Kötülük

2715 Kelimeler
Bu olanlar... Kyl ve haberci... Ölmüşlerdi. Annem ve anneannemi hiç düşünmek istemiyordum. Aslında düşününce anlıyorum ki bunlar tahmin edilemeyecek şeyler değillerdi. Ben bir suikastçiydim. Uğursuzluk bize gelmez biz zaten uğursuzluğun ta kendileriyiz. Ama bu değişecekti. Bu düşüncemi piçlik olarak adlandırabilirsiniz ama bu işin sonu benim planladığım gibi bitmezse suikastçilerin başına ben geçeceğim. Planladığım gibi gelişmezse dedim çünkü benim planlarımda kendimle ilgili daha farklı şeyler var. Merak etmeyin. Az kaldı. Aklımda ne var öğreneceksiniz. Ve eğer başlarına geçersem etrafımızı sarmış bu kara bulutları dağıtacağım. Bu dünyanın daha iyi bir yer olmasını sağlayacağım. Artık hak edenin hakkını alması gerek. İyi olan hak ettiğini ve kötü olan da hak ettiğini alacak. Tabi bunun olabilmesi için benim kafamda kurguladıklarımın gerçekleşmemesi ve herşeyin iyi sonuçlanması gerekiyor. Tanrı yardımcımız olsun! Kafam çok karışık. Artık kim olduğumu hatırlayamıyorum. Ben hayatını savaşarak kazanan Red ve dev bir savaşın ortasında kalmış ne yapacağımı bilemez haldeyim. Ayrıca Almeda... Tanrım! Gerçekten bilmiyorum. Almeda'ya karşı hissettiklerim çok farklı ve ben bunun ne olduğunu bilmiyorum. Aşık değilim. Ben aşka inanmam. Ama Almeda... Benim için değerli. Ona karşı hislerim çok başka. Of! Neyse! Klozetten kalktım ve üstümdeki herşeyi çıkarıp küvete girdim. Kemiklerim sızladı resmen. Meğer ne kadar ağrı varmış bedenimde. İnledim ve suyun kendine özgü masajıyla bedenimi rahatlatmasının keyfini çıkardım. Gözlerimi kapattım ve iyice gevşedim. Birkaç saniye hareketsizce bekledim. Ama yanımda bir varlık hissetmemle bu rahatlamam yarım kaldı. Gözlerimi açtım ve varlığı hissettiğim yere baktım. Ama kimse yoktu. Zaten gözlerimi açmamla hissettiğim şey yok oldu. Hayal mi görmüştüm acaba. Hiç sanmıyorum ama neyse. Az önce banyoya giren her kimse umrumda değil. Siktir! Gözlerimi tekrar kapattım ve rahatlamaya çalıştım. Ama o varlık geri gelince rahatlığım yerini gerginliğe bıraktı ve gözlerimi hızla açtım. Yine yoktu. Tamam. Bu gerilmeme, oldukça gerilmeme neden oldu. -Almeda sen misin? Diye seslendim. Ama o değildi. Onun olmadığını biliyordum ama yine de sormuştum. Derin bir nefes aldım ve etrafıma bakındım. Anladığım kadarıyla bu varlık gözlerim kapalıyken geliyordu. Gözlerimi tekrar kapattım ve bekledim. Birkaç saniye sonra geri geldi. Bu sefer gözlerimi açmadan ona döndüm. Gözlerim kapalıydı buna emindim ama onu görüyordum. Baş ucumdaydı. Siyahlar içindeydi ve siyah bir pelerin takmıştı. Pelerininin geniş şapkasını kafasına geçirdiği için yüzünü göremiyordum. Görebildiğim tek çıplak bölgesi çenesi ve elleriydi. Ve adam gerçekten çok beyazdı. Hatta saydamdı. Tıpkı bir ölü gibi. -Kimsin? Dedim kaşlarımı çatarak. Adam gülümsedi. Bunu çenesindeki kasların gerginleşmesinden anladım. -Kimsin? Yanıma nasıl bu kadar hızlı gelip gidebiliyorsun? Adam elini havaya kaldırdı ve hayır anlamında elini salladı. -Hayır Mina. Ben senin yanına gelmedim. Sen benim yanıma geldin. -Bu da ne demek? Kimsin sen? Dedim. Sesimde tehtitvari bir ton vardı. -Sakin ol. Burda gerilmene neden olacak bir ortam yok. Buraya sadece boy gösteriyorum Ve bunu da yaptım. Kim olduğuma gelirsek, benim bir adım yok ama sen bana ölü diyebilirsin. -Benden ne istiyorsun? -Hiçbir şey. -Peki neden buraya geldin? Boy göstermek için dedin ama neden bana boy gösterme gereği duyuyorsun? -Bunu daha sora öğreneceksin. Az kaldı ölümlü. Sana sadece bunun beni son görüşün olmayacağını söylemek istiyorum. Dedi ve yok oldu. Onu artık orda hissetmiyordum. Gözlerimi açtım ve etrafıma baktım. Kimse yoktu. Küvet keyfimi yarım bıraktım ve duşa girdip durulandım. Bedenime duvarda asılı havlulardan birini alıp sardım. Banyodan çıkınca birkaç kadının içeride temizlik yaptıklarını gördüm. Onları banyodan çıkmadan önce hissetmiştim zaten. Kadınlardan en yaşlı olanı yanıma geldi. -Kıyafetlerinizi yatağın üstüne bıraktık. Biz şimdi çıkıyoruz küçük hanım. Dedi. Bana karşı saygı gösterdiğini belli eden bir ifadeyle konuşuyordu. Ama benim ona saygı göstermem gerekirdi. O bir cadıydı ve oldukça yaşlıydı. Yaşları ilerlemiş cadılar kimsenin bilmediği şeyleri bilirler. -Teşekkürler. Dedim. Kadın önümde eğilerek bana selam verince rahatsız oldum. Bana bu şekilde selam verilmesinden hiç hoşlanmam. Derin bir nefes aldım ve başını kaldırmasını bekleyemedim. -Benim önümde eğilinmesinden hiç hoşlanmam. Hele ki sizin gibi bilgili bir cadının önümde eğilmesi... Bu beni çok rahatsız etti. Kadın başını kaldırdı ve gülümsedi. -Peki. Görüşmek dileğiyle. Dedi ve diğer hizmetçilere başıyla kapıyı işaret edip odadan çıktı. Ardından diğer hizmetçikler de çıktılar. Odada yine yalnızdım. Yatağın üstüne bırakılan kıyafetlere baktım. Siyah bir kot pantolon ve siyah tişört. Güzel. Bana verilen kıyafetleri hızlıca giydim ve kapıda beni bekleyen ölümsüzün yanına gittim. -Hazır mısınız? -Evet. -Beni takip edin o zaman. Dedi ve yürümeye başladı. Hiçbir şey söylemedim ve onu takip etmeye başladım. Banyoda gördüğüm adama takılmıştı kafama. Kimdi o adam? Beni son görüşün değil dedi. Yani onu tekrar göreceğim. Ve içimde onun hakkında hiç de iyi hisler yok. Gözümü açık tutsam iyi ederim. -Bunu gerçekten yapacak mısınız? Dedi takip ettiğim adam. Onun o boğuk sesi bir an irkilmeme neden oldu. Onun sesiyle irkildiğimi fark edince gülümsedi. O korktuğum için iekildiğimi sandı ama benim irkilmem daha çok siper almak gibiydi. -Sanırım daldınız? -Biraz kafam dalgın. -Bu gayet normal. Şu an içinde bulunduğunuz durum oldukça zor. -Evet. -Bunu yapacak mısınız? -Evet. Adam başka soru