GÜNEŞ
Gözlerimi kısmış, şimdi bittiniz bakışları atarken kollarımı göğsümde bağlamış bir ayağımın üstünde durup diğerini de pat pat vuruyordum. Kendimi inanılmaz havalı sanıyorum şu an. Çünkü fişlerini çekecek güce sahibim. Karşımda iri yarı benden epeyce uzun adamlar olabilirdi ama daha 18 yaşındalardı. Ayrıca benim gücüm bileğimden değil zekamdan geliyordu. Gerçi akıllılık edip kanıt toplayan Yarendi ama olsun sonradan pişman olup silmek istediğinde onu durdurmuştum. İyi ki de durdurmuşum. Bu öküz Yiğit’in istekleri bitmiyordu canım. İşini, aslında işlerini bitirecektim şimdi.
‘’Ne diyorsun kızım neyi biliyormuşsun?’’ diye kaşlarını çatıp anlamayan bakışlarla bakan Yiğit atılmıştı hemen. Yusuf bana bakmış sonra sanki konuşmamız ilgisini çekmiyormuş gibi cam kenarına geçip dışarıya bakmaya başladı. Mertte anlamayan bakışlarla bakıyor olayı anlamak için gözlerini kırpmıyordu. Onun hali daha tedirgin gibiydi ikisine nazaran. Niye Mert dışında korkan yok ki diye kendi kendime hızlıca düşündüm arka planda. Daha açık olmaya karar verdim.
‘’Birini öldürüp gömdüğünüzü,’’ dedim hem de nasıl demek. O kadar soğuk kanlı bir şekilde demiştim ki ben bile bana şaşırdım. Ee ben günlerdir bu gerçekten korkuyordum ya. Niye şimdi pek inanmıyordum bu söylediğime? Neyse.
‘’Ne? Nasıl?’’ diye panikleyen Mertti. Yusuf hala ilgisi dışarıda burada sanki havadan sudan konuşuyorum gibi umursamazken dudağımı iç kısımdan kemirmeye başladım. Yahu öldürdünüz gömdünüz, diyorum adamdaki rahatlığa bak. Yiğit’e odaklandım. Bana, ne diyorsun, bakışları atıyordu hala ama yanıma gelecek gelemiyormuş gibi de duruyor. Gözleri bir bacaklarıma bir yüzüme çıkıyor ikilimde kalır gibi davranıp kaşlarını yeniden çatıyordu. Sanki söylediğim şeyden ziyade başka şeyler düşünüyor gibiydi. İlgilerini çekemedikçe kendimi sorgulamaya başladım. Hu hu korksanıza be!
‘’İnkâr etmeyin boşuna, suç mahalinde gördüm sizi,’’ diye devam ettim morelimi bozmadan. Mert istediğim tepkiyi verirken diğerleri çok rahattı.
‘’Kızım biz hiç bi-‘’ diyen Mert’i’ Yiğit böldü.
‘’Ne diyorsun oğlum?’’ derken Mert’e öfkeli bakıyordu. Sonra bana dönüp, ‘’ Ne suç mahali kızım, içtin mi geldin bugün sen?’’ dedi, alaylı bir sesle. Ama gözleri kaygılı bakıyordu. Ha ha benden kaçmaz.
‘’Mert mi öldürdü?’’ diye sordum olayı anlamaya çalışarak. ‘’Sen de onu koruyorsun tabii. Yusuf da böyle gamsız gibi davrandığına göre Mert’e yardım yataklık…’’ derken kafamı, şimdi oturdu ya anladım her şeyi der gibi sallıyordum.
‘’NE ÖLDÜRMESİ BEN KİMSEYİ ÖLDÜRMEDİM!’’ diye coşan Mert’ti. Yiğit hemen ona atılıp elini ağzına kapattı.
‘’Oğlum bi sakin olsana sen,’’ diyor gözleriyle de imalı bakışlar atıyordu. Pür dikkat onları izliyordum. Her şeyin farkındayım oğlum siz de kimsiniz be!.. bakışlarımla üsten üsten izliyordum onları. Mert hemen kendini Yiğit’ten kurtardı ve bana dönüp, ‘’Güneş,’’ derken hızla bana atılmaya kalktı ama Yiğit önüne geçerek izin vermedi. ‘’Oğlum sikicem ha bir dur be artık!’’
‘’Ya ne durması oğlum ne durması,’’ derken isyanlardaydı Mert. ‘’Duymuyor musunuz abi kızı görmüş işte,’’ derken sesi kısık ama endişeliydi.
‘’Evet,’’ dedim hemen atılıp kollarımı hala göğsümde birleştirmiş istifimi bozmuyordum.
