3. Bölüm

1389 Kelimeler
Yatağımın ortasına oturmuş zorla Türkçe testi çözerken daha ilk sorudan elenmiş olmamı şu an önemseyemiyordum çünkü tam karşımda duran hat sinirimi bozuyordu. "Bakma öyle, sevgilisi var yani seni nasıl verebilirim ki?" Tekrar hayat hikayemden uzun paragrafı okumaya döndüm ama hattan bir cevap gelmesiyle kafamı tekrar ona çevirdim. "Ya bir anda sevgilisi çıkması benim suçum mu? Dikkatimi dağıtıyorsunuz hat bey susun." Yatağın ortasında duran test kitabımı alıp emekleyerek yatak başlığıma ilerledim ve yaslanıp dizlerimin üzerine test kitabını yerleştirdim. Bir şekilde hatla olan ilgimi kesmiştim ama hattın sesi gitmiyordu ne yazık ki. Soruyu üçüncüye başa sardığımda böyle olmayacağını anlayıp hattı karşıma aldım ve ciddi bir konuşmaya girdim. "Seninle ne halt yiyeceğim bilmiyorum. Hemen bırakabilirim ama minnak kalbim bırakma, git araştır gerekirse ayır onları diyor. Sen ne diyorsun kız?" Hat cevap vermezken kapım aniden açıldı ve içeri annem girdi. "Kimle konuşuyorsun kız?" Annem elimde telefonu göremeyince kaşlarını havaya kaldırdı. Ben de üstün yeteneklerimle ona yalan söylemeye çalıştım. Başardım mı? Tabii ki hayır canım. Benden ne bekliyorsunuz ki? "Artık telefon olmadan da konuşulabiliyor hatla anne. Bak dinle." Annem ciddi ciddi dinlerken hiçbir ses gelmezken gözünü devirip yerdeki tişörtümü alırken söylendi. "Bu kız ilaçları içince iyice delirdi. Kafa kalmadı bu kızda valla. Ne evi toplar, ne kendi odasını. Kocan seni düğünden sonra bize geri postalar kesin. Değil mi Cengiz?" Annem son anda babama seslenirken banyoda dişlerini fırçalayan babam glu glu tarzı sesler çıkarttı. Annem bunu onaylama olarak algılarken minik kalbimin binlerce parçaya ayrıldığını dudağımı bükerek gösterdim. Ama annem hala odadaki dağınıklıklara söylenip duruyordu. Ah bir de evde kaldığımı. Şu an parmağımdaki yüzüğü gözüne sokasım geldi ama nazar falan değer diye yapmadım. "Bu odayı haftasonu toplu görmezsem ben de senin gibi kendi kendime söyleneceğim ama sana bütün evi temizleteceğim. Hadi iyi geceler kuzum." Ani ruh değişimine garip garip baktım. Annem acayip ikizler burcuydu ve bunu en ağır şekilde yaşıyordu. Alkın'dan bile fazla yaşıyordu. Hatta doğru oflayıp komidinin üzerine koydum ve çocuk azarlarmış gibi azarladım. "Hat bey sizin yüzünüzden haftasonunda büyük bir operasyona girişmem gerek. İnşallah bir işe yararsın. Hadi iyi geceler." Test kitabımı alıp masama yerleştirdim ve ışığı kapatıp üzerime bir şey geçirerek balkona çıktım. Hava bu gece epey soğuktu ama aklımı çalıştırmam gerekiyordu yani buna ihtiyacım vardı. İşte o an Alkın'ı aramak istedim. Saat daha çok geç olmamıştı bu yüzden hemen aradım. "Alo ben abimin sekreteri." Alya'nın minnak sesi kulağıma dolarken üzerime geçirdiğim hırkanın cebine bir elimi yerleştirip güldüm. "Ne güzel bir sekretermiş öyle." "Dila! Biz de tam sizi konuşuyorduk. Annem, abimi azarlıyor. Beni de oyunla kandırmaya çalıştılar." Alya gibi zeki bir kızı telefon oyunuyla kandırmaya çalışan Ay ailesi aklından istiyorum şu an. "Annen neden azarlıyormuş Alkın'ı biliyor musun, Alyacığım?" Alya'dan tıkırtılar gelirken arkadan gelen seslerin uzaklaştığını duyuyordum. Ardından sessiz bir yere geçti ve sesini iyice azalttı. Bu kız efsaneydi. "Abim hemen evlenmek istiyormuş. Annem de okul bitmeden olmaz diye azarlıyor. Abimi evden alacak ve size mi yollayacağız? Abimi vermem ben!" Öylece kalırken soğuk fazla mı vurdu bilmiyorum ama öksürmeye başladım. Alkın'ın hemen evlenmek istemediğini düşünmüştüm ama bir anda fikrini değiştirmişe benziyordu ki bu hız beni korkutmadı değil. "Alyacığım abini evime aldığım falan yok. Hala senin abin olacak ama artık sizinle yaşamayacak, biraz daha az göreceksin. Tabii ki bu ileride olacak kuzum. Yani hemen Alkın gitmeyecek. Sakın korkma tamam mı?" Sessizce dinlerken arkadan bir ses geldi. Alkın'ın sesiydi bu ve epey sinirli çıkıyordu sanki. Alya cevap veremeden telefonu aldı ve bana cevap verdi. "Ne konuştunuz?" Sesindeki gerginlik bana geçerken kekeleyerek hiçbir şey demeye çalıştım ama bir kere olsun doğru düzgün yalan söyleyemediğim için Alkın anladı. "Ne konuştunuz, Dila? Anlattı mı?" "Evet anlattı ama neden hemen evlenme isteğini önce benimle değil de evdekilerle konuştuğunu öğrenebilir miyim? Yani eğer benimle evlenmeyi düşünüyorsan." Alkın'ın saçını karıştırdığını görmesem de biliyordum. Her zaman böyle yapardı. Merakla cevabını bekledim. "Konusu açıldı ve ben de hemen evlenmek istediğimi söyledim. Seni seviyorum ve seninle bunu konuşacaktım tabii reşit olduğumuzda." "Alkın bu ciddi bir karar farkında mısın? Reşit olunca her şey bitmiş olmayacak. Bir ev tutmamız ve bir sürü borca girmemiz gerekecek. Onları ödemek için işe girmemiz gerekecek ve üniversiteye girmek istiyoruz. Peki ya farklı şehirlerde olursak? Nasıl yaparız?" Mantıklı bir şekilde açıkladım. Daha çok gençtik ve bir anlık bir hevesle ilerisi için kötü bir şey yapmak istemiyordum. Evlilik güzel ve kutsaldı bunda sorun yoktu ama ben evlilikten anlamazdım ki. O sorumluluğa giremezdim. En azından şimdi. Hadi ama daha az önce deli gibi hatla konuşuyordum ve birkaç gündür ara yapan görücü teyzeye dönmüştüm. Evlilik ciddiyetim yoktu. Alkın derin bir nefes aldı. Dediklerimin mantıklı olduğunu biliyordum. Bir anda gelen bir arzu olabilirdi ki onu suçlayamazdım. Beni seviyordu, ben de onu seviyordum. Evlenmemiz için bir sorun gözükmüyordu. O böyle bakıyordu. "Aslında haklısın, Yıldız Tozu. Ama aynı şehiri kazanırsak bari aynı evde kalalım." Gülümsedim. Bunun altında pislik bir şey olduğunu düşünmüyordum. "O zaman gelince bakarız, Okyanus. Şimdi ben yatmadan önce sesini duyduğuma göre güzelce uyuyabilirim." Alkın güldü ve seslendi. "İyi geceler, Yıldız Tozu." "İyi geceler, Okyanus." Telefonu kapattım ve içeri girip yatağıma yattım. Alkın'ın evlenme isteğini mi düşünsem yoksa bu hatla ne yapacağımı mı düşünsem kararsız kalırken en iyisi stalk yapmak diye düşünüp telefonumu aldım. Gözüme parlaklığı fazla gelirken hemen kıstım ve yatakta sağa dönüp Lara'nın adını arattım. En son hikayesinde sevgilisiyle bir video atmıştı ve çocuğa bakarken çocuk onu öpüyordu. "Ama neden ya? Nasıl sevgili olabilirsiniz siz?" Çocuğun hesabına girdim. Neyse ki hesabı açıktı da bir de takip kabulü beklemeyecektim. Ekrana buruk buruk baktım. Nasıl da bakmış insafsız. Keşke bir şekilde Berke'ye aşık olsa da aralarını yapmak kolaylaşsa. Telefonu kapatıp hatta son defa baktım. Bir süre bende kalacaktı. Bu oyun benim için de iyi değildi. Hadi ama kim sıra arkadaşını bu şekilde kandırmak isterdi ki? Lara ile yapamasam da olmadı ona aşık bir kıza verirdim hattı. Ama bir süre bende kalması gerekecekti. O kızı bulana kadar. Lara'yı unutturmazdı ama yeni bir defter açtırabilirdi. "Bir süre daha yanımdasın hatçık. Üzgünüm." Gülümsedim ve gözümü kapatırken herkes için dua ettim. Herkes mutlu olsun, kimsenin canı yanmasın diye. Suç işlemiş gibi Ahmet hocanın önünde dikilirken o bizi inceliyordu. Sadece uyukluyordum ve bir anda beni ve Alkın'ı çağırdı. Acaba hangi günaha girdik diye düşünürken Ahmet hocanın gözlüğüne dikkat kesildim. Neden bir sapı yoktu acaba? Yoksa cidden kafayı yediğim doğru muydu? "Sizden yüzer tane günahlarla alakalı ayet istiyorum." Neden biz diye soracaktım ama bunun bir şekilde Alkın'ın annesi olan canım Ebru hocacığıma kayacağını hissettiğim için gerginlik olmasın diye gülümseyerek onayladım. Yavaşça yerimize ilerlerken Alkın'ın 'neden biz amına koyayım' diye mırıldandığını duyabiliyordum. İstemsizce kıkırdayıp uyuyan yeşillinin yanına geçtim. Bu da hep uyuyor he. Ahmet hoca işim var diyip sınıfı terk edince herkes gürültü çıkarmaya, sınıfı yıkmaya falan çalıştılar işte. Normal olmayan bir sınıf gibi garip şeyler yaptılar anlayacağınız. Alkın yerinden kalkıp benim sırama geldi ve masamın üzerine oturdu. Şu an uyuyan Berke ikimizin de pek umrunda sayılmazdı. "Okul çıkışı kütüphanede falan mı yazsak yoksa bize mi gelsen?" Berke, Alkın'ın sesini duyunca 'ııığh' tarzı bir ses çıkartıp kulaklarını daha çok kapattı. Zaten sınıfta yer yerinden oynuyorken Berke epey zor uyuyacak gibiydi. Dirseğimi Alkın'ın bacağına yasladım ve avucumun içine çenemi yerleştirip alttan alttan ona baktım. Onlara gitme fikri pek iyi bir fikir gelmemişti gözüme. "Okul kütüphanesinde yapabiliriz." Berke tekrar aynı sesi çıkarırken Alkın'la ikimiz birbirimize sinsi bir şekilde baktık. Bu kesinlikle yaramazlık yapacağımızın işaretiydi. "Üçe kadar sayalım." Kafamı Alkın'ın kafasına yaklaştırıp mırıldandım. Başıyla beni onaylarken yanağıma burnu değmesi ile gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım ve Berke'ye döndüm. Bütün yıl seni uyutacağımı mı sandın yeşilli? Parmağımla üçe kadar sayım yaptığımızda ikimizde bağırdık. "Berke!" Berke şok içinde sıçradı ve kafasını kaldırıp bize baktı. Yüzündeki ani uyanmadan oluşan garip bakışla gözünü açmaya çalışıyordu. Yattığı sıranın üzerindeki şekiller yüzüne geçerken kesinlikle minik bir çocuk gibi görünüyordu. "Amınıza koyayım. Çatlak mısınız siz?" Tekrar kafasını koyarken biz Alkın'la birbirimize bakıp gülüyorduk. Ayağımla Berke'nin ayağını dürttüm. Sinirle bir gözünü açıp bana baktı. "Hep uyuyacak mısın ya? Kalk biraz kız falan düşür ya çok sıkıcı oldun." Berke gözünü devirdi ve tekrar gözlerini kapattı. Bu sefer Alkın, Berke'nin saçını çekeledi gibi bir şey. "Siktirin gidin şurdan." "Hadi ama yeşilli. Sen de katıl bize." "Delilerin arasında kalmak gibi bir amacım yok. Gidip uyuyacağım siz ne bok yerseniz yeyin." Ceketini alıp arkadaki boş sıraya ilerlerken arkasından seslendim. "Yine gel yeşilli!" Büyük ihtimal bana deli derken Alkın'a dönüp güldüm. "Biz ne efsaneyiz ya. Resmen birbirimize bakıp ne yapacağımızı anladık." Alkın burnuma dokundu ve gülümseyerek konuştu. "Ee, boşuna birleşip yıldız oluşacağız demedim ya." Gülümseyerek onu onayladım. Çok doğru söylemiş valla. Takdir ettim. Her zamanki gibi birbirimizi anlamıştık.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE