27. Bölüm

1443 Kelimeler
Olabildiğince kendimi toparladığımda Berke'nin uzun uğraşlarını reddedip onu yanımdan uzaklaştırmış, Alkın'ın evine doğru ilerliyordum. Eve gitmediğini umarak gidiyordum çünkü annesi Ebru teyzeyle konuşmam gerekiyordu. Siteye girdiğimde yavaş adımlarla daha önce birkaç defa geldiğim apartmana ilerledim ve en yukarıdaki zile basıp bacağımı titretmeye başladım. Otomatik kapı açıldığında derin nefes alarak ittirdim ve içeri girip asansöre ilerledim ve en üst katın tuşuna basıp aynaya yaklaştım. Gözlerimin kızarıklığını soğuktan diye yutturabilir miydim pek emin değildim ama deneyecektim. Asansör durup açıldığında olabildiğince yavaş adımlarla koridorda ilerleyip onların kapısına geldim. Kapıyı çaldığımda Ebru teyze neşeli sesiyle geliyorum dedi ve kapıyı açıp bana gülümseyerek baktı. "Hoş geldin canım." Gülümsemeye çalıştım. Hala onun efsane bir kadın olduğunu düşünüyordum ama şu an bunu dile getirecek kadar iyi hissetmiyordum. Ayakkabımı çıkardığım gibi bana kollarını açan kadına sıkıca sarıldım. "Nasılsın Dilacığım? Sanki pek neşen yoktu son haftadır." Benden ayrıldığı gibi yeşille mavi arasında gezinen gözlerini bana dikti. Gözümü kaçırdım. Bacağıma birinin yapışmasıyla bütün ilgim Alya'ya dönmüştü. "Dila gelmiş! Yaşasın!" Hızla ona dönüp sıkıca sarıldım ve saçlarına birkaç öpücük kondurdum. "Oh, çok özlemişim bu güzel kızı." "Daha sık gel o zaman! Hem abimlesin. Benimle de ol!" Cevap veremeyeceğimi hissedim toz pembe elbisesini düzeltip burnuna dokundum. Saçlarını iki at kuyruğu yapmıştı ve çok şirindi. "Hadi Alyacığım, Dila ablanı bırak da içeri geçelim. Sonra da seninle oynar. Ne dersin buna?" Ebru teyze ilgiyle konuştuğunda Alya onaylayarak odasına koşturdu. Ben de yerden kalkıp salonlarına ilerledim. "Bir şey içmek ister misin canım? Dışarısı epey soğuk." "Hiç gerek yok Ebru teyze. Sizinle önemli bir konuda konuşmam gerekiyor." Telaşla yanıma ilerledi ve oturup bana döndü. Ağlamamak için onun yüzüne bakmaktansa parmaklarıma bakmaya başlamıştım. Yüzüğümün olduğu parmağımdaki boşluğu hissettikçe daha da kötü hissediyordum. Her şey hiç bozulmayacak kadar sanmıştım ama sadece iki ergendik işte. "Bir şey mi oldu Alkın'la?" Başımı iki yana salladım. Bir şey demek az kalırdı çünkü. Bir çok şey olmuştu ve benim de suçum vardı çoğu şeyde. "Bir sürü şey oldu. Önce Alkın tiyatroyu öğrenince delirdi. Ben... ilk defa onu böyle kötü gördüm. Resmen gözü dönmüştü, Ebru teyze. Saldırgan bir boğa gibiydi." Duraksayıp gözlerine baktım. Kaşları çatılmış dikkatle beni dinliyordu. "Alkın her zaman sakin bir çocuk olmuştur. Sadece arkadaşları için birkaç kez kavgaya girdiğini gördüm. Yoksa..." Duraksadığında başımla onu onayladım. "Bana kişilik bozukluğunu anlattı. Alp diye bir kişiliğinin olduğunu ve bir anda onun çıktığını anlattı." Ebru teyze elini şakaklarına götürüp gözlerini kapattığında yutkundum. Alkın'ın travmatik nasıl bir olay yaşadığını bilmiyordum ama epey kötü bir şey olmalıydı. "Yine yükseleceğini tahmin etmemiştim. Yine çok boşladım oğlumu. Yine zor zamanlarda yalnız bıraktım." Hızla elini tuttuğumda sulanmaya başlayan gözlerini bana dikti. "Senin bir suçun yoktu Ebru teyze. Her şeyi ben yaptım. O... o okulun ilk gününde bana aşık olmasaydı tekrar bununla uğraşmayacaktınız." "Aşkıyla bunun bir alakası yok Dila." Hızla başımı salladım ve kapalı televizyona gözlerimi diktim. "Alkın bunu bana söyledi Ebru teyze. O gün yeni bir karakteriyleymiş. İyileşmek istemiyor benden vazgeçmemek için. Yani... artık istiyor ama. Lütfen... lütfen tedavi olsun." Akmaya başlayan yaşlarımı umursamayıp ona baktım. "Lütfen iyileşsin. Ona son zamanlarda çok kötülük yaptım. Beni unutsun. Daha iyi birini hak ediyor. Onu düşünmeden diğer insanların mutlu olmasını istedim ve hatalıydım. Lütfen iyileşsin." Ebru teyze elini elimden kurtarıp yanağıma götürdü ve okşadı. Gözlerimi kapattığımda yanağımdan sıcak göz yaşlarım akıyordu. "İyileşmesi beklendiği gibi kolay olmuyor canım. Bir süre çevresinden uzak durmasını tavsiye ediyorlar. Yani... yine başka bir yere gidebilir." Gözlerimi araladığımda başımı iki yana salladım. Sorun bendim zaten. Ben gidersem o burada kalabilirdi. "Ben giderim, o kalsın." "Bu öyle bir şey değil, canım. Herkesten uzaklaşması gerek. Dila, Alkın'ın ne yaşadığını anlatmam gerekiyor sanırım sana." Elini yanağımdan çektiğinde onu öylece izliyordum. "O çok küçükken genelde babaannesine bırakırdık onu. Onu çok sevsek de işimiz vardı. İşten sonra onunla epey ilgilenirdik. Sorun ilgi eksikliği değildi zaten. Bir gün değişiklik olsun diye babasıyla iş için başka şehire gitmesine izin verdim. Zaten yazdı ve okuldan kalamazdı. Babası, pek ilgili bir baba sayılmazdı ama onu sevdiğini biliyordum." Duraksadığında kaşlarımı havaya kaldırdım. "Faruk amca babası değil mi?" Soruma cevap vermeden anlatmaya devam etti. "Babasıyla seyehati güzel geçti sanıyordum. Eve geldiğinde epey sessizdi. Ne benimle ne de babasıyla doğru düzgün konuşmuyordu. Babasına sorduğumda çocuk işte deyip geçiştiriyordu beni. Biliyorsun ben psikoloji dersi almış bir insanım. Alkın'la bir şekilde konuşmaya çalıştım ve bana olanları anlattı." Gözlerini kuruladığında duyacaklarımın kötülüğü ile kıpırdandım. "Alkın, otelde kalacaklarını sanıyormuş ama orada da bir evi varmış. Ev, çok güzel bir evmiş ve bir kadın da varmış. Çocuk işte başta anlamasa da babasıyla o kadını yanlış bir şekilde görmüş. Babası da anlatmaması için onu korkutunca çocuk o travmayla birkaç hafta konuşmadı kimseyle. Sonra ağlayarak ayrılmamızı istemediğini ama babasına çok kızdığını anlattı bana." Elimi yüzüme getirdim. Demek o yüzden bu kadar takıntılıydı aldatma konusuna diye kendime açıklama yaparken kusacak gibi oluyordum. "Babasıyla ayrıldık. Alkın başta çok sinirli bir çocuk oldu. Her şeyi yıkıp geçen, her şeyden nefret eden bir çocuk oldu. Bazen sakinleşiyor ama sonradan tekrar sinirli haline bürünüyordu. Travmalardan oluşan çoklu kişilik bozukluğu teşhisi koyuldu. Başta psikolog eşliğinde tedaviye başladı. Sakinleşiyordu ama eski neşeli çocuk değildi. O sıra Berke'yle tanıştı. O da psikologa gidiyordu. İkisi de tedavi olmak için yatmak zorunda kaldılar. Sonra Alkın iyileşti bir şekilde. Atlattı sanmıştım ama tedavilere devam etmesi gerekiyordu belki de." Derin bir nefes alıp duyduklarımı sindirmeye çalıştım ama epey ağırdı. "İyileştiğinde yeni bir yaşam yarattım onun için. Her şey mükemmeldi. İkimiz güzel bir aile olmuştuk ama ben Faruk, yani Alya'nın babasına aşık oldum. Alkın büyümüştü ve bunu olgunlukla karşıladı. Beklediğim hiçbir tepkiyi vermedi. Faruk ve ailesi de ona karşı çok iyi oldular. Hiç ayırmadılar Alya'yla onu. Hatta sizin evin karşısındaki Faruk'un annesi ama Alkın'ı kendi torunu gibi sever. Çünkü hiç erkek torunu olmamış. Neyse, bir yıl geçtiğinde Alya'ya hamile kaldım. Alkın'ın sinirleneceğini düşünsem de neşeyle kardeşini bekledi. Alya'yı gram kıskanmadı. Ben de iyileşti diye düşündüm. Babasıyla hiç iletişime geçmedi ayrıldığımızdan sonra." Anlayışla başımı salladım. Onun için iyiydi. Babası gibi seviyordu Faruk amcayı. Ona gerçek bir aile olmuşlardı zaten. "Tek istediğim tam anlamıyla iyileşmesi Ebru teyze. Ben onu çok kırdım. Araştırmama göre farklı