5.BÖLÜM:''SIRA ARKADAŞI''

1372 Kelimeler
Ben tam prensibini, diye girecekken Yusuf yine bir sigara daha bitirmiş ayağının altında ezerken söylendi. ‘’Uzatmayın oğlum don lastiği gibi, yetti tamam.’’ Sonra dayanamamış olacak ki Mert’e dönüp, ‘’Ulan harbi aklın fikrin aşağıda senin de he,’’ diyerek kaşlarını kaldırmış hayret edercesine bakıyordu. Bu mal Mert hakikaten bizi hayret ettiriyordu bak, erkek halimizle gerisini siz düşünün artık. Kızlar ne çekiyordur bundan düşünmek bile istemiyorum. Kızım olsa vermem dedirtir bu adam hoş ne kızı eşyamı vermem bu puşta. ‘’Siz bana laf söyleyin anca erkeklerin yüz karaları sizi. Biri takmış baskete diğeri Yaren de Yaren.’’ ‘’Opsss,’’ dedim hemen, ‘’Şimdi sıçtın oğlum, yasaklı kelimeyi niye anıyorsun?’’ derken Mert’e aynı zamanda eceli gelen köpek cami duvarına işermiş bakışları atıyordum sırıtarak. Yaren Yusuf’un kırmızı çizgisiydi. Goygoyu bırak hiçbir muhabbette adını geçirmemizden hoşlanmazdı. Yusuf kafasını yan çevirip birkaç sefer kütletti. Gerilim anları Mert için başlamıştı. Birazdan yiyeceği dayağı seyretmek için topumu kolumun altına aldım ve yüzümde sırıtışımla beklemeye geçtim. Bu mal Mert ne yapıp edip Yusuf’tan bir sopa dayağı bir şekilde yiyordu. ‘’Ne dedin bakiyim sen tekrar et hele bir?’’ Ultra sakinlik kokan sesiyle konuşan Yusuf benim de tüylerimi diken diken ediyordu bu ses tonuyla. Ulan korku filmine dublaj yapsın pezevenk bu nasıl ton. Mert an itibariyle kazık yutmuş gibi dikilirken bana da köpek yavrusu bakışları atmaya başladı. Elimi kaldırıp göğsümde aşağı yukarı hızlı bir hareket ettirdim oh olsun sana der gibi. ‘’Abi yanlışlıkla oldu valla,’’ diye içine kaçan sesiyle konuştu Mert. ‘’Bunu değil deminkini tekrar et bakayım,’’ diye sürdüren Yusuf ellerini ceplerine koymuş kafasını yanına yatırıp kısık gözlerle Mert’i inceliyordu. ‘’Dilim şey olduysa zaar,’’ diyen Mert 180 derece dönmenin yansıra şivelerle de oynuyordu kanımca. ‘’O dayağı yiyecen oğlum, yasaklı kelime çıktı mı çıktı bir kere,’’ derken bugün sırıtmaktan yanak kaslarım acımıştı lan. Ne zamandır gülmediysem. ‘’Süzgeçten geçirmeden şey ettimdi yoksa der miyim abi biliyorsun beni.’’ Mert hala bir umut bağışlanırım sanıyordu herhâlde. Tabii geçen Yusuf’un kafadan sonra burun ameliyatı olunca o da haklı. ‘’Süzgecini sikerim senin.’’ ‘’Offf’’ deyip gaza getiren bir sesle araya girmekten kendimi alamadım. ‘’Yusuf sert geliyor.’’ ‘’Lan puşt!’’ diye bana yükselecek olan Mert’e ‘’Hiç direnme, bu kafayı burnuna yiyeceksin,’’ dedi Yusuf, sızlanma bakışları atarken. ‘’Abi bari tekrar burnuma vurma ya.’’ Mert an itibariyle kabullenmişti. Ben bu haline kahkaha atarken Yusuf’ta gülecek gibi oluyor ama çaktırmıyordu puşt. Benim hemen yanımda kaldığı için yanağının iç kısmını ısırdığını görmüştüm. ‘’Yeni ameliyat oldum oğlum bir kere de acı be,’’ diye devam etti Mert, aslında Yaren ismini cidden de süzgeçten geçirmeden söylemişti. İçinin nasıl olduğunu biliyorduk, bizimkisi tamamen ona takılmaktı. Biz birbirimize her şeyi söyler bazen yumruk yumruğa da girerdik ama asla acılarımızla dalga geçecek bir şey yapmazdık. Yusuf’ta bunu bildiğinden şu an Mert’i sadece kıvrandırıyordu. ‘’Gel bir tane gömeyim sana,’’ diyen Yusuf’a, ‘’Abi senin kafan çok sert ya,’’ diye sızlanan Mert’i izliyor arada basket atıyordum. ‘’Gel lan acımayacak,’’ diyen Yusuf eliyle de çağırıyordu. ‘’Tamam abi,’’ diyerek melül melül yanına yaklaşan Mert kabullenmenin yüküyle omuzlarını düşürmüştü. Oğlum tipleri çok komikti lan. ‘’Ama bak özür dilerim, cezamda indirim yap.’’ Yusuf kafa atacak gibi yapıp ensesine tokadı yapıştırdı sırıtarak. ‘’Pezevenk seni,’’ derken ensesine bastırıp dirseğini de sırtına koymuştu. ‘’Madem korkuyorsun niye ağzına ayar çekmiyorsun oğlum, illa ağzının yaylarıyla mı oynayayım aslanım.’’ Yarı kızgın yarı gülen sesiyle söyleniyordu Yusuf. ‘’Valla ağzım beynimden önce şey etti kardeşim yoksa biliyon içimde kötülük yok,’’ diye kendini savunan Mert tam da namaz kılmıyorum ama kalbim temiz benim savunması gibiydi hali. Neyse ki enseye yediği tokatla yırttı bu kez yoksa ikinci burun ameliyatı geliyordu az kalsın. Az sonra çalan zil sesiyle bizim goygoy bitmiş ara tatilin ardından yeni dönemimizin ilk dersine girmek için sınıflara yol almıştık. ‘’Ulan yine sıra muhabbeti var ya,’’ diye söylene söylene sınıfa geçtiğimizde hemen panoya bakıp sıra arkadaşımın kim olduğuna ve hangi sırada olduğuma baktım. Orta sıra da dört numaraya düşmüş olduğumu görünce, niye ben en arkadan bir öndeyim lan bu boyla? diye düşünürken tam arkamda Mert’in adını okuyunca aymıştım mevzuya. Yanımdaki kişinin adını gördüğüm gibi dudaklarımdan çıkanı bu kez ben süzgeçten geçirmemiştim. ‘’Ulan bu işin bana gelişini sikeyim!’’ GÜNEŞ Malum günün üzerinden bir hafta geçmişti. Okullar açılmış ve ben Yarenle beraber okula gidiyordum. O günden sonra Yarenle elimizdeki bu kanıtlarla ne yapacağız diye kafa patlatmış işin içinden çıkamayınca polisten başka çare yok demiştik. Ama daha sonra son senemizde böyle bir olaya karışmanın bizim açımızdan pek parlak sonuçlar doğurmayacağını düşünüp vazgeçmiştik. Aslında bir de göt korkusu vardı tabii. Olaya pek bulaşmak istemiyor ama bizden başka kimse görmediği için susmanın doğru olmadığını düşünüyorduk. Bir haftadır bu olayla ilgili bir şey patlak vermemişti. Basketbol maçının olduğu kapalı spor salonunda kameralar mutlaka vardı ama uzunlar kameraları da mı halletti, bir şey çıkmadı yoksa çıktı da duyulmadı mı artık gerisini bilmiyorduk. Yine de kanıtlar telefonun gizli bölmesinde hala duruyor ve galiba içten içe çocuklarla konuşmadan bir adımda bulunmamayı birbirimize söylemesek de düşünüyorduk. Beraber kol kola birbirimize tedirgin gülümsemeler atarken okulun bahçesinden girmiştik ve o sırada zil çalmıştı. ‘’Ay sıra mevzusu var şimdi ya,’’ dedi hüzünle Yaren dudaklarını da büzmüştü. ‘’Ne güzel en yakın kankam sıra arkadaşımdı.’’ ‘’Evet ya gerginlikten aklımdan çıkmış, neyse umarım kızlardan birileridir yeni sıra arkadaşlarımız,’’ diyerek dudaklarımı büzdüm bende. Kol kola sınıfa girmiş ve ilk işimiz panoya yaklaşıp sıramızı öğrenmek olmuştu. Orta sıra da dört numaranın üstünde yazan isimleri okudum: Güneş Çakır ve Yiğit Demirci. ‘’HA SİKTİR!’’ Nihayet kafamı kaldırınca az önce dışımdan konuştuğumu bana dönen gözlerden anlamıştım. Yiğitte bana çattığı kaşlarıyla bakıyordu. Ona gülümsemeye çalıştım ama bakışları da tuhaflaşınca beceremediğimi anladım. Zaten korku gerilim dolu bir hafta geçirmiştim, ben bu çocuklardan uzak durmak isterken burnumun dibine gelmişlerdi. Kafamı tekrar panoya çevirdim ve hemen arkamızda da Mert’in isminin olduğunu gördüm. Yaren’e baktım refleks olarak zaten o da bana bakıyordu. Onun sırasına bakmak için kafamı çevirdiğimde benim hemen sağ yanımda duvar tarafındaki sırada adı yazıyordu. Ve onun yanında da Yusuf Sancak. ‘’ÇİFT DUBLE SİKTİR!’’ Lanet olsun yine bağırmış olmalıyım. ‘’Ehhehe,’’ falan diye gülmeye benzer sesler çıkarıp sırama yavaş adımlarla geçtim. ‘’Ne o mutlu olmadın galiba?’’ dedi Yiğit. Bu çocuk bu cüsseyle sıraya nasıl sığmıştı? Resmen bacakları taşıyordu sıradan. Ona garip bakışlarla bakarken, ‘’Neye mutlu olmadım mı, anlamadım,’’ dedim. Sıranın ucunda emanet gibi oturmuştum. Aramıza çantamızı koydum hızlıca. Of ya bu kadar yakın olmasaydım keşke şu an kulaklarımda cesedi gömmeliyiz diyen sesi çınlıyordu. ‘’Benimle sıra arkadaşı olmaktan?’’ Dedi tek kaşını kaldırmış soru sorar gibi çıkmıştı ses tonu. Evet aynen öyle demek istesem de neyse ki aklım benden önce çalışmıştı. ‘’AKSİNE,’’ diye bağırdım birden. ‘’Çok mutlu oldum.’’ Yine garip bir gülümseme gönderdim. Lanet olsun bakışlarım bir sorun var diye bağırıyorken ben gülmeyi beceremiyorum ya. ‘’Bense hiç memnum değilim,’’ diyen Yiğit’e bu kez ben kaşlarımı çattım. Birden, haspama bak ses tonumla, ‘’Nedenmiş o? Sen bana kurban ol bir kere,’’ derken buldum kendimi. ‘’Niye kurban oluyorum ben şimdi durduk yere kızım,’’ diye ters ters konuşan Yiğit şaşkınlığını pek gizleyememişti. O sıra ne dediğimi yeni aymıştım ben. Yalandan öksürmeye başladım durumu kurtarmak için ne diyeceğimi düşüneyim diye. Tabii iç sesim rahat durmuyordu. Kızım katil olma ihtimali yüksek birine o ses tonuyla çıkışılır mı ya mal mısın sen, yürek mi yedin sabah sabah? Bana söven iç sesime kafamı sallarken boğazımı temizleyip konuştum. ‘’Yani neden öyle dedin ki çok sevgili arkadaşım bence birlikte çok iyi bir dönem geçirebiliriz,’’ diye kıvırmaya çalıştım ama resmen ses tonum söylediğime inanmıyordu. Yiğit bana beni anlamıyormuş bakışları atarken ağzını açacak oldu ama neyse ki beni bu zor durumdan hocanın kulaklarımıza dolan sesi kurtarmış hepimiz ona dönmüştük. Hoca yeni bir dönemin hepimiz için hayırlı olmasını temenni eden cümlelerinden sonra sıra değişikliğimizle ilgili birkaç şey söyledi ve sonra yeni dönemin dersine başladık. Aslında bu yıl sınava hazırlık senesi olduğu için yeni konular ağırlıklı değildi daha ziyade bol tekrar ve test çözme odaklıydı. Ve bizim okul da açıkçası haftalık deneme sınavlarıyla bizi haziran ayındaki sınava hazırlıyordu. Yeni konu pek fazla olmadığı için sürekli deneme olmak durumumuzu gözler önüne seriyordu ve çoğunluğun eksiklerine göre o konulara tekrar dönülüyordu. Dersin başlamasıyla sırama biraz daha yerleşmeye çalışıp gerginliğimi üzerinden attım. Derse odaklandıkça kendime gelmeye başlıyordum. Defterim ve kitabım sıramda hocayı dinliyor ve aynı oranda not almaya çalışıyordum. Bir ara göz ucuyla Yiğit’e baktığımda sıraya kafasını koymuş yüzü bana dönük uyuduğunu gördüm.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE