Annesinin ayıplayan, Memo' nun ise bozulduğunu ayan beyan belli eden bakışlarla onu süzmesini önemsemedi Hevi. İçeri dönüp kardeşini kolundan çekiştirdi ''kalksana yerinden! Memo geldi diyorum.''
O anlarda taş dile gelirdi ama seslerin uğultu gibi kulağında, beyninde döndüğü Hevin' den ses gelmezdi. Yüzünden hiçbir ifade okunmuyordu. Oysa çok mutluydu. Yerinden kalkıp adamın yanına gidip sarılamıyordu ama çok özlemişti. Üç yıl sonra evine kadar gelmiş olması, onu üç yıl önce ona aşık olduğu ana götürmüştü, heyecanlanmıştı ama dile getiremeyecek kadar şaşkındı.
Hevi elini onun gözünün önünde götürüp getirdi. Kardeşi tepkisizdi. Endişelenmeye başladı genç kız, avluda dikilen doktoru unutup o an ki korkuyla ana baba usulü kendine getirme metoduna baş vurdu. Kardeşinin hassas tenine indirdi beş kardeşi. Hevin, yanağını tutarak yerinden sıçradı ''ne yapıyorsun ?''
Hevi, elini göğsüne koyarak derin bir soluk alıp gözlerini yumup açtı ''kızım, ben de korkudan bayılacaktım. Ben Hevi Eroğlu, hiçbir şeyden korkmayan ben ba...yı...la..cak...tım'' dedi son kelimenin her hecesinin üstüne ayrı ayrı bastırarak.
''Bu bana tokat atman için yeterli bir sebep değil.''
''Şoktaki insan hissetmez o minicik tokadı.''
''Katır gibi teptin resmen! Şokta da değildim baygın da değildim. Hem öyle olsam bile evimizde bir doktor var şu an. Sen niye Nuh Nebiden kalma yöntemleri uyguluyorsun ki, seni anlamakta güçlük çekiyorum.''
Hevi, kaşlarını ima ile havalandırıp başını ağır ağır aşağı yukarı salladı ''sen de istersin Memo gelsin seni kucaklasın kaldırsın, hatta belki suni teneffüs bile yapa...'' derken ağzına kapanan el ile sustu.
''Saçmalama lütfen! ''
Hevi hırsla başını geri çekti ''ağzımı kapatmak da iyi huy oldu ha size. Hep o canavar yüzünden...Ben ne diye seninle uğraşıyorum ki ne yaparsan yap, gidip annemle konuşayım da o adamın hesabını keselim.''
Genç kız kapıdan çıkmak üzereyken kardeşi ''Hevi beni yalnız bırakma!'' diye seslendi ardından. Öfkeyle aldığı soluk, arkası dönük kızın omuzlarının inip yükselmesinden belli oluyordu. Hüseyin' e de babasına da bir daha bilenmişti o sıralarda. Ama kardeşinin yavru kedi gibi inleyen yakarışını görmezden gelemedi. Ona döndü.
''Ne yapabilirim senin için?'' Cevap gelmedi kardeşinden boynunu büküp ona medet uman gözlerle bakıyordu.
''Dışarı çıkacak mısın? '' Başını salladı Hevin .
''Ama üstünü başını değiştir... Hadi adam gidecek!''
Kardeşine yaklaştı. Omuzlarından tutup elbise dolabına taraf çevirdi yüzünü. Sonra ittirerek önüne kadar götürdü. Dolabın kapağını yana doğru kaydırdı. '' Bence elbise olsun!''
Hevin, nihayet ağzını aralayıp '' bence de daha özenli olur '' dedi. Hevi gülümsedi kardeşinin şu sırılsıklam aşık, ne yapacağını bilemez hallerine. Onlar orada kıyafet için prova yaparken avludaki sedire oturan annesi, yanında oturan yeğeninden Hevi' nin davranışı için özür diliyordu.
Memo, gülümseyip kadının elini tuttu ''önemli değil abla, özür dilemene gerek yok.''
''Hiç bilmiyorum neden bu kadar sorumsuz oldu. Biz böyle yetiştirmedik...''
Memo, hayretle izledi ablasını bir insan bu kadar değişecek ne yaşamış olabilir diye düşünürken ''Sessiz olan mıydı o? Hani sürekli okuyor dediğiniz'' dedi.
Ariya hafif tebessüm etti ''yok canım o Hevin, hala öyle okuyor. Ama diğer cadı hatırlarsın belki Rojin' in oğlunu döven idi. Diyar amcan kızmış bir ay Rojin' i buraya yollamamıştı hani.''
Genç adam başını salladı ''hala öyle bir enerjisi var gibi, Diyar amcam dikkat etsin de oğlunu yollamasın buraya.''
Ariya omuzları sarsıla sarsıla güldü ''yok daha neler?'' derken kocası avlu kapısından içeri girdi. Memo onu ayakta karşıladı. Yanına gelip tokalaşan eniştesinin elini öpmek için eğildi. Ama adam izin vermedi omzuna dokundu durdurdu.
Eliyle Memo' ya oturması için yer gösterirken karısının getirdiği plastik sandalyeyi karşılarına indirerek üstüne oturdu. Hal hatır sorduktan sonra karısına döndü.
''Akşama misafirimiz var. Odadalar şimdi...''
''Biliyorum. Mehmet de misafirimiz. ''
''Olsun olsun, başımızın üstünde yeri var...'' Memo, kalma niyetinde değildi ama kırmak istemedi ablasını gülümseyerek karşılık verdiği eniştesi devam etti konuşmasına ''...ben senin kahkahanı duyup geldim. Neye güldün öyle mal nekete? Kızın delirmiş kendini dağ bayırlara vurmuş...''
''Yok artık! Gittiğimde de döndüğümde de evdeydi.''
''Kaç saattir yoksun, neler yaptı bir duysan.''
Ariya korkuyla kocasının gözlerine baktı ''Ne yaptı?'' diye sordu ama kızından her şeyi beklediği için duyacaklarından dolayı oldukça endişeliydi.
''Zor da olsa hallettim ben. Şimdi Mehmet' i sıkmayalım bu muhabbetle, gece konuş...''
Odasından çıktığında ona arkası dönük oturan babasını gören Hevi' nin sinirleri zıplamıştı yine. Kendi kendini de gaza getirince iki adımlık yolu gelene kadar nefes nefese kaldı. Babasının arkasında durup annesine baktı . Babası arka tarafına kayan bakışlardan kimin orada olduğunu az çok tahmin etti ve kızın ''anne!'' deyişiyle ''Mehmet ağabeyine selam ver de sonra içeride annene anlatırsın yediğin haltları'' dedi.
Hevi kızgın bakışlarını babasının sırtında gezdirip Mehmet' e döndü ''hoş geldin Mem..Mehmet ağabey! '' genç adam gülümseyerek karşılık verdi. Adamın konuşmasına müsaade etmeyen Hevi ''Anne, babam ne yaptı biliyor musun?''
Ofladı annesi ''neden çocuk gibi davranıyorsun? Şikayet yaşını geçeli çok olmadı mı?''
''Şımarıklıktan bunlar mal nekete şımarıklıktan!''
''Anne, bana çocuk muamelesi yapan sizsiniz! Kocanın canavar yeğeni bir atın bacağını kırdı. Ben tepki gösterince de kocan çiftlikte çalışmak gibi bir ceza verdi hem de onun gözetiminde. Bu haksızlığa bir dur demeyecek misin?''
''Hala çocuk gibi hareket ediyorsun, kocam yani baban ne diyorsa o! Şimdi misafirimizi daha fazla rahatsız etmezsen sevinirim.''
Hevi, topuğunu yere vurarak '' Ben gitmem! Onun yanında çalışmam'' dedi ve arkasını dönüp odasına gitti. Uzaklaşan ayak sesleri ile babası arkasına çevirdiği başını olumsuzca salladı.
''Kusura bakma Mehmet, bu aralar fazlasıyla hırçın.''
''Olur enişte öyle. Sorun değil.''
Arjen, misafirini dost meclisine götürmek isteyince karısı durdurdu ve ''tek sofra kuralım ya meclis odasında ya da salon da. Sen karar ver nerede olacağına.''
Karısını kolunun altına alan adam ''Aman hiç de ayrı kalamazmış kocasından evin xanım. Gelenleri de oraya yönlendir de dost meclisine kuralım sofrayı '' dedi.
Beklenen diğer misafirlerin gelişiyle Hevin, üstündeki uçuk pembe renk, çiçekli, diz altı kıyafetini kapı önünde son kez düzelterek içeri girdi. Onca kalabalığın arasında gözü direk aradığı adamı buldu. Saçlarını kısacık kestirmişti, kirli sakalı her zamankinden daha uzun geldi gözüne. Yine de yakışmıştı. Uçuk mavi renk bir gömlek altına da koyu renk pantolon giymişti. Bağdaş kurarak sessizce oturduğu odanın bir köşesinde bile ne kadar ilgi çekici görünüyor diye düşündü. İçerideki herkese teker teker selam verip kucaklaştı. Sıra ona geldiğinde ise parmak uçlarını adamın uzattığı ele değdirip hemen geri çekti. Heyecandan alnında boncuk boncuk ter birikmişti. Adamın yanına çöküp otururken babasının öksürüğü ile başını kaldırıp ona baktı. Kaşıyla oradan kalkmasını işaret ediyordu.
Mustafa amcasının sinsi bakışlarını sezen babası '' ne bakıyorsun? İlla misafirlerin arasında bağırayım mı sofrayı kurun diye? Hevin kızım git Semra ablana yardım et de sofrayı kurun'' dedi. Ama Mustafa, başını manalı manalı sallarken sinsice sırıtışına devam etti. Arjen umursamadan diğer arkadaşına döndü.
Hevin hızla yerinden doğruldu, sofrayı almaya gitti. Babası selamlaşmalarına bile izin vermemişti. İlk defa oflaya puflaya iş yapmaya gidiyordu.
Sofra kurulumu tamamlanınca annesinin tepesinde dikildi. Nereye oturacağını şaşırmıştı. Annesi ona omzunun üstünden baktı ''kızım gel yanıma otur. Kardeşine yemek gitti mi?'' diye sordu.
Hevin daracık alana kendini kolayca sığdırdı ''evet anne ama yemem dedi.''
''Keyfi bilir kızım. Sen yemene bak.''
Genç kız, elini çatala uzatırken sofranın başında oturan dedesi araladı ağzını ''Mehmet oğlum, koskoca doktor oldun çıktın. Maşallah! Ama oradan oraya serkeş gibi ne geziyorsun? Senin fikrin ne? '' diye sordu. Hevin, gelecek olan cevaba dikkatle kulak kesildi.
Memo, bu tür sözleri duymaya alışıktı artık . Hele de yaşlılardan. Boğazını temizlerken peçeteyi ağzına tutup sildi. ''Avdılla amca, amacım belli yardıma muhtaç insanlara yardım ediyorum elimden geldiğince. Görevim de bu zaten.... ''
Mustafa lafa daldı aniden ''burada bir muayenehane kurup aynı şekilde görevini icra edebilirsin. Hem bu aşk nereden geliyor? Kız arkadaş falan mı?''
Hevin' in rengi attı amcasının sorusuyla ama Memo' nun ''yok amca! Benim için amaç, aşktan evladır. Üniversite yıllarında derneklerde iki üç arkadaş beraber başladık bu işe. Sonra bir ben kaldım. Ama ben böyle mutluyum huzurluyum'' dediğini duyunca rahat bir nefes aldı.
Avdılla ağanın dürümü elinde kaldı duyduklarıyla ''oğlum iyi diyorsun hoş diyorsun da Hüseyin gibi öyle kalakaldın. Yaşınızı başınızı aldınız, yaşıtlarınız evlendi hep çoluk çocuk sahibi oldu. Ne zamana kadar kaçacaksın?''
Gülümsedi Memo ''Evlenirsem bu kadar özgür hareket edemem çocuk olursa da hiçbir yere gidemem. Daha erken olduğunu düşünüyorum o yüzden'' dedi.
Omuzlarını dikleştiren eniştesi ''Ben gurur duyuyorum Mehmet' le. Keke (ağabey) Agit bile böyle bir hamle beklemiyordu ondan'' diye destek verdi.
Memo ''Evet. Hala inanamıyor sanırım'' deyip gülümsetti yüzleri ve yine sözlerine devam etti ''Arjen enişte senin de çok büyük katkıların oldu bu günlerimde, biliyorsun zaten.''
''Estağfurullah oğlum. Mayan sağlam. Ama babam haklı aileni de düşün seni özlüyorlardır. ''
Hevin, gözlerini Memo' dan ayırmadan '' babam haklı özlüyoruz'' deyip dudağını ısırdı ''yani baba, öyle diyorsun da o da haklı. Mesela ben de köyde okuma yazma bilmeyenlere kurs vermek istiyorum ama sen hayır dersin, kırılırsın diye söyleyemiyorum.''
Annesi onun sırtını sıvazlarken babası onun kendisiyle konuşurken yüzüne değil de Memo' ya baktığını görünce kaşları havalandı, iyice şüphelendi.
''Nerede kurs vereceksin? Köyümüzde okul yok ki. kapandı yıllar önce.''
Hevin heyecanla babasına döndü ''Mem...teyzemin okulu var baba. Yeri de yakın...''
''Teyzenin yani Memo' nun köyü...olmaz!''
Ariya, kocasının imasını hemen anladı elini ağzına kapadı utançla. Sofradakiler mırıldanarak da olsa Hevin'i desteklediler. Babaannesi ise ilk defa ağzını araladı ''bana da öğret kızım. Biz Hacdayken herkes kitap okuyordu, ezber yapıyordu, konuşulanı anlıyordu. Hoca bir şey deyince, Hac Avdılla isterse tercüme ediyordu istemezse etmiyordu. Çok kızıyordum.''
''Tamam babaanne. Öğretirim ben sana, okumayı da Türkçe konuşmayı da.''
Avdılla ağa güldü ''Ariya kızım kaynanana siyah önlükle yaka da al. Bir şeyi eksik kalmasın'' dedi daha çok güldürdü.
''Ee ee Avdılla! Giderim de giyerim de.''
Hevin bulduğu destekle iyice havaya girdi '' sabah teyzemle konuşayım başlarız . Hem korkma babaanne dedem şaka yapıyor öğrenciler bile artık önlük falan giymiyor .''
Memo başını salladı ''bravo! Hevin' din değil mi sen?'' dedi.
Hevin' in yüzü düştü adam onu tanımıyordu bile, başını usulca salladı. Babası araya girerek ''daha izin vermedim'' dedi konu kapandı. Ama sadece o anlarda.
Vakit epeyce ilerleyince misafirler teker teker ayaklandılar. Hevin ise sofra da konuşulanları kardeşine anlatmak için odasına doğru gitti. Kapıyı tıklatıp içeri girdiğinde uyumuş olduğunu gördü. Hevesi kursağında kaldı. Yatağına uzanıp uyumayı bekledi. Gözünün önünden gitmeyen adam yüzünden sabaha karşı ancak uyuyakaldı.
O uyurken uyanan Hüseyin, ayaklandı geç olmadan hazırlandı. Giyinirken aklına Hevi' yi araması gerektiği geldi. Oflayarak komodinin üstünde duran telefonuna doğru yürüdü. İsmi bulup numarayı çevirdi. Çalmadan kapanan telefonla kaşları çatıldı bir daha denedi yine olmadı. Dışarı çıkıp annesinin odasına doğru başını çevirdiğinde onunda kapıdan çıktığını gördü.
''Oğlum geç kaldım yine. Beş dakika bekle sana kahvaltı hazırlayayım.''
Hüseyin annesinin yanına gidip omzuna dokundu '' sonra yerim yorma kendini....''
''Yok yok beş dakika...''
''Anne bırak kahvaltıyı Hevi numarasını mı değiştirdi?''
''Yok yani bilmiyorum. Bende aynı da ne yapacaksın onu sabah sabah?''
''Dayım başıma bela etti işte cadıyı. Telefonunu ver senden de deneyeyim.''
Senem oğluyla kardeşinin ne yapmaya çalıştığını anlamadı ama ince hırkasının dik cebinden çıkardığı telefonunu ona uzattı. Hüseyin annesinden aramayı deneyince telefonun çaldığını gördü. Dişlerini gıcırdatarak ''küçük cadı, cin olmadan adam çarpacak....''
Hevi ısrarla çalan telefonla yerinden doğruldu. Halasının aradığını görünce az çok anladı. Mecburen açıp kulağına götürdü ''hala?''
''Benim ben hazırlan git çiftliğe, geliyorum.''
''Bu saatte hem de seninle... Asla! Gelmeyeceğim arayıp rahatsız etme beni.''
Hüseyin yüzüne kapanan telefonla neye uğradığını şaşırdı annesinin ''oğlum ne oldu?'' dediğini duymadı. Alnını ovuşturup sakinleşmeye çalışırken dayısını aramaya karar verdi. Çok mu erken diye düşündü sonra umurumda değil dedi kendi kendine. Aradı.
Onun gibi erkenci olan dayısı banyoya giderken çalan telefonla geri döndü'' hayır olsun'' diye mırıldandı. Arayanın Hüseyin olduğunu görünce şaşırmaması gerektiğini hatırlattı kendine.
''Efendim Hüseyin?''
''Dayı, kızın benim numarayı engellemiş. Annemden aradım gelmeyeceğim dedi ve telefonu yüzüme kapattı. Gözüme görünmesin yoksa...''
''Hop hop hop! Ne olur yoksa? Sakin ol ve git işine. Hevi de gelecek sende ona sadece yapması gerekeni söyleyeceksin fazlası yok.''
Sesi duyan karısı korkuyla yerinden sıçradı ''Arjen ne oldu?''
''Yok bir şey git Hevi' yi uyandır çiftliğe gitsin. Beni de oraya getirmesin.''
Kadın üstünü başını düzeltirken ''gece de söyledim. Hata ediyorsun. Üstüne gittikçe deliriyor.''
''Kudursun, delirsin! Çalışınca aklı başına gelir.''
''Tamam istediğin gibi olsun . Hevin de senden olumlu bir yanıt bekliyor. Bence de bir uğraş olur ona. Hevi giderse tek başına sıkılmamış da olur.''
Arjen başını olumsuzca salladı ''o kızın altında bir şey var. Konduramıyorum ama...''
''Ama?''
''Memo' ya takmış kafayı sanırım.''
''Yok artık!''
'' Dün giydiği fistanı görmedin mi?''
''Ondan yana korkuyorsun da hiç aklına Hüseyin' e yolladığın Hevi gelmiyor.''
''Ne demek bu evin?''
''Diyorum ki baban da Rojin' i elleriyle Diyar' a emanet etti.''
Adam alayla gülümsedi ''o sizin hinliğinizdi. Biliyordunuz ve babamı kandırdınız. Hevi de de adam düşürecek hava yok ama diğeri... Hem aralarında kaç yaş fark var? Hiç olur mu?''
''Kaç?''
''Yedi.''
''Ee? Memo ile yaşıt niye o olur da bu olmaz? Ya Hevin gider ya da Hevi de kalır!'' diyen kadın da son sözünü söylemişti.