Alevler beni kovalıyordu. Sıradan bir alev değildi bunlar, insan silüetinde çığlık atarak beni kovalayan alevlerdi. Terliyordum, bağırmaya çalışıyordum ama sesim çıkmıyordu. Dudaklarım birbirine kenetlenmişti. Koşmak için tüm vücudumu zorluyordum ama ilerleyemiyordum.
Sonra bir anda tüm görüntü değişti. Evimde, odamda yatağımın içindeydim. İçeriden sesler geliyordu. Yavaşça kalkıp salona doğru ilerledim. Girdiğim anda Büyücü Alecta karşımdaydı. Önünde ise annem vardı.
"Anne?" diye seslendim. Tüm yüzünü kaplayan kocaman gülümsemesiyle bana bakıyordu. Gözleriyle beni kucaklıyordu ama büyük bir sessizlik vardı.
"Babanı öldürdüğüm gibi anneni öldüreceğim. Sonra sıra sana gelecek, Dira!"
Alecta'ya baktım. Bana bakıp şeytani gülümsemesini yüzüne özenle yerleştirdi. Daha sonra önüne dönüp elini kaldırdı. Babamı öldürmüştü. Gözlerimden yaşlar akarken nefesimi tutmuştum. Annemi öldürecekti.
"Anne!" diye bağırdım. Annemin yüzü hala bana dönük aynı şekildeydi. Anneme doğru koşmaya çalıştım ama zaman yavaşlamıştı. Ben koşmaya çalıştıkça zaman daha da yavaşlıyordu. Tüm gücüm bacaklarımdaydı ama zamanın tüm gücü de bana karşıydı. Alecta'nın ellerinden kırmızı ışıklar saçıldı ve görüntü tekrar değişti.
Hayır, görüntü değişmemişti. Görüntüler gerçekleşmişti. Gerçek dünyadaydım.
Gördüklerim sadece en kötü kabuslarımdı. Gözlerimden akan yaşları dudaklarımda hissedebiliyordum. Kalbimde büyük bir acı vardı.
Aklımın içinden çıkmaya çalıştım. Ellerime odaklanmış kafamı kaldırdım ve etrafa baktım. Aynı odadaydım. En son ölüyordum, şimdi ise ölmeyi planladığım konumda yerde uzanmış haldeydim. Bu ne zaman olmuştu bilmiyordum ama tek fark artık etrafın aydınlık olmamasıydı. Güneş ne zaman gitmişti, hala neden burdaydım bilmiyordum.
Yerden destek alarak ayağa kalktım. Etrafıma baktım. Odaya büyük bir kapıdan aydınlık sızıyordu. Sessizce o aydınlığa ilerledim. Kapı, balkona açılıyordu. Kapının kenarından kafamı uzattım ve dışarıya baktım. Prensin kafası Ay'a doğru kalkmıştı. Ay ışığı sadece ona odaklanmış gibiydi. Prens, ay ve bir de böceklerin kulak kanatan sesleri vardı. Kafamı geri çekerken ellerimle kulaklarımı ovuşturdum.
Uyandığımı fark etmemişti. Sessizce yere geri çöktüm. Güneş tekrar kendini göstermeden biri ölecekti. Beni kolayca öldürmemekte kararlıydı, bu yüzden onun görevini ben üstlenecektim. Tek fark hedef kişiyi değiştirmiştim, ölen kişi o olacaktı. Birini öldürmeyi bir kenara bırakmıştım, bir çiçeği bile koparıp yaşamına son veremezdim. Ama anlamıştım ki, bazı şartlar altında insan çoğunluğun iyiliğini düşünmek zorundaydı. Bunu yapmak zorundaydım.
Uyumadan önce yere fırlattığım fincanın en büyük parçasını aldım. Karanlık olduğu için dikkatlice tutamamıştım. Elimde bir acı hissediyordum. Yavaşça ayağa kalktım. Bunu yapabilirdim.
Yavaşça arkasına doğru adımlamaya başladım. Tahta zeminde oldukça temkinli yürüyordum. Kalbim hızlanmıştı. Kalbim yerinden çıkmak istercesine göğsüme baskı yapıyordu aralıklarla. Birkaç adım daha attım ve iki yana açılmış kocaman kapıların tam ortasında durdum. Birkaç adım daha düz yürüyecektim ve tamemen önümde olacaktı.
Olabildiğince sessiz adımlar attım. Her adımımda diken üzerinde yürüyormuşum gibi tüm vücuduma uyarılar gidiyordu. Nefesimi hissedebilecek kadar mesafe bıraktım aramızda. Kafası hala Ay'a doğru dönüktü. Etrafta hafif esen rüzgarların ağaçlarla ettiği dansın melodisi vardı. Biraz daha sert bir rüzgar esti. Saçlarım sola doğru savrulmuştu rüzgarla birlikte. Hafif soğumuş hava bedenimi titretmişti.
Elimdeki parçaya daha da sarıldım. Acı parmak uçlarıma kadar yayılmıştı artık. Kolumu yukarı kaldırdım. Artık fincan parçası çenemin hemen altında yerini almıştı.Boynunun soluna doğru koşup yapmam gerekeni yapacaktım. Sadece iki adım atacaktım. Belki de 3. Bu düşünceyle biraz daha sıktım elimi. Acı daha da derinleşmişti. Birkaç saniye hareketsizce kalmıştım.
Bunu yapacaktım.
Yapmam gerekiyordu.
Nefesimi tuttum ve ilk adımımı attım. Düşünmeden diğer adımımı da attım. Elimi biraz daha yukarıya kaldırıp boynuna neredeyse değecek yüksekliğe getirdim. Diğer elimle kolumu destekliyordum. Titrememesi gerekiyordu. Bunu ölen herkes için yapacaktım.
"Bu Mia teyze için." dedim içimden.
Gözümü kapadım ve tüm gücümü elime yükledim. Tam o anda elime buz gibi bir enerji geldi. Elimdeki parça fırladı. Gözlerimi açtığım anda yüzünü gördüm.
Havadaki kolumu tutup ikimizin yerini değiştirmişti dönerek. Döndürülmüş ve balkonun kenarından vücudumun üstü sarkıtılmıştı. Kafam aşağıda göremediğim bir yükseklikten sarkıyordu. Belim balkonun taş duvarından destek alıyordu. Balkonun manzarasını tersten görüyordum. Karanlık gökyüzü yer olmuş, kocaman bahçe ise gökyüzünün yerini almıştı. Bir eli kolumu sıkıca tutuyordu. Diğer kolu ise bedenimle balkon arasına girmiş, belimi sarmalamıştı.
Kafamı dikleştirmeye çalıştım boynumdan güç alarak. Dikleştirip bana doğru eğilmiş yüzüne baktım. Ay ışığı siyah saçlarına vurmuştu, yüzü karanlıkta kalmıştı. Yüzüme doğru eğildi. Kulağıma doğru yaklaşıp sıcak nefesini verdi.
"Öldüreceksen tereddüt etmeyeceksin." diye fısıldadı. Evet, tereddüt etmiştim. Yapabileceğime kendimi inandırmaya çalışmıştım ama ben bir katil değildim. Belki de elde edebileceğim tek şansı mahvetmiştim.
"Çekil!" diyerek olduğum yerde debelendim. Sertçe tuttuğu kolum ve belimi ellerinden kurtarmaya çalışıyordum. Kanlı elleri vücudumu kirletiyordu.
"Bırak beni hemen!" diye sesimi yükselttim bu sefer. Kafasını kulağımdan geri çekti ve yüzüme baktı.
"Gerçekten bırakmamı mı istersin?" diye konuştu alayla. Tüm gücümle korumaya çalıştığım pozisyonumu serbest bıraktım ve yeniden dünyanın görüntüsü ters dönmüştü. Aşağı doğru daha dikkatli baktığımda oldukça yüksekte olduğumuzu gördüm. Ama kimin umrundaydı?
"Evet, istiyorum." diye öfkeyle bağırdım. Bağırmamla birlikte belimdeki ve kolumdaki eli hafifledi. Gücün gitmesiyle bedenimdeki ağırlık aşağı doğru çekilirken belim bu sefer daha sertçe tutuldu ve balkona doğru çekildi. Bunun etkisiyle balkonun zeminine düşmüştüm.
"Ama ben istediğini yapmayacağım. Kolayca ölemezsin." diyerek elini bana doğru uzattı. Saçlarımın arasından uzattığı ele baktım. Benimle dalga geçiyor olmalıydı.
"Seni öldürecektim. Beni öldürmek istemiyor musun?" diye tısladım. Bir elimle yerden destek alarak ayağa kalktım. Heyecanın ve gerilimin etkisiyle uzuvlarım gereken görevlerini yerine getiremiyordu. Titriyordum.
"Ben bir prensim, duygularımla hareket etmem." diye cevapladı. Artık ay ışığı yüzüne vuruyordu. Işığın etkisiyle altın rengi gözleri parlamaya başlamıştı. Gözlerinin içinde altın bir denizin dalgalanması vardı.
"Hah! Çok garip." diyerek ona doğru yaklaştım. Yüzümü midemi bulandıran yüzüne yaklaştırdım.
" O yüzden mi intikam için tüm ırkımı yakıp yıkıyorsunuz! Duygusuzluk bu mu!" diye konuştum alayla. Hava daha da soğumuş, rüzgarlar sertleşmişti. Yine de içimde kaynayan kan soğumuyordu.
"Dediklerimi tekrarlamayı sevmem. Ben bir prensim. Krallıkları krallar yönetir, prensler değil." dedi tüm ciddiyetiyle. Kralın oğluydu. Tek gerçek buydu.
"Ne fark eder? Kral olduğunda aynısını, belki daha da fazlasını yapacaksın. Konuştuklarınızı duydum. Gelmiş geçmiş en zalim kral olacaksın." dedim ve geri çekildim.
"Tereddüt etmemeliydim." diyerek kendime söylendim. Düzgün düşünemiyorduk. Dediklerime karşı kaşlarını çatmıştı.
"Biliyor musun?" diyerek balkonun ucuna doğru ilerledi. Aramızdaki mesafeyi daha da açmıştı. Kollarını balkonun korkuluklarına yasladı.
"Neyi?" diye sordum kollarımı göğsümde birleştirerek.
"Daha önce konuşan bir Dira görmemiştim. Genelde ölü oluyorlar ya da konuşacak kadar akılları yerinde kalmıyor." dedi. Dediklerinin canavarca bir alay olduğunu düşünürdüm ama söylerkenki ifadesi alaydan çok uzaktı.
"Ben de daha önce lanet bir canavar görmemiştim." diyerek karşılık verdim. Dediğime karşı gülerken odanın içerisinden bir ses geldi. Prens, gülüşünü kesip bana doğru yaklaştı. Balkonun girişine çevirdim bedenimi.
"Majesteleri, affedin." diyerek biri görüş alanımıza girdi. Eğilip kalktığında bu kişinin Alecta olduğunu gördüm. En son yüzünü rüyamda, annemi öldürürken görmüştüm. Ürpermiştim.
"Söyle, Büyücü Alecta." dedi prens. Yan yana duruyorduk.
"Bahçenizdeki bekçiler birini balkonunuzda görmüş. Acil bir güvenlik meselesi olabileceği hakkında endişelenmişler, majesteleri." diye konuştu Alecta. Sesi her zamanki gibi gizemliydi.
"Gördüğün gibi..." diyerek ellerini iki yana açtı prens.
"Bir tehlike yok." diye devam etti.
"Gücünüzle bir krallığı bile yok edebilirsiniz, majesteleri. Tehlikede olmanız hakkında hiçbir şüphem yoktu." derken benim yüzüme kilitlemişti bakışlarını. Neden burada olduğumla ilgili büyük bir soru işareti vardı.
"Şüphen olmasın, Alecta." derken sesindeki imayı anlamıştım. Gücüyle beni korkutabileceğini sanıyorsa yanılıyordu.
"Sizi rahatsız eden bu taze kan Dira için affedin, majesteleri. Emin olabilirsiniz, şu an bedelini ödeyecek." diyerek elini yukarı kaldırdı. Avcunun içinde büyük kırmızı bir top oluşmaya başlamıştı.
"Elini indir hemen!" diyerek emir verdi prens. Dediği gibi beni öldürmemekte kararlıydı.
"Bu gecelik zindana atın. Yarın diğer Diralar gibi hizmet etmeye edecek." diye devam etti. Kafamı ona çevirmek istediğim ama hareket edemedim. Alecta, beni tüm krallıktan daha çok korkutuyordu.
"Ama majesteleri..." diye itiraz ederken prens elini havaya kaldırdı susması için.
"Ne diyorsam yap, Alecta. Ölmeleri bir kaçışsa ölmelerine bile izin vermeyeceksin." diyerek susturdu. Bu krallıkta, Vena gibi aklımı yitirmektense ölmeyi tercih ederdim. Ama ilk tercihim bu sarayı yakarak ölmek olurdu.
"Emriniz, yeminimdir." diyerek önünde tekrar eğildi. Alecta, eliyle takip etmemi gösteren bir işaret yaparak arkasını döndü. Son kez prensin yüzüne baktım. Yüzü düşünceliydi. Onun için düşünecek bir şey kalmamış olmalıydı, benim ise zindanda farelerle düşünecek uzunca bir gecem olacaktı. Hızlı adımlarla Alecta'nın arkasına yetiştim. Odadan çıktığımız anda yüzünü bana döndü. Şamdamların yüzüne yansıdığı kadar gözlerindeki kırmızıyı görebiliyordum.
"Senin ölümü hak ettiğini düşünüyorum, Dira. Bugün öldüremedim ama sabredeceğim. Ve o gün geldiğinde her anını hatırlayacağım." derken ağzının içindeki sivri dişlere baktım. Yırtıcı bir hayvan gibiydi.
"Belki bugün değil ama yakın bir günde dediğimi zevkle yapacağım." diyerek ilerlemeye devam etti. Sözlerindeki nefreti içimde hissetmiştim. Tüm varlığıyla benden, tüm Diralardan nefret ediyordu.
Ne şans ki ben de ondan nefret ediyordum.