4.Bölüm

1110 Kelimeler
Lana Del Rey & Summertime Sadness "Tabii." Elimi tutarak dansa kalktığında diğer elini çaktırmadan kulağımın arkasına attım saçımı düzeltiyor gibi yaparak. "Siktir! O adam elini mi tuttu onun?!" Ata hiddetle fısıldarken Ömür'ün onun koluna girip sakinleştirdiğini gördüm göz ucuyla. "Sarı sakin ol." "Gümüş görmüyor musun?! Kuzuyu kurda emanet ettik!" "Abart." Ömür'ün gözlerinin devirdiğine emindim. "Bundan daha zor işlerimiz oldu. Hatırlasana az kalsın teca-" "Sus! Bak düşündükçe delleniyorum sus!" Dudaklarım istemsizce kıvrılırken Veziroğlu diğer elini belime atmasıyla bakışlarım yüzünü buldu. İkimiz de maskelerden yüzümüzün yarısını görüyorduk ama gözler... Gözlerimiz. Gözleri. "Neye güldüğünüzü merak ettim madam." İngilizcesi sanki Fransız aksanı gibiydi. Ama az önce Almanca konuşmuyor muydu? Kaç dil biliyordu bilmiyorum ama poligot olduğu kesindi. O an keskin kokusu burnuma doldu. Yutkundum. "Kokunuz... Tanıdık hissettirdi de." Sanki maskesinin arkasından tek kaşını kaldırıp bana bakmış gibi hissediyordum. "Öyle mi? Neyi hatırlattı size?" Hani karnınız kasılır, kalbiniz ağzında atar, avuçlarınızın içi terler ya... Benim bunlar olmadı. Sadece mavi gözlerine baktıkça içime huzur doluyordu. Rahat hissediyor gibiydim. Bunun düşüncesi bile beni rahatsız etse de mavi gözlerine bakamadan edemiyordum. Açık bir mavi değildi daha çok gümüş gibiydi ama çok gümüş ile mavi arasıydı. "Gözlerin... Gözlerin mavi senin." Duraksadığını anladım. Belimdeki baskısı artarken şarkının ritim değiştirmesiyle beni uzatıp döndürdü ardından eliyle çekip bedenine çarparken saçlarım savruldu ve geriye yaslarken üzerime doğru eğildi. Yüzlerimiz arası mesafe bir nefeslikken şarkı yine yükseldi beni doğrultup elimi avucumun içine alarak bedenlerimizi yapıştırarak dans etmeye başladık, bu kez yavaş başlayan ritimimiz hızlanırken gözlerimiz ayrılmıyordu birbirinden. Sanki etraf birden karardı. Üstten beyaz ışık üstümüze yağıyordu. Çenemi kaldırıp yukarıya baktığımda başını bana doğru eğmişti. "Haklıymışsın gözler tanıdıkmış." Biri seslendiğinde istemsizce geri çekildim, o ise ne sesin sahibine döndü ne de gözlerini benden ayırdı. "Lale! Hemen olduğumuz yere gel!" Kulaklığımda Ata'nın sesini aniden duymamla başımı çevirdim ortamı izliyordum. Köşede durduklarını fark ettiğimde çaktırmadan doğal bir tavırla Veziroğlu'na döndüm. "İzninizle." Ancak koluma dokunan eli izin vermedi gitmeme. Duraksayıp önce kolumu tutan ele ardından ona baktım. "Adın ne?" Yutkundum. Merak dolu bakışlarla beni izliyordu. Bir salise bile mimiklerimi kaçırmak istemezcesine. "Şule." Yüzünün donakaldığını hissettim ya da hayal mi görüyordum? "Adım Şule." Kolumu yavaşça çekerken belki de kendi bırakmıştım ağır adımlarla önüme dönüp uzaklaşmaya başladım. Onun beni huşu içinde gidişimi izleyip adımı fısıldamasından bihaber... "Şule..." & Ertesi gün Kale'de işler karışıktı. Başkan Yengeç'in yeni hamlesini öğrendiğinde çılgına dönmüştü. Odasında dört dönüp dururken kapı çalındı. "Gel!" "Efendim sizi toplantı odasına bekliyorlar..." "Geliyorum Esra." Şahinler beş kişiden oluşan Kale'nin en güçlü ekibiydi. En güçlü olması için elinden geleni yapmıştı Başkan. Emeklerinin karşılığını da alıyordu. Emekli olması gereken yaşta hala Kale'deyse sırf Şahinler içindi. Biyolojik çocuğu olmamıştı belki de ama Şahinler onun gözünün parçasıydı. Her birinin başına bir şey gelse canından can kopardı. Bu yüzdendi öfkesi, önceliği. "Evet?!" dedi toplantı odasına bir hışım girerken. Sinirliydi. Yengeç'in kafasına buyruk davranması onu öfkelendirmişti. Ama bu öfke daha çok bir babanın kızına sinirlenme şekli gibiydi. "Neler oluyor o gemide?!" "Başkanım..." Sarı devreye girerken Gümüş de kapıyı peşinden kapattı. "Yengeç bu planın daha uygun olduğunu nedenleriyle anlattı ve bize de mantıklı geldi." "Ve bana danışmadınız?" "Zamanımız yoktu. Hemen bir cevap verilmesi gerekliydi." Döner sandalyeyi çekip oturdu Başkan. "Tüm detaylarıyla anlat Sarı dinliyorum." Sarı diğerleriyle göz göze gelip Başkan'a dönerken anlatmaya başladı. "...durum bu. Bu görevin altından kalkabiliriz." "Bilir diyorsun? Bizim ihtimallere değil kesinlere ihtiyacımız var Arguç!" Ata Arguç, kod adı Sarı. Sarışın mavi gözlü olduğu için adını Atatürk'ten alıyordu. Ona bu ismi veren Başkan'dı. Gerçek ismi Hun'du ama o Ata'yı kullanıyordı. Annesi üvey babası tarafından öldürülünce o da küçük kız kardeşini kurtarmak için üvey babasını öldürmüş çocuk olduğu için af almıştı. Kardeşi Kale'de eğitim alıyordu adı Rüya. "Eminim. Çünkü şimdiden sonuç almaya başladık." Başkan'ın gözleri kısıldı. "Nedir?" "Volcano. İtalyan çetesinin baş lideri, Lucca Stanzio. Anlaşmayı bu şifre ile yapıyor. Gemide sahte bir kumarhane var, sahte diyorum çünkü amaç kumar oynamak değil anlaşma yapmak. Ve bu bir silah anlaşması." Önündeki dosyayı Başkan'a doğru uzattı. "Anlaşma yapılan adam Veziroğlu." Başkan'ın kaşları kalktı. "Güven Veziroğlu?" "Ta kendisi." Sarı bir soluk aldı. "Stanzio'dan çok bu adama ihtiyacımız var çünkü diğer liderlerle de tenas halinde. Ayrıca Yengeç bu konseyin Hükümdarlar Konseyi olduğunu söylüyor. Tabii ki sadece bir tahmin." "Ona baktınız mı?" "Baktık Başkanım." Sözü Gümüş devraldı. Ömür Gürkay. Gözleri lacivert gibiydi ve gümüş gibi parlardı. Bu yüzden kod adı Gümüş. Annesi tarafından küçük yaşta terk edilmiş, babası beş yaşına kadar ona bakmıştı. O da trafik kazasında vefat edince Ömür tek kalmıştı. Annesinden bir abisi vardı. Ceyhun. Ama görüşmüyorlardı. "Gerçekten de olma ihtimali yüksek. Nişancı, IT ile iletişime geçtikten sonra net bir bilgi verecek bize." Başkan düşünceliydi. Oldukça ilerleme kat ettiklerini düşünüyordu. Ancak endişe içini yemeden duramıyordu. Dosyayı kapatıp fırlattı. "Yine de söyleyin o kızıla, başına bela açmasın." Parmağını sallayıp bir hışım odayı terk ederken Ata ve Ömür bakıştılar. "Neyseki fırtına erken dindi..." Ömür gülümsedi. "Sorma." Günün ilerleyen saatlerinde Yengeç, hazırlanmış ilk görevi için katta korumalar eşliğinde yürüyordu. Aldığı mesaja göre Başkan fena sinirlenmiş dikkatli olmasını söylemişti. Nişancı'nın da yanında olması onu rahatlatıyordu. Hoş tehlikede de hissetmiyordu kendisini. "Veziroğlu bekliyor." Adam bozuk türkçesiyle kapıyı açarken kıza dik dik bakıyordu. Lale başını sallayıp içeri girerken şimdi yalnızdı. Dünkü partiden sonra ve bu sabahki ekiple konuşmasından sonra bazı şeylere emin olmuşlar ve yeni bir karara varmışlardı. Hepsi de arkasındaydı. Odanın ortasına doğru ilerledikçe çaktırmadan etrafı izliyordu. Aslında oda demeye bin şahit isterdi oldukça geniş bir kattı. Geçen temizliğe geldiğinde fark edememişti. Ama oda sandığından da büyüktü. Bakışları kuşkuyla kısıldı. Odanın gizli bir bağlantısı olabileceğini düşünüyordu. Yoksa Stanzio'nun bu hamlesi mantıksızdı. "Şule?" Sesin sahibine çevirdi başını hızla. Veziroğlu siyah pantolonu ve içine sıkıştırılmış beyaz gömleği ile oldukça şık duruyordu. Gömleğin ilk iki düğmesi açıktı. Kolların ucunu katlamıştı. Bileğinde saat vardı. Elinde tuttuğu kristal içki bardağını yemek masasının ucuna koyarken sakin adımlarla kıza yaklaştı. Koltuğun kolçağına yan oturup bacağını kırdı. "Hoş geldin." "Buyrun efendim." diye direkt resmi bir giriş yaptığında Güven'in dudağının ucu kıvrıldı. "Efendim demeni istemiyorum." Lale şaşırdı ancak ifadesinden taviz vermeden hızla toparladı başını salladı. "Peki." Nasıl hitap edemeyeceğini kestiremediğinden bu kez hitap eklemedi. "Doğum tarihin nedir?" Lale bakışlarını kısarak Veziroğlu'nun aklından geçenleri okumak istiyordu. Partiden beri bir garipti, bir şeyden mi şüpheleniyordu? "17 Şubat 1999." Bu kez Güven'in bakışları kısıldı. "Doğum yerin?" Lale tepki vermeden izliyordu. Bu işte kesinlikle bir bit yeniği vardı. "Yalova." diyerek gerçek doğum yerini söyledi bu kez. Eğer Şule Diper'in doğum bilgilerini söylerse ispatlaması zor olurdu. En azından kendi kimliğinden sadece adını değiştirip belgeyi sunabilirdi. "Yalova..." "Bir sorun mu var? Neden soruyorsunuz bunları?" İlk kez bir yolcuya yolcu demeye bin şahit isterdi böyle konuşuyordu, müdür görse fırçalaması kaçınılmazdı. Güven başını eğip kalktı kolçaktan. Ellerini cebine koyarak sırtını döndü kadına. İlerleyerek camın önünde durduğunda durgun upuzun mavileri seyretti. Lale onun bu hareketlerine anlam veremezken birden başını çevirdi adamı duyduğunda bu kez yüz ifadesinden taviz veremeden edemedi. "Benim asistanım ol."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE