Yılların yolları

1006 Kelimeler
Kırışıklıkları yıllar taşıyan kadın bir kez daha saçlarından koklayarak öptü ve hiç bırakmadığı ellerini okşadı. "İyisin değil mi kuzum, var mı bir şeyin?" Diye, defalarca sorduğu soruyu tekrarladı. Cadbib, ağırlığını vermeden, başını annesinin omzuna yaslamış şefkatin tadını çıkararak, her şey gibi yıllar içinde değişen, artık yabancı gibi olduğu sokakları izlerken gülümsedi ve annesine baktı. "Gayet iyiyim, hatta çok iyiyim." Dedi içten tebessümünü yüzünden düşürmeyerek. Annesi de aynı şekilde gülümseyip yeniden saçlarını kollarken Cadbib arabayı süren ablasıyla aynadan göz göze geldi ve birlikte gülümsediler. Lakin herkesin takındığı bu samimi ve mutlu ifadelerin aksine dokunulsa ağlayacakları, pınarlarına dolan yaşlardan belli oluyordu. "Meline sen neler yaptın, bitti mi okulun?" Diye sordu Cadbib, ablasına. Meline gözlerini yoldan kaldırıp kardeşine baktı birkaç saniye. "Oho, çoktan bitti kızım. Karşında bir akademisyen duruyor be!" Dedi edalı bir tavırla. Kuzguni siyah saçlarını da hava atar gibi omzundan geriye elinin tersiyle savurmuştu. Lakin içinde ağırlık yapan koca bir hüzün vardı ve belli etmemek için elinden geleni yapıyordu. Ve ne zaman kız kardeşine baksa bu ağırlık arttıkça ağrıyordu. Küçük kardeşi çok değişmişti, çok. Ve, sanki zamandan değil de yaşamdan bir değişiklikti bu. Gözlerine baktığında iliklerine kadar hissettiği dehşet kalbini yoruyor gibiydi. Öyle ki kardeşinin gözlerine dikkatlice baksa cesetlerden bir dağ görecekti. Eski muzır, enerjik küçük çocuk tamamen yok olmuş; bambaşka bir gelmişti. Gülerken kısılan parlak gözlerinin yerine büyümüş göz bebekleri, her gördüğü şeyde dehşete düşmüş de gözleri faltaşı gibi açık kalmıştı. Oysa gözler değişmeyen tek şey olmalıydı. "Aslında..." Dedi alelacele, düşüncelerinden kurtulmak için. "...seni biriyle tanıştırmak istiyordum ama o şimdi burada değil." Diye devam etti sözlerine, yola odaklanarak. Uzun bir süre, kız kardeşine bakmakta zorluk çekecekti ama hepsi geçmişti artık. Buradaydı ve hep birlikte normal, güzel bir hayat kuracaklardı. "Kim?" Diye sordu Cadbib, ablasına bir anda bulaşan huzursuzluğu görmüştü ama ses çıkarmadı. Meline cevap vereceği sıra annesi hemen araya girdi. "Milon." Dedi gülümseyerek. 'Damadım' diye de eklemişti hemen ardından. Meline sıkkın bir nefes verirken Cadbib merakla başını annesinin omzundan kaldırıp ablasına yaklaştı. "Anne!" Diye huysuz bir tavırla konuşsa da Meline, yarım ağız gülümsemesine de engel olamıyordu. "Sevgilin mi var?" Dedi Cadbib heyecanla. İçine kocaman bir hüzün ve kocaman da bir sevinç düşmüştü. "Evlilik konusu daha belli değil, yani konuşmadık hiç." Dedi Meline, durumdan memnun olmadığı her halinden belliydi. "Ne zaman tanışacağım eniştemle?" Dedi Cadbib içindeki hüznü zar zor bastırıp gülümsemeye devam ederken. Aslında oturup bir konuşsalar ağlamaktan gülmeye fırsatları olmayacaktı ama gülmeyi tercih ediyordu hepsi. Bu güzel günü gözyaşıyla kirletmek istemezdi kimse. Ne kadar değişmişti her şey, şehir bile ve Cadbib bular olurken yoktu. Ablasının sevgilisini bile bilmiyordu, kim bilir daha bilmediği neler vardı. Belki de bu olaylar hiç olmasa Meline evlenecekti ve ablasının düğününü bile kaçıracaktı. "Yakında gelecek, birkaç işi varmış. Ama bir haftaya gelir büyük ihtimalle." Dedi Meline, mutlu bir tavırla. Aşık olduğu her halinden belliydi, özellikle de gözlerinden. Cadbib yeniden başını annesinin omzuna yasladı ve derin bir nefes alarak tertemiz havayı kokladı. Ak topraklar gibi kokmuyordu dünya. Temizdi. Ak toprakların çürük kokusu diğer kokular gibi alışınca yok olan cinsten değildi, her nefes alındığında o koku ilk defa alınıyormuş gibi hissedilirdi. Lakin hayatları boyunca aldıkları o koku bir zamandan sonra iğrenç gelmemeye başlardı. Güzel olmasa da kusturmazdı. Yeniden derin bir nefes adlı Cadbib ve huzuru kokladı. Askerliğinin bittiğini öğrendiği o ilk anki çaresizliği geçiyor gibiydi, sevmişti burada olmayı sanki. ***** Şaya Muri daha fazla dayanamadı ve kravatını gevşetip sırtını koltuğa yasladı. "Bunların mantıklı tek açıklaması bu mu yani? "Diye sordu gergin bir tavırla. Miranyo Gom kendisini bir kabusun ortasına hisseder gibi uyuşmuştu. Ne ne diyeceğini biliyordu ne de ne yapabileceğini. İç askerlerin genel komutanı başını salladı ve "bir dominyon olduğu bariz lakin kristaller konusu henüz daha sır. Karanlığın içinde yaşayan farklı bir canavar olduğunu varsayarak hareket etmeliyiz. Sınır artık daha sıkı korunmalı, ben kıtalar antlaşmasını ortaya atmamızı öneririm, aksi halde bu durum askeri gücümüzü aşıyor. Ceza ordunun büyük kısmını karanlık yuttu." Dedi. Şaya Muri de kıtalar antlaşmasını kullanmaktan yanaydı ama elbette bu konuda son sözü söyleyecek kişi tanrı Kşira Muğtan'dı. Kıtalar antlaşması kısaca; karanlık bölgeye toprak sınırı olan tek kıta Ederria'ya dünyanın geri kalanının, talep edildiği anda istenilen miktarda asker göndermesi yönündeydi. Minler denize girdikleri anda yok olduklarından deniz yolu ile saldırmaları mümkün değildi lakin bu demek değildi ki diğer kıtalar güvende. Ederria'nın düşmesi demek tüm dünyanın tehlikeye girmesi demektir ve bundan ötürü kıtalar antlaşması imzalanmıştı. Dominyon meselesi ise bambaşkaydı. Dominyonluk karanlık çöktüğünde ben bu yana Doğan bazı çocuklarda görülüyordu. Bir dominyon Ederria'ya ayak bastığı anda minler aniden büyük işler kazanıp saldırıyor ve sayıları artıyordu, tıpkı son zamanlarda olduğu gibi. Lakin çok uzun zamandır alınan önlemler doğrultusunda böyle bir durumla karşılaşılmamıştı. İlk başta doğan çocuklar incelenip dominyon kanı taşıyanlar öldürürse de zamanla bu özelliği kişiye zarar vermeden yok etmeye öğrenmişlerdi. Doğan her çocuk, ülkeye ayak basan herkes bu testten geçiriliyor hatta dominyonluk yeni taşıyanlar özellikleri yok edilse bile her yıl başında yeniden test oluyordu. Bütün bunlara rağmen ülkeye dominyon girmiş olması büyük sorundu. Bir yerlerde bir açık vardı ve bunu hemen bulmaları gerekiyordu. Şaya Muri aklına gelen fikirle elimde çevirdiği kalemi masaya aniden bıraktı ve masanın sonunda oturan maskeli adama baktı. "Sizin getirdiğiniz kadın..." Diye söze girdi sıra adamın aniden kendisine dönen bakışlarından pot kırdığının anca farkına vardı ama susma zamanı değildi. "... Ona test yapıldı mı? "Diye devam etti. Adam kısa bir süreliğine gözlerini gözlerine dikse de olumsuz herhangi bir tepki vermeden başını iki yana salladı ve koltuğa yasladığı sırtını doğrultup "yapılmadı, bu dünyadan değil çünkü. " Dedi. Muri ilk defa adamı konuştuğunu görmüştü ve sesinden bile eğlen güç bir anda rahatsız etmesine sebep oldu. Aynı şekilde masada oturan komutanların hepsi bu yabancı oldukları güçten dolayı farkında olmadan saldırı için ellerini açmıştı bir anda. Duman çıkaracakları anda duraksayıp birbirine baktılar ve gergin bir tavırla ellerini kapattılar. Yaptıkları şey tehditvari bir tavır olsa da adam bunu pek önemsememişti. "Öyleyse ona test yapalım Birgül bu dünyadan olmasa da her ihtimali göze almalıyız. " Dedi Muri ve duraksadı. "Sorun olmaz, değil mi? "Diye devam etti az önceki olayın büyümesi için görmezden gelerek. Komutanların böyle bir tepki vermesine de kızmamıştı zaten, zira her şeyden nem kapacak durumdalardı. Adam başını salladı ve sırtını yeniden koltuğa yaslayıp "yapın." Dedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE