9.BÖLÜM:‘’ÖZÜR DİLERİM’’

740 Kelimeler
YİĞİT Dudaklarını kendi dudaklarımla ezerken yutkunuyor tadıyla sarhoş oluyordum. Siktir lan! Rüyamı yaşıyordum şu an. O kadar sahiciydi ki bu hisler, bana yabancı değildi aksine inanılmaz tanıdıktı. Her şeyiyle rüyamı yaşıyordum. Ama beynim gerçek mi rüya mı algılayamıyordu şimdi. Güneş hızıma yetişemiyor ve kıpraşıp duruyordu. Ama benden kurtulmasına izin vermiyordum ki zaten onu bırakmak istemiyordum. Onu sıkıca kendime bastırmış kollarımdan başka yerde olmasına katlanamıyor gibi sarmıştım. Kollarımda olmasının hissiyatı tüm benliğimi sarhoş ediyordu. Çok güzeldi… bu his çok derindi… Onu öpüyor olmak, böyle sıkı sıkıya sarılmak, her şeyini kendi bedenimde hissetmek… Sanırım ölüyordum. Hem çok yanlış gibiydi hem bundan daha doğru bir şey yok gibiydi. Kafam da kalbim de karışıktı şimdi. Ama onu bırakmak istemiyordum. Ben çölde susuz kalmışım da suyuma ancak kavuşmuşum gibi dudaklarını kana kana içiyor ellerim sanki benden bağımsız gibi ince belinde, göğsünde dolaşıp onu tanımaya çalışıyordu. Kıvrımları aklımı kaybetmeme sebep olurken birden tuz tadı almaya başladım. Kendimi ondan koparamıyordum ama zorlukla geri çekmeye çabaladım. Ne olduğunu anlamak için yeşillerine anın yoğunluğundan sebep kısık gözlerimle Güneş’e baktım. Zar zor nefes alıyor ve güçsüz yumruğuyla göğsüme vuruyordu. ‘’Bıraksana beni bırak,’’ diye nefes nefese zor çıkan sesiyle konuşunca ancak ayılmaya başladım. Güneş yaşlı gözleriyle bana bakıp beni itmeye çalışıyordu. Siktir lan kız kollarımda ağlıyordu. Ben onu ağlatmıştım. Kendimi kaybetmiş bir sesle, ‘’Ha siktir!’’ derken ellerim çözüldü ve onu serbest bıraktım. Karşımda titriyordu ve inatçılığı yerine korkusu gün yüzüne çıkmış bana nefes nefese kalmış şekilde bakıyordu. İstemsizce bana yine diklensin istedim böyle korkarak bakmasın istedim. Kaşlarım çatılınca sinirlendiğimi anlıyordum ama Güneş’e değil kendimeydi sinirim. Lanet olsun ulan, hislerime engel olamamış kıza resmen saldırmıştım. Bana böyle bakma Güneş. Ben delirecek gibi olduğumda elimle yüzümü sıvazladım. Ağlayışları hıçkırmaya dönünce ‘’Güneş, özür dilerim,’’ diye fısıldadım. Ona yaklaşmak istedim ama geri kaçmaya çalışınca kahroldum. ‘’Lütfen, güzelim n’olur ağlama, sana zarar vermem,’’ dedim hemen. Ona zarar vermek istediğimi düşünmesi karnıma yumruk yemişim hissiyatı veriyordu. Yere eğilip hırkasını aldım. ‘’Şunu giy güzelim sonra da elini yüzünü yıkayalım,’’ diye devam ettim ama bana cevap vermiyor sadece hıçkırıyordu ve dalıp gittiğim gözlerinden yaşlar akıyordu. Ona bir adım atıp hırkasını giydirmek istediğimde kendisini geri çekmeye çalıştı tekrar ama duvardan dolayı kaçamadı. Ben pişmanlıkla gözlerimi kapayıp, ‘’Çok özür dilerim,’’ diye fısıldadım çaresizce. Şu an köpek gibi pişmandım onu üzdüğüm için. Bana ne olduğunu da anlamıyordum zaten. Ne boktan bir durumdu bu böyle! Ben bir kadına asla rızası dışında dokunmazdım bu kızı görünce benim ayarlarım oynuyordu. Kendimden tiksiniyordum şimdi. ‘’Niye dokunuyorsun sen bana?’’ diyen sesini duymamla gözlerimi açtım hemen. Ağlamasından sebep boğuk çıkan sesi ve yaşlı gözleriyle öyle masumdu ki, ben bir kere daha yaptığımın altında ezildiğimi hissettim. Ona böyle hissettirdiğim için, böylesine korkup ağlattığım için kendimden utandım. Bana çekinen gözlerle baktıkça kendimi bir yerlerden atmak istiyorum. Pişmanlıkla gözlerimi kapayıp açtım. ‘’Çok özür dilerim Güneş, kendimi kaybettim, n’olur ağlama, inan ki bende çok kötü hissediyorum,’’ diyerek samimiyetimi anlamasını istedim. Gerçekten pişman olmuştum ve ona zarar vermek istemediğimi görmesini istedim. ‘’Özür dilerim,’’ dedim pişmanlık kokan sesimle. Artık güçsüzdü sesim. Ne diyeceğimi de bilemiyordum amına koyayım, ne boktan bir duruma düşürdüm bizi. Hırkasını ona giydirmek için tekrar yaklaştım, bu kez bana şaşırmış bakıyordu ıslak yeşilleri. Bundan cesaret alarak hırkasını yavaşça üzerine giydirdim. ‘’Hadi elini yüzünü yıkayalım,’’ dedim yeniden, sesim yorgun çıkıyordu. Hislerim beni perişan etmişti iki dakika da. ‘’Ben hallederim,’’ dedi ağlamaklı çıkan sesiyle. Hıçkırıkları durmuş, nefesi düzelmeye başlıyordu şimdi. ‘’Git buradan.’’ Ben pişmanlıkla bir kez daha gözlerimi kapadım. Onunla kalıp ona yardım etmek istiyordum ve beni affedene kadar af dilemek istiyordum ama benden böyle çekinerek ve söylemeye utanıyorum korkarak bakmasından hareket dahi edemiyordum. Cesaretim kırılıyorken, ‘’Tamam,’’ dedim sadece. Soyunma odasının hemen yan tarafında bulunan lavaboya gitti çantasını da almıştı. Ben de arkasındaydım ama aramıza epeyce bir mesafe bırakmış ona uzaktan bakıyordum. ‘’İstersen beni şikâyet et Güneş,’’ dedim düz bir sesle. Hislerimi susturmuş sadece içime gömmüştüm şimdi. ‘’Yaptığımın özrü yok.’’ Bana bir şey demesini beklemediğim için hemen arkamı dönüp kapıya yaklaştım. ‘’Ama çok özür dilerim Güneş,’’ dedim yeniden pişmanlıkla. ‘’Sana saldırmak değildi niyetim, ben gerçekten özür dilerim.’’ Saldırmak derken o kadar zor çıktı ki sesim boğazım düğümlendi ve çıktım oradan, salona doğru yol aldım. Yaptığımın özrü yoktu evet ama özür dilemekten ve beni şikâyet etmesini dilemekten başka ne yapabilirdim onu da bilemiyorum. Salonun izleyiciler için olan kısımdaki merdivenlere geçtim ve dirseklerimi bacaklarıma yaslayıp yüzümü sertçe sıvazladım. Kendimi dövebilseydim eğer ağzımı burnumu kırardım ki bunu bana yapsalar çok makbule geçerdi şu an. Of ulan! Bok gibiyim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE