Üstünde güneşten daha parlak bir tişört altında bir kot ile Memo, gülümseyerek ona doğru geliyordu. Hevin, eğilip bir arabanın camından yansıyan görüntüsünü inceledi. Üstüne başına çeki düzen verdi. Başını hızlıca sağa sola çevirip makyajını kontrol etti. Ağzında atan yüreği dışında her şey normal görünüyordu.
Memo iyice yanına yaklaşırken ''selam!'' dedi. Hevin iki elin parmaklarını önünde birbirine kenetledi. Küçük çocuk misali sağa sola hafif hafif sallanırken açılan eteğini eliyle durdurarak dudağını dişledi. Ne yaptığını yeni fark etti. Yüzü bir anda ala boyandı utançtan. Ama onun korkusunun aksine adam bu durumu fark etmemişti bile. Karşısında durduğu kızla tokalaşırken öpüp ayrıldı ''selam dedim duymadın galiba?'' dedi. Duymuştu duymasına da cevap verecek kudreti bulamamıştı kendinde. Sanki konuşsa büyü bozulacak Memo kaybolacak her şey hayal olacaktı.
Hevin başını hafifçe kaldırıp Memo' nun yüzüne baktı. Onun için belki önemli değildi bu yanaktan verilen minik buse ama Hevin için tarifi imkansız bir mutluluk, heyecandı. Demin heyecandan pıt pıt art arda atan kalbi şimdi durmuş gibiydi. Donuk gözlerle adamı izlerken kafasında milyon tane düşünce geçmiş en güzel hayal ile sonuçlanmıştı. Memo' nun elini gözünün önünde götürüp getirmesiyle;
Titrek bir nefes verip ''selam, duymamıştım pardon'' dedi.
''Fark ettim. Kaza mı yaptın? İyi misin?''
Hevin başını eğip arabaya baktı ''Kaza demeyelim istersen, şöyle bir dokundu hafifçe. Sen nasılsın?'' diye karşılık verdi adama. Köylük yerde bile araba kullanamıyor sansın istemedi.
''İyi, teşekkür ederim kuzen! Bu ufak dokundurulan araba Kemal dayımın, babamın çıkardığı da senin mi şey...'' Memo, boynunu büküp ona bakan kızdan gerçeği saklayamadı, kızı hala tanımamış olabilirdi ''özür dilerim hala sizi karıştırıyorum kardeşinle. Hevin' sin sen değil mi?''
Hevin' in gözleri parladı bir anda '' evet! Nereden bildin yani nasıl ayırt ettin?'' diye atıldı heyecanla.
Memo elini kızın omzuna koydu. Kızın bakışları doğrudan o eli buldu, sonra ''Canım, dün yemekteyken dedin ya gelip sizin köyde kurs vereceğim'' diyen elin sahibinin gözlerini. Unutmamıştı! Bu bile yeterliydi genç kız için. Belki de gelişimi bekledi diye içinden geçirdi.
Bir şeyler demek için hareketlendi ki dayısı ondan önce davrandı ''lan gevad , burayı nere sandın da kızı öpüyorsun?'' dedi indiği arabanın kapısını hızla çarparak.
Memo, babasının sözlerine bozuldu. Kötü bir şey yapmadım dercesine başını kaldırıp omuzlarını dikleştirdi.
'' Kuzenime hoş geldin dedim ne yaptım ki? ''
Hevin' in de omuzları dikleşti dayısına karşı. Memo haklıydı ve o da kesinlikle arkasındaydı. Gerçi her koşulda arkasında duracak gibi durmuyor da değildi. Fakat eğriyi doğruyu, haklıyı haksızı tamamen birbirinden ayıran bir yapısı vardı. Sezar' ın hakkı Sezar' aydı ama bu adama karşı ne kadarını uygulayacağı ise bilinemezdi. Çünkü aşk; olmazı oldurur, eğriyi doğrultur. At gözlüğü takmış misali çevreye gözü kör ederdi.
''Puşt daha ne yapacaksın? ''
''Baba, rica ediyorum artık o tür söylemleri kullanma en azından genç bir kızın yanında kullanma. Kardeşim sayılır.''
Agit ağa, hafifçe öksürüp boğazını temizledi .Yeniden boynu bükülen Hevin' i çağırıp kolunun altına aldı. Diğer eliyle yüzünü okşadı ''Kardeşin değil bu kız. Bırak bu ayakları. Sizi böyle görenler bir sürü laf söz çıkarır. Kendin çeker gidersin de kıza ne olacak?'' dedi ve kızı başından öptü.
Memo da Hevin de Agit ağaya hak verdiler bu konuda. Netice de köyde dönen, dönebilecek dedikoduları ikisi de biliyordu. Onlar için dönmeyeceği ne malumdu? Aralarında bir şey olsaydı Memo , saklama gereği duymazdı. Özellikle söylerdi de şimdi ne fol vardı ne de yumurta. Hevin ise o sıra da adam hala kardeş diyor baksana dayı diye içinden geçirdi. Dedikodu hakikaten dedikodu olarak kalacaktı. Bunu da kimse istemezdi.
Ağit ağa yeniden konuşmaya başladı ve konuyu değiştirerek '' ee güzel kızım halanı mı görmeye geldin teyzeni mi?'' dedi alınganlıkla.
Hevin, parmak uçlarında yükselerek dayısını öptü ''dayı ben seni görmeye geldim'' diye karşılık verdi.
''Yok kızım yok. Diğerleri çift başlı ben yabancıyım niye beni görmeye gelesin ki?''
''Evet diğer iki dayım aynı zamanda eniştem ama biz en çok seni seviyoruz Hevi ile.''
Memo babasının gevrekçe gülüşüne gülümseyerek ''baba dayılar tatlı olur değil mi?'' diye sordu.
''Tabi ki, bu da sorulacak soru mu? ''
''Haklısın. Diyar amcamın çocukları da dayılarını seviyorlar, e ben de öyle ama en çok Kemal dayımı seviyorum. Buna ne diyorsun?''
Babası kaşlarını çattı ''Memo sen adamdan anlamıyorsun. On defa doktor olsan da boş'' dedi başını olumsuzca sallayarak. Memo' nun kahkaha atarak gülmesiyle Hevin de güldü. Genç adam, Kemal dayısı ile babasının arasındaki anlaşmazlığın nedenini büyüklerin bildiğini biliyordu, o da kıyısından ucundan duymuştu da emin değildi tam olarak.
Memo, elini ağzına götürdü sildi, zar zor toparlanarak ''Baba, keşke şu dayımla ne alıp veremediğini ben de bir bilebilsem. ''
'' Onun benle alıp vermediği vardır benim ne olacak? Hadi oğlum işine hadi! ''
Hevin' e bakan kuzeni göz kırpıp yanına çağırdı ''baba, Hevin araba kullanamıyor malum, buraya da Zerya abla ile görüşmek için gelmiş. Ben eşlik edeyim kendisine... Ama biraz uzaktan. ''
''Dedim işte! Git hanımefendi git teyzene.''
''Yok dayı vallahi başka bir iş... Hem ziyaret olsa önce anneannemlerle Ahmet dedemi görürdüm değil mi?''
''Hadi bakalım dediğin gibi olsun.''
''Baba hayırlı bir iş yapacak Hevin.''
''Hah! Memo birdi iki oldu. Nasıl bir hayır işi bu?''
''Dayı, okur yazarı olmayanlara okuma yazma kursu vermek istiyorum. Derslerden geri kalmış çocuklara da yardım ederim tecrübe de olur.''
''Bu köyde mi?''
''Evet bir sakıncası mı var?''
Agit ağa, memnuniyetle salladı başını '' yok kızım ne sakıncası? En azından gözümüzün önünde olacaksın. Müdür bir sıkıntı çıkarırsa kimseye bir şey deme canını da sıkma yanıma gel ben hallederim.''
''Çok teşekkür ederim dayı. Hevi' nin işleri var bitsin onunla da sizleri görmeye geleceğiz. Çok özledik herkesi.''
''Onun o akılla daha çok işi olur gibi. Neyse siz gidin bakalım. Mehmet sende erken dön işimiz var öğleden sonra.'' Genç adam babasına başıyla cevap verdi.
Hevin büyük bir mutlulukla Memo' nun yanında yürümeye başladı. İyi ki önce kaza yaptım sonra dayımla karşılaştım diye düşündü. Yıllardır iki kelime konuşma hayali kurduğu adamın yanında yürüyordu şimdi. Rüyasında görse inanamazdı. Akşam bu durumu Hevi' ye anlatsa o da inanmazdı mutlaka. Ama gerçekti, kanlı canlı beklediği anı yaşıyordu. Agit ağa ise ikiliyi yolcu ettikten sonra artlarından baktı gözden kaybolana kadar.
''Eşek oğlu eşek al sana kız al sana sağlık ocağı daha ne istiyorsun da buralardan kaçıyorsun anlamam ki!'' diye kendi kendine mırıldanırken karısı babasının evinin kapısından çıkıp el kol işaretiyle onu yanına çağırdı.
Hevin, okula doğru yaklaşırken heyecanı hat safhadaydı. Memo ile beraber öğretmenlik yapacağı okula gidiyordu. Tam bir öğretmenlik sayılmazdı ama olsun! Sessizce yürüyen adama doğru başını çevirip ''neden öğretmen olmak istediğimi biliyor musun?'' diye sordu.
Memo, yerinde durarak tamamen kıza döndü ve cebindeki ellerini çıkarıp birini öne doğru uzattı hafifçe ''çünkü okumayı seviyorsun ve okuduklarından etrafındakilerin faydalanmasını istiyorsun '' dedi bilmişce.
''Hem evet hem hayır!''
''Hayır? Neden peki?''
''Senin için.''
Memo, şaşkınlıkla kızın yüzüne baka kalsa da onlar gayet iyi anlaşıyorlardı. En azından insani ve de medeni bir şekilde iletişimleri vardı. Diğer ikili gibi birbirlerini görür görmez boynuz kavgasına girişen boğalar gibi hareket etmiyorlardı.
Kahvaltılık bir şeyler isteyen Hüseyin, kızın yemeyi sevdiği şeyleri bir tepsi içinde toplayıp ona getiren bekçinin elinden aldı. Adama başıyla teşekkür edip yaslandığı ağacın gövdesinden dirseğiyle destek alarak ayağa kalktı. Adam onu ardından izlerken o önemsemeyip çiftlik kapısından çıkıp etrafı dolandı arkadaki tarlaya geldi. Sağa sola çevirdi başını Hevi görünmüyordu. Oflayıp başını geriye attı ''senden çekeceğimiz var desene'' diye seslice düşündü. Tam arkasını döndü ki gözü ilerideki bostanda sallanan uzun boylu günebakanlara takıldı. Gözlerini devirerek tepsiyi çiftliğin yaklaşık iki metrelik arka duvarının üstüne bıraktı.
Gömleğinin eteğini aşağı doğru çekiştirerek düzeltip bostana doğru yürüdü. Bostanı çevreleyen günebakanları iki eliyle yana açarak içine doğru yürümeye devam etti. Onun koca ayaklarının altında çatırdayan çer çöple, sebze toplamaya odaklanmış olan Hevi korkuyla yerinden sıçradı.
Dönüp arkasında gördüğü adama korkulu gözlerle baktı. Ağzındakini zorlukla yutkunarak yerinden doğruldu. Göğsüne bastırdığı xitileri (acur-salatalık çeşidi) sıkıca kavradı. Görünmediğini sandı.
''Niye hırsız gibi geliyorsun? ''
''Buradaki tek hırsız sensin.''
''Göz hakkımdı o benim. ''
''Kız o kucağındakiler neyin hakkı? Birde bir şey yemiyor diyorlardı. Bıraksan bostanda hasat edilecek bir şey bırakmayacak.''
Hevi elindeki xitileri göğsüne daha sıkı bastırarak omuz silkip Hüseyin'in yanından geçti. Hüseyin gülümseyerek peşine takıldı ''bostanda kurmık (turfanda anlamında) bırakmamışsın'' diyerek lafla da takıldı.
Hevi adama döndü. Omuzlarını geriye savurarak ''Bostan bizim değil mi ister böyle yerim ister turşu olunca. Ama yemedim, açlık grevindeyim. Çok merak ediyorsan söyleyeyim Emine anneye götüreceğim. ''
''Yürü hadi yürü. Görmedik sanki? Böyle kıtlıktan çıkmış gibi yersen miden ağrır demedi deme.''
''Ciddi misin?''
''Aklından bile geçirme! Sana kahvaltı hazırlattım gidelim de onu ye uğraştırma beni.''
Hevi şaşkınlıkla Hüseyin' e döndü yine. Ama alttan almamakta kararlıydı '' yemem! Annem söyledi değil mi?'' dedi.
''Evet annen söyledi ama yersen annene yediğini söylemem.''
''Neden böyle bir şey yapayım ki? Ya da sen niye yapasın?''
''Ben merhametli adamım sen beni dişledin ben sana yiyecek getiriyorum. Ee ne demişler? Sana bir tokat atana diğer yanağını çevir...''
Hevi, sinsice gülümseyip dişlerini göstererek ağzını açıp kapadı. Birbirine vurdu dişlerini yeniden ısırayım mı diye. Hüseyin başını hızla sağa sola sallayarak ''bu defa seni kimse alamaz elimden!'' dedi.
''Aman ne ısıracağım be tadın da berbatmış zaten. ''
''Zevzek! Bana bak , az önce gidip baktım da bir tek fidanın çapasını bile yapmamışsın daha. Yemezsen güçten düşersin ikinci ağaçta güneş tepeye çıkar bayılır kalırsın oracıkta.''
''Peki çok ısrar ettin. Nerede şu kahvaltı? ''
Hüseyin çenesiyle çiftlik duvarını işaret etti ''hadi hızlan bakalım. Dayım böyle işi boşladığını görürse çok kızar.''
Hevi aklına gelen hinlikle başını salladı. Yan yana çiftliğe kadar yürüdüler. Hüseyin, uzanıp tepsiyi bıraktığı yerden aldı ''hadi bakalım git ye de bu fasıl da burada kapasın'' dedi kıza uzatarak.
'' Ne yani tek başıma mı yiyeceğim?''
''Evet.''
''Yiyemem ki sıkılırım bir kere. Kalabalık sofralara alışığım ben.''
Hüseyin, başını ağır ağır salladı demek ki oda da tek başına olduğu için yiyemiyor diye düşündü. Acıdı kıza. Ama yine de temkinli davrandı ''burada değilken ne yapıyordun? Ağa çocuğuyum diye sofralar serip yiyecekler dizmedin herhalde gruptakilere.''
Hevi, acı acı gülümseyerek o lafı da yuttu.
''Yok canım! Hevin ile kalıyorduk ya. Birimiz olmadan diğerimizin boğazından geçmezdi.''
Hüseyin ikna olmuş gibi başını salladı. Uzattığı tepsiyi kendine doğru çekti '' yürü şu gölgeye geçelim bari'' derken yürümeye başlamışlardı bile.
''Sen de yemedin değil mi?''
''Yok yemedim ama ben genelde yapmam kahvaltı.''
''Bugün kuzen hatırına diyorsun. Çok güzel, teşekkürler.''
Hüseyin, kızın suyuna gidince çok da kötü olmadığını, hatta muhabbetinin iyi bile olabileceğini düşündü. Hevi' nin çapasını bıraktığı fidanın dibine kadar gidip oturdular. Hüseyin tepsiyi ikisinin arasına konumlandırdı toprak zeminde. Ekmeği kıza uzatıp ''al bakalım güzel güzel ye'' dedi.
Genç kız gülümseyerek aldı elinden. Yavaş yavaş kahvaltılarını yaparlarken Hevi başını kaldırdı ''dün için özür dilerim. Atı vurdun sandım aşırı tepki gösterdim. Oysa herkes bilir bacağı kırık at... maalesef... ama karşıyım böyle şeylere, o da sana denk geldi.''
''Önemli değil. Geldi geçti dediğin gibi anlık bir şeydi. Ben de ikilemde kaldım...''
''Ama vurmadın! Nasıl şimdi, nerede?''
''Hayvan hastanesinde. Artık koşamaz da...''
Hevi, kendisine uzatılan sütü içtikten sonra başını anladım der gibi salladı ve ''Sen kesinlikle babamdan korkuyorsun'' dedi.
Hüseyin'in gözleri çakmak çakmak oldu '' ne demek bu, yani nereden çıktı? ''
''Öyle hissettim. ''
''Nasıl öyle hissettin küçük cadı?''
''Hemen kızma senin suçun değil. Bilmiyor muyum babamı ? Yeri gelince öyle sert oluyor ki korkmamak elde değil.''
Hüseyin biraz sakinleşti, hiddetle yükselen omuzları indi ''yok benim ki korku değil saygı. Bana, bize yani aileme katkısı çok, anlayamayacağın kadar çok. Sizin doğduğunuz sene beraber yaşamak zorunda kaldık Alan ile Dara' nın doğduğu sene ise attan düşüp beli kırılmıştı yine beraber...''
''Beli mi? Babamın mı?''
''Evet, bilmiyor muydun?'' Hevi başını olumsuzca salladı ''Her neyse işte iki yıl resmen aynı evde yaşadık. Bana babalık yaptı o adam neden korkayım?''
Hevi ''Madem korkmuyorsun benim yerime üç beş işçi tutalım da şuraya çapa yapsınlar'' deyince adamın yüzünde buruk bir gülümseme peyda oldu.