Memo, kendisine gülümseyen gözlerle bakan kıza merakla baktı. Senin için demişti. Ne demek istemişti bu kız bu sözle? Düşündüğüm, hatta düşünmekten dahi korktuğum şey olamaz herhalde. Aşk, en son düşündüğüm şey hem doğumunu hatırlıyorum ben bu kızın. Tamam! Yanlış düşünüyorsun oğlum Memo, gönül ferman dinlemiyor yaş farkının bir önemi yok kabul et. Hem de hiç olmadı koskoca ümmetin peygamberi kendinden kaç yaş büyük bir hanım aldı sonra da kaç yaş küçük.
Kollarını göğsünde kavuştururken kızın her hareketini tepeden tırnağa inceledi.
Çok masum görünüyordu. Güler yüzlü ve galiba da açık sözlü. Ama mümkün değil. Kız bir şey demeden kaçsam mı? Reddedersem çok üzülür, pek kırılgan bir şeye de benziyor. Umarım bana aşık olmak gibi bir hata yapmadın Hevin. Zira ben hiçbir zaman aşk böceği olmadım, olamadım. Kızın yumuşak melodi gibi kulağında dönen sesi ile düşüncelerinden sıyrıldı.
''Sen üç dört yıl önce bize geldin ya hani. Hah! İşte o zamanlar sınava hazırlanıyordum. Burada istediğim her bölümü okuyabilirdim. Ailem de desteklerdi biliyorum ama memlekette ya da onların seçtiği bir yerde okumak istemiyordum....''
Memo, sabırsızlıkla yerinde kımıldandı ağırlığını sağ ayağından sol ayağına verdi.
'' Ben bu olayın neresindeyim peki?''
Gülümsemeye çalıştı Hevin ''sen... Sen o gece vedalaşmaya geldin ya annem ve babamla , onlarda yemeğe kalman için ısrar ettiler. Kaldın. Hatta dayım gitmene engel olsunlar diye onlarla konuşmuştu. Babam konuyu sana açınca sen , enişte, ben basit bir doktor değil dava adamıyım. Yardımıma ihtiyacı olan binlerce insan var onlar bana ulaşamıyor olabilir ama ben onlara ulaşabilirim, dedin.''
''Yani?''
''Sonra da babama bir kitaptan örnek verdin, benim daha sonra her satırını ezberlediğim, Jir Kevok' u sevmiyor muydu? Şüphesiz divaneydi aşkından ama idealleri, davası için onu bıraktı gitti. Ben de gideceğim ailemi çok seviyorum ama onlardan çok bana ihtiyacı olan insanlar var, dedin. Ve bende o gün bir karar verdim. Öğretmen olacağım dedim. ''
Memo rahat bir nefes aldı. Yüzüne renk geldi '' ha senin yüzünden diyorsun! ''
'' Öyle de denilebilir. Etrafımı bilginin ışığıyla aydınlatacağım, sınır tanımayan bir öğretmen olamayacağımı biliyorum ailen seni durduramadı ama benimkiler bana engel olacaktır. Olsunlar! En azından çevreme faydam dokunur. Sen çok güçlü bir ışıksın çevreni aydınlatıyorsun ama dibin karanlık...''
''Nasıl yani? Yaptığımı yanlış bulduğunu mu söylüyorsun yoksa beğenmiyor musun?''
''Takdir ediyorum. Fakat dünyanın her yerine ulaşamazsın...''
Memo ukalaca kollarını yeniden göğsünde kavuşturdu alayla güldü ''aynı anda iki yerde deprem ve savaş olmazsa... ya da unut olan şeyler bunlar maalesef. Gücümün yettiğince yetişirim.''
'' Ama köyüne faydan yok. Bir de ardında bıraktığın enkazlar var.''
''Anlamıyorum tatlı kız biraz daha açık konuşsan? Mesela kimi ardımda bıraktım?''
Hevi güçlükle yutkundu. Bu kadar çok konuşmayı beklemiyordu. Aslında adamın karşısında konuşabileceğini düşünmüyordu. Ama neler demişti .
'' Zin yengem, dayım, dedem , anneannem ...''
''Hımm! Hadi yeter bana bu kadar ders. İçeri geçelim de yeni öğrenci bulalım sana.''
Hevin başını sallayarak adamı onaylarken, okul binasından çıkan teyzesi iki kolunu yanına açarak ona doğru koşmaya başladı. Hevin de ona doğru aynı heyecanla koşup sarıldı. Memo da onları izlerken çenesini kaşıdı ardından gülümseyerek onlara doğru yürüdü.
''Hoş geldin canım!''
''Hoş buldum teyzeciğim.''
''İşiniz düşmese gelmeyeceksiniz, aklınıza bile gelmeyeceğiz.''
Hevin boynunu büktü ''aşk olsun teyze...'' dedi o sıra da Memo araya girdi '' Abla, bugün bu kıza sitem gününüz mü? Ağzını açan sitem ediyor, yüklenmeyin yeter.''
Genç kız, sevdiği adamın kendisini desteklediğini gördüğü için gülümserken Zerya başıyla aynı anda işaret parmağını sağa sola sallayarak ''Abla yok abla yok! Yenge diyeceksin Memo, amcan üzülüyor sonra.''
Memo da parmağını olumsuzca salladı ''Memo da yok Mehmet kızıyor sonra!'' dedi. Hepsi birden katıla katıla güldüler. Zerya onları içeri davet etti. Memo, geri dönmesi gerektiğini bile bile onlarla beraber içeri girdi. Hep birlikte müdürün odasına çıktılar. Adam, başlarda itiraz etse de Zerya gerekli prosedürleri halledeceğini söyleyince ikna oldu. Müdürü de muhtar Fevzi' nin mevlidine davet ettiler. Bu defa hep birlikte taziye evine doğru yol aldılar.
Hevin, başlarda çekinse de sadece kendisinin Memo' nun gözünden okuduğu ısrarla, gitmeye karar verdi. Eve girer girmez önce anneannelerinin yanına gitti sonra halasına. En sonda da kendisine ağız burun bükerek bakan Zin' in yanına gitti. Elini öptü.
''Başın sağ olsun yenge.''
''Sağ ol kızım da anan hiç mi demedi taziyeye böyle gelinmez diye? Yok muydu giyinecek düzgün bir şeyin?''
Hevin eğilip bilekte biten elbisesine baktı ''Nesi var ki yenge?''
''Git mutfakta falan dur bari, günahtır Kuran okunacak.''
Kaşları çatıldı rengi attı genç kızın ''İyi de...'' derken halası ayağa kalkıp elinden tuttu ''gel yanıma otur canım.''
Zin elini beline koydu ''yok artık! Oturacak mısın sen? Misafirler geliyor.''
''Başımızla beraber gelsinler abla, karşılıyoruz. Hadi Hevin geçelim içeri annen de gelir şimdi.''
Zin onlara kötü kötü baktı hırsla arkasını döndü ''bocine boci! (cadılar cadı!)'' dedi asıl cadının kendisin karşısında oturduğunu düşünen Hüseyin'den bihaber.
Hüseyin, kızı baştan aşağı süzdü. Bu kız şimdi kendini uyanık mı sanıyordu? İki elini başının üstünde birbirine kenetleyerek gerindi kızdan bakışlarını almadan. Hevi rahatsızca kımıldandı ''Neden bana öyle bakıyorsun?''
''Hiç, daha ne yapabilirsin diye bakıyorum.''
Hevi, adamın ne demek istediğini anladı ama oralı olmadı. Yüzüne sahte bir gülümseme oturttu ''Nasıl yani ne yapabilirim?''
''Bende onu düşünüyorum işte. Bir çuval xiti topladın yemiyorum dedin yalan söyledin...''
''Hayır yalan söylemedim. Emine anne..''
Hüseyin işaret parmağını kaldırıp kıza doğru salladı ''sakın lafımı bölme, söyledin.''
''Sen de benim sözümü kesme.''
''Tamam. Bitti senin ki. Dinle... sonra beni sofraya getirdin türlü şey uydurdun ve sana inanmamı sağladın. Şimdi beni kandırıp çapa için işçi tutmamı öneriyorsun öyle mi?''
Hevi boynunu büktü ''kandırmaya çalışmadım seni. Çok uyanık, akıllı hatta zekisin babam hep söylüyor Hüseyin başkadır diye. Ben sadece tek başıma yapamayacağımı biliyorum. Biraz yardım istedim'' dedi masumca.
''Ciddi misin? ''
Sinsice gülümsedi genç kız '' elbette!''
''Nedense bana hiç inandırıcı gelmiyorsun şeytanın çırağı.''
''Çok ayıp ama genç bir kıza böyle denir mi? Dağda mı yetiştin sen?''
Kızın sözleri üzerine dişlerini gıcırdatan Hüseyin, ''Hevi, bıla emritey dest mıda bıya....( emir erim olsaydın)'' dedi.
''Ne yapardın?''
''Kalk kız kalk şu çapayı bitir hadi. Ben de işime bakayım senle mi uğraşacağım?''
Hevi, hırsla doğruldu yerinden. Eline aldığı çapayı önce Hüseyin' in kafasına doğru tuttu. Sonra toprağa indirdi. Hüseyin fark etse de dert etmedi kendine ''dikkat et çayıma toprak giriyor'' dedi umursamadan.
''Ya çapa yap dedin yapıyorum işte. Kalk nereye gidiyorsan git orada iç keyif çayını.''
''Gideceğim de fidanın köküne zarar veriyorsun, öyle yapılmaz.''
''Elimden bu kadarı geliyor.''
Hüseyin , elindeki bardağı tepsiye koyarak ileriye ittirdi. Ayağa kalktı sakin tavırlarla kızın elindeki çapayı alıp iki eliyle sıkıca kavradıktan sonra başının etrafında bir tur çevirdi. Hevi'nin yaptığı gibi ona döndü. Genç kız korkuyla gözlerini yumdu. Hüseyin yavaşça toprağa dokundurdu çapayı. Başını kıza doğru çevirip güldü. Hevi gözünü açıp sağı solu kontrol etti. Kötü bir şey dememek için kendiyle savaş halindeydi. Adamın ''bak böyle yumuşak dokunduracaksın çapayı, ne toprağa ne de fidanın köküne zarar vereceksin '' deyişiyle başını usulca salladı.
''Nasıl anlamadım? Tam dibine mi vurayım?''
Genç adam işine devam ederken ''hiç olur mu öyle bir de green peace üyesiyim diye gezersin. Elime bak elime.''
Hevi kollarını göğsünde kavuşturdu. Adamı izledi. Adam bir fidanın çapasını bitirip belini doğrulturken Hevi, '' sen göründüğünün aksine yumuşak kalplisin. '' dedi.
''Öyle mi?''
''Evet! Çapa yapmayı öğretiyorsun bana , sırf babam kızmasın diye. ''
''Hayır fidanlara yazık olmasın diye.''
''Olsun! O daha iyi bir şey. Üstelik seni kandırdığımı düşünürken bile bunu yapıyorsun.''
Elinde ki çapayı kıza uzatarak ''hadi bakalım nasıl bir öğrenci olduğunu göster.''
Hevi, eğilerek saçlarını öne doğru attı iki eliyle topladı, biriyle sabitledi diğeriyle arka cebinden çıkardığı lastikle tepesinde bağladı. Hüseyin kızın rahat hareketlerini şaşkınlık, hayranlıkla izledi. Genç kız, uzanıp aldı elinden çapayı üç metre ilerindeki fidana doğru ilerledi. Gidip tam önünde durdu ''izle bakalım oluyor mu?'' diye seslendi.
Hüseyin de yürüdü yanına gitti. İki elini cebine koydu başını hafifçe sağa sola salladı ''öyle değil . sana ne dedim?'' deyip kızın elindeki çapayı aldı. Hevi pis pis gülümsedi ''zarar verirsem kendimi affetmem.''
Genç adam o fidanı da çapaladı. Beraber bir diğerine yürüdüler. Hevi kollarını göğsünde kavuşturdu, tek bacağını öne çıkarıp arkadakine verdi ağırlığını ''xitileri kendime aldığımı nereden anladın?'' diye sordu bir yandan adamla konuşursa adamın dalgınca işe devam edeceğini umuyordu. Umduğu gibi de oldu. Hüseyin başını kaldırmadan ''Emine anne demesen inanırdım. Hoş niye Emine anne dediğini anlamış değilim o da ayrı sorun.''
''O annemin yüzünden öyle oldu. Biz konuşmaya başlarken Emine anneye anne demeye başlayınca böyle oldu.''
''Hatırlıyorum da Hevin de yok muydu o dönem?''
''O uysaldır her öğretileni hemen kabul eder.''
''İyi de ediyor bak hala şu çapayı öğrenemedin sen, inat şey!''
Hevi dudağını ısırdı, doğrulup kendisine bakan adama gülümsedi ''kafam biraz kalın galiba!''
Hüseyin, seslice gülerek yeniden çapayı yere vurdu ''kabul ediyorsun yani?''
''Neyi?''
''Kalın kafalı olduğunu.''
''Kabul etmemi gerektiren bir şey yok çünkü sen demedin zaten ben kendim için kullandım. Başkası söyleyemez de zaten.''
''Hımm! Öz güven tam!''
''Kesinlikle! '' Beraber bir diğer fidana doğru yürüdüler. Hevi tedbiri elden bırakmadan konuşmaya devem etti ''Emine anne olayını nasıl çözdün anlamadım hala.''
Adam çapanın ucunu yere koyup sapına dirseğini koydu soluklandı ''Emine annen yani anneannem de annem de xiti yemezler ki. ''
''Evet orada fena tongaya düştüm. Ağzıma o geldi o an. Biliyorum yemezler ama neden? ''
''Bilmem bize de yedirmezdi annem. Çok sonra aklımız erince ablamla dadandık bostana sen gibi yedik de iki gün mide de krampla kıvrandık '' dedi ve elindeki çapayı kıza uzattı ''dummeqesk (kırlangıç) ile Hac legleg (leylek ) hikayesinin dummeqeski misin sen ? Hadi bakalım bu kadar yardım yeter de artar bile sana.''
''Babam kılıklı! Her şeye de bir hikaye uyduruyor. Gitme de anlat bari.''
''Korkuyor musun kız?''
''Yok ne korkacağım? Belki yardım... yani vakit geçer başımda konuşup durursan.''
Hüseyin yere çöktü cebinden bir kağıt mendil çıkarıp alnında biriken teri sildi ''hayret dayım anlatmadı mı sana? Gerçi kafan kalındı '' Hevi' nin ona ters bakış atmasını umursamadan devam etti '' dummeqesk bir gün hac leglegin yanına gitmiş demiş ki şu taraftan geliyorum her yer yemyeşildi ta dize kadardı yeşillik. Allah' ın rahmeti sanki bir oraya yağmıştı. Hacı legleg şaşkınlıkla başını salladı ve demek dize kadar ha deyip göç etti gösterilen tarafa. Gitti ki ne görsün?''
''Ne?''
''Çalış kız! Anlatıyorum ben. İşte gitmiş ki bahsettiği yeşillik iki parmak var yok! Aklına o an dank etmiş dummeqeskin koca hac leglegi kandırdığı, ikisinin diz boyu hiç bir olur mu? Söyle bana beni kandırıp işini yaptırdığını mı sanırsın sen?''
''Aferin! Hacı legleg seni ayakta alkışlıyorum.''
Hüseyin kızın tavırlarına gülerken nice zamandır bu kadar gülmediğini hatırladı. Kalkmaya yeltenince çalan telefonuna bakmak için yeniden oturdu . Bacağını öne doğru uzatarak yan cebinden çıkardı telefonunu. Arayan yine annesiydi. Kahvaltı yapmadan çıktığı için aramıştı muhtemelen.
''Efendim anne?''
Senem, başındaki şalı atmış bir bacağını kanepede uzatarak diğerini aşağı doğru sarkıtmıştı. Bir elinde telefon diğerinde televizyon kumandası kitlendiği ekrandan bir an gözünü alarak sağa sola bakındı telefonun öbür ucundan duyduğu sesle.
''Ha (efendim) güzel oğlum?''
''Anne arayan sensin.''
''Evet doğru ya! Bak aklıma ne geldi. Bugün hacı annemle hacı babamın evlilik yıl dönümleri. Orada bir düzenleme yap da akşam bir araya gelelim tüm aile.''
Hüseyin kendi kendine gülümsedi ''nereden aklına geldi bilmem ki?''
''Oğlum içimden geldi bir araya gelmek için çok güzel bir fırsat değil mi?''
''İyi bakalım. Herkes gelsin diyorsun öyle mi? Anlamam ki ben bu işlerden... ''
''Ne diyorum Hüseyin sana ayarla bir şeyler gençsin sen .''
''Anne!'' Hevi merakla adamın konuşmalarına kulak kesildi.
Senem ''Yapma oğlum yapma bu heves de kursağımda kalsın. Kırk yılın başı içimden onlara bir sürpriz yapmak geldi o da zehir oldu'' diye sitem edip telefonu kapattı.
Hüseyin telefonu kulağından alıp ekranı kendine çevirdi '' sürprizi sen yapacaksan benden ne istiyorsun anlamadım ki? '' dedi sinirle. Hevi yanına yaklaştı ''Bir sorun mu var? Halam ne dedi?''
Sıkıntıyla soludu genç adam ''Halan, dedemle anneanneme evlilik yıl dönümü sürprizi yapmamı istiyor bir de onun adına.''
Hevi şaşkınlıkla ''Emine anne ile Avdılla babanın evlilik yıl dönümü mü?'' diye sordu genç adam başıyla onayladı sözleri.
''Sen bana yardım edersen bende sana ederim çok güzel bir şey yapabiliriz. Hem de kimse anlamaz arkanda benim olduğumu.''
Hüseyin mecburen başını sallayarak kabul etti. Kıza yardım etti. Yaklaşık yirmi fidanın çapasını halledip çiftliğe girdiler. Birkaç adamı görevlendirip bahçeyi temizliği ve gerekli yiyecek içecek malzemesi almasını istedikten sonra süslemeler için beraber ilçeye indiler. Hevi, kendi adına ikiliye bir hediye bakarken başını kaldırıp amaçsızca etrafına bakan adama baktı '' sen bir şey almayacak mısın?''
''Almalı mıyım? '' Hevi başını salladı ''o elindekileri beraber aldık desek?''
Hevi, kutuyu göğsüne kapadı ''vermem! O benle Hevin' in.''
''İyi verme!'' diyen Hüseyin başka bir şeye uzandı.
''Ona da bakma o da Rewhat'ın!''
''Küçük şeytan ben ne alacağım?'' omuz silkti Hevi'' Baksana belki diğerleri de bir şey almak ister haber verelim artık '' Hevi sessizce başını salladı. Hüseyin herkesi teker teker arayarak haber verdi. Sonra anneannesine kumaş alıp Hevi' yi şoka uğrattı. Akşama doğru beklenen çift dışında herkes çiftliğe gelmeye başladı. Rojinler taziye evinden çıktıkları için geç kalanlar arasındaydılar.
Arjen ağa sağına soluna bakındı. Hevi' yi arıyordu. Tek başına sessizce bir köşede oturduğunu görünce yorgun olduğunu düşündü. Memnuniyetle döndü karısına.
''Muma döndürmüş Hüseyin bunu.''
Kadın yüzünü ekşiterek ''Ne mutlu sana'' dedi.
''Mal nekete bu ne surat?''
''Yok bir şey yüzümde. ''
Adam kafasını kaşıyarak döndü büyük kapıdan girene baktı Sidar idi gelen ve hemen arkasında beklenen konuklar, aynı zamanda asıl ev sahipleri, belirdi. Arjen ve Senem' in çocukları ikilinin art arda bahçeye girişleriyle, onlar için sağlık, mutluluk ve huzur dileyip dilek balonlarını birer birer havaya saldılar.
Emine hanım kocasına döndü ''Hacı ne yapıyor bunlar?''
''Valla hacı ben de bilmiyorum. Doğum günü değil bence hiçbirinin. Yoksa biri hatırlatırdı. ''
Sidar, gülerek masada kendine güzel bir yer ayarladı Diyar gelmeden. Torunlar ne olduğunu anlatıp tebrik ederken ikiliyi ''Keşke halama bir de gelinlik giydirseydiniz'' dedi.
Karısı herkesten önce atılarak '' Sidar yemek ye sonra nereye gideceksen git!'' dedi susturdu. Bu durum Hüseyin' i Ruken' i hatta damatlarını üzse de alışmış gibiydiler. Onları bırakarak asıl çifte odaklandılar.
Ariya büyük bir mutlulukla baktı masanın başına geçen çifte, torunları sarılıp öpüyordu onları teker teker '' Arjen, çok güzel görünüyorlar. Mutlu da oldular sanki. Nasıl şaşırdılar ama?''
''Özellikle annem!''
''Kadın daha önce böyle bir şey mi gördü? Senem abla da olmasa aklımıza gelmeyecek.''
''Eski devir insanları kutlamaz böyle özel günleri ama biri yapınca da değme keyiflerine.''
''Sen yeni devir adamı mısın?''
''Elbette!''
''Ama yirmi iki yıldır bana böyle bir sürprizle gelmedin, yanılıyor muyum?''
''Kız sen kıskandın mı hacı anneni?''
''Neden kıskanayım ki?''
''Sidar gelinlik falan dedi malum sende giymedin. Bak giyersen kutlama da yaparım düğünde kurarım.''
Ariya, zor bastırdı kahkahasını ''olur mu hiç?''
''Çok güzel olur! Ustalık eserimizi de yaparız Rewhat' ım tek kalmıştı. Bak şu gözünü bizden ayırmayan cadılara nasıl da beraber hareket....'' Derken bakışların onlara değil arkasından gelen ayak seslerine olduğunu anlaması güç olmadı. Dönüp bakınca gözlerini devirerek yeniden kızlarına döndü.