Berke'den;
Üzerimde emanet gibi duran takım elbisesine gözümü devirerek baktım. Bu saçma yemeği kabul ederek büyük bir hata yaptığımı fark etmem uzun sürmemişti ama bu üzerimde garip bir aile çocuğu takımı gibi duran takımı giyeceğimi hayal etmemiştim.
"Çok yakışıklı olmuş benim oğlum." Yengem, omzuma birkaç defa vurup bana sıkıca sarıldığında tek yaptığım duygusuzca bakmak oldu.
Sarılmasına karşılık vermediğimi fark edince çekilerek sulanmaya hazır gözlerini kaçırıp amcamın yanına ilerledi. Ben de koltuğun üzerine bıraktığım kalın paltomu üzerime geçirip kapıya ilerledim.
Ayda bir yapılan geniş aile yemeklerine yıllardır katılmıyordum ve halimden epey memnundum. Orada fazlalık gibi durmayı sevmezdim. Hepsi fazla yapmacıktı. Sanki birbirlerini önemsiyormuş gibi konuşup aslında birbirlerine çelme takıyorlardı. Çoğu beni sevmezdi. Hislerimiz karşılıklıydı zaten.
Amcamın siyah BMW'sine binip ağzımı bile açmadan telefonumla uğraştım. Butün yemek boyunca gerekmedikçe konuşmayacaktım.
Büyük müstakil bir evin önünde durduğumuzda hızla arabadan çıkıp karşımdaki eve baktım. Gelmeyeli bir bok değişmemişti.
Amcamları beklemeden evin bahçesindeki beyaz minik tahta kapıyı açıp taşlı yolu takip ederek evin çelik kapısına gelip zile sertçe basıp elimi yumruk yaptım. En son ne zaman karşılaştık bilmiyordum bile. Aslında umrumda da değillerdi. Aynı şey onlar için geçerliyken bir de onlar için aklımı dolduramazdım.
Amcamlar yanıma geldi. Yengem destek olmak amacıyla koluma girdiğinde tepkisizdim. Desteğe falan ihtiyacım yoktu. Akıllarını kullanıp buraya gelmek istemediğimi anlasalardı hiç bunlara gerek kalmayacaktı.
Kapıyı Berkant'ın annesi açtığında konuşmasına izin vermeden içeri dalıp yanından geçip gittim.
"Berke! Selamlaşmayacak mıyız?"
Arkamdan seslendiğinde paltomun cebine ellerimi yerleştirip topuğumun üzerinde dönüp başımı biraz eğerek ona baktım. "Beni sokağa atan insanlarla selamlaşmam. Yemeğimi zıkkımlanıp siktirip gideceğim evinizden."
Tekrar topuğumun üzerinde dönüp paltomu üzerimden çıkarttığım gibi kenarda duran portmantoya doğru fırlatıp ceketimi düzelterek salona doğru ilerledim. Arkamdan konuştuklarını duysam da pek umrumda sayılmazdı.
Salonda, adlarını bile hatırlamadığım kalabalık zehirli insanlarla karşılaştığımda umursamayıp mutfağa doğru ilerledim.
Telefonum titremeye başladığında boğazıma yapışmış kravatı çekeleyip siyah kumaş pantolonumun cebinden telefonumu çıkartıp arayan kişiye baktım. Dila'ydı. Şaşırmamıştım nedensizce.
"Efendim bücür?" Normalde olsa onu terslerdim ama şu an zaten boktan zamanlar geçiriyordu bir de ben ona kötü davranırsam kafayı yerdi kesin.
"Neredesin? Konuşabilir miyiz?" Kenarda duran sürahiye uzanıp boştaki bardağa su doldururken sıkıntıyla üfledim.
"Şu an meşgulüm bücür. Birkaç saat sonra olsa olmaz mı?"
Bardağı dudağıma götürüp sudan bir yudum aldığımda telaşla konuşmaya başladı. "Ah Berke çok üzgünümm ay kapa kapa sen. Çok önemli bir şey değildi zaten. Kapa kapa."
Kızlarla olduğumu sanıyordu. Ondan ya da bizimkilerden kaçmak istediğimde kızlarlayım diye yalan söylemem pek etik değildi ama onların gözünde ailesi boktan olan ve kimseye güvenmeyen korkak bir çocuk olmak istemiyordum. Güçlü ve acımasız duran biri olarak kalmak daha cazip geliyordu bu yüzden ona bu saçma ortamı anlatmayacaktım.
"Birkaç saate gelirim. Ağlayıp durma sakın. Ağlayan kızları teselli edemem."
"Ağlamıyorum ya! Ne ağlayacağım? Alt tarafı her şey kafam kadar karışıkmış ne olacak ki canım? Hadi neyse görüşürüz yeşilli!"
"Gö-" Cümlemi bitiremeden telefonu suratıma kapattığında telefona bakıp istesizce başımı iki yana salladım. Şapşaldı ama garip bir şapşallıktı bu.
"Küçük kardeşim aşık mı olmuş? Kesin kız sana aşık olmaz. Kim seni sevsin ki?"
Berkant'ın neşeli sesi mutfak kapısının oradan gelirken elimdeki barağı bırakıp ona cevap vermemeye özen göstererek kapıya doğru ilerledim ama kaşınıyordu her zamanki gibi.
"Ne o abine aşkını anlatmayacak mısın yoksa? Aşık olması için tavsiye verebilirim ama sende işe yarar mı bilmem."
Kesinlikle çok eğleniyordu. Avucumun içi kaşınırken sırıtıp ona baktım. "Beni bu kadar kıskandığını belli etme."
Yaslandığı kapı eşiğinden doğrulup önümde dikildi. "Neyini kıskanacağım ki senin? Ailesi bile sevmeyen velet ben değilim, sensin. Halimden memnunum."
Başımı iki yana sallayıp güldüm. Artık sözleri acıdan çok bıkkınlık getiriyordu. Aynı cümleleri yıllardır duyunca insan sıkılıyordu ne de olsa.
"Neden kıskanıyorsun biliyor musun? Hani yıllardır uğraştığın o olay var ya, işte ben kılımı bile kıpırdatmadan onu kazandım diye kıskanıyorsun. Senin ailen olabilir ama arkadaşın yok. Hepsi puşt. Tipim de senden iyi. Tek eksiğim aile ki o da sikimde değil."
Yanından geçip giderken şaşkınca sordu. "Sen... sen mi kazandın?"
"Hem de kılımı bile kıpırdatmadan."
Onu kudurmasıyla yalnız bırakıp salona ilerledim ve en sevdiğim canım ailemi umursamayıp boştaki tekli koltuğa kuruldum.
"Berke ne kadar da büyümüşsün. Küçükken de çok yakışıklıydın, şimdi daha da yakışıklı olmuşsun." Berkant'ın babaannesi hayretle beni izlerken gözümü devirdim.
"Fark etmene sevindim say."
Hepsi sert çıkışmamı anlayamıyordu. Bir avuç okumuş geri zekâlıyla oturmak mükemmel bir aktiviteydi. Keşke şu an Bartu ile otursaydım. O bile bunlardan daha iyiydi.
"Berke bize neden böyle davranıyorsun? Biz seni seviyoruz." Yanımdaki tekli koltukta oturan Berkant'ın anneannesine bakıp güldüm.
"Sevginizi 18 yıldır gösterip beni el üstünde tuttuğunuz için, en sevdiğiniz torununuz olduğum için kendimi o kadar şanslı hissediyorum ki anlatamam. Gelip bunca yıl beni yetimhaneye vermeyi planlayan insanlara oturup medeni konuşma yapmamı isterseniz o sizin geri zekâlılığınız. Amcamla sikik bir anlaşma yapmasak hayatta bu eve adımımı atmam."
Hepsi sessiz kalırken gülüp üzerimde emanet gibi duran takımımın ceketini çıkarıp kenara fırlattım. Çevremdeki insanları tek tek inceliyordum. Çoğunun yüzünü bile ilk defa görüyordum. Karşımda, birkaç tane benim yaşlarımda kızlar vardı. Büyük ihtimal hatırlamadığım birkaç akrabağımın kızıydılar. Pek umursamadan telefonuma döndüm. Onlar da garip bir muhabbeti sürdürmeye çalıştı.
Sıkıntıyla telefonumu kapatıp arka bahçeye çıkmak için ceketimi aldım ve kimseye hesap vermeden ilerleyip arka bahçeye çıkıp derin bir nefes aldım. Soğuk hava ciğerlerime dolarken ayılıyormuş gibi hissediyordum.
"Görmeyeli çok değişmişsin." Yanıma gelen sarışın kızı umursamayıp gökyüzüne baktım. Hafiften kar yağıyordu bu yüzden gökyüzünde sadece bulutlar vardı.
"Berke. Ben her şey için üzgünüm. Yıllar önce seninle verdiğimiz sözü tutamadım. Özür dilerim."
Cebimden sigara paketimi çıkarıp ona baktım. Sarışın kız yavaştan yavaştan aklıma birini getiriyordu ama pek hatırlayamıyordum.
"Siktir et. Hatırlamıyorum bile."
"Hatırlamaman normal çok küçüktük. Ben Beliz. Hani seninle ileride beraber kaçıp başka bir şehirde yaşamayı düşünüyorduk, hatta hangimizin ne meslek yapacağını bile seçmiştik. Sen polis olacaktın ben de hemşire. Yaşayıp gidecektik öyle."
Aklıma gelirken sigaramı yakıp derin bir nefes alarak konuştum. "Çocukluk saçmalığıymış. Küçükken bana aşık olduğunu söyleyen sendin. Ben de o zaman salak olduğum için seni böyle kandırmıştım işte."
Beliz, teyzemin kocasının arkabasıydı. Aramızda bir akrabalık olmadığı için küçükken bana aşık olması normal geliyordu.
"Beni kandırdığını biliyordum. Seninle iletişime geçmeye çalıştım ama hastaneye yatmışsın sanırım. Bir daha da seni hiç görmedim."
Sigaramdan derin bir nefes daha alıp dumanı dışarı saldım ve ona baktım. Merakla beni izliyordu.
"Genelde benimle uğraşamadıkları zaman deli hastanesine falan yatırırlardı. Beni görmemen iyi olmuş."
"Olanlar için gerçekten üzgünüm Berke. Küçükken bu kadar sorunun olduğunu bilmiyordum. Daha doğrusu anlamıyordum. Sana yardım etmek isterdim. Keşke o zamana dönebilsek."
Başımı iki yana sallayıp birkaç defa sigarama vurup küllerin yere düşmesine izin verip son defa içime çektim ve duvara bastırıp söndürdüm.
"O zamana dönmek falan istemiyorum. Şu an iyiyim. Hayatımda iyi insanlar var. Gerisini de siktir ediyorum zaten."
Beliz, başını onaylarcasına salladı ve gülümsedi. "Yıllardır hiç değişmemişsin neredeyse. Ama sanki seni iyi yapan bir şeyler olmuş gibi."
Hınzır bir gülüşle bana bakarken kaşlarımı kaldırdım. "Bu seni ilgilendirmez."
"Berke aşık olmuş! Ayy!" Bağırırken gözümü devirip onu orada bırakarak içeri girdim ve yemeğe oturmak üzere olan canım aileme yetişip masaya oturdum.
Gariptir ki Berkant bir daha bana laf atmadı. Hatta epey sessizdi ki bu hala dediklerimi hazmedemediğini gösteriyordu. Benim için hiç önemli olmayan bir olay onu yıkmıştı ve bu beni iyi hissettirmişti nedensizce.
Yemek bittiği gibi kimseye bir açıklama yapmadan paltomu alıp evden çıktım. Şimdi bir bücürün yanına gitmem gerekiyordu ama önce bu rezil halimden kurtulmam gerekiyordu. Yoksa bunu ona açıklayamazdım ki o çok meraklı bir bücürdü.
Ve ben istemsizce bu halini bile seviyordum...