‘’Gördüm. Ayrıca Mert bana n’apmaya çalışacaksın bilmiyorum ama hiç onu tutmana gerek yok Yiğit. Sizden korkan sizin gibi olsun,’’ dedim bir an da hırçınlaşmıştı sesim. ‘’Ya,’’ deyip soluk bıraktım konuşurken inanmakta güçlük çektiğim ses tonumdan anlaşılıyordu.
‘’Ya nasıl uyuyabiliyorsunuz ya! Vicdansızlar.’’ Yiğit bana şokla bakıyordu. ‘’Kızım sen kafanda kurmuşsun,’’ diye hayretle konuştu.
‘’Sen sus!’’ diye çıkıştım birden. ‘’Arkadaşlarını koruduğun o kadar bariz ki… Ne boklar yediğinizi biliyorum bizzat gördüm anladınız mı?!’’ Artık beni tutana aşk olsun. Çünkü günlerin sinirini de çıkıyordum şu an. Valla her şey birbirine girmişti.
‘’Al işte gördün mü?’’ diyen Mert, eliyle beni gösteriyor isyanlarına devam ediyordu. ‘’Sıçtık oğlum biz. Ben size dedim de mi, bu iş üstümüze kalır bulaşmayalım dedim de mi?!’’
Başını sıvazlıyor yerinde duramıyormuş gibi bir o yana bir bu yana gidiyordu. Yusuf’a baktım hala dışarıyı izliyordu elleri de cebinde. Sanki bu konuşmalar onu hiç alakadar etmiyormuş gibi. Kaşlarım istemsizce çatıldı. Adamın rahatlığı beni sinir ediyor ya. Yiğitse gözlerini benden asla çekmemişti.
‘’Mert,’’ dedi çenesi kasılıyordu. ‘’Sen bir sus kardeşim.’’ Hala bana bakıyordu konuşurken. Boğazımı temizledim ve yine ifadesiz halime geri dönmeye çalıştım.
‘’İyi bok yedin Güneş!’’ dedi kızgınca bana Yiğit. Ona kaşlarımı çatıp atıldım hemen, ‘’Bana bak!’’ Elimi kaldırmış işaret parmağımı sallıyordum ona ama hangi akılla bilmiyorum çocuk benim iki katımdı resmen.
‘’Başını belaya sokmak için gün mü sayıyordun kızım. Unutacaksın ne gördüysen anladın mı beni?!’’ dedi hırsla, sözümü ağzıma tıkamıştı. Öküz.
‘’Oldu pışık,’’ dedim gıcıkça. ‘’Akşam da eve gelip ayaklarını yıkayayım mı? Allah Allah!’’ Kafamı hayret eder gibi sallıyordum. Alayla çıkan sesimi pek umursamadı.
Birden hiddetlenip, ‘’Birini öldürdünüz ve ben gör-‘’ demeye varmadan Yiğit atıldı ve bir eliyle belimden tutarken bir elini de ağzıma kapatmıştı. Koca avucu yüzünden burnumdan da nefes alamıyordum.
‘’Kızım sus diyorum sus be!’’ Diye o da bana hiddetlense de şu an inanılmaz yakındık ve ben onun sert vücudunu kendi bedenimde hissediyordum. Üstelik başım arkamdaki duvara çarpmasın diye belimden öyle bir sıkı sıkıya tutmuştu ki canımın acımasıyla eline doğru boğuk inlemem düşmüştü. Onun duyduğunu hiç sanmıyorum zira bana öfkeyle bakıyordu burnumun dibinde.
‘’Abi resmen görgü tanığı var ya,’’ diye hala isyan eden Mert, bu kez Yusuf’a dönmüştü. Bir tepki versin istediyse de pek karşılığını alamadı zira Yusuf ona kafasını çevirip umursamazca baktı sonra yine camdan dışarıya doğru dönmüştü. Onun bu gamsızlığına gözlerimi devirdim ve Yiğit’in elinin izin verdiği ölçüde konuşmaya başladım. Onları tehdit ediyordum ama sesim boğuk çıktığı için hiçbir şey anlaşılmıyordu.
Yiğit, ‘’Of be kızım sen nerden çıktın şimdi,’’ diye bana isyan eder gibi bakıp söyleniyordu. Ama beni öyle sıkı tutmuştu ki hala ısrarla bırakmıyordu. Ultra sakin kişiliğim yok oluverince Yiğit’in elini ısırdım.
‘’Ah,’’ deyip elini çeken Yiğit, ‘’Vahşi misin kızım ne ısırıyorsun?!’’ diye bana yükselince, ben altta kalır mıyım, bende yükseldim. ‘’Sen niye benim ağzımı kapatıyorsun, nefesimi tıkadın öküz!’’ diye çemkirirken onu da ittiriyordum. Yeniden oksijenle temas edince hafif hafif öksürdüm.
Elimi kaldırıp hepsini özellikle de Yiğit’i tehdit eder gibi salladım işaret parmağımı.
‘’Şikâyet edicem hepinizi,’’ dedim hiddetle. ‘’Korkun benden oğlum. Sizi bitirecek her şey var elimde.’’
‘’Sana neden inansınlar ki?’’ diye sordu Yiğit. Elinin acısı geçmiş olmalıydı şimdi yeniden bana odaklanmış gözlerini dahi kırpmıyordu.
‘’Tek görgü tanığı değilim,’’ dedim. Sırıtıyordum şimdi. Bir an nefesim kesilse de tekrar gücüm geliyordu. Evet, ben şu an onları bitirecek güce sahibim, cesaretin kırılmasın Güneş, tam gaz devam.
‘’Lan başka biri daha mı var?!’’ diye bağırıp iyice deliren tabii ki Mert arkadaşlar. Yusuf hala tepki vermiyor merak etmeyin. Gamsız şey!
‘’Evet,’’ dedim hala sırıtıyorum tabii. ‘’Onu da tanıyorsunuz, Yaren.’’ Cadı kahkahası atıcam da kendimi zor tutuyorum.
‘’Yaren mi?’’ diye fısıldayan Yusuf’tu. Duymuştum. Yandan kafasını bana çevirmiş bize değil de kendi kendine konuşur gibiydi hali. Sonunda dedim. Tepki olmasa da tepkicik gösterdi.
‘’Evet,’’ diye onayladım hemen. ‘’Yarenle beraberdik o gece. Ve sizin fotoğraflarınızı çekti.’’
‘’Bak sen,’’ diyen Yusuf’un dudağının kenarı yukarı kalkınca kaşlarımı çattım. Gülüyor mu yoksa bu gamsız uzun? Yok canım yanlış görmüş olmalıyım.
‘’Niye inanalım kızım sana?’’ diye soran Yiğit kollarını göğsünde bağlamış bana yalan söylüyorsun bakışları atıyordu. Ama çenesi kasılmıştı, seğiriyordu hafiften. Canım tepkilerini saklama benden kaçmıyor işte.
‘’Hemen gösteriyorum tatlım,’’ dedim sevimli bir sesle ama alay kokan cümlelerimle. Telefonu çıkarıyorken ben, Yiğitte kafasını Mert’e çevirmiş, ‘’Tatlım mı dedi lan bana?’’ diye sordu saf bir sesle. Bu hallerine gülesim geliyordu, çocuk gibiydi.
Yine içimden ona şefkatle gülmek istediğimi fark edince kendime hayali bir tokat attım. Telefona odaklandım, gizli dosyaya girip fotoğrafları açtım.
‘’He amına koyım he,’’ diyen Mert, Yiğit’e buna mı takıldın bakışları atıyordu. Küfredişine yüzümü buruşturdum hemen. Yiğit’in bu hallerine şu an gülemiyordu Mert, normalde dalga geçerken şimdi olayın panikliğini yaşıyor olmalıydı. Zaten bir tek Mert yaşıyordu şu paniği nedense. Yusuf her zaman umursamazdı ama bugün gamsızlıkta çığır açtı zannımca. Yiğit ise sabahtan beri niye burnumu soktum diye bana kızma peşindeydi. Ay istediğim tepkiler bunlar değil yahu!
Yiğit boğazını temizledi ve anlık kendini kaybedişini toparlamak ister gibi bana döndü, düz bir şekilde baktı. Ben de telefonun ekranını onlara çevirdim. ‘’Alın size kanıt.’’
Ve fotoğrafları değiştirerek hepsini gösterdim. ‘’Hepsini Yaren çekti,’’ dediğimde Yusuf tekrar bana dönüp baktı. ‘’Yani beyler,’’ deyip hepsine tek tek bakarak devam ettim. ‘’İki görgü tanığınız var.’’
‘’Kendisi yetmemiş bir de ekürisi işin içine girmiş,’’ diye homurdanan Yiğit’e ters ters baktım. Ona sinir olunca ses kaydını göstermeye karar verdim. Sırf daha fazla korksunlar diye.
‘’Daha bitmedi,’’ diyerek ses kaydını açtım. Ortama onların o geceki sesi bomba gibi düştü. Yani en azından ben öyle olmasını umdum diyelim.
‘’Tamam sakin olalım önce, ben halledicem her şeyi.’’
‘’Neyi halledeceksin lan, sıçtık oğlum bittik biz,’’ diye bir hışım konuşan Mert’i sakinleştirmek pek kolay görünmüyordu.
Yusuf, ‘’Lan bir sakin ol panikten n’apacağımızı şaşırdık,’’ diye araya girdi. Sesi söylediğine nazaran oldukça sakin çıkmış ve ne yapacağını bilmiyor olsa da düşünüyor gibiydi.
‘’İlk önce gömeceğiz,’’ dedi Yiğit düz bir sesle. ‘’Cesetten kurtulmalıyız.’’
Ses kaydı durunca hemen atıldım.
‘’Ne de güzel planlar yapıyorsunuz değil mi?’’ derken o gün ne kadar korktuğum zihnime geldi ama günlerdir benim çektiğimde bana yeterdi. Şimdi korkutma sırası bendeydi.
‘’Öldürdüğünüz çocuk nerede?’’ Diye buz gibi bir sesle sordum akabinde.
Yiğit şokla bana baktı yeniden. ‘’Kızım öldürdünüz öldürdünüz deyip durma kimseyi öldürmedik biz,’’ dedi ve kafasını iki yana hızla salladı, kendine gelmek ister gibi.
‘’Ver o telefonu bana.’’ Elini uzatmıştı aynı zamanda.
‘’Oldu canım, bütün suçu da üstlenmemi ister misin bu az oldu sanki,’’ dedim alaylı bir sesle tek kaşımı kaldırmış bakıyordum ona. Telefonu sıkı sıkı tutmuştum.
‘’Güneş uzatma.’’
‘’Olayı ayrıntılarıyla anlatın bende kanıtları size vereyim,’’ dedim ortaya bir anlaşma fikri sunarak.
‘’Bir bu eksikti,’’ diyen Mert hala kaygıyla bakıyordu bana dudaklarını kemirerek.
‘’Ayrıntı mayrıntı yok kızım, sen o telefonu ver bana,’’ diye hala elini uzatan Yiğit’e döndüm tekrar.
Yiğit gözlerini benden asla çekmiyordu ama gözlerinden ne düşündüğünü anlayamıyordum hislerini benden saklıyordu.
‘’Polise giderim,’’ dedim bende. ‘’Buna susamam.’’
‘’Saçmalama Güneş,’’ dedi hemen Yiğit. Sesindeki korkuyu sezmiştim.
‘’Başına bela alacaksın. Ver telefonu bana,’’ diye üsteledi. Göz ucuyla Yusuf’a baktığımda hala umursamazlık paçalarından akıyordu. Bu çocuk gamsız. Kesin bilgi.
‘’Polise gitmemin nesi belaymış anlayamadım,’’ dedim, ben bu konuda haklıyım davalarında.
‘’Vermiyor musun?’’ dedi Yiğit sorudan ziyade sanki benden günah gitti ses tonuyla. Ay bana bir kötü bakıyor sanki kaşındın der gibiydi. Telefonu arkama saklayıp bir adım gerilerken ‘’Vermiyorum işte,’’ diye mızmız çocuklar gibi söylendim.
‘’Lan!’’ diye böğürdü birden. Öküz moduna geçti bu yine. ‘’Bilmediğin şeyler var kızım ver şunu,’’ dedi bastıra bastıra. Ay gözleri bir deli bakıyor bunun. Birden korkudan telefonu göğsümden içeriye soktum.
‘’Asla,’’ dedim, ‘’Sıkıysa al şimdi,’’ diye bir de kafa tutuyordum ki ben harbi yürek yemiştim benim davranışlarımın tıpta bir açıklaması yoktu çünkü.
‘’La havle,’’ çekmeye başlayan Yiğit kafasını göğsümden alamadı birkaç saniye. Sonra ulan diye mırıldanınca kendini zapt etmeye çalıştığını anladım da gözleri bir kararıyordu bu çocuğun. Ayy bir tırsıyorum galiba.
Ben ne olduğunu anlamadan bana doğru atılıp kolumu tutmaya çalışınca çığlığı bastım. Kapıya yakın olduğum için nasıl koştum açtım da çıktım bilmiyorum. Peşimdeydi ve istese beni tutardı ama koridorda insanlar vardı o yüzden sanırım geri adım attı. Ona dönüp dil çıkardım.
‘’Ulan!’’ diyen sesini duyuyordum ardımda ama ben çoktan merdivenlere gelmiştim bile.
Sırıtarak, ‘’Kaç günün hıncını almaz mıyım şimdi senden Yiğit Efendi,’’ diyor ve merdivenleri sese seke iniyordum.