kişilikteyken olanları hatırlamıyormuş. Lütfen, iyileşsin." "Merak etme canım. İyileşek. Sen çok iyi bir kızsın Dila. Ne hata yaparsan yap iyilik için yapmışsındır. Sakın kendini hırpalama." "Umarım," diye mırıldandım. Daha fazla burada duramayacağımı anlayıp kalktığımda Ebru teyze de kalktı. Kapıya doğru ilerlerken Alya koşturarak yanıma geldi. "Ama oyun oynamadık! Dila lütfen!" Bacağıma yapışırken saçını okşayıp eğilerek ona sıkıca sarıldım. "Sana veda etmem gerekiyor miniğim." Anlamayacağını bilsem de o güzel yanaklarından öpüp veda etmek istiyordum. "Neden? Anne yoksa abimle başka yere mi gidiyorlar?" Alya telaşla kollarımdan ayrılırken Ebru teyzenin cevap vermesine izin vermeden onu kendime çektim ve dolan gözlerimi onun mavişlerine diktim. "Hayır miniğim. Bundan sonra fazla görüşemeyeceğiz çünkü abinle ayrıldık." Alya kaşlarını kaldırıp annesine baktı. "Yani abimle ayrı eve gitmeyecek mi? Artık abimle konuşmayacak mı?" Ebru teyze de eğilerek Alya'yı kucağına aldı. "Dila ablanı çok sevdiğini biliyorum bebeğim ama evet öyle olacak. Tabii ki görüşeceksiniz ama abinle, Dila ablan sevgili olmayacak. Anlayabiliyor musun canım?" Alya başını sallarken annesinden ayrılıp boynuma sıkıca sarıldı. "Doğum günüme gel ama!" Saçından öpüp göz yaşlarımı geri döndürmeye çalıştım. Daha fazla burada kalamazdım çünkü ağlayacaktım. Alya'dan ayrıldım ve yanaklarını öpüp Evru teyzeye sarılarak vedalaştım. Asansöre bindiğimde akan yaşlarımı kurulamaya yeltenmedim bile. Zaten uzun süre akacaklardı. Asansör aşağı doğru inerken olanları düşünüyordum. Alkın benden tümden mi gitmişti yoksa sadece sinirlendiği için Alp mi olmuştu anlamıyordum ve anlamayacaktım da. Asansör açıldığında karşımda Alkın'ı görmemle gözlerimi kaçırdım. Ondan, daha doğrusu Alp kişiliğinden korkuyordum. Şu an hangisiydi gram bilmesem de bana laf atmadan yanından geçip gitmek istiyordum. Ona bakmadan asansörden çıkmaya çalıştığımda elini asansöre doğru yasladı ve koluyla yolumu kapattı. Yutkundum, zorla yüzüne baktıracaktı işte. Belki de sonrasında Alp'lik yapıp canımı yakacak sözler söylecekti canım yanarken. Çekinerek gözlerine baktığımda kızarmış gözleriyle karşılaştım. Onun acısı bile beni acıtıyordu. Sanki hislerimiz bağlanmış gibiydi. Alkın bir anda dudağıma yapıştığında tökezleyerek koluna tutundum. Ne olduğunu kavrayamayarak dudaklarını hissetmeye çalıştım. Birkaç saniye ayrılıp konuştu. "Bu hastalıktan kurtulacağım. Seni kırdığım her saniye için özür dilerim. Veda öpücüğü almama izin verir misin?" Başımla onu onayladığımda dudağıma yapıştı ve ben istemeden arkadaki aynaya doğru tökezledim. Veda olduğu için miydi bilmiyordum ama öpüşü beni allak bullak edebilecek bir cinsteydi. Elleri belimi okşarken arkadan öksürük sesi gelmesiyle hızla benden ayrılıp benim gibi sırtını aynaya yasladı. Sarı saçları yüzüne düşmüştü. Karşımızda yaşlı bir amca çıkmasıyla morararak asansörden inmeye çalıştım ama Alkın durdurdu. "Bunlar ne olursa olsun sende kalmalı. Beni sevdiğin için teşekkürler, Yıldız Tozu." Avucuma yüzükle birlikte bilekliği bıraktığında ona son defa sarılıp hızla asansörden ayrıldım. Kafam karışıktı. Kişilik bozukluğu beni cidden yoruyordu. Dudakları sanki hala dudağımda gibi hissediyordum. Onun hastalığı beni de dengesiz yaparken onunla beraber yeni bir karaktere bürünmem gerektiğini biliyordum. Büyük ihtimal bir dahaki karşılaşmamızda beni sevmeyecekti bu yüzden benim de onun aşkını, bizim aşkımızı bir kenara bırakıp hayatıma devam etmem gerekiyordu. Ama... dudağıma bıraktığı son öpücüğü nasıl silecektim ki?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE