4.bölüm

3495 Kelimeler
Avludaki sedirde dip dibe oturduğu kardeşiyle hikaye okuyan Hevin, kapıda görünen misafirlerle beraber elindeki kitabı bırakırken Rewhat koşa koşa gidip Hüseyin' e sarıldı. Hüseyin ise tandırdan çıkan annesiyle yengesine gülümseyerek selam verdi ve ağır ağır içeriye doğru yürümeye devam ederken çocuğu kolunun altına alıp başını okşadı. ''Ablaların gelmiş. '' ''Evet geldiler.'' ''Özlemiştin değil mi? Artık tek başına değilsin.'' Ablasına baktı ''Evet özlemiştim. Sabah Hevin ablamı gördüm çok mutlu oldum'' dedi gülümsetti . ''Hevi' yi özlemedin o zaman. Hep kızgın, sen de haklısın kim olsa özlemez onu. '' ''Evet kızgın ama eğlenceli de senin taklidini bile yaptı biliyor musun?'' Hüseyin kaşlarını çattı ''hımm! Nasıl yaptı taklidimi yani ne dedi ablan?'' Hevin, korka korka yanlarına yaklaştı, kardeşine kaşlarını kaldırıp ''ne konuştuk biz bugün?'' dedi çocuk dudağını dişleyip başını eğerken ablası gülümseyerek misafirleriyle selamlaştı. Eliyle içeriyi göstererek buyur etti . Ruken ile Hevin ayak üstü muhabbet etmeye başladılar. Hüseyin ise duruşunu bozmadan Rewhat ile muhabbetine kaldığı yerden devam etti. ''E yakışıklı, ablanın ne dediğini söylemedin?'' Çocuk dudaklarını birbirine bastırdı ağzından bir şey kaçırmasın diye, muzip bakışlarını etrafında döndürdü. Söz vermişti ablasına konuşamıyordu ama nasıl anlatacağını buldu. Kollarını belinde birbirine kenetleyerek kasıla kasıla yürüdü. Her gün ki tavırları olduğu için Hüseyin bir anlam veremedi. Salona girdiler art arda. Hüseyin, dayısının eline eğildi, öpmesine izin verilmeyince tokalaştı. Sonra onun karşısına geçerek oturdu. Rewhat da koşup babasının dibine oturdu.  '' Gittin mi çiftliğe? '' ''Evet dayı gittim. Bugün şehre gidip Tanyeli için ilaç aldım. '' Arjen, ağır ağır salladı başını ''iyi yaptın. Ama yaşlandı ve durumu da kötü sanmıyorum ki düzelsin. İyisi mi bırakalım peşini.'' ''Tamam da dayı vur diyorsun resmen....''diye yeniden konuşmaya başlayan Hüseyin' in konuşması odaya giren dedesiyle bölündü. Ayağa kalktı. Elini öptü selamlaştılar aylardır görüşmemiş gibi. O sırada elinde sofra ile gelen Hevin ile konu tamamen kapandı . Saçlarının neredeyse tamamı dökülen, yıllardır var olan göbeğine koca bir göbek daha ekleyen babasının  kapıda görünmesiyle bakışlarını amaçsızca sağa sola gezdiren dayısı, babasının selam vermesiyle başını hafifçe sallayarak karşılık verdi. Yüzü asıldı Hüseyin'in. Dayısıyla göz göze gelince dayısı, hafifçe tebessüm ederek çenesini yukarı kaldırdı. Umursama bu babanla bizim aramızda diyordu . Hüseyin de gülümsedi , dayısının onu bakışlarından dahi ne düşündüğünü tahmin etmesi mutlu etmeye yetti onu. Ailece kurdukları sofraya Hevi oturamadı. Yemeği odasına gönderildi. Uyuyup kaldığı için yemeği öylece sehpada kalakaldı. Sofra toplanırken Sidar, dişinin arasına kürdan sıkıştırıp aynı anda karnını kaşıyarak geriye çekildi, sırtını duvardaki bordo renk yastığa dayadı. ''Hevi, kızım bir tane küllük getir bana. '' Hevin, gülümseyerek başını salladı. Sidar, kayınpederine çevirdi bakışlarını '' Kusura bakmıyorsun değil mi hacı? Biliyorsun artık hepimiz yaşlı sınıfındanız'' dedi. Avdılla ağa başını salladı. Artık kimsenin onu taktığı da yoktu saygı beklediği de. Arjen yüzünü buruşturdu ''O Hevi değil, Hevin idi.'' Sidar, güldü ''ne bileyim marketteki bir alana bir bedava kapmayasından alınmış gibiler. E isimleri de aynı...'' Arjen, tiksintiyle adamın suratına baktı, ağzını tam aralayacakken '' Hevin saçlarını yandan , Hevi ortadan ayırıyor. Hem kaşları daha çatık onun '' dedi Hüseyin. Herkesin şaşkınlık dolu bakışlarını üstünde hissedince de bir çocuk masumiyetiyle ''neden öyle bakıyorsunuz? '' diye sordu. Dayısı işaret parmağıyla başını kaşıyarak ''ben dikkat etmemişim hiç saç ayırımlarına.'' ''Hevin teyzesine benzetmeye çalışıyor kendini ama Hevi...'' Ariya merakla Hüseyin' e döndü ''ama Hevi?'' ''Yenge onu bende tam çözemedim. Sanki sen...'' deyince dayısı dikkatle konuşmaya kulak kesildi, nasıl oluyordu da kızlarını ondan daha iyi tanıyabiliyordu? Aklına çocukluklarının beraber geçmiş olduğu gelince rahatladı gibi. Tabi bunda kardeşini destekleyen Ruken' in de payı büyüktü. O sıra da Avdılla ağa araya girerek ''ben onu doğduğu gün kucağıma aldım ya işte o gün bu kız Senem dedim.'' Sidar önüne bırakılan küllükle elindeki sigarayı yaktı ''Senem' den onca yıl şikayet ettiniz, hoşlanmadığınızı ayan beyan gösterdiniz. Şimdi de hoppa torununuzu mu benzetiyorsunuz?'' Herkesin gülen yüzü bir anda soldu. Arjen, Sidar' ın gözlerine dik dik baktı. Çocukların yanında tartışmak istemedi ''Rewhat' ın yanında içme rahatsız oluyor'' dedi. Sidar başını öbür tarafa çevirdi. Omuzlarını silkti ''hıh!'' dedi ''bizimkilerin yanında içtik hepsinin maşallahı var. '' ''Öyle öyle ! Ama sen yine de içme derim, malum kilolusun sigara da eklenince tıkanır kalırs... nefesin bir yerde.'' ''Bir şeycik olmaz bana. Ee Hüseyin, at yarışı oynayalım mı? Var mı bir önerin? '' ''Baba, ne atı ne yarışı?'' ''Lan boşuna mı baytar oldun? '' '' Oynamıyoruz yetiştiriyoruz sadece. '' ''Sabahtan akşama kadar at boku içindesin de bir faydan da dokunmuyor ki şu babana. Dayının malına mal kattın, biz hala aynı yerdeyiz.'' Senem, kocasına doğru elini sallayıp '' oğlun çiftliğin ortağ... '' derken karşıdan kaşlarını kaldıran Avdılla ağa susturdu onu. Sidar söylentilerin gerçekliğini anlamış oldu bu sayede .''E Senem? Hüseyin niye ben bilmiyorum bu ortaklığı? '' ''Ne ortağı baba? Ben daha üniversiteye gitmeden kurulmuştu çiftlik? O kadar parayı nereden getirip ortak olayım? Sen vermediğine göre...'' ''Yedin evlatlarımın tüm paralarını yedin!'' Emine hanım, ağrıyan başını tuttu ''Ariya, bak hele şu meyve nerede kaldı? Hevin gidip dönmedi'' dedi konuyu değiştirmek için . Ariya, ayağa kalktı perdeyi kaldırıp camdan dışarıya baktı. Hevin, elinde tabaklarla avluda görünüyordu. O yerine otururken kızı içeri girip servis yaptı. Sonra annesinin yanına sokuldu ''ben uyumaya gidebilir miyim? Dün gece hiç uyuyamadık.'' ''Git kızım, bir güzel dinlen.'' Hevin, odasına çekilirken eniştesi yine açtı ağzını ''bunlar daha okulu bitiremedi mi? Benim Serhat' ım bitirdi geliyor şükür.'' Ruken ile Hüseyin birbirlerine bakıp göz devirirken annelerinin göğsü kabardı ta ki Emine hanımın '' oğlum , Serhat iki yaş büyük bizim kızlardan'' dediği ana kadar. ''Ehh! Neyse ne hala, hepsini okuttuk ettik şimdi sıra onların bize bakmasında.'' Sesini çıkarmayan Hüseyin ayaklandı ''müsaadenizle ben kalkayım yarın sabahtan işlerim var. Anne siz istediğiniz zaman gelirsiniz'' dedi ve bir şey demelerine fırsat vermeden dışarı çıktı. Çok kalmadan babası yüzünden pek de hoş sohbet olmayan ortamdan birer birer çekildi insanlar. Uyumak için odasına giden Hevin, gecenin geç saatlerine kadar uyuyamadı. Babasının yeni kütüphanesine gidip kendisi için bir kitap aldı, odasına geri döndü. Yaklaşık on sayfa okuduktan sonra gözleri kendiliğinden kapandı, elleri gevşedi kitabı göğsüne düştü. Sabah erkenden uyanan Hevi, avludan mutfağa geçerken babasıyla karşılaştı. Babası, kaşlarıyla odasını işaret ederek onun yeniden odasına dönmesine sebep oldu. Ayaklarıyla yeri döve döve odasına gitti. Annesinin getirdiği kahvaltıyı yapmadı. Öğlene kadar oturduğu odasından çıkmadı. Kırıldığını, üzüldüğünü göstermek istiyordu. Ama daha fazla dayanamadı yardımcının getirdiği yemeği bir güzel yedi. Kafasını kapıdan dışarı çıkarıp kontrol etti. Ortalıkta kimse görünmüyordu. Boş tabağı mutfağa götürdü. Yemek doldurup yeniden odasına getirdi. Sehpaya bıraktı, hiç dokunulmamış gibi duruyordu. Pis pis gülümsedi kendi kendine. Bir süre oyalandı içeride, vakit geçmek bilmiyordu bir türlü. Tüm cesaretini toplayıp yeniden dışarı çıktı. Annesi ortalıkta görünmüyordu. Sonradan aklına taziyeye gitmiş olabileceği geldi. Ama oda oda gezindi Hevin de yoktu. Odasında öğle şekerlemesi yapan babaannesinin yanına gidip öptü. Kadını uyandırdı. ''Ne oldu kızım?'' ''Emine anne, annem taziye de babam da ortalıkta yok Hevin de. Nerde o? Annemle mi gitti?'' ''Yok kızım ne işi var taziyede? Ben görmedim nereye gitti ki acaba?'' ''Buralardadır sen dinlenmene bak.'' Oflaya puflaya çıktığı avluda gezindi. Bu köy, bu ev bugüne kadar hiç böyle kasvetli gelmemişti ona. Kafasını avlu kapısından dışarı çıkarıp baktı. Evin önünde bulunan arabalar ve dost meclisinin kapısının açık olması babasının orada olduğunu işaret ediyordu. Geri dönüp avludaki sedire uzandı. Yapacak hiçbir şeyi yoktu. Vakit geçirebileceği kimse de.... Genç kız, köy havasının verdiği bunaltıcı öğlen sıcağında sıkılıp kendini evin dışına attı. Evinin önündeki geniş meydandan hızlıca geçti arkadaşlarıyla dost meclisinde oturan babasına yakalanmak istemiyordu. Nihayet köyün içindeki tek katlı betonarme evlerin çok sık inşa edilmediği halde, tek başına üç sokaklık boş meydanı kaplayan kendi evlerinden ziyade, dar olan sokaklarına ulaştığında rahat bir nefes aldı. Bastığı yerden toz toprak yükseliyor yüzüne yüzüne çarpıyordu. Ama o, yürüdükçe daralan ruhunun açıldığını hissediyordu. Bir zaman sonra karşısında yaprakları sallanan ağaçlardan kendisine doğru gelen tatlı esintinin uzun, dalgalı, açık kahverengi saçlarını havalandırdığını görünce bahçeye yaklaştığını fark etti. Babasının diktiği nar fidanlarının iyice boylandığını gördü. Kendi kendine gülümsedi. Bu bahçeyi tasarladıkları zaman annesiyle babasının nedensiz didişmesi geldi aklına. İçine doğru girdiğin de büyük geniş söğüt ağacının dibindeki salıncakta oturup hülyalı bir halde okuduğu romana dalan kız kardeşini gördü. Demek ki yeni sığınağı burası diye düşündü. Yavaş yavaş arkasından dolanarak yanına yaklaştı. Elleriyle gözlerini kapattı. ''Bırak beni! Anne anne!'' diyen kardeşinin çırpınmalarına aldırış etmeden elini bastırdıkça bastırdı gözlerine. Kulağına doğru eğilip üfledi. Hevin' i bir korku sardı tir tir titremeye başladı ''baba!!!'' diye bağırdı tiz bir sesle. Ellerini hemen geri çeken Hevi ''Bağırma be! Benim ben.'' Genç kız, sırt üstü devrilmek üzere olduğu salıncaktan hızla doğrulup kardeşinin karşısına dikildi '' Ne işin var burada?'' Kaşları imayla havalandı Hevi' nin ''Senin ne işin var? Memo mu gelecekti? Onunla mı görüşecektin burada?'' ''Saçmalama! Bu dediğini kimse duymasın, ne Memo' su? Yok adam yok! Kim bilir hangi şehirde şimdi? Hem çok kızıyor böyle hitap etmemize.'' Hevi, başını umursamazca salladı, geçip kardeşinin az önce kalktığı derme çatma salıncağa oturdu ayaklarını yerden sürüyerek hafif hafif öne arkaya sallandı '' Zin yenge ona böyle hisler beslediğini duyarsa kafanı kırar. Bukle bukle yaptığın saçlarını tek tek yolar eline verir. Ama korkma ben varım ve daha şanslı bir günündeysen Agit dayı oralarda olur.'' ''Daha fazla saçmalamadan kalk git! Kitap okumaya geldim buraya, hem sen cezalısın nasıl çıktın dışarı?'' ''Bu yaşta ceza mı olur? Babamın işgüzarlığı! Geri dönmeyecek miyim? Gider aynını yapar...'' derken gelen bir el silah sesi ile ikisi de korkuyla sağa sola bakınmaya başladılar. Hevi, cesaretini topladı Hevin' i arkasına alarak önden yürüdü emin adımlarla. Bahçeden dışarı çıktığında gördükleri manzara ile şok oldular. Hevin , elini göğsüne bastırarak ''Hüseyin ağabey...'' dedi fısıldarcasına. Hevi' yi ise o anlarda tutabilene aşk olsun! Yanına vardığı adamın yüzüne geçirdi tırnaklarını. Adamın ani refleksi çevik duruşu ile iki eli birden tutması bir oldu. Dişlerinin arasından konuşarak '' elini çekmezsen kırarım, acımam!'' dedi.  Genç adam, sabahın ilk ışıklarıyla dar kesim keten krem pantolon üstüne lacivert tiril bir gömlek giyinip, hasta olan atı Tanyeli' nin durumunu öğrenmek onu yakından görmek için çiftliğe gelmişti. Diğer atlarla yakından ilgilenerek Tanyeli'nin üstüne atlayıp çiftliğin dışında koşturmuştu. Tarlaları boydan boya dört nala koşan atın sırtında dolandıktan sonra çiftliğe dönmek için yengesinin tarlasında yaptığı meyve bahçelerinin önünden geçerken Tanyeli iki ön ayağının üstüne düşmüş o, üstünden savrulmuştu. Düştüğü yerden hızla doğrulup üstünü başını silkelemeden atın sorunlu bacağını öne doğru çıkararak incelemişti. Toza toprağa bulaşan eliyle alnına vurarak ofladı. Kırılmıştı! Ne vardı zaten hasta olan atı bu kadar koşturacak? Bir süre sağa sola gidip gelmiş etrafında dolanmıştı. Bir karar vermesi gerekiyordu. Eli beline gitti. Çıkardı gold magnum altıpatlarını. Tek gözünü kısarak acıyla kıvranan atın alnına doğru nişan aldı. Horozunu indirdi. Derin ve sık soluk alıp veriyordu. Gözlerini yumdu. Vuramadı! Havaya ateş etti. Gözümü açıp ata bakayım derken üstüne doğru ateş topu gibi gelen kızla neye uğrağını şaşırdı. Tırnaklarını yüzüne geçirecekken son an da tuttu ve ''elini çekmezsen kırarım, acımam! '' dedi. Bileklerini mengene gibi sıkıştıran adamın koca ellerinin arasından kurtarmaya çalışan kız carladı '' atı öldürdün! Zavallı hayvanı öldürdün. Pis katil!'' ''Düzgün konuş benle! Ata kıyamadım ama senin kafanı kırarım.'' Adamın ne dediğini duymuyordu Hevi, ağzına geleni söylüyor bir an evvel serbest kalmasını umduğu ellerini adamın, şu an gözüne gereksiz gelen, yüzüne geçirmenin derdindeydi. Kısa süreli bir şok geçiren Hevin, kardeşinin tavrıyla daha da şaşkına döndü. Atın hareket ettiğini fark edince kardeşine doğru gitti omzuna dokundu.  ''Hevi, rahat bırak Hüseyin ağabeyi.'' Başını yan tarafına çevirip kardeşine baktı ''göz göre göre zavallı hayvanı öldürdü görmüyor musun? Şu elindeki şeye güveniyor canavar!'' ''Hevi at ölmemiş!'' ''Biz de okumuş bir şeyler öğrenmiş biliyor sanıyorduk. Boşuna dememişler cehalet geçicidir eşeklik baki kalır diye.'' Hevin, kardeşinin söyledikleri yüzünden renkten renge giriyordu. Çok utandı çaresizce Hüseyin' e baktı ''çok özür dilerim çok!'' diye fısıldadı. Ona başını sallayan Hüseyin, gözlerini yeniden ateş saçan gözlerin sahibine indirdi. Ani bir hamleyle kızın bileğini bırakıp hiç kapanmayan, kapanmak bilmeyen ağzının üstüne kapadı elini. Hevi bu defa yumruk yaptığı elini adamın neresine denk gelirse orasına indirdi acımadan. Hüseyin , zorda olsa onu döndürerek yerdeki atla karşı karşıya getirdi. At yaşıyordu. Ama ağlıyordu. Hevi , burnundan soluyordu. Başını sağa sola çevirip adamdan kurtulmaya çalıştı. Hevin bir daha dillendirdi ''at vurulmamış!'' dedi. Hevi, gözlerini kırpıştırdı. Hüseyin kulağına doğru eğildi ''bana bak küçük cadı, bir daha anlamadan dinlemeden bana karşı böyle ağzının lafını bilmeden konuşursan o dilini keserim senin!'' Tuvaletten çıkarken Hevi' nin dost meclisinin köşesinden döndüğünü gören Rewhat, koşa koşa babasının yanına gitmişti. Dibine dibine sokulmuş, başını okşamaya başlayan babasının arkadaşlarına gururla '' bu benim son numaram var ya Allah'ın bana lütfu!'' demesi üzerine arkadaşlarının ''Maşallah! Allah bağışlasın, dersleri de çok iyiymiş yine'' demesiyle mağrurlanmış göğsünü kabartmıştı ki neye geldiğini hatırladı. Babasının kulağına eğilip elini ağzına siper etti ''baba, ablam evden kaçtı'' dedi. Kaşları çatıldı adamın, nasıl ondan habersiz dışarı çıkabiliyordu bu kız? Bu ne tür bir cesaretti? Yumuşak davrandığım için bunlar hep diye düşündü. ''Emin misin?'' ''Vallahi Billahi baba! '' deyip işaret ve orta parmağıyla kendi gözlerini işaret etti ''gözlerimle gördüm'' dedi. Babası kafasını salladı ağır ağır. Önündeki çay bardağı ileri doğru ittirdi ''Mustafa, Mehmet bıra (kardeş) benim ilk numara da bir ayarsızlık var, verip geleceğim. Siz bir yere ayrılmayın yemek yaptırmıştım.'' ''Gerek yok bıra. Sen git sonra yeriz, hiç yemediğimiz yer sanki.'' ''Yok yok siz oturun geleceğim.'' Mustafa ayaklarını öne doğru uzattı ''Ariya yenge evde olsaydı Tuba ile çocukları da çağırırdım.'' Mehmet başını olumsuzca salladı '' hala beleşçi! Yaw (yahu) bıra, bu kadar malı ne edeceksin?'' ''Ne beleşçisi? Tuba yorulmasın diye...'' ''Hııı!! Sen o yüzden ikide bir kapıya dayanıp Berivan' a, yenge bize çiğ köfte yap, şunu yap bunu yap diyorsun öyle mi? La bizimkiler kadın değil mi?'' ''He kadın ama Tuba değil! O benim kadınım.'' ''Gevad!'' Ayakta dikilirken aynı şekilde arkadaşına ''Gevad'' diyen Arjen, hem muhabbete katılmak istiyor hem de gitmek zorunda olduğunu biliyordu. Kapıdan çıkarken ''Mehmet ,akşam Berivan çocukları alıp bize gelsin, sende ara Tuba gelsin ama sen gelme!'' deyip dışarı çıktı. Mustafa elini çenesinden burnunun kenarına doğru dikey bir şekilde konumlandırıp '' benim olmadığım yere karım gelir mi sanıyorsunuz?'' diye bağırarak sordu Mehmet' e dönüp '' sizinkiler gibi serbest değil'' dedi. Mehmet ancak güldü bu laflara. Herkesçe malumdu Tuba' nın diğer iki kadından daha özgürlükçü olduğu. Arjen dışarı çıkar çıkmaz peşine takılan oğlu tıpkı onun gibi elini belinde birbirine kenetleyerek yürüdü. Babasının kopyası gibiydi. Şalvarı, gömleği, yürüyüşü, duruşu.... Babası göz ucuyla ona baktı ''Ne tarafa gitti?'' ''Hevin ablanın yanına gidiyordu.'' ''O nerede?'' ''Meyve bahçesinde. Sabah bende onla gittim ya oradan dönmedi o. Bana çocukken yaptığın salıncakta sallanıyordu.'' Babası gülümsedi ''şimdi çocuk değil misin ?'' ''Büyüdüm baba. Bıyığımda çıkıyor az kaldı.'' Arjen, oğlunu çekip kolunun altına aldı. Bir anlık da olsa her şeyi unutturmuştu. Ama konu Hevi ise bu uzun sürmezdi. Ofladı '' onun yanına gittiğini nereden biliyorsun? Gördün mü?'' ''Tahmin ettim sadece. '' ''Aferin sana! Bakalım ne halt karıştırıyor.'' Yürüdüler yan yana. Kısa bir süre sonra yaklaştıkları meyve bahçesinin girişindeki hareketliliği görüp daha hızlı yürümeye başlayan adam, iki kızı ve yanlarında Hüseyin olduğunu görünce duraksadı. Üstelik Hüseyin birine sarılmış mıydı yoksa ona mı öyle gelmişti? İstifini bozmadan devam etti yürümeye. O sırada Hüseyin daha da yaklaştı Hevi' ye ''şimdi uslu bir kız olup özür dileyeceksen elimi çekeceğim ve atı kontrol edeceğim!'' dedi. Hevin yalvaran gözlerle Hüseyin' e bakarak ''ağabey bırak da eve gidelim sen de işini yap. Özür dileyecektir senden merak etme.'' Kardeşinin yakarışını duyan genç kız başını salladı Hüseyin' in söylediklerine. Hüseyin elini çekti. Hevi, ona döner dönmez yumruk yaptığı elini göğsüne indirdi ''Niye özür dileyecekmişim? Senin yüzünden bu halde bu hayvan! Ne suratıma bakıyorsun git ne yapacaksan yap, iyileşsin. '' Hüseyin kıza doğru parmağını sallarken gelen dayısı '' ne oluyor burada?'' dedi. Hevi, dolu dolu gözlerle babasına yaklaştı ''Bu adam hayvana ne yapmış bakar mısın ağlıyor? '' dedi ve gidip sarıldı. Babası onu kendinden ayırdı. Ata doğru yürüdü ''Ne oldu Hüseyin?'' Hüseyin çenesini kaşıyarak ''dayı bacağı kırıldı'' dedi sıkıntıyla. ''Oğlum bacağı sıkıntılıydı zaten ne işi var burada?'' Arkasını döndü kızına ''Hevin, kardeşini salıncağa götür'' dedi. Hevin, elini tuttuğu küçük kardeşini bahçenin içine doğru götürdü. ''Denemek istedim dayı, olmadı. Kırıldı. '' ''Sen iyi misin?'' diye soran dayısının kızı yüzünden canının acısını unutan Hüseyin başını salladı ve ''kafes istirahati mi verelim?'' ''Aradın mı seyisi kamyoneti getirip alsın hastaneye götürsün.'' Hüseyin ağzını açamadan Hevi atıldı yine ''baba, aramadı. Atı vuracaktı sen gelince sakladı silahı.'' Babası ikili arasında göz gezdirdi kızında durdu ''senin ne işin var burada? Ve ağabeye bu denmez!'' ''Baba ne ağabeyi, bu o sıfatı hakkediyor mu? Atı ne hale koymuş sen ona hesap soracağına bana mı soruyorsun? İnanmıyorum.'' Hüseyin seyisi aradı çok geçmeden tozu toprağa katarak onlara doğru geldiğini gördüler. Atı kontrol eden Arjen ağacın gölgesine geçmişti bu sırada . Hevin' i yanına çağırdı ''sen anlat bakalım, ne oldu burada? Ne eksik ne fazla!'' Hevin, silah sesini duyduğu andan itibaren olan şeyleri anlattı tarafsızca. Babası başını salladı. Atı araca koyup yollayan Hüseyin' i çağırdı. Hevi, babasının Hüseyin ' e kızacağını sanırken babası '' Hevi, özür dile Hüseyin' den'' dedi. Genç kızın gözleri kocaman açıldı ''baba, niye ben diliyorum? Hayvanı o hale sokan bu!'' ''Sen çok mu seviyorsun hayvanları, otu, ağacı?'' ''Evet sen sevmiyor musun?'' ''İyi! Hüseyin, Hevi artık hayvanlara bakacak ve çiftliğin hemen arkasındaki tarlaya diktiğimiz yeni fidan ve fideler var ya...'' ''Evet dayı?'' ''Onların çapası gelmişse çapalayacak! '' ''Baba ne bu böyle? Onca adam varken niye ben? Yine ceza mı ?'' ''Hayır kızım ceza değil ödül bu sana! Başkasının ağacı için kendini zincirleyeceğine yetiştirip katkı sağla.'' ''Hayır baba...'' ''Babalara karşı gelinmez! Hüseyin, sabah çiftliğe gelirken ara Hevi evden çıksın akşam dönerken onu sen bırak yalnız dönmesin.'' ''Baba!'' ''Dayı tamam da kızın çok vahşi eski yöntemleri kullanabilir miyim?'' Arjen ağa, gülmemek için kendini zor tuttu. Hevi daha çok sinirlendi ''Ben hayvan değilim! Hiçbir şey kullanamazsın bana, karşılığını misliyle alırsın benden. Baba bir şey de!'' ''Hüseyin, kızıma böyle davranıyorsun ya sana ceza vermek isterdim ama zaten vermişim. Uğraş dur!'' Hevi kendini yerden yere vurdu. Ama nafile! Babası cezasını kesmişti. Eve doğru yürüdü hırsla. İkizi de peşine düştü. Elini kolunu sallaya sallaya tartışıyordu kendi kendisiyle. Saçlarını bir yandan örmeye başlarken kardeşi nihayet ağzını araladı. ''Hevi, baba ile konuşmalarına dikkat et. Biraz daha yumuşat!'' Gözlerini belerterek kardeşine baktı ''hayır!'' ''Canım sonunda sen zararlı çıkıyorsun.'' ''Annem eve gelsin her şeyi anlatacağım görür babam.'' ''Ama canım onların biri diğerinin sözünü yere çalmaz ki.'' ''Dedem var ona derim!'' Hevin, bunun faydasız olduğunu geçen akşam görmüştü ama kardeşine söyleyemedi. En iyisi kendisinin görmesi, duyması diye düşündü. Onları arkadan izleyen babası ''Rewhat hadi gel oğlum gidelim!'' dedi. Ve Hüseyin' e döndü ''kızıma az önce gördüğüm manzarayı bir daha yaşatırsan kafanı kırarım!'' ''Dayı bir şey yapmadım ki! O bana saldırdı.'' ''Neyse ne! Uyarıyorum seni. Benim bilgim dışında bir şey yaptırma. Bir ay sonra sınavı var göndereceğim geri, ders alsın yeter.'' ''Sen bilirsin dayı ama tam dayaklık bir kız olmuş, eskiden de böyleydi ama şimdi daha da art...'' ''Hele bir vur bak ne olur? Hadi işine babası kılıklı.'' Hüseyin başını geriye atıp ellerini iki yana açtı ''yapma dayı nerem benziyor?'' Yanına gelen oğlunu kolunun altına aldı '' kötü bir şey demedim ya oğlum, Rewhat' ta aynı ben! Sen de Sidar gibi mırdarsın (murdar)!'' deyip güldü '' bende o yüzden yolladım gerçi , eline geçti ya şimdi pişman edersin kızı.'' Hüseyin, hiç memnun olmadı bu yakıştırmadan. Başını olumsuzca salladı ''dayı bir şey demiyorsan ben hayvanı ziyarete gidiyorum. '' ''Yok yok ama rapor ver bana durumu hakkında.'' Akşama doğru taziye yemeği inmeden Ariya eve dönmek için ayaklandı. Kapıya çıktı görümcesiyle.  Rojin kapıda araba görmeyince ''yenge, kimse gelmemiş seni almaya.'' ''Evet biraz yürüyeyim dedim. Kilo aldım gibi.''  ''Yok yenge ne kilo alması, sanki o beş çocuğu ben doğurdum baksana bende kilo var sende yok.'' ''Sen yok diyorsun da ağabeyin hiç öyle demiyor. Kaynana gelin toprağındandır, onun gibi şiştin diyor.'' ''Sana takılıyordur canım. Allah'tan Diyar' ın öyle takıntıları yok.'' ''He canım he köyümüzün uysallarına kakaladınız delilerinizi.'' Rojin, bir an taziye de olduğunu unutup istem dışı bir kahkaha attı. Korkuyla elini ağzına kapayıp etrafına bakındı neyse ki Zin görünmüyordu.  ''Yenge, hangi köyün adı deli diye çıkmış herkes biliyor. İstersen açmayalım o konuları hiç.'' Ariya da gülümsedi, ''Hadi ben gideyim, Zin sana gittin dönmedin der evdekiler zaten sorunlu. Arjen misafir de çağırmış. '' ''Ay olanları duydum Zerya dan. Hadi selam söyle kızları da öp gelip göreceğim onları da.'' Ariya başını sallayıp kafasındaki şalı düzelterek yola düştü. Köyün çıkışına yaklaşmıştı ki, arabanın camından kafasını çıkaran genç adam ''Ariya abla!'' diye kendisine seslendi. Dönüp baktı o da. Arabadan inip kendisine doğru yaklaşan genç adamla gözleri ışıldadı. Adama sarılırken hal hatır sordu. Özlemişti. '' İyi ki seni gördüm ne zamana kadar buradasın? Davet edelim, görüşelim.'' ''Şu an bir engelim yok, babamla annemin de beni göndermeye niyeti yok. Biraz daha buradayım anlayacağın. Yürüyerek mi gideceksin?'' ''Evet.'' ''Gel ben seni bırakırım'' Ariya itiraz etse de Memo' yu da kırmak istemedi. Biraz da muhabbet ederiz diye düşündü. Öyle de oldu. Memo, bu son bir yılda yaptıklarını anlattı. Ariya ablasından aldığı her övgü ve tebrikle göğsü kabardı. Eve varışları o kadar erken olmuştu ki anlam veremediler. Ariya, teşekkür edip inerken eve davet etti. Memo nazikçe reddetti. Ariya' nın ısrarcı tutumuyla evden uzaklaşmanın iyi gelebileceğini düşündü. Hem ev ahalisini görmeden gitmek ayıp karşılanırdı. O da indi araçtan. Gözlerini odasının camından dışarıya çevirip kollarını göğsünde birbirine kavuşturan Hevi, annesini bekliyordu. Avludan içeri adımını atan kadınla duruşunu dikleştirdi ''hah! Geldi. '' Hevin, yerinden doğruldu ''hazır ol her şeye hazır ol!'' dedi. Hevi kapıyı açıp dışarı çıkarken gördüğü adamla şok geçirdi. Elini kardeşine doğru salladı ''geldi geldi! Memo geldi koş!'' dedi. Ariya ile Memo sese taraf başlarını çevirdiği sırada Hevin oturduğu koltuğa çakılmış gibiydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE