Karışının söylediklerine bir anlam veremedi, Arjen. Ne demeye çalışıyordu? Kaşlarını çatarak alnını kırıştırdı. Bir iki adım atıp karısına yaklaştı ''ne demek oluyor bu?''
Kadın kollarını göğsünde kavuşturdu ''Şimdi şöyle anlatayım canım. Hevin' in bizim köyde kurs vermesine izin vermezsen Hevi' yi de çiftliğe gönderemezsin ona da ben izin vermem.''
''Ha jı tera!( buyur buradan yak!) koskocaman kadınsın, annesin anne ne bu haller? Hadi git Hevi' ye söyle hazırlansın.''
Ariya pozisyonunu bozmadan kaşlarını kaldırdı '' Hevin de gidecekse...''
Arjen kadının üstüne eğilerek işaret parmağını ona doğru salladı ''Sen var ya sen hiç az değilsin, de hayde git o cadıyı yolla diğerini konuşuruz '' dedi karısı gözlerine baktı emin olmak için, o sırada adam eliyle kapıyı göstererek ''hayde!'' deyip hareket etmesini bekledi. Kadın çıkınca o da kollarını belinde birbirine kenetleyerek ''anasıyla başa çıkamıyorum daha, cadılar!'' diye kendi kendine mırıldana mırıldana banyoya gitti.
Kocasının yanından ayrılan kadın, kızların odasından içeri girer girmez Hevi' nin yatağına yöneldi ve kızının saçlarını okşayarak ''hadi canım kalk, Hüseyin ağabeyin bekliyor.''
Hevi oflayarak uzanır haldeyken yatağı tepti ''Anne bari sen yapma. Kocan yaşlandı andropoza girdi diye böyle ...'' derken sesini yükselterek ''Hevi! Saçmalamayı kes ve hemen hazırlan aksi halde babanla muhatap olmak zorunda kalırsın'' diyen annesi sözünü kesti.
Hevin kalkıp tek gözüyle sağına soluna bakarken Hevi yerinde doğruldu ''pekala giderim ama beni işle korkutamazsınız bilmiş olun'' ayağa kalkarken ''iki ağaç çapası ile gözümü korkutacaklar, hah! Haklı bir davam var benim bu da onun bir parçası değil mi? Zevkle gidip geleceğim'' diye söylene söylene dolaptan kıyafetlerini çıkararak annesine döndü ''bir bakmışsınız gidip dönmemişim'' dedi.
Annesi başını salladı tehditkar bir havayla ''hele bir dene! '' dedi. Hevi, yerinde bir sağ bir sol ayağını hızlıca yere vurarak tepindi sonra banyo kapısına uzandı eli. Bu numarasını da yememişti annesi.
O ana kadar sessizce kardeşini gözlemleyen Hevin, kalktı yatağını topladı ''anne, babam ne dedi, karar verdiniz mi?''
Sesini duyan annesi bu defa ona dönerek kollarını göğsünde kavuşturdu. Kocasının söylediklerinde haklı olup olmadığını anlamak istiyordu.
''Çok mu istiyorsun kurs vermeyi?''
''Evet anne. Görmedin mi babaannem de bana öğret dedi.''
''Çok güzel bir şey bu istediğin, peki baban burada yani kendi evimizde kurs vermeni kabul etti yapar mısın?''
Hevin, kısa bir an duraksadı. Memo' nun köyü , onunla konuşmak hayal mi oldu diye içinden geçirirken annesinin tek bacağını sabırsızca hareket ettirdiğini görünce ''Evet anne, elbette. Hiç fark etmez nerede olduğu'' dedi . Hem Memo, amaç aşktan evladır, demişti. Burada da kurs verirdi. Sorun yoktu.
Kadının yüzü aydınlandı bir anda, kocası hem çocuğun günahını alıyordu hem de Memo 'ya haksızlık ediyordu. iyi ki karşı çıktım ona diye düşündü.
''Aferin benim güzel kızıma. Babanla konuşalım hallederiz ama bence de teyzenin okulu daha uygun olur. Yaz olduğu için çocuklar yok müdür de idare eder herhalde, olmadı Mustafa amcan izin çıkartır.''
Hevin annesinin boynuna atladı. Kadının yanaklarını öpücüklere boğarken ''ben hep diyorum annem bir tanedir diye.''
Annesi gülerek ''Tabi işlerinizi kolaylaştırınca öyle oluyor hanım efendi'' dedi banyodan çıkan Hevi, kıskandı ikilinin muhabbetini ama kızgın olduğu için gitmedi annesinin yanına. Saçlarını savura savura yanlarından geçip dışarı çıktı.
Avludan geçerken kafasını kaldırdı, odasından çıkıp yan tarafını tırabzana dayayan babasının onun gidişini görmek için orada dikilmiş olduğunu gördü. Başını dikleştirerek geçti önünden. Avlunun kapısından çıkarken omuzları çöktü, dudağı sarktı. Bu cezayı hakkedecek hiçbir şey yapmamıştı.
Köyün içinden geçerken yeni yeni uyanan insanların evlerinin önündeki tahtların üstünden indiklerini, kiminin ise döşeklerini topladığını gördü. iç geçirerek yürümeye devam etti. Herkes huzurluydu mutluydu onun dışında. Verilen selamları aldı, bazen de çocukluk arkadaşlarına rastladı o selamlaşıp kucaklaştı. Köy meydanında iyice oyalandıktan sonra çiftliğin önüne kadar geldi. Büyük ahşap kapının gölgesine oturdu. İçeri girmek hiç içinden gelmiyordu. Girmedi de. Ta ki deli danalar gibi sağa sola gidip gelen Hüseyin onu kapının önünde bulana kadar.
Genç adam kızın tavrına ayrı babasınınkine ayrı sinirlenmişti. Eliyle alnını ovuşturdu . Sinirlerine hakim olmaya çalıştı. Sorun çıkarmak istemiyordu. Çıkacaksa da benden çıkmasın dedi.
''Neden içeri girmedin? Sabahtan beri seni bekliyorum.''
Hevi adamın yüzüne bakmadan ''Randevu verdiğimi hatırlamıyorum sana'' dedi.
''Düzgün konuş benimle! Sen vermedin dayım verdi. O ne diyorsa o! ''
Hüseyin, kızın vereceği yanıtı sabırsızlıkla beklerken büyük bir rahatlıkla yerinden doğruldu Hevi, uzun dalgalı saçlarını iki elini ense köküne götürerek geriye savurdu havalandırdı '' sen dayının her sözünü yerine getirir misin?''
Genç adam, gözlerini kırpıştırarak kıza baktı. Böylesine sakin ve rahat bir cevap beklemediği aşikardı. Ellerini komando pantolonunun yan ceplerine koyarak bir bacağını hafif yaylandırdı ''hı hı! Sen getirmez misin?''
Omuz silkti Hevi, '' bazılarını.''
''Mesela?''
Hevi, düşünürken gözleriyle etrafı taradı '' Mesela? Hah! Mesela babamın söylediği ve benim doğru bulmadığım şeyleri yapmıyorum. Beni buraya göndermesini...''
''Doğru buluyorsun.''
''Kesinlikle hayır!''
''Ee şimdi kendinle çelişmedin mi sen? Doğru bulmuyor ama çiftliğe geliyorsun ne anladık bu dediklerinden?''
Kaşlarını çatarak adamın gözlerine dik dik baktı Hevi.
'' Buraya göndermesi yanlış değildi zaten senin yanına göndermesi yanlıştı.''
''Bak sen! Ee küçük hanım ne değişti? Yanımdasın, minik patilerinde kendin buraya kadar gelmişsin...''
Hevi' nin sükuneti buraya kadardı. Aldığı ceza nedeniyle adamın kendisiyle böyle konuştuğunu, o yönde ima da bulunduğunu sandı ve hiddetle ''Çocuk değilim ben!'' dedi.
Ama onun aksine Hüseyin rahattı artık bir o kadar da sakin. Elini arasından geçirdiği saçlarını geriye doğru yatırdı .
''Öyle dediğimi hatırlamıyorum.''
''Pati?''
''O mu? Minik vahşi bir kedinin yada...''
''O sözü tamamlarsan çok fena olur bak !''
Hüseyin de daha fazla katlanamadı bu duruma ''Yürü geç içeri hayvanlar aç biilaç senin keyfini bekleyemezler.''
''Bana emir vermezsin, seninle çalışmayı protesto ediyorum'' diyen Hevi yeniden yere oturmak için etrafına bakındı. Hüseyin kızın niyetini anlayınca ''ya sabır ya Allah'' diyerek kızı belinden kavrayıp kapıdan içeri geçirdi. Ne olduğunu anlamayan Hevi, havalanan bacaklarını aşağı yukarı sağa sola salladı ''İndir beni! bunu sana ödetirim '' dedi ama adamın dinlemeye niyeti yok gibiydi.
Genç kız başını eğip adamın kolunu ısırdı. Hüseyin onu yere fırlatırcasına bıraktı ''ne yaptığını sanıyorsun ? kız demem alırım ayağımın altına seni, küçük şeytan.''
Hevi koluyla ağzını sildi '' al da görelim!''
Hüseyin gözlerini kapatıp baş ve işaret parmağıyla burun kemerini sıktı. Sık ve derin nefes alıyordu. Duyduğu kıkırtı ile öfkeden kızaran gözlerini açıp kıza baktı. Karşısında pis pis sırıtıyordu. Hüseyin kızın amacını anladı. Onu bıktırıp eve gidecekti. Hüseyin buna izin veremezdi çünkü çabuk pes eden bir adam değildi. Kendi kendine telkinde bulundu sakinim diye. Derin bir nefes aldı.
''Hadi küçük şeytan, gidip ahırları temizliyorsun.''
''Hayatta yapmam.''
''Hayatta ya da değil ben yapacaksın diyorum ve sende yapacaksın. Doğal gübre hani şu savunuculuğunu yaptığın şeylerden bir parça tiksiniyor musun yoksa?''
''Ne tiksineceğim hayatta o kadar tiksinecek... '' elini kaldırıp adamı işaret etti '' ...şey varken.''
''Bırak gevezeliği laf kalabalığını burası mahkeme salonu, atlarda müvekkilin değil.''
''İyi ki söyledin bak!''
Hüseyin bu defa temkinli davrandı kıza yaklaşmadan başıyla arkasındaki ilk ahırı işaret etti ''orayı temizle daha çok var ondan. Gelmiştin değil mi daha önce?''
''Babam ahır temizleyecek demedi. Tarlayı göster bana..''
Dudağını büküp omuz silkti genç adam ''peki sen bilirsin. Önce oradan başlaman bence de mantıklı. Aferin aferin kafan biraz da olsa çalışıyormuş. ''
''Elbette çalışıyor herkesi kendin gibi et beyinli mi sanıyorsun?''
''İşimiz var seninle ama ben çalışmayı severim....'' Kızın üstündeki kısa kollu açık yakalı tişörtü göstererek ''Şimdi böyle turist gibi gelmişsin de yarın doğru dürüst giyin bu sıcakta yanacak narin tenin avukat hanım.''
''En fazla senin alnın gibi olsun var mı ötesi?''
''Yok canım! Görürüm seni birkaç gün sonra. Hadi önden buyur'' diyen adam eliyle sol tarafı gösterdi. Kendisi de kapının iç tarafında, duvar dibinde duran çapayı alarak kızı takip etti. Beraber çiftliğin arkasındaki tarlaya geldiklerinde Hevi dudağını dişleyerek göz aldığınca uzanan tarlaya baktı. Bu da neyin nesiydi? Hangi ara dikilmişti bunlar böyle? Hüseyin büyük bir neşeyle kızın gözlerindeki büyümeyi izledi. Elindeki çapayı kızın ayaklarının dibine bıraktı.
''Nasıl yapıldığını biliyor musun?''
Hevi adama küçümseyen gözlerle baktı ''elbette biliyorum ne sandın? Hadi sen git, görmek istemiyorum seni.''
''Peki hanımefendi. Yalnız börtü böcek korkun yoktur umarım. Ha bir de yılan.''
''Yılan mı?''
''Hı hı yılan! Sen çok cesur bir kızsın yılanı görünce sana zarar vermesine müsaade etme derim ve çapayla hem onun işini hallet hem mezar kaz, göm. Ne demiş yılan, beni düşmanın gibi öldür dostun gibi göm. Yap ve sonra işe devam tamam mı?''
Hevi, kendisiyle kafa bulmaya başlayan adama sırtını döndü '' gidersen mutlu olurum, işime odaklanırım erken biter. Aksi halde dayına konuşarak beni oyaladığını söylerim.''
Hüseyin pis bir gülümsemeyle reverans yaparak ayrılırken yeni dikilen fidanları işaret etti. Bunu görmeyen Hevi, bıkkınlıkla nefesini saldı. Nasıl tek başına üstesinden gelecekti? Bu adam buralarda olmasa birkaç kişiye para verir hallederdi de şimdi çok zordu onu atlatmak. Alacağın olsun Arjen ağa, yazıyorum bunların hepsini dedi içten içe.
Genç adam uzaklaşırken dönüp arkasına baktı. Onun da gözü kesmiyordu bu kız burayı nasıl bitirecekti tek başına? Tekrar önünü dönerken telefonu çaldı. Dayısı olduğundan emin bir şekilde elini cebine daldırdı. Telefonu kulağına götürürken dayısının sabahki konuşmasından dolayı tavırlı bir şekilde ''buyurun '' dedi.
Ama telefondaki kadın sesi hiç de ben dayınım demiyordu. Telefonu kulağından çekip baktı yengesi idi arayan ''efendim yenge? kusura bakma.''
'' Yok oğlum ne kusuru? Hevi geldi mi?''
''Evet geldi.''
''Canım, o iki gündür yemek yemiyor kahvaltı da yapmadı. Sen bir şeyler ayarlar mısın haberin yokmuş gibi.''
Şimdi de bebek bakıcılığı dedi Hüseyin, başını aşağı yukarı salladı ''Ayarlarım da yine üstüme püskürtürse fena kızarım bilgin olsun.''
Yengesi seslice güldü sonra kendini toparlayıp ''püskürtebilir valla ondan her şeyi beklerim uzak otur biraz. Üzmeyin birbirinizi.''
''Peki yenge merak etme.'' Kapattığı telefonu çenesine koyan Hüseyin sağına soluna bakınıp kahvaltı hazırlatacak birilerini aradı.
Yengesi de gülümseyerek arkasını döndü ki kocasının asık yüzü ile karşı karşıya geldi. Başını olumsuzca salladı ''hala mı Memo? Günahını alıyorsun kızın. Sordum ..''
''Mal nekete gidip sordun mu çocuk gibi? Bir de akıllı geçinirsin..''
''Mal neketo (erkek için; işi rast gidesice), öyle mi sordum sence? Neyse ne ben ikna oldum, sorumluluk alıyorum bırak gitsin kız.''
''Sorumluluk alıyorsun ha, kız elden gittikten sonra ne anlamı kalır?''
''Of Arjen of! Oğullarından haberin var mı?''
''Var tabi ! Ayrım yaptığımı mı sanıyorsun nefesim her an hepsinin ensesinde .''
''Öf be senle de konuşulmuyor, tamam nasıl istersen öyle olsun... Duygusal bir çocuk da yavrum benim, inşallah hastalanmaz.''
Arjen sakalını sıvazladı ''çok mu istiyor?''
''Evet ama boş ver sen takma kafana.''
''Hasta olacağına üzüleceğine gitsin bari.''
Ariya, sinsice sırıttı ''yok yok aklın orada kalacak senin.''
''Evin! Gidecek dedim tamam daha söz istemem sözüm üstüne! ''
''Peki canım sustum. Babalarısın iyiliklerini düşünüyorsundur elbet gitsin diyorsan gitsin.''
''Ama söyle Memo' ya çok yaklaşmasın. ''
Kadın, kapıya doğru hızla adımlarken ''hiç merak etme, o iş bende '' deyip adamın gönlünü ferahlattı. Ve dışarı çıktı. Yanındaki kardeşiyle avluda kitap okuyan Hevin' in gözü o odanın kapısındaydı. Annesi görününce ayaklandı. Ona doğru bir iki adım yürüdü. Kadının yüzünden hiçbir şey anlaşılmıyordu.Ama o olumsuz yanıt aldığını sandı.
Annesi yanına iyice yaklaşınca ''izin vermedi! Tabi vermez, Hevi gibi her şeye itiraz etseydim, karşı dursaydım bana da izin verirdi'' dedi. Konu Memo olunca o da kendini kaybediyordu.
''Kızım? Sen nasıl konuşuyorsun?''
''Anne, özür dilerim ama haksız mıyım sence? ''
''Evet haksızsın kardeşinin itirazları bir şey kazandırmıyor ona sonucunu gördün ve yine haksızsın ki baban sana izin verdi. Teyzenle görüşmeye gidebilirsin demeye geldim. Ve ben de yanlışımı gördüm. Babana haksızlık ettim galiba.''
Hevin' in boynu büküldü ''anne öyle demek istemedim. Babama neden haksızlık ettin ki? ''
''Bunu zamanla görüp anlayacağız. Sen teyzeni ara ve git. ''
Hevin annesinin boynuna atıldı '' babam başarılı olacağıma inanmadı demek ki. Peki öyle olsun! Ama ben senin bana olan güvenini boşa çıkarmayacağım. Çok teşekkür ederim.''
''Hevin, öyle bir şey olmadı. Baban bu işin üstesinden geleceğinden emin .''
Hevin geri çekilip annesinin yüzüne baktı ''Sorun ne o zaman?''
''Hiçbir şey yok canım. Başarılar dilerim.''
Teşekkür eden Hevin 'in aklında Memo dan başka bir şey yoktu o an. Onu görmek konuşmak için can atıyordu. Koşa koşa odasına gitti. En güzel elbisesini giyip dışarı çıktı. Uzak bir yere yolculuğa gider gibi tüm aile bireylerini tek tek görüp vedalaştı. Babası, boynunu büküp arkasından baktı öylece. Bıyığını kemirirken yaptığı hatayı yeni anlamıştı. İzin vermemeliydi. Zamane gençlerinin hepsi kendi eşlerini kendileri seçiyordu. Kendisi de aşık olmuştu ama konu çocukları olunca iş değişiyormuş. Üzülmesini kırılmasını istemiyordu kızının.
Hevin, arabayı kendisi kullanmayı tercih etti. Ama eli ayağı tutmuyor gibi hissediyordu. Heyecandan al basan yanaklarını kontrol etti. Kendi kendine gülümsedi. Onu görebilecekti. Gerçi bugün taziyenin son günüydü. Mutlaka misafir vardı ama teyzesi gel demişti. Neyse dedi ''bugün olmasa da yarın görebilirim. Hem bir süre buradayım dememiş miydi?''
Kısa bir yolculuktan sonra köye giriş yaptı. Arabayı bilerek Agit dayısının evinin kapısının önünden geçirdi. Oysa okul köyün arka tarafında kalıyordu. Kapı cam kapalıydı kimse de görünmüyordu. Şansına küserek yola devam etti. Birden bire Fevzi'nin evinin önündeki yolu tıkayan arabaların arasına girdi. Geri çıkayım derken de park halinde ki beyaz renk büyük bir cipe çarptı. Korkuyla gözlerini yumdu. Kimsenin gidip gelmediğini görünce inip kontrol etti. Pek bir hasar görünmüyordu. Rahat bir nefes alıp yeniden arabasına bindi. Arabanın arka camını tıklatan adama çevirdi başını. Gülümseyerek indi yine. Kollarını iki yana açıp onu bekleyen dayısının yanına gitti. Sarıldı.
Agit dayısı gülerek ''kaza mı yaptın kızım'' dedi.
''Galiba dayı, ama merak etme bir şey olmadı.''
''Kızım çarpmışken pert etseydin ya.''
Hevi dudağını dişledi ''yoksa senin miydi?''
''Yok Kemal puştunun, üç numara fazla bu araba ona. Neyse sen çıkaramazsın buradan arabayı ben çıkarayım da konuşalım senle biraz. ''
Hevin, boş bir yere geçip bekledi. Dayısının arabayı oradan çıkarışını izledi, ta ki gözüne daha iyi bir manzara takılana kadar.