu seni sen yapan duygularından biri.
Ona tekrar sarıldım. Bunu neden yaptım bilmiyorum ama yaptım işte. Göğsüne başımı yasladım. O da bana sarıldı.
-Ben altı yaşımdan beri hiç ağlamadım. Nasıl ağlandığını bile unuttum. Kendimi ağlamamak için tutyorum ama kendimi bıraksam da ağlayamayacağım. Bunu biliyorum. Dedim ve geri çekildim. Yataktan inmek için aşağı atlayacaktım ki Almeda kolumdan tutup beni durdurdu. Büyük elini yanağıma koydu. Bakışları gözlerimdeydi. Onun ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken bakışlarının dudaklarıma kaydığını fark ettim. Kalbimin kontrolünü kaybetmeye başladım. Ne kadar sakinleşmeye çalışsam da olmadı. Almeda sırıttı ve tekrar gözlerime baktı.
-Çok güzelsin savaşçı kadın. Dedi fısıldayarak. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Derin bir nefes aldım ve kalbimi sakinleştirmeye çalıştım.
-Yapma. Duygularını gizleme artık. En azından benim yanımdayken yapma. Dedi fısıltıya yakın bir ses tonuyla.
Derin bir nefes aldım ve tüm duygularımı serbest bıraktım.
-Tamam. Dedim rahatlayarak. Bu aralar çok fazla duyguyu içimde saklamaya çalışıyordum ve bu artık zor gekmeye başlamıştı. Onları kalbimdeki hapisten dışarı salmak içimi rahatlattı. Sanki sırtımda büyük bir yük vardı ve bu yük duygularımın peşine takılıp gitmişti.
-Böylesi daha iyi. Dedi ve bakışları tekrar dudağıma kaydı. Kalbim daha da hızlandı. Ama onu kontrol altına almadım. Almeda'nın yüzünü benimkine yaklaştırmayasıyla kalbim delirdi resmen. Artık istesem de onu kontrol edemezdim.
-Almeda. Dedim onun dudakları benimkini bulmadan.
-Ne? Dedi Almeda geri çekilmeden.
-Ne yapmaya çalışıyorsun?
Almeda geri çekildi ve gözlerime baktı.
-Seni öpmek istiyorum. Dedi. Bu beni heyecanlandırdı. Ve bunu yapmasını gerçekten istedim. Ama Almeda'nın bu ani ilgisinin nedenini bilmek istiyordum.
-Neden?
Almeda bu sorum karşısında şaşırdı.
-Çünkü senden hoşlanıyorum. Dedi. İnanması ne kadar zor bir şey olsa da Almeda şu an doğruyu söylüyordu.
-Benden mi?
-Neden bu kadar şaşırdınki?
-Şey... Bilemiyorum. Daha birkaç gün önce boynumu tek eliyle kıran kişi sen olmasaydın şaşırmazdım herhalde.
Almeda yüzünü tekrar benimkine yaklaştırdı. Dudakları benimkine deymek üzereydi.
-O zaman işime engel olmaya çalışan bir baş belasıydın. Ama şimdi kalbimde büyük bir yer edinmiş bir baş belasısın.
-Baş belası mı? Ben miyim baş belası?
-Evet. Başımın belası Mina Özalp. Dedi. Şaşkınlıkla gözlerim açıldı ve onu omuzlarından nazikçe iterek gözlerine baktım.
-Sen benim gerçek adımı nerden biliyorsun?
-Ben bir Ölümsüzüm Mina. Bu gün şehirden kaçtığını öğrenince seni bulmak için seni hedef yaptık. Dolayısıyla sen bizim hedefimiz olduğunda seninle ilgili tüm bilgiler bize geldi.
Almeda'nın kalın ve sert bileğini kaldırıp baktım. Üstünde altın harflerle L yazılıydı.
-Nerde?
-Hedefimizi bulduk. Ve olması gereken yere getirdik. Artık hedef değilsin.
-Yeni hedefiniz Lucy. Peki neden onu da beni hissettiğiniz gibi hissedip bulmuyorsunuz?
-Onu hissedemiyoruz. Bir tür büyü altında olamlı. Yada bizim güçlerimizin geçerli olmadığı bir yere gitmiştir.
-Sizin güçlerinizin geçerli olmadığı bir yer mi? Böyle bir yer var mı?
-Doğruyu söylemek gerekirse ben de bilmiyorum.
-Peki...
-Bu kadar sohpet yeter. Dedi ve kollarını belime doladı. Lafım yarıda kalmıştı.
-Ama... Dedim kızarmış bir yüzle.
-Söz veriyorum sana daha sonra bizim hakkımızda merak ettiğin her şeyi anlatacağım. Ama şimdi olmaz.
-Neden? Dedim vereceği cevaptan korkarak.
-Çünkü güzelim şu an yapmak istediğim başka bir şey var. Dedi ve terar bakışları dudaklarıma kaydı. Yavaşça eğilerek dudaklarıma yaklaştırdı dudaklarını. Derin bir nefes aldım. Kalbim deli gibi atıyordu ve ellerim titremeye başlamıştı. Almeda ellerimin titrediğini fark edince sıcak elleriyle her zaman buz gibi olan ellerimi tuttu. Sonra daha da yaklaştı. Ben de gözlerimi kapattım. Ve bekledim. Birkaç saniye sonra Almeda'nın sıcak ve yumuşak dudakları benimkileri buldu. Alt dudağıma nazik ve arzuyla dolu bir öpücük kondurdu. Ardından üst dudağıma geçti. Bu sefer daha kabaydı öpüşü. İçindeki arzuyu ilklerime kadar hissedebiliyordum. Elimi tutan elini de belime yerleştirdi ve beni kendine çekip bedenimi okşamaya başladı. Ben de boşta kalan ellerimi onun saçlarına daldırdım. Almeda dudağımı dişleyince inlememek için kendimi zor tuttum. Canım yanmıştı. Almeda beni neden ısırmıştı ki şimdi? Almeda dudağımı tekrar dişleyince inledim. O an ne istediğini anlamıştım. Ağzımı açmamı istiyordu. Ama bunu yapmadım. İstemeyerek de olsa dudaklarından ayrılıp dişlediği dudağıma dokunup kan varmı diye baktım.
-Beni neden ısırdın şimdi? Dedim şakadan kızarak. Ayrıca ne istediğini anlamazdan gelerek.
-Kusura bakma. Sizin insanlar gibi kırılgan bedenlerinizin olduğunu unutuyorum sürekli. Dedi parmağıyla dudağıma dokunarak.
-Tamam. Sorun değil.
Almeda sırıttı. Ne düşündüğünü anlamak zor değildi.
-Tekrar öpebilir miyim? Söz veriyorum bu sefer ısırmayacağım.
-Emin misin?
Almeda cevap vermeden tekrar eğildi ve beni öptü. Bu seferki öpüşmemiz daha... Ateşliydi. Almeda beni kendine dahada çekmeye çalışıyordu. Ama ona daha fazla yaklaşmam imkansızdı. İkimiz de -daha doğrusu ben- nefessiz kalınca geri çekildik. Almeda gözlerimin içine bakıyordu. Bana dik dik bakıyordu ve ben elimden geldiğince bakışlarına dayanmaya çalıştım. Ama bu imkansızdı.
-Almeda.
-Ne?
-Yapma şunu.
-Neyi yamayayım?
-Bana dik dik bakılmasından pek hoşlanmam.
-Ben de bu yüzden yapıyorumya. Böyle çok tatlı oluyorsun. Dedi ve dudağıma küçük bir öpücük kondurdu. Ben daha ne olduğunu anlayamadan kendimi yatakta uzanır vaziyette buldum. Almeda da üstümdeydi. Ellerimi başımın üstüne getirip sabitledi. Gözlerimin içine baktı.
-Kimsin sen? Dedi. Bu soruya ne cevap vereceğimi düşündüm. Zor bir soruydu.
-Kalpsiz Suikastçi Red. Dedim sonunda. Almeda başını yaramaz bir çocuk edasıyla iki yana salladı.
-Hayır. Sen yumuşak kalpli Mina'sın. Dedi ve beni tekrar öptü. Dudakları ordan boynuma kaydı. Penyemin boğaz kısmını çekti ve sudyenime kadar bonumu açtı. Göğsümün üstünden öptü. Boğazımdan çıkan iniltiye engel olamadım. Ben inleyince Almeda geri çekildi. Üstümden kalktı.
-Sana doyamıyorum. Dedi elimden tutup beni kaldırırken.
-Eğer seni biraz daha öpersem durum senin için pek iyi sonuçlanmaz. Dedi sırıtarak. Yüzüm kızarıyordu.
-Neden öyle dedin?
-Gerçekten bakire misin yoksa o adam dalga amaçlı mı söylüyordu? Diye pat diye sorunca şok oldum. Yüzüm domates gibi kızarmaya başlamıştı. Derin bir nefes çektim ve ne söyleyeceğimi düşünmeye başladım.
-Anladım. Dedi Almeda sırıtarak. Ona arkamızdaki yastığı alıp vurdum.
-Yüzündeki o ifadeyi sil Almeda. Dedim yastığı ona vururken. Almeda bileğimden tuttu ve beni kendine çekti. Burun burunaydık.
-Uslu ol güzelim. Yoksa fena olacak. Dedi. Gözlerindeki arzuyu görebiliyordum. Ve ilk defa Almeda'dan korktum. Boynumu koklayınca tenimin karıncalandığını hissettim.
-Korkma. Benim olacaksın ama şimdi değil. Zamanı değil.
-Belki ben senin olmak istemiyorum. Ayrıca ben mal mıyım? Ne demek benimsin. Ben kimsenin değilim. Dedim kaşlarımı çatarak. Bir yandan da Almeda'nın kollarından kurtulmaya çalışıyordum. Ama çabalarım hiçbir yanıt vermiyordu. Tanrım! Bu adam kayadan farksız.
-Tamam. Rahat dur. Benim olacaksın derken birlikte olacağız manasında dedim. Yoksa seni mal yerine koyduğum falan yok.
Bu sözüyle yumuşadım ve boşa çırpınmayı bıraktım.
-Anladım. Ama bu kelimeyi bir daha bana kullanmazsan iyi edersin.
-Ha bu arada belki senin olmak istemiyorum derken neyi kastettin. Benimle birlikte olmak istemiyor musun? Dedi bacağıma dokunarak. Tanrım! Yüzüm tekrar kızarıyordu.
-Eğer istemezsem ne yaparsın?
-Seni benimle olman için zorlayamam. Dedi beni bırakarak. Yüzündeki gülümseme silindi ve yerini duygusuzluk aldı. Bu hiç hoşuma gitmemişti. Kollarımı onun beline doladım ve başımı göğsüne yasladım. Onun o kaya kadar sert bedeni gevşedi ve o da bana sarıldı.
-Şimdi yapmaya ne dersin? Dedi arsızca. Karnına bi tane yumruk attım
-Pislik. Dedim utanarak. Almeda çenemden tuttu ve başımı kaldırdı.
-Seni ne kadar arzuladığımı bilemezsin. Seninle şu an sevişmeyi çok istiyorum. Seni ikna edebilirim. Ama bunu şimdi yapamam. Sana olan arzum bu kadar hat safhadayken olmaz. Bakire olmasaydın sorun olmazdı. Ama bakiresin ve ben kendimi tutamayıp canını yakmak istemiyorum.
Almedanın kollarından çıkıp ondan uzaklaştım.
-Tamam. Süper konuşma. Dedim. Utançtan kıpkırmızı olmuştum. Almeda önce ne yaptığımı anlayamadı ama sonra kırmızya dönmüş yanaklarımı görünce yüzüne gerçek bir gülümseme oluştu. Gözlerine ulaşan bir gülümseme...
-Gerçekten. Ama şu an çok yorgunum ve... Ne diyeceğimi düşündüm. Duş! Diye haykırdım. Tanrım! Ben ne yapıyordum böyle? Evet, duş almam gerek. Her yerim toz ve kan içinde. Benim yıkanmam gerek. Dedim ve banyoya gidip kapısını açtım. Sonra aklıma onun da benimle gelmek isteyebileceği geldi ve arkamı dönüp bana gülümseyerek bakan Almeda'ya baktım.
-Ama mümkünse yalnız olsun. Ve eğer mahremiyetime saygı gösterirsen çok mutlu olurum.
Almeda ellerini teslim olur gibi kaldırdı.
-Tamam güzelim. Merak etme. Sana bakmayacağım. Dedi sırıtarak.
-Teşekkür ederim. Dedim ve hızla banyoya girip kapısını kapattım. Ne kadar bir işe yaramayacağını bilsem de kapıyı kilitledim. Almeda istese buraya her şekilde girerdi ama bu kilit biraz olsun kendimi rahat hissetmemi sağlıyordu.
Sıcak ve rahatlatıcı bir banyonun ardından birkaç gündür üstümde olan kirli elbiselerime baktım. Onları giymeyi hiç düşünmüyordum. Miğdem buna el vermedi. Ben de banyonun kapısını açıp başımı odaya uzatıp baktım. Almeda yatakta uzanmıştı. Uyuyor gibi görünüyordu.
-Almeda. Diye seslendim ama cevap vermedi. Almeda uyanık mısın? Dedim tekrar. Sanırım uyuyordu. Kalbi atmadığı için bunu anlamam imkansızdı. Bedenime sardığım üç karışlık havluya iyice sarıldım ve odaya girdim. Onu uyandırmamak için parmak uclarımda ilerledim ve dolaba gittim. Dolabı açınca dolapta erkek elbiseleri olduğunu gördüm. Ve hepsi Almeda gibi kokuyordu. Yani bunlar Almeda'nın kıyafetleriydi. Bu demek oluyorki burası Almeda'nın odası. Oysa ben burayı otel sanmıştım.
Başımı çevirip hala uyuyormu diye baktım. Hiç kımıldamamıştı. Tekrar dolaba döndüm. Almeda'nın elbiselerini giymek tek çözümümdü. Dolaptan siyah bir tişört ve bir boxer çıkarıp banyoya parmak uçlarımda yürüyerek döndüm. İç çamaşırlarımı giydim ve sonra da Almeda'nın elbiselerini. Aynadan kendime bakınca tışörtün boxer'ı kapattığını fark ettim. Ve bacaklarım olduğu gibi ortadaydı. Islak saçlarımı topladım ve odaya geri döndüm. Almeda hala uyuyordu. Boxer'ın paçalarından tuttum ve ona doğru ilerledim.
-Cidden uyuyor musun yoksa beni mi deniyorsun? Dedim yatağın köşesine oturarak. Almeda aniden yerinden fırlayıp beni yakaladı ve sırt üstü yatağa yapıştırdı. O bunu yaparken boğazımdan çıkan küçük bir çığlığa engel olamadım. Almeda üstüme çıktı ve sırıtarak gözlerime baktı. Onu geri itip kalkmaya çalıştım ama üstümdeki bir vinç miydi yoksa Almeda mı ayırt edemiyordum doğrusu.
-Rahat dur. Dedi gülümseyerek. Onun göğsüne bir yumruk attım.
-Bu neydi şimdi? Sen uyumuyor muydun?
-Başta öyleydi. Ama sen içeri girince uyandım. Açıkcası burda giyinmeni bekliyordum ama olmadı. Dedi. Onun sıcak parmaklarını bacaklarımda hissedince irkildim. Almeda irkilmem karşısında gülümsedi. Ardından burnunu boynuma yaklaştırıp kokladı. Evet, bu oldukça garipti.
-Kokun bana huzur veriyor. Diye fısıldadı. Ardından dudağıma yumuşak bir öpücük kondurdu ve yanıma uzanıp bana sarıldı. Başımı göğsünde yerleştirdim ve gözlerimi yumdum. Bu sırada Almeda saçımı okşuyordu.
Nasıl ve ne ara oldu bilmiyorum ama uykuya daldım öyle.
Gözlerimi açtığımda Almeda'yla sarmaş dolaş yatıyorduk. Elleri bacaklarımdaydı ve ben sıcaktan ölüyordum. Huysuzca kımıldanıp kollarının arasından sıyrılmaya çalışıyordumki Almeda uyandı.
-Kaçmaya mı çalışıyorsun? Dedi uykulu bir tonda. Hala yarısı uyuyordu. Beni daha çok kendine çekti ve bacaklarımı bacaklarının arasına alıp tekrar uyudu. Resmen beni yastık niyetine kullanıyordu.
-Almeda.
-Hmm... Dedi uykulu uykulu.
-Şu an eziliyorum.
-Hmm...
-Almeda.
-Ne? Dedi. Şimdi daha çok kendine gelmişti.
-Çok ağırsın ve ben sıcaktan ölmek üzereyim.
Almeda kemiklerimi kıracak şekilde bedenime sardığı kollarını gevşetti ve bacaklarının ağırlığını üstümden çekti.
-Oh! Diye nefes verdim. Almeda yanağımdan öptü ve ardından tekrar öptü. Ve tekrar... Öpücükleri dudaklarıma kaydı ve öpüşmeye başladık. Birkaç saniye sonra Almeda tekrar dudağımı dişlemeye başladı. Bu seferki ısırıkları acıtmıyordu. Ne istediğini biliyordum. Bunu yapmayacaktım ama ısrarla dudaklarımı tarayan dişleri pes etmeme neden oldu. Ağzımı aralayınca hayvan gibi bir ses çıkarıp dilini benimkinin yanına getirdi. Miğdemin bulanmasını bekliyordum ama bulanmadı. Almeda bacaklarıma dokununca tekrar irkildim. Bu hareketim onun hoşuna gidiyormuş gibi duruyordu. Almeda tekrar üstüme çıktı ve elini uzun tişörtün altına daldırıp çıplak tenimi okşamaya başladı. Kalbim deli gibi atıyordu. Onu durdurmam gerekiyordu ama bunu yapmak istemiyordum. Daha ileri gitmesini istedim.
Almeda'nın parmakları sudyenime ulaşınca onda oluşan heyecanı hissettim. Ben de heyecanlanmıştım ama... Elimi Almeda'nın yumuşak saçlarından ayırıp göğsüne indirdim ve onu nazikçe geri ittim. Ne kadar bunu istemese de geri çekildi. Gözlerindeki arzuyu görebiliyordum.
-Korkuyor musun? Diye sordu sırıtarak. Buna cevap veremedim. Öylece gözlerine baktım. Ne, ben yalan söyleyemem. Korkuyordum.
-Tamam. Zaten bunu şimdi yapmamalıyız. Sana zarar veremek istemem.
-Almeda. Kes şunu.
-Peki, seni utandırmak hoşuma gidiyor sadece. Dedi küçük bir çocuk edasıyla. Cidden, Almeda'yı bu şekilde davranırken göreceğimi asla düşünemezdim.
-Peki şimdi ne olacak?
-Planın gayet güzel. Bu işi halledebiliriz. Ama... Dedi ve sustu.
-Ne?
-Bu planı desteklemiyorum Red.
-Ne demek desteklemiyorum?
-Çok tehlikeli ve sana zarar gelmesini istemiyorum. Dedi. Sesi duygusuz bir tondaydı. Ama gerçekten benim için endişelendiğini görebiliyordum.
-Almeda bunu biliyorum ama buna mecburuz. Dünyanın kaderi buna bağlı. Böyle bir durumda duygusal davranamayız.
-Haklısın. Bunu yapacağız, bunu biliyorum. Ve buna mecburuz. Ama bu benim bu planı destekleyeceğim anlamına gelmiyor. Sana elimden gelen yardımı yapacağım. Ve sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim. Söz veriyorum.
-Bu aralar bana çok sözler veriliyor.
-Mis gibi kokuyorsun. Dedi sırıtarak.
-Senin derdin ne?
-Bir derdim yok.
-Ama varmış gibi davranıyorsun. Tıpkı... Dedim ve lafımı tamamlamamın daha iyi olacağını fark edip sustum.
-Ne?
-Boşver. Söylemesem daha iyi olur.
-Bilmek istiyorum. Dedi ve kulak mememi dişledi. Bu hareketi beni huylandırdı. Geri çekilmeye çalıştım ama bırakmadı.
-Tıpkı şey gibisin...
-Ney?
-Azgın bir boğa gibi.
Almeda geri çekilip yüzüme şaşkınlıkla baktı.
-Azgın boğa?
-Mart ayındaki kediler. Dedim başka bir örnek vererek. Biliyorum, ateşle oynuyordum. Almeda sesli bir kahkaha attı.
-Demek mart ayı kedileri ha? Dedi kıkırdarken.
-Yalan mı? Dedim tek kaşımı kaldırarak. Almeda'nın yüzü ciddileşti ve dağılmış saçlarımdan bir tutam alıp parmağına doladı.
-Gece boyunca kıpırdanıp durdun. Uyutmadın birtürlü.
-Sanırım seni bu konuda uyarmalıydım.
-Evet. Ama yapmadın. Şimdi ne yapacağız senle? Dedi ve boynuma ıslak öpücüler kondurmaya başladı.
-Bu seferlik affet. Dedim nefes nefese.
-Olmaz. Bunun bir cezası var. Sen beni uyutmadın ve bunun bedelini ödeyeceksin. Buna hazır mısın prenses? Dedi. Onun da nefesleri hızlanmıştı. Durun bir saniye! Almeda az önce bana prenses mi dedi?! Neyse bunu sonra sorarım ona.
-Hayır. Almeda şu an bununla ilgilenecek vaktimiz yok.
Almeda boynuma bir öpücük daha kondurdu ve yükselip gözlerimin içine baktı.
-Bu işin sonunda beni bu şekilde azdırmanın cezasını ödeyeceksin.
-Almeda. Dedim. Bu kadar açık konuşmasına gerek yoktu.
-Tamam. Anladım. Dedi ve üstümden kalkıp dolaba yöneldi. Dolaptan siyah bir tişört çıkardı ve giydi.
-Burda bekle. Hizmetçilere söyleyeceğim. Sana kıyafet getirsinler.
-Tamam.
Almeda kapıya yöneldi ve kapıyı açtı. Dışarı çıkmadan önce dönüp bana baktı.
-Bir yere kaçmak yok prenses.
-Merak etme. Bunu yapmak benim işime gelmez.
-Güzel. Kıyafetlerini giydikten sonra odadan çık. Kapıda seni bekleyen bir adam var. Seni bana getirecek. Ben gelemiyorum seni almaya çünkü yapmam gereken birkaç işim var. Ama merak etme. Dışarıda senin arkanda olacağım.
-Anladım. Dedim ve yataktan indim. Almeda kapıyı geri kapatıp yanıma geldi ve duaklarımdan öptü. Birkaç saniye öpüştükten sonra geri çekildi.
-Seni seviyorum. Benden asla şüphe etme prenses. Dedi gülümseyerek. Yanağıma küçük bir buse kondurdu ve odadan çıktı. Ve yalnızdım. Daha dün gece duş almış olmama rağmen içimde büyük bir yıkanma isteği vardı. Kendimi nedensiz yere kirli hissediyordum. Sanki tüm bedenimde kan varmış gibi. Üstümdeki Almeda'ya ait tişörtü çıkardım ve banyoya geçtim. Banyodaki büyük küveti sıcak suyla doldurup içine bolca köpük sıktım. Su güzelce köpürürken ben de klozete oturup düşünmeye başladım. Ayaklarımı da klozetin üstüne çıkarıp bacaklarıma sarıldım. Bu olanlar...