sormadı. Dışarda kısa bir yürüşün ardından bizden birkaç metre ötede bir grup ölümsüz gördüm. Aralarında Almeda da vardı. Etrafında tpolanmış ölümsüzlerle savaş hakkında konuşuyordu. Beni görünce sustu ve bize doğru geldi. -Almeda. Dedi ve selam verdi yanımdaki adam Almeda'ya. Almeda da ona başıyla selam verip bana döndü. Almeda'ya ismiyle hitap etmişti. Hmm? -Tamam mısın? -Evet. Almeda derin bir nefes aldı ve büyük elleriyle belimden tutup beni kendine çekti. Şaşkınlıkla gözlerim kocaman açıldı. Ama o bana konuşma fırsatı vermeden sıcak dudaklarının arasına dudağımı alıp öpmeye başladı. Bunca kişinin arasında beni öpmesi... Utanmıştım. Geri çekildiğinde yüzüm kıpkırmızı olmuştu. Almeda gülümsedi ve saçımı okşadı. -Seni özledim. Yüzüm daha da kızardı. -Almeda. -Ne? -Herkes bize bakıyor. Dedim bize bakan ölümsüzleri işaret ederek. Almeda da dönüp onlara baktı ve gülümsedi. -Daha iyi işte. Herkes senin bana ait olduğunu öğrenmiş olur. Onu geri ittim ve bize bakan ölümsüzlerin yanına ilerledim. Birkaç saniye sonra Almeda yanımda belirdi. Beni kolumdan tutup durdurunca ona muzır bir bakış attım. -Üzgünüm. Dedi etraftakilere bakarak. Kimsenin bizi dinleyip dinlemediğini kontrol ediyordu. Tek kaşımı kaldırdım ve kollarımı göğsümde birleştirdim. -Gerçek ölümsüz komutan özür dilemekten mi utanıyor? Dedim dudaklarımı bükerek. Almeda kaşlarını çatınca geri çekilmemek için kendimi zor tuttum. -Ben hayatımda kimseden özür dilemedim prenses. Sen ilksin. -Anladım. Dedim konuyu kapatmaya çalışarak. -Güzel. Çünkü sana olan hislerim gerçek. -Bunu biliyorum. Hissedebiliyorum. -Evet. Dedi ve elini uzattı. Hadi, ver elini. Uzattığı elini tuttum ve birlikte ölümsüzlerin arasına el ele girdik. -Kız bu mu? Dedi bir kadın. Başımı çevirip ona baktım. Ölümsüz bir kadın... Ölümsüz kadınlar olduğunu bilmiyordum. Gruba biraz daha dikkat edince birkaç tane kadın daha olduğunu fark ettim. Hepsi yapılı ve benim iki katım boyundaylardı. Ayrıca hepsi bana pislik bakışı atıyorlardı. Ve bunun nedeninin Almedanın elimi tutan eli olduğuna emindim. Ayracı şu kadının "kız bu mu?" derken ki sesindeki küçümseyici tonu fark etmedim sanmayın. Ama takmaya değmez. Ona gözlerimi devirdim ve Almeda'ya baktım. -Şimdi ne yapacağız? -Plana sadık kalarak bu işi halledeceğiz. Sadık kalarak derken yaptığı vurgudan birşeyler yapacağımı düşündüğünü anladım. -Tamam. Dedi anlamazdan gelerek. Almeda elimi bıraktı ve herkesin ortasına geçerek konuşmaya başladı. -Planı biliyorsunuz. Bu işi başarmalıyız. Sadece bir şansımız var. Ona göre gözünüzü açık tutun ve hata yapmayın. -Emredersiniz. O bana küçümseyerek bakan kadın Almeda'nın yanına gitti ve kolunu onun beline doladı. Ve onu dudaklarından öptü. Onun bu hareketine sinirlendim ama bir şey demedim. Almeda'nın vereceği tepkiyi merak ediyordum. Onu itmesini falan bekledim. Yada terselemesini. Yada benzeri bir şeyi. Ama o hiçbir şey yapmadı. Hatta ona karşılık verdi. Geri çekilince kadın bana bakış atıp tekrar Almeda'ya sarıldı. -Bunu yapacağız Almeda. Merak etme. Neden bu kadar stres yapıyorsun ki? Biz ölümsüzleriz. Bize bir şey olmaz. Dedi bu paçoz. Gözlerimi onlardan kaçıramıyordum. Sinirlenmiştim ve sinirden bedenim ısınmaya başlamıştı. Almeda bana bakınca bir an bakışlarımız kesişti. Gözlerimi çevirdim. O da aynıydı. O da Black gibiydi. Black de aynı şeyi yapmıştı. Gerçi buna şaşırmamam lazım. Ben bir Suikastçiyim. Neden beni sevsin ki? Biz sevilmemek için yaratılmış varlıklarız. Bazen bunun için tanrıdan nefret ediyorum. Bize hiç yardım etmiyor. Normalde ondan hiçbir şey istemem. Kırk yılda bir bir şey isterim o da gerçekleşmez. Tanrı bile beni sevmiyor. Beni yaratan kişi dualarımı bile dinleyecek kadar dikkete almıyorken yaratılanlar neden dikkate alsın? ✳✳✳✳✳ Dünyaya çıktık. Soğuk ve kuru hava tenimle temasa geçince tüylerim diken diken oldu. Çıplak kollarımı kendime doladım ve bulunduğumuz yeri incelemeye başladım. Düzlük bir alandaydı. Dört yanımız ağaçlarla çevriliydi. -Burası neresi? Diye sorarken sıcak bir şey omzuma kondu. Dönüp bakınca onun beni odamdan alan adam olduğunu gördüm. Ceketini omzuma atmıştı. -Kusura bakma. Biz üşümediğimiz için senin üşüyebileveğini düşünememişler. -Sorun değil. Biz nerdeyiz? -Türkiye'de. -Türkiye mi? Burda ne işimiz var ki? -Lucy buraya gelecek. -Gelecek? Bunu nerden biliyorsunuz? Onu hissedemediğinizi sanıyordum. -Evet hissedemiyoruz. Ama buraya gelmek zorunda. Kapılar burda. -Burda mı? Kapılar Türkiyede mi? Dedim şaşkınlık içinde. Yani dağ burda? -Evet. -Lanet olsun! Dedi mırıldanarak. Adam gülümsedi. -Cidden! Şu an gerçekten korkmuyor musun yoksa gizliyor musun korkunu? -Korkmuyorum. Dedim ona bakarak. Neden sordun? -Siz ölümlü varlıklarsınız. Canınızı kaybetmekten hep korkarsınız. -Hayır. Kimse canını kaybetmekten korkmaz. Evet, ölmekten korkarlar ama bunun nedeni can kaybından korkmaları değil. Herkesin bunun için bir nedeni vardır. -Ama sen korkmuyorsun? -Benim korkmak için bir nedenim yok. -Herkesin vardır. Tıpkı dediğin gibi. Arkanda bıraktığın biri vardır elbet. Bu bilinmeyen şey seni nasıl korkutmaz? -Evet bilmiyorum. Ama bu beni korkutmuyor. Tam tersi, merak etmemi sağlıyor. Dedim arkamızdakilere baktım. Almeda bana ölümcül bakışlar atıyordu. Ama ona aldırış etmedim ve benimle konuşan bu adama döndüm. -Peki ya sen? -Ben ölmem. -Biliyorum ama hiç merak etmiyor musun? Acı çekmenin yaralanmanın nasıl bir duygu olduğunu? Ölmenin? -Aslında ediyorum. Ama bu asla olmayacak. -Aslında olabilir. Anlına darbe alman yeterli. -Hayır. Ben anlımdan alacağım bir darbeyle ölmem. -Nasıl yani? -Benim kim olduğumu bilmiyor musun? Dedi tek kaşını kaldırarak. Sanırım bilmem gerekiyor onu. -Hayır. Açıkcası seni tanımamam gayet normal çünkü ölümsüzler kendilerini ve yaşamlarını gizlemek konusunda çok becerikliler. -Haklısın. Sana en baştan kendimi tanıtmalıydım. Benim adım Muno Demon. Dedi ve bana eğilerek selam verdi. Şaşkınlıkla gözlerim kocaman açıldı. -Sen prens Muno musun? -Evet. Dedi sırıtarak. Ona eğilerek selam verdim. -Sizinle tanışmak bir şeref. Dedim eğilirken. Prens gülümsedi ve elini omzuma koydu. -Bu şeref bana ait bayan Red. -Eğer sizi tanısaydım bu şekilde... -Ne şekilde. Ben sende bana saygısızlık olarak sayabileceğim hiçbir hareket görmedim. Sen iyi bir kadınsın. Ve cesur. Dedi ve arkasına dönüp bize bakan Almeda'ya baktı. Almeda anında gözlerini kaçırdı ve askerleriyle konuşmaya devam etti. -Almeda'yla aranızda bir şey mi var? Gözlerim Almeda'ya kaydı. Bizi dinlediğini biliyordum. O an kalbimin acıdığını fark ettim. İçim daraldı. Ama neden? Almeda'ya önem mi veriyordum? Onu sevmiş miydim? -Hayır. Dedim. Almeda başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. Ama ben onu takmadığımı göstermek için gözlerimi çevirip Prens'e baktım. -Güzel. Dedi gülümseyerek. Bu iyi oldu. -Neden öyle dediniz? -Görürsün. -Peki. Aslında Prens'in ne demek istediğini anladım ama boşverin. -Size bir şey soracağım. -Evet? -Nasıl bir prens tutsağını odasından alıp askerlerin yanına götürür? Yani siz bi prenssiniz ve sizin tahtınızda oturup keyfinize bakıyor olmanız gerekmez miydi? Prens gülümsedi. -Bu ülkede olaylar böyle işlemiyor. Biz yeryüzündeki varlıklar gibi kibirli değiliz. Ülkemizi cömertçe ve onların seviyesine kendimizi indirgeyip hissettiklerini anlayarak yönetiyoruz. -Şimdi anlıyorum. Diye mırıldandım. Demek ki bu yüzden sizin kırallığınızda bunca asır herhangibir sorun yaşanmadı. Kimsenin kırallık sistemine karşı gelmemesi beni oldukça düşündürüyordu doğrusu. Varlıklar asidir. İsyan etmeyi severler. Kendilerini her zaman en iyiye kendilerinin götüreceğini sanırlar. -Haklısın. Ama bizim ülkemizin sakinleri isyanın onları bir yerlere götürmeyeceğini bilecek kadar akıllılar. Dönüp Almeda'ya baktım. Hala bize bakıyordu. -Diğerlerini yanına gitsek iyi olur. Planın her ayrıntısını bilmek istiyorum. -Tamam. Birlikte Almeda ve diğerlerinin yanına gittik. -Şimdi ne olacak? Dedim. Almeda'ya bakmıyordum ama bakışlarının üstümde olduğunu hissedebiliyordum. -Bekleyeceğiz. -Buraya bir gün içerisinde gelirler. En geç yarın ki biz yüksek ihtimal yarın gelecek diye düşünüyoruz ama tabiki de bu bizi gardımızı indirmeye yöneltmeyecek. -Anladım. -Peki bu süre zarfında ne yapmayı düşünüyoruz. Herhangi bir tuzak? -Tuzak kuracağız ama seninle değil. Dedi Almeda. Sesinden öfkeli olduğunu fark ettim. Yok ya! O kadınlarla öpüşürken iyi ben prensle konuşurken suçlu oluyorum. Burda öfkelenmesi gereken biri varsa o da benim. Onun öfkelenmeye kesinlikle hakkı yok. -Bunu sen söyleyemezsin. Burda hayatı tehlikeye giren benim. Sen değil. Kurulan bütün tuzakları bilmek istiyorum. -Buna gerek yok. Dedi Almeda. Sesi gırtlaktan bir hırlama şeklinde çıkmıştı. Etraftaki herkesin gerildiğini ve ürktüğünü hissedebiliyordum. -Buna sen karar veremezsin komutan. -Kim verir peki? Dedi öfkeyle gülümseyerek. -Burda aramızda prens varken sana laf düşmez. Dedim kollarımı göğsümde birleştirerek. Şah ve mat. Almeda bana ölümcül bir bakış attı ama ses çıkarmadı. Prens ikimizin arasına girerek bakışlarımızı ona yöneltmemizi sağladı. -Pekala. Bu oldukça ürkünç bir gerginlik. İkiniz de korkunçsunuz şu an. Siz birbirinizi öldürmeye çalışmadan ben araya giriyorum. Red. Almeda haklı. Seni tuzakları hazırlayacağımız yere götüremeyiz. Bu seni onların ayağına götürmek olur. Orda Lucy olmayabilir ama onu savunan birsürü kişi vardır. Cesaretine hayranım ama riske giremeyiz. -Peki siz tuzak hazırlarken ben ne yapacağım? -Sen ve birkaç adam burda kalacaksınız. Sizin gizlenip kalabileceğiniz bir yer var. -Tamam. Prens Almeda'ya baktı. -Almeda sen Red'i ve yanına birkaç adam alıp kulübeye götür. Kızı bir tek sana emanet edebilirim. Biz de gidip tuzakları hazırlayacağız. -Emredersiniz. Dedi Almeda ve yanıma gelip beni kolumdan tuttu. Sinirle kolumu çekip elinden kurtardım. Bana dokunmasını istemiyordum. Almeda birşeyler homurdandı ama ne dediği umrumda değildi. Birkaç adam da yanımıza geldiler. Ve o kadın yanında iki kadınla birlikte bize katıldı. Almeda'yı öpen kadın! Prens bana göz kırpıp gülümsedi ve ışık hızıyla yanımızdan ayrıldılar. Almeda tekrar kolumdan tuttu ve beni hızla yürütmeye başladı. -Almeda ne yapıyorsun? Bırak beni! Dedim ondan kurtulmaya çalışarak ama nafileydi. Herif kayadan farksız. Diğer ölümsüzlerden uzaklaşınca kolumu ondan kurtarmama izin verdi. -Ne yaptığını sanıyorsun sen? Diye tısladım yüzüne. Almeda öfkeyle elini saçına daldırdı ve saçlarını dağıttı. -Asıl sen ne yaptığını sanıyorsun? -Ne diyorsun? Ne demek bu? -Prensle neden konuşuyorsun? Ve neden ona aramızda bir şey olmadığını söyledin? -Bu seni ilgilendirmez. Ayrıca aramız hiçbir şey yok. En azından artık. Almeda tekrar koluma yapıştı. -Ne demek bu? Sen benimsin Mina. Seni kimseyle paylaşmam. Dedi tıslayarak. O kadar korkunç duruyordu ki az daha korkudan ağlayacaktım. Ama yine de geri adım atmadım -Ben kimsenin değilim Almeda. Ayrıca sen bunu o kadınla öpüşmeden önce düşünecektin. Almeda'nın yüzündeki ifade yumuşadı. Hatta bir anlık şaşkınlık gördüm yüzünde. -Ne? -Ben dedim dediğimi. Dedim ve arkamı dönüp yere oturmuş sohpet eden guruba doğru yürüyordum ki Almeda'nın sert elleri yene kolumdan tuttu. Bu hareketi beni iyice sinirlendirmeye başlamıştı. -Bekle. Yanlış anlamışsın. -Tam olarak neyi yanlış anladığımı bana söyler misin acaba. -O beni öptü. -Ve sen de onu itmedin. İtmeyi geçtim karşılık verdin Almeda. Dedim dişlerimi sıkarak. -Buna mecburdum. -Ne demek mecburdum? Dedim yüzümü ekşiterek. -O bizim prensesimiz. O ne isterse onu yapmak zorundayım. -Prenses mi? -Evet. Senin onun prenmses olduğunu bilmediğin aklıma hiç gelmedi. Özür dilerim bebeğim. Dedi ve bana sarıldı. Bense ne diyeceğimi şaşırmıştım. -Yani beni unutmadın mı? Almeda geri çekildi ve yüzüme baktı. Tam gözlerimin içine. Saçlarımı okşamaya başladı. -Seni kırdım mı? -Aslında evet. Ama seni anladım. Sonuçta ben bir suikastçiyim. Beni sevmen bile çok saçma. Kimse hayatını öldürerek sürdüren bir insanı sevmez. -Saçmalama. Ben seni sevmeyeceğim de kimi seveceğim. Bu dünyada sevilmeyi herkesten çok sen hak ediyorsun. -İşte bunda yalan söyledin. -Tabiki de söylemedim. Seni seviyorum. Bu bu kadar kısa sürede nasıl oldu bilmiyorum ama sana bağlandım ben. -Ben de seni seviyorum. Dedim. Bu kelime bana o kadar garip gelmişti ki. Anlatamayacağım bir duygu karmaşası yaşadım söylerken. Zaten bu cümleyi kurmak da bana oldukça zor gelmişti. Almeda başını eğdi ve dudaklarımdan öptü. Nazik ve baştan çıkarıcıydı. Ona karşılı verdim ama hala Almeda'nın o kadını öpmüş olmasına karşın içimde bir kırgınlık vardı. Almeda dudaklarını benimkilerden ayırdı ve bana sarıldı. -Özür dilerim. Dedi. Sırıttım ve geri çekilip yüzüne baktım. -Bakıyorum da özürdilemeye baya bir alıştın. Almeda kaşlarını çatınca yüzümdeki gülümsemeyi daha da büyüttüm. -Diğerlerinin seni duyduğunu biliyorsun değil mi? -Evet. Dedi kısık sesle. Bana sapık gibi sokuldu ve dudaklarını benimkilere sürttü. -Ama bunların bir bedeli var. Bunu biliyorsun değil mi? Gözlerimi havaya diktim ve düşünüyor gibi yaptım. -Sanırım hayır. Dedim küçük bir çocuk gibi. Peki neymiş bedeli? Almeda derin bir nefes çekti. Gerilen vicudunun sertliğinde sıkışmıştım. Ona ne yaptığımı gerçekten o an fark ettim. -Şu an seni yere yatırıp seninle sevişebilirim. Gözlerim kocaman açıldı. İstemsizce yere baktım. Almeda kocaman bir kahkaha attı. İnci gibi sıralı ve bembeyaz dişleri gözler önüne serilmişti. -Komik mi? -Söylediğim şeyi kast ediyorsan hayır. Hiç komik değil. Tam tersi bu çok güzel olurdu. Komik olan senin seninle sevişmek istediğimi söyleyince verdiğin tepkiler. Bu şekilde davranmaya devam edersen korktuğunu düşüneceğim. -Korkmuyorum. Dedim ama yalan söylüyordum. Düşüncesi bile beni korkutuyordu. Ne! Herkesin korkuları vardır. -Ciddi misin! Dedi Almeda sırıtarak. Yalan söylediğimi biliyordu. Ama ben hiç bozuntuya vermedim. -Diğerlerine mi katılsak? Dedim ve kollarından sıyrılıp sohpet eden ölümsüzlere doğru yürüdüm. Almeda arkamdan homurdandı. -Kaç bakalım. Er geç seninle baş başa kalacağız. İşte o zaman benden kaçamayacaksın